V For Vendetta: Fikirlere Hâlâ Kurşun İşlemiyor

Alan Moore’un efsanevi başyapıtı V For Vendetta’nın özel edisyonunu etraflıca inceledik. Yetmedi, film ile çizgi roman arasındaki farklılıkları masaya yatırdık.

“Hatırla, 5 Kasım’ı hatırla. Barut komplosunu ve ihaneti…
Hiçbir sebep bilmiyorum ki gerektirsin barut komplosunun unutulmasını.”

Çizgi romanlarla ve sinemayla azıcık da olsa haşır neşirseniz V For Vendetta ismini muhakkak duymuşsunuzdur. Alan Moore tarafından yazılıp David Lloyd tarafından çizilen bu dünyaca ünlü eser, asıl patlamasını 2005 yılında çekilen ve başrollerini Hugo Weaving ile Natalie Portman’ın paylaştığı sinema uyarlamasıyla yapmış ve adını büyük kitlelere duyurmuştu. Biz de birkaç sene sonra Arkabahçe Yayıncılık sayesinde çizgi-romanını da okuma fırsatına erişmiştik.

Ancak uzun zamandan beri kayıplara karışmıştı bu anarşik anti-kahramanımız; baskısı bulunamıyordu çünkü hiçbir yerde. Ta ki son zamanlarda dilimize kazandırdığı birbirinden önemli eserlerle kalbimizdeki yerini iyice sağlamlaştıran JBC Yayıncılık olaya el atana ve V For Vendetta’yı tekrar basana dek. Üstelik genişletilmiş, özel versiyonuyla!

Biz de fırsat bu fırsat diyerek eski dostumuz V’nin macerasını tekrar masaya yatıralım, kendisi için detaylı bir inceleme hazırlayalım dedik. Kemerlerinizi bağlayın, distopik bir Londra’ya gidiyoruz.

Lider, Göz, Kulak, Burun, Parmak

V For Vendetta, tarih olarak yazıldığı dönemden on yıl sonrasını, 1997 yılını konu alıyor. Dünya nükleer bir felaket yaşamış, bazı ülkeler haritadan silinmiştir. İngiltere bombalanmamış ancak radyasyonla kirlenen hava, bozulan iklim koşulları, seller ve salgın hastalıklar bu toprakları da kasıp kavurmuştur. Başta bir hükümet kalmadığından isyanlar ve yağmalar başlamış, ülkenin dört bir yanına kaos hâkim olmuştur. Ta ki kendilerine Kuzey Ateşi diyen bir parti, silahlarla ve demir bir yumrukla düzeni sağlayana kadar…

İngilizler başlangıçta Kuzey Ateşi’nin iktidarını memnuniyetle karşılasalar da partinin başındaki adam olan Adam Susan asayişi sağladıktan sonra son derece totaliter bir yönetim biçimi kurarak neredeyse her şeyi yasaklamaya başlar. Kitaplar, sanat, müzik, filmler… her şey. Dahası farklı ten rengine, etnik kökene ve cinsel eğilime sahip olan herkes tutuklanıp toplama kamplarına kapatılmıştır. Artık bütün İngiltere “Kader” adındaki bir süper-bilgisayarın karşısında oturan ve kameralar aracılığıyla her şeyi dinleyip gözetleyen “Lider” tarafından yönetilmektedir. Göz, Kulak, Burun ve Parmak gibi isimlerle adlandırılan polis kuvvetleri, medya ve buna benzer diğer oluşumlar da direkt olarak bu amaca hizmet etmektedir. Yani sizin anlayacağınız 1984 ile Fahrenheit 451’i andıran, kar bir distopya var karşımızda.

Gelgelelim herkes bu düzenden memnun değildir. Özellikle de kendisini V olarak adlandıran, simsiyah kıyafetler giyip bir pelerin kuşanan ve beyaz bir Guy Fawkes maskesi takan, esrarengiz kişi… Üstelik kendisi sadece Fawkes’ın maskesini takmakla kalmaz ve bu tarihi figürün 1605 yılında yapmaya yeltendiği işi tamamlayarak İngiliz Parlamento Binası’nı görkemli bir patlama ve havai fişekler eşliğinde havaya uçurur.

V bu girişiminden hemen önce, sokaklarda asayişi sağlamak yükümlü olan Parmak kolcularının tecavüz etmek üzere olduğu Evey adlı genç bir kızın hayatını kurtarır. Bunu yaparken Shakespeare’den alıntılar yapmayı da ihmal etmez.  Daha sonra kıza acıyıp onu yuvasına, Gölgeler Salonu’na götürür ve eski dünyanın mucizeleriyle tanışmasını sağlar: Kitaplar, filmler, müzik, heykeller, dans… Bu karelerde Frankenstein’ın Oğlu, Morg Sokağı Cinayeti, Gulliver’in Gezileri gibi eserleri görmek bizim gibi sinema ve edebiyat tutkunları için ayrı bir keyif oluyor doğrusu.

Bu noktadan sonra bir yandan V’nin bu yozlaşmış düzeni yıkıp yerine anarşiyi getirme çabasını okurken diğer yandan da anti-kahramanımızın gizemli geçmişi ve kişiliği hakkında yeni bilgiler ediniyor, neden böyle bir şeye kalkıştığını daha iyi anlıyoruz. Ayrıca, genç kızımız Evey’nin yanı sıra çizgi romanın henüz başlarında dul kalan Rose, serüven boyunca tek düzgün insan diyebileceğimiz Dedektif Finch, partinin ve ülkenin lideri Adam Susan gibi yan karakterler de hikâye boyunca bize eşlik ediyor ve hem gerçekçi karakterleri hem de yaşadıklarıyla âdeta ete kemiğe bürünüyorlar.

GÖZ ATIN  Alan Moore'dan Çizgi Roman Dünyasına Veda

Rose karakteri özellikle dul kalan kadınların çektiği zorlukları yansıtma konusunda çok başarılı olmuş. Bilirsiniz; sarkıntılık eden erkekler, düzgün bir iş bulamadığından kötü mesleklerde çalışmak zorunda kalmak ve bunun gibi şeyler… Bu saydıklarım haricinde sayfalarda boy gösteren hemen hemen her karakterin kendi kişiliğine, emellere ve bir geçmişe sahip olması inanılırlıklarını en üst seviyeye taşımış.

Çizgi roman bunun haricinde siyahların, punkların, lezbiyenlerin, eşcinselleri ve farklı dini inanışlara mensup kimselerin (Yahudiler, Müslümanlar vb.) yaşadıkları zorluklara ve toplumdan dışlanmalarına da sözünü hiç sakınmadan değiniyor. V de eser boyunca bol miktarda anarşi propagandası yapıyor elbette. Eser boyunca farklı karakterler tarafından savunulan bu fikirlerin kimisini kabullenebilir kimisini de yadırgayabilirsiniz ancak önemli olan tüm bunların göze parmak sokulmadan, her karakterin kişiliğine uygun bir biçimde yapılması.

Özel Edisyon Ne Kadar Özel?

V For Vendetta’nın özel edisyonunu elinize ilk aldığınızda hemen kırmızı-siyah ağırlıklı kapak görseli ve birinci sınıf sert cildi çekiyor dikkatinizi. Çizgi roman, JBC’nin çoğu eserinin aksine parlak kuşe kâğıda değil, “ivory” denen özel ve sarımtırak kâğıda basılmış. Ki zaten yurt dışında “Absolute Edition” adı altında basılan orijinali de aynen bu şekilde. Böylece çizgi romanın eski havası da korunmuş elbette. Bununla birlikte David Lloyd’un çizimlerinin bazı yerlerde yeterince açık olmadığını, hatta sahnedeki önemli detayları aktarmakta kimi zaman yetersiz kaldığını da belirtmem gerek.

Buna ek olarak Vendetta’nın daha önceki derlemelerinde yer almayan ve on fasikülün hepsinin başında ve sonunda görülen tam sayfalık, yazısız görseller de mevcut eserde. Bu ek çizimler birbirleriyle uyumlu ve genellikle önce uzak bir perspektiften, sonra daha yakından bakıyoruz söz konusu sahneye. Böylece sanki her bölüme yakın çekim tekniği uygulanmış gibi olmuş ve esere film havası katılmış.

V For Vendetta’nın daha önceki derlemesinde bulunan “Vincent,” “Valerie” ve “Tatil” bölümleri bu ciltte de mevcut. Bunlara ilaveten cildin ilk sayfalarında Alan Moore ve David Lloyd tarafından yazılmış iki giriş yazısı, son sayfalarındaysa pek çok eskiz ve kapak çalışması ve yine Alan Moore tarafından kaleme alınan, V For Vendetta’nın ortaya çıkış sürecini anlatan “Boyalı Gülüşün Ardında” adlı yazı da yerlerini koruyor. Anlayacağınız tam koleksiyonluk, hatta evladiyelik bir çalışma olmuş özel edisyon.

JBC Yayıncılık tarafından basılan özel edisyonun çevirisi Güneş Becerik Demirel’e ait. Editör koltuğundaysa Aslı Dağlı ile Banu Erdoğdu’yu görüyoruz. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki normal çizgi romanlara nazaran diyalog anlamında çok daha zengin olan ve yer yer William Shakespeare, Thomas More gibi yazarlardan alıntılar içeren eserin çeviri ve editörlüğü çok çok iyi. Okurken anlam kayması ya da karmaşası yaşadığım hiçbir yer olmadığı gibi yer yer karşılaşılan kelime oyunlarında da kararında dipnotlarla okura ışık tutulmuş. Beni tek rahatsız eden şey Evey’nin adının bazı yerlerde, özellikle son fasiküllerde “Eve” olarak yazılması oldu. Ancak eserin İngilizce baskısını kontrol ettiğimde orijinalinin de böyle yazıldığını gördüm.

GÖZ ATIN  Suicide Squad'ın Konuğu Resurrection Man’i Tanıyalım

Çoğu kişinin kafasını kurcalayan fiyat konusuna gelirsek… Evet, 80 lira çoğumuz için bir kitaba harcamak istemeyeceğimiz kadar iyi para. Hele hele iş bir çizgi romana gelince iki kere düşünüp kaşınıyor insan. Karşımızdaki Alan Moore gibi bir ustanın elinden çıkan, zamansız bir klasik olsa bile… Ancak V For Vendetta Özel Edisyon’un yurtdışı satış fiyatına baktığımızda çok ilginç bir durum karşılıyor bizi; Absolute Edition adı altında satılan bu cildin orijinal satış fiyatı tamı tamına 99 dolar. Amazon gibi sitelerden indirimle 78 dolara almak da mümkün ama döviz kurunun bugün 3,70’lerde gezdiğini göz önünde bulundurursak bu cildin İngilizce orijinal versiyonunu almaya kalkışmak bizlere yaklaşık 365 liraya mâl olacak demektir. Kargo ücreti hariç elbette… Bu açıdan bakıldığında eserin şu anki güncel fiyatının o kadar da abartılı olmadığını söylemek mümkün.

Film ile Çizgi Roman Arasındaki Farklar

Yazının bu bölümü, adından da anlaşılacağı üzere, hem çizgi roman hem de film hakkında bol miktarda sürpriz bozan (spoiler) içeriyor. O nedenle V’nin serüvenini henüz okuma ve izleme fırsatı bulamadıysanız bu kısmı es geçip doğrudan incelememizin son bölümüne ışınlanabilirsiniz.

Ülkemizdeki çoğu kişi gibi ben de V For Vendetta’yla önce filmi sayesinde tanışanlardanım. Sinema uyarlamasını izledikten sonra yapmak istediğim ilk şey çizgi romanını en kısa sürede temin edip okumaktı. Çünkü bilirsiniz, genelde kitaplar filmlerden daha iyi olurlar. V For Vendetta’nın durumundaysa bu konu göreceli diyebiliriz. Bazı yerlerde kaide bozulmasa da kimi sahnelerde filmin daha iyi bir iş çıkardığını söylemek pekâlâ mümkün.

Film ile çizgi roman arasındaki en büyük farklılık hiç kuşkusuz Evey’nin karakteri. Bildiğiniz gibi, Natalie Portman’ın canlandırdığı genç kızımız filmde kendinden emin, girişken, zeki ve kısmen cesur biri olarak karşımıza çıkıyor. Çizgi romanın ilk sayfalarından son karesine dek bize eşlik eden gerçek Evey ise bundan bir hayli farklı. Onu ilk olarak geçimini sağlayabilmek adına fahişelik yapmak için sokağa çıkan, ürkek ve sarışın bir genç kız olarak görüyoruz sayfalarda. Ancak kör talihi peşini bırakmıyor ve birlikte olmayı teklif ettiği ilk adam Parmak’tan, partinin polis teşkilatından çıkıyor. Ancak bunlar bildiğimiz polislerden değil elbette; Evey’ye önce tecavüz etmeye, işleri bittikten sonra da öldürmeye niyetleniyorlar. Filmde ise tam tersine Gordon’la olan randevusuna giden, ahlaklı bir Evey görüyoruz. Sokağa çıkma yasağı ilan edildiği sırada Parmak’ın adamlarına rastlama talihsizliğine düşüyor. Ve her iki durumda da V tarafından kurtarılıyor. Evey çizgi roman boyunca malum hapishane sahnesine dek hep ezik, ürkek bir genç kız olarak kalıyor. Kendisini sık sık ağlarken ve hata üstüne hata işlerken görüyoruz. Filmde yanına sığındığı ve ünlü bir komedyen olarak resmedilen Gordon ise çizgi romanda basit ama iyi yürekli bir içki kaçakçısı olarak karşımıza çıkıyor. Hapishane sahnesi demişken, sanırım eserin beyaz perdeye aktarımı sırasında aslına en sadık kalınan yerler bu kısımlar. Ve hem yazılı hem de görsel olarak eserin en etkileyici bölümleri gerçekten de buralar. V’nin toplama kampında yaşadıklarının anlatılığı yerler de aslına en sadık sahneler arasındaki yerini alıyor.

GÖZ ATIN  Batman Hush: Sargılar Her Zaman Yara Sarmaz

Dikkat çeken bir diğer önemli değişiklik V ile ilgili. Anti kahramanımız her ne kadar hem dış görünüşü hem de tavır ve davranışları açısından çizgi romandaki hâline çok yakın olsa da Alan Moore’un kurguladığı gerçek V’nin çok daha sert ve acımasız biri olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Evey’e kahvaltı hazırlamak, onunla film izlemek, kibar sözler sarf etmek onun işi değil… Kıza değer vermesine veriyor, hatta filmdekinden çok daha önce onunla dans ediyor ama gerçekleri dile getirmekten de hiçbir zaman geri kalmıyor. Ne kadar acı verici olurlarsa olsunlar… Dahası, Evey’nin gözlerini kapatıp onu evinden kibarca attığı bir sahne bile mevcut.

Çizgi romanda V’nin filme nazaran daha fazla adam öldürdüğünü de belirtmek gerek. Özellikle Piskopos ile Kader’in Sesi’nin cinayetleri hiç de filmde gösterildiği (daha doğrusu gösterilmediği) kadar basit değil. Hepsinden intikamını en ironik yollarla alıyor anti-kahramanımız. Buna ek olarak filmin en başında adalet heykelini, sonundaysa parlamento binasını havaya uçurduğunu görüyoruz. Ancak çizgi romanda havaya uçurduğu ilk şey parlamento binası oluyor, adalet heykelini ve daha pek çok simgesel yapıyı ise daha sonra yok ediyor. Ve tüm bunları filmin aksine sadece bir yıl içerisinde değil, iki yılda yapıyor. Tabii ki 5 Kasım’da…

Lider Adam Susan’ın filmde geçirdiği değişime de değinmeden olmaz elbette. Çizgi romanda Lider’i Kader adlı süper-bilgisayarıyla aşk yaşayan, takıntılı bir adam olarak görüyoruz. Her ne kadar tüm eşcinselleri, lezbiyenleri ve siyahları toplama kamplarına götürüp İngiltere’yi temizlese de (!) kendisi aslında kadınlardan bile nefret eden biri. Öyle ki ter kokusuna, kıla ve bunun gibi şeylere kesinlikle katlanamıyor. Dolayısıyla o da bir makineye, Kader’e âşık oluyor. Ancak filmde kel ve bıyıksız Lider’in yerini mizaç olarak J.J. Jameson’a feci derecede benzeyen Adam “Sutler” (Hitler ile ses benzerliği olması açısından soyadı değiştirilmiş) alıyor. Kendisini tüm gün bilgisayarının ekranına bakıp onunla aşk yaşayan biri olarak değil, meydanlarda ateşli söylevler veren, toplantılarda partinin diğer üyelerine sürekli esip gürleyen biri olarak izliyoruz. Filmde V’nin komplosu sonucu kendi adamlarının elinde ölen Lider, çizgi romandaysa Rose tarafından vurularak can veriyor.

Tüm bunlara rağmen, daha önce de belirttiğim gibi filmin aslından daha başarılı olduğu yerler de mevcut. Örneğin açık ara farkla eserdeki en insancıl kişi olan Dedektif Finch karakteri filmde kesinlikle çok daha iyi bir şekilde ele alınmış. Yaşadığı ve öğrendiği onca şeyden sonra V’nin sonunu getiren kişinin Finch olmaması kesinlikle daha mantıklı. Ek olarak, Evey’nin hikâyenin sonunda yanına Finch’in çaylak yardımcısını değil de direkt olarak dedektifi katması da çok daha münasip.

Ave Atque Vale

Sonuç olarak en az filmi kadar çarpıcı, çizgi roman dünyasını kökten değiştiren ve zamana meydan okuyan bir başyapıt V For Vendetta. Savunduğu tüm fikirlere katılmasanız bile bu maskeli anti-kahramanın hikâyesine tanık olmanın ve yaşadıklarını birinci elden okumanın keyfi gerçekten bir başka. Filmi sevdiyseniz mutlaka okumalı, gerçek V ile tanışmalısınız. Çünkü aradan geçen bunca zamana rağmen fikirlerine hâlâ kurşun işlemiyor…

Vi veri universum vivus vici.

  • 63
    Shares


Genel Yayın Yönetmeni | m.ihsan.tatari@kayiprihtim.com
Yirmi yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest yazar olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

V For Vendetta: Fikirlere Hâlâ Kurşun İşlemiyor için 2 yorum

  1. Ben de hafif sürpriz bozanımsı olarak, içimden geçenleri dökmek istiyorum.

    Ben de filmi önce izleyenlerdenim. Çizgiromanı okuyana kadar, ana hikayesini gösterişli bir kötülerin hakkından gel ve kahraman ol anlatısı olarak algılamıştım. Filmdeki gidişat ve sonuç, sisteme karşı huzursuz olup ne yapacağını bilemeyenlerin gazını alma gibiydi. Filmin özünde, kötüler olmasa dünya daha kolaycılığı vardı. “Sistem hoşumuza gitmiyor, ne yapalım? Yıkalım kardeşim, yıkalım! O zaman her şey düzelir.” mantığında gönüllere su serpen, alacalı bulacalı kahramanlık gösterisiydi.

    Bu filmi izledikten sonra Guy Fawkes maskesiyle dolanıp, anarşi talebinde bulunulmasını yadırgamıştım. "Sisteme ve hayata kızgınım, hadi kafamızı bozan herşeyi yok edelim."den ötesi yokmuş gibime gelmişti.

    Anarşizm, sanılanın aksine yıkım ve kuralsızlık değildi; devamlı kendine ve çevrene karşı sorumlu davranarak başkalarını ve dolayısıyla toplumu kontrol altında tutmak; liderlere, özel yetkili kişilere ve kurumlara ihtiyaç duymadan düzen ve huzuru sağlamaktı. Filmdeki anarşi, anarşizme yönelik olumsuz görüşlerin ve günümüzün "Hoşuna gitmesiyse, değiştir gitsin!"ciliğinin ürünüydü. Yıkımdan sonra ne olacağını umursamıyor gibiydi. Önemli olan tek şey yıkımdı.

    Ama çizgiroman? Ah, o güzel çizgiroman. Evet, burada da sadece yıkım var. V anarşinin yıkıcı yönünü temsil ediyordu. Anarşinin bir de yapıcı yönü vardı. Çizgiromanda anarşinin yıkıcı yönü anlatılıyordu sadece. Çünkü V’nin intikamı için yıkıma ihtiyacı vardı. Nefret ettiklerini ortadan kaldırmak yeterli değildi; inançlarını ve kurdukları sistemi de kendi zaaflarıyla alaşağı ederek, ne kadar aciz ve önemsiz olduklarını kanıtlaması gerekiyordu. Yıkılanın nasıl ve ne sebeple yıkıldığı, insan doğası dikkate alınarak anlatılıyordu. Bu sebeple lafını bir kesime değil herkese yönelten bir hikayeye sahip çizgiroman.

    Otoritedekiler, filmdekinin aksine, kötüyüm ben kötüyüm sıradanlığında değillerdi. Baştakiler kendilerini haklı, yaptıklarını gerekli buluyordu. Emir-komuta zincirine göre işlemeye çalışan sistem, insan faktörü devreye girerek yozlaşmaya yüz tutuyordu. Bu yüzden baştakilerin söylemlerinin tam zıddı yönde ahlaki gerilemeler yaşanıyordu. Düzen, korkutma ve cezaya bağlıydı ve onlar da sıkı yönetime. V’nin denetim mekanizmasına yaptığı sabotajla insanlar gerçek yüzlerini gösterebiliyor, otoritenin ne kadar kağıttan bir kaplan olduğu ortaya çıkıyordu.

    Çizgiromandaki V’nin intikam hikayesinde, mevcut arşik sistemlerin sorunları ve ne kadar aciz olabilecekleri insan doğasını da hesaba katarak, güzelce aktarılıyordu. Despotça yönetilmeyen sistemlerden bile şüphe duyulmasını sağlayacak, daha sağlıklı bir düzenin sağlanıp sağlanamayacağı hakkında düşünmeye sevke diyordu.

    Çizgiromanın sonunda anarşinin yapıcılığından bahsediliyor, ama bunun nasıl olacağı hakkında bilgi verilmiyordu. Mantıklıydı. İdeal düzene nasıl ulaşılacağı bilinmiyordu. Çizgiroman boyunca zaaflarına ve hatalarına değinilen aşırı otoritik ve arşik sisteme dair şüphe tohumları ekilmişken, kesin cevaplarda bulunmak eleştirilen şeye dönüşmek demekti. Senarist Moore da o ideal düzenin formülünü bilseydi, çizgiroman yazmakla yetinmezdi zaten. Çizgiromanın “Eldeki sistem böyleyken ideal bir sistem mümkün müdür?” şüphesiyle bitmesi, hem mantıken hem de sanatın işlevi açısından daha anlamlı.

    Sağlam eserler, gerektiğinde rahatsız etmeyi göze alarak düşünmeye sevk eder. Çizgiroman da bunu yaparak beni etkileyip, aklıma kazındı. Film uyarlaması gi- Neyse, filmi yerden yere vurmaya başlayacağım gene.

    Bu çizgiroman, muhakkak okunması gereken eserlerden bir tanesi.


  2. Nemo dedi ki:

    Eser boyunca farklı karakterler tarafından savunulan bu fikirlerin kimisini kabullenebilir kimisini de yadırgayabilirsiniz ancak önemli olan tüm bunların göze parmak sokulmadan, her karakterin kişiliğine uygun bir biçimde yapılması.

    Sinema, dizi, edebiyat vb. sanat eserlerinde bu olayı çok önemsiyorum. Çünkü çok itici bir hal alabiliyor ve yapılan şey sanattan çıkıp anlatılandan bağımsız manifestoya dönüşüyor. Göstermelik hikaye ve karakter koyulmuş gibi.

    Bkz. Mustang


V For Vendetta: Fikirlere Hâlâ Kurşun İşlemiyor

Alan Moore’un efsanevi başyapıtı V For Vendetta’nın özel edisyonunu etraflıca inceledik. Yetmedi, film ile çizgi roman arasındaki farklılıkları masaya yatırdık.

  • 63
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Çizgi Roman / Manga, İnceleme
Mr. Mercedes: Bazen Geçmişinle Yüzleşmen Gerekir

Korku denilince akla ilk gelen isimlerden Stephen King’in kaleminden çıkıp televizyona uyarlanmış bir başka yapımı,...

Kapat