Viking Mitolojisi: Kuzey’in Kadim El Kitabı

Atalarından kalan mirasın unutulmaması için yazılmış bu eser, geleceğe de emin adımlarla ilerlemiş ve hâlâ etkileyiciliğini yoğun bir şekilde koruyor. 13. yy’da kaleme alınmış ve yakınlarda Yeditepe Yayınevi tarafından dilimize kazandırılan bu kadim kitabı sizler için inceledik.

Viking denince aklımıza birçok şey geliyor değil mi? Enteresan mitolojileri, tarihleri, savaşçı ve “barbar” yapıları, korsanlık ve yağmacılık… Popüler kültürde, özellikle son dönemlerde çokça konu alınmasıyla birlikte iyice bilinirliklerinin arttığını söylersek yanlış olmaz. Çeşitli şekillerde sayfalara veya ekranlara yansıtılmasıyla birlikte, farklılaşan anlatımları doğrultusunda yanlış ya da doğru çeşitli Viking algıları oluşuyor.

Popüler Kültürde Viking Mitolojisi

Bu popüler yapımlardan biri hayli insanın bildiği History kanalında yayınlanan Vikings adlı televizyon dizisi. Yapımda hem Viking mitolojisine ait unsurları çokça görüyoruz hem de efsanevi kral Ragnar Lodbrok’u ve ailesini temel alan kurgusal anlatımla hikâyelerini izliyoruz. Sinemanın tuhaf ve ilginç yönetmeni Nicolas Winding Refn’in yine bu mitolojiyi temel alarak yola çıktığı 2009 tarihli enteresan filmi Valhalla Rising, oyun dünyasında gördüğümüz harika işler Jotun ve The Banner Saga. Örnekleri saymakla bitmez. İyi örnekleri olduğu gibi tatmin etmeyen zayıf işler de mevcut. Ancak popüler kültürdeki etkisi yadsınamaz kadar büyük.

Bu ilgi boşa değil, insanlar ilginç İskandinavyalıların tarihini merak ediyor ve seviyorlar. Peki her yerde usanmadan bahsettiğimiz Vikinglerin mitolojisinin kökeni neye dayanıyor? Uyarlamaların dayanak noktası nedir? Birçok şeylerini zevkle tüketiyoruz, ancak merakımız durulmak bilmedi, kökenine doğru yolculuğa çıkmak istiyoruz. İşte bu noktada yolumuz Snorri Sturluson ile kesişiyor. Şu an bu mitlere, kuzeylilerin geçmişine, efsanelerine dair bilgi sahibiysek, bunun en büyük nedeni işte bu isim.

Åsgårdsreien, Peter Nicolai Arbo (1872)

Peki Neden Bu Kadar Önemli?

Öncelikle ana kaynağımız 13. yy’da yazılan/derlenen Nesir Edda’dan (Prose Edda) bahsedelim ve bunun neden temel kaynak olduğunu anlatalım. Aynı zamanda çok daha eski tarihlerde yazılan Manzum Edda’ya göre daha yakın dönemde olduğu için Yeni/Genç Edda olarak da anılan bu kitap, Viking mitolojisinin temellerini atan, gelecek nesillere taşıyan ve unutulmamasını sağlayan çok ama çok önemli bir kaynak.

Viking kozmogonisi, yani evrenin kökenine dair söylemlerini, inanışlarını öğreniyoruz. Diğer yandan bu inanışın günümüzde mitoloji olarak adlandırdığımız yapının sahip olduğu tanrıları okuyoruz, panteonunu keşfediyoruz. Mitlerin her yönünü öğrenmenin yanı sıra İskandinav kültürünü, coğrafyasını, yaşamını da bu kitapta bulmak mümkün. Bu kadim eser, işte tüm bunlardan dolayı çok önem taşıyor ve meraklıları için iyi bir başlangıç sunuyor.

Ymir’in etinden,
Dünya yaratıldı,
Terinden de denizler,
Kemiklerinden kayalar,
Saçlarından ağaçlar,
Kafatasından gökyüzü,
Ancak kaşlarından,
O şen şakrak güçlerinden,
İnsanoğlu için Midgard yapıldı.
Beyninden,
Tüm melankolikliğiyle
Bulutlar yaratıldı.

İçindekilere Bakış

Orijinal kitabın çevirisine geçmeden önce; ilk bölümde Edda’nın tarihsel değerine ve ne gibi özellikler taşıdığına bir bakış atıyoruz. Doğuşundan etimolojik kökenine kadar neyle karşı karşıya olduğumuzu iyice anlıyoruz. Mitoloji el kitabımıza geçmeden, içeriğiyle ilgili çeşitli araştırmacılardan teoriler, bilgiler üzerine geniş anlatım söz konusu bu kısımda. Bu eski kaynağın şanına yakışır bir şekilde okuduğumuz bilgilerin hepsi güvenilirlik bakımından sağlam temele sahip, referanslarla gösteriliyor. Sadece düz bir çeviriye girmeden (büyük hata olurdu), bu eser dışında konu hakkında kapsamlı araştırma yapılmış. İkinci kısma geldiğimizdeyse yazı içinde daha detaylı bahsedeceğim Snorri Sturluson ve Nesir Edda’nın yazarlığı kısmı geliyor.

Kitabın perde arkasıyla ilgili bölümleri geçtikten sonra asıl kitabımızı okumaya başlıyoruz. Aslen; Gylfaginning, Skáldskaparmál ve Háttatal olmak üzere üç bölümden oluşuyor bu kadim metin. Ancak nedenleriyle güzelce açıklandığı gibi üçüncü bölüm çeviriye dâhil edilmemiş, bunun nedenlerini çeviri bölümünde yazacağım.

Gylfi ve Üç Varlık

Gylfaginning ile mitoloji yolculuğumuz başlıyor. Aynı zamanda “Gylfi’nin Aldanışı” olarak da adlandırılan bu bölümde, kuzey mitolojisine ait özetleri hikâye anlatımlarıyla okuyoruz. Başlıkta da gördüğümüz Gylfi ana karakterimiz. Metin içinde Gangleri (merak eden) olarak da anılıyor. İskandinavya’nın efsanevi kralı olarak kabul edilen Gylfi, evrenin yaratımından yıkılmasına (Ragnarök) kadar üç kişiye çeşitli sorular soruyor ve bilgiler diyaloglar halinde okuyucuya aktarılıyor.

İkinci bölüme geldiğimizde Skáldskaparmál ile, yani şiir biçiminde yazılan söylevlerle karşılaşıyor okur. İlk bölüme göre teknik ve tarz açısından çok farklı, bunun nedeninin Sturluson’un vefatından sonra kaleme alınabilmiş olacağı düşünülüyor. Hitabet ve ozanlık sanatının öne çıktığı bu bölümde, Aesir ve Bragi arasında geçen muhabbet üzerinden yine mitolojiye dair etmenler hakkında birçok hikâye okuyoruz. Neyin neden olduğunu öğreniyor ve çeşitli kavramların şiirler içinde kullanılması görülüyor.

Snorri Sturluson ve Perde Arkası

Eh, bize bu kadim metni asıl ulaştıran assolistten de bahsedelim. Dilimize kazandırılmış baskısında da ikinci bölüm, yukarıda açacağımı söylediğim Sturluson’a ve Nesir Edda yazarlığına ayrılmış. Akademik dünyada, kesin olarak tek başına bir kişi tarafından kaleme alınmıştır denilemiyor. Neler olabileceğine dair araştırmacılar tarafından çeşitli teoriler var. Bu yüzden ne kadar tek kişiye addetmek pek doğru olmasa bile, Sturluson’un “derlenirken” öne çıktığı ve vesile olduğu birçoklarınca kabul ediliyor.

Dilimize kazandıran ekibe göre, bu metin tek başına Sturluson’un kitabı olarak düşünmek yerine Kuzey toplumuna ait bir eser şeklinde tanımlanmalıymış. Bunu da toplumun Hristiyanlıkla birlikte değişen yaşamlarına, kültürlerine karşı bir direnç; tarihlerine ve yozlaşmışlığa karşı bir savunuyla birlikte çıkmasına dayandırıyorlar. Hepsinden dolayı, tek bir yazardan söz etmek yerine, Sturluson’u yazılı hâle getiren olarak tanımlamak daha doğru.

Kitabın perde arkasına göz gezdirdiğimizde önemli ve ilginç bilgilerle de karşılaşıyoruz. Örnek olarak şunu anlatmakta fayda var. Bu kitap bir din öğretisi değil veya belli bir inancı yaymak için yazılmıyor. Hatta yazıya geçireni de dâhil olmak üzere, kitapta okuduğumuz bilgilerin atalarının hatırasının kaybolmasını engellemek için kaleme alındığını söylüyor. Üstelik herhangi bir yanlış anlaşılmanın da önüne geçmek için buna inanmanın günah olacağını söylüyor (Hristiyan inanışın olduğunu unutmayalım).

Thökk ağlayacak,
Kuru gözyaşlarıyla,
Baldr’in cenazesi için;
Ne yaşamda ne ölümde,
Bana huzur vermişti.
Bırakalım da Hel sahip olduklarını korusun.

Çevirmen ve Çeviri Üzerine Önemli Notlar

Böyle bir eserle ilgili yazarken, çevirmeni Selahattin Özkan üzerine ayrı bir bölümde söz etmeden geçmek istemedim. Bunun gibi zor bir işe kalkışmadan önce, geçmişinde bu tarihle, kültürle nasıl bir bağı olduğunu kısaca yazmak istiyorum. 2017’de, “Orta Çağ’da İki Dini Fetih: İskandinavya’nın Hristiyanlaşması, Hindistan’ın Müslümanlaşması” adlı doktorasıyla İskandinavya ilgisini ve bu konuya ait birikimi net bir şekilde görülüyor.

Üstüne yazdığı iki kitapla (Barbarlıktan Medeniyete Vikingler ve incelemeye konu olan eser Viking Mitolojisi) birlikte edebiyat dünyasına da atılmasıyla, konudaki yetkinliğini iyice geliştiriyor ve gösteriyor. Bunlar okuyuculara başlangıçta güven veren, bu kadim eserin hâkim birinin elinde olduğunu gösteren önemli bir detay. Aynı zamanda farklı kaynaklardan yararlanıp, yer yer açıklayıcı dipnotlarla zenginleştirilmiş kitap.

Araştırmacı çevirmen Selahattin Özkan’ın söylediğine göre, üçüncü bölüm Háttatal’ın diğer dillere çevirisi teknik olarak mümkün değil. Bunu deneyenler yok değil, ancak hepsi yetersiz kaldığından ve özetlerin tercümesini de koymak istemediklerinden bu bölüm kitapta yer almıyor.

Ayrıca çeviri konusunda şöyle bir önemli husus da var. Kuzey mitolojisine ait birçok kavram ilk defa Türkçeye çevriliyor. Kitabı okuyunca görüyoruz, gerçekten bu sayı çok fazla. Dile yeni kavramlar kazandırmanın sorumluluğu ağır, üstüne sayısı da bu kadar çok olunca ne kadar zor bir işe adım atıldığını daha iyi görüyoruz. Zaten zor metin, tüm bunlar da üstüne binince, çeviriyi biraz daha hoş görülü değerlendirmek gerekli.

Çeviri, Editörlük ve Diğer Şeyler

Ne kadar zor bir işe girişilse bile bazı hataları ve eksiklikleri dile getirmekte fayda var. Öncelikle kitabı elimize aldığımızda yan kısmında Snorri Sturuson yazıyor. Dedim acaba farklı bir yazılışı falan mı var araştırayım, böyle bir şey göremedim. Yine de emin değilim, ancak şu hâliyle görünen o kısım yanlış yazılmış. Görünce buna dikkat çekmek istedim.

Yeditepe Yayınevi etiketiyle okuma imkânına sahip olduğumuz bu eserin çevirmenliğini Selahattin Özkan, editörlüğüyse Duygu Şahin Buzan ve Hüseyin Onur Ercan yapıyor. Gelin nasıl olmuşu biraz kurcalayalım.

Kitapta detaylı bir şekilde anlatılmasından da gördüğümüz üzere bir sürü farklı kaynaktan araştırıp

Valkyrie, Peter Nicolai Arbo (1864)

yararlanılıyor. Bu işin ne kadar özenli olduğunun altını çizmek lazım. Yapacağım eleştiriler kesinlikle özenilmemesine bağlı değil. Ancak çeviri ve özellikle editörlük konusunda daha çok gelişmeye de ihtiyacı var. Biraz daha emek ve özen gösterilseymiş daha hoş olurmuş. Bu arada şu hâliyle emek sarf edilmediğini iddia etmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Sadece en başından elde zor bir eser var ve bunu iyi bir şekilde sunmak, ekstra emek istiyor. Gelecekte daha çok geliştireceklerine eminim, ne olursa olsun böyle bir eserin dilimize kazandırılması harika bir iş.

Ayrıca dipnotlara ve kitabın son kısmında gördüğümüz Sözlük ve Eserde Geçen Tanrılar ve Tanrıçalar ile ilgili bölüme de değinmek istiyorum. Burası kitabı daha iyi anlamak için çok değerli bir kısım. Lâkin bir eleştirim de olacak. Bu zor metinden alınan keyfi şu anki hâli gayet artırıyor ve fena değil. Ancak daha iyi anlamak için bu bölümler geliştirilirse okuyucu için çok daha güzel olacağı da aşikâr. Hâlihazırda olan kısımlar detaylandırılabilir, bununla birlikte örnek olarak okuyucunun Skáldskaparmál bölümünü daha iyi deneyimlemesi ve anlaması için tasvir ve mecazlara dair bir kısım eklenebilir. Bunun gibi eklemeler yerinde olacaktır.

Kapak çizimiyse tek kelimeyle harika olmuş. Dikkat çeken bir çizim ve tasarım. Viking mitolojisine dair bir eser olduğunu net bir şekilde hissettiriyor, estetik açıdan güzelliğiyse ortada. Kapak tasarımını yapan Barış Şehri’yi tebrik ediyorum.

Kısaca

Viking mitolojisine ilgi duyanların kesinlikle kaçırmaması gereken bir eser. İskandinavya kültürüyle ilgili birçok bilgi öğreniyorsunuz, bu kitap size farklı ve keyifli bir deneyim sunuyor. Atalarından kalan mirasın unutulmaması için yazılmış bu eser, geleceğe de emin adımlarla ilerlemiş ve hâlâ etkileyiciliğini yoğun bir şekilde koruyor.

İyi okumalar dilerim.

  • 38
    Shares




1993 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluğunun bir kısmını İzmir’de geçirdi ve şu an İstanbul'da yaşamakta. Psikoloji bölümünde eğitim gördü. Edebiyat, sinema, bilgisayar oyunları, müzik ilgisi ve bunları paylaşma sevgisiyle çeşitli kültür-sanat sitelerinde yazdı.

Viking Mitolojisi: Kuzey’in Kadim El Kitabı

Atalarından kalan mirasın unutulmaması için yazılmış bu eser, geleceğe de emin adımlarla ilerlemiş ve hâlâ etkileyiciliğini yoğun bir şekilde koruyor. 13. yy’da kaleme alınmış ve yakınlarda Yeditepe Yayınevi tarafından dilimize kazandırılan bu kadim kitabı sizler için inceledik.

  • 38
    Shares

 

 

Başa dönün