in ,

WOOL Serisi İncelemesi: Hayat Siloya Sığar mı?

Post-apokaliptik bilimkurgu türündeki WOOL (SİLO) serisini inceledik. Devasa silonun katlarında seyahat ederken yorulmaya hazır mısınız?

WOOL Serisi İncelemesi

Hugh Howey’in kaleme aldığı ve İthaki Yayınları etiketiyle yeniden basılan WOOL Serisi incelemesiyle karşınızdayız.

Ben bu incelemeyi yazarken Özcan Alper’in harika filmi Sonbahar’ın sonunda çalan “Daim Yusuf Orti”yi dinledim ve o psikolojiyle yazdım. Çok uyumlu oldu, sizi de okurken dinlemeye davet ediyorum. Farklı kültür ve mecraların birbiriyle kesişmesi ne hoş, değil mi?

“Ölüm günü, doğum günü demekti. Geride kalanların acılarını dindirmek için böyle söylenirdi. Yaşlı bir adam ölür ve bir çekiliş kazanılırdı. Çocuklar hüngür hüngür ağlarken umut dolu ailelerse mutluluk gözyaşları dökerdi.”

0 vaka. 4 Şubat’ta A.G. Riddle’ın kaleme aldığı Kökenin Gizemi serisi üzerine yazdığımda ülkemizde salgının durumu buydu. Yine de Wuhan’da başlayan ve ağır etkilere sahip salgın daha pandemi olarak görülmüyordu. Olumsuz senaryoya karşı kaygılarım hâkimdi (çünkü başladığı bölgedeki manzara üzücü ve korkutucuydu). Okuduğum serinin de insanlığı kıran salgın hastalık barındırması trajikomik bir tesadüftü. Şimdiye göre çok daha masum bir yorumla, “Süreç ne olacağını gösterecek,” demiştim.

Gösterdi.

7.402 vaka ve 108 ölüm. Bu satırları yazarken salgının durumu bu. Alınan ‘detaylı’ tedbirler gösteriyor ki bu vaka ve ölüm sayısının önü kesil(e)meyecek ve gün geçtikçe hızla artacak. Hayırlısı dendi ve kaderin kollarına bırakıldı toplum. Kötülüğün eylemsizliği de içerdiği, güvensizliğin ve aidiyetin nasıl yerle bir edildiği aşikâr. Sağlığın bir çırpıda kenara atılması üzerine çok söz söylemeye gerek yok, ahlâkın göstermelik kullanıldığı da ne yazık ki aşikâr.

Bu sefer incelememe konu olan Hugh Howey’nin yazdığı WOOL (Silo) üçlemesi de Kökenin Gizemi’nde olduğu gibi bize post-apokaliptik bir senaryo sunuyor. Daha karanlık, tehlikeli ve acımasız. Politik yönü kuvvetli. Tesadüfün böylesi 2 ay önceye göre şu anki hâlimiz gibi.

Yaklaşık 1,500 sayfalık macera vadeden seri nasıl olmuş, bakalım. Uzun yolculuğa çıkmaya değer mi sorusuna yanıt arayalım.

Not: İncelemeye geçmeden önce bu yazının herhangi bir sürprizbozan içermeyeceğini ve üçlemenin genel değerlendirmesi olacağını söylemek isterim.

Hugh Howey
Hugh Howey

Yazar ve Anlatım

1975 doğumlu Amerikalı bilimkurgu yazarı Howey, ülkemizde ve tüm dünyada incelememe de konu olan, sırasıyla seriye de adını veren ilk eseri Silo (Wool), Vardiya (Shift) ve Toz (Dust) olmak üzere üç kitaptan oluşan üçlemesiyle tanınıyor. Hayali olan yazarlığa girişmeden önce yat kaptanlığından ses teknisyenliğine kadar farklı işlerde çalışmış deneyimli bir insan kendisi. Zira bu deneyimini yarattığı dünyadaki siloların hayatlarında ve iş kollarının detaylarında da görmek mümkün. Zaten kendisiyle Kayıp Rıhtım’da yapılan röportajdan da anladığımız üzere hikâyenin arkasındaki fikir, hayat tecrübesiyle oldukça bağlantılı.

Hayaline ise doğrudan roman yazarak değil, serinin temelini atan uzun yolculuğun habercisi kısa bir hikâyeyle başladı. Bağımsız yayıncılığın özgürlüğünü arkasına alarak Amazon’un doğrudan yayıncılık sistemiyle internet üzerinden e-kitap olarak yayınladı. Yazdığının ses getirmesi ve beğeni toplamasıyla birlikte dünyasını genişletmeye novellalar yazarak devam etti. Sonradan bunları birleştirerek roman hâline getirdi.

Bu önemli zira anlattığı hikâyeye ilk başladığı zaman aklında üç kitabı da kapsayacak baştan tasarlanmış bir macera olmadığını söylüyor. Yine de rahatça söyleyebilirim ki birçok bilimkurgu serisine kıyasla baştan düşünülmemesine rağmen birçoğuna göre çok daha bütünlüklü bir işle karşı karşıyayız. Yani bu bir kusur değil. Bilhassa ilk kitap Silo olmak üzere romanları okurken novella parçaları olarak yazıldığı ve sonradan romanlaştırıldığı da göze çarpıyor.

Bunu iki açıdan değerlendirmek istiyorum. İlk olarak kendisi iyi bir novella yazarı ve bu da yazdıklarını ilgi çekici yapıyor. Az görünen karakterlerin dahi üzerine düşünülmüş ve bu karakterler okuyucuyla kolayca bağ kurabiliyor. İkincisiyse ne yazık ki yazdığı novellaların ötesine gittiği ilk adımda, yani büyük hikâyeye geçtiği yerde özellikle ilk kitapta patladığı. Hikâyesini dallandırmak isterken nereyi kırpacağını, nerede duracağını bilmeden her dalı büyütmeye çalışıyor, bu da bizi okuru akıştan kopartan, yer yer gereksiz tekrarlara ve uzamasının pek de anlam ifade etmediği çürük dallara götürüyor. İkinci kitabı Vardiya’daki yazımı bu problemden daha az olsa da muzdarip. Bilakis son halka Toz’la işler değişiyor ve daha bütünlüklü bir eser yazıyor, yani kaleminin seri ilerledikçe geliştiğini de görüyoruz.

Başka Dünyalar Mümkün mü?

“Başka bir yerin vaadi, aşina olduğu bu mekânın kusurlarını gözüne gözüne sokuyordu. Evim dediği yeri, bir taşıyıcı olmak, kaçıp gitmek ve gönlünün istediği her şeyi gerçekleştirebilmek için terk etmişti ve şimdi de bu dünyanın müsaade ettiğinden daha uzaklara erişmeyi arzuluyordu.”

Dünya yaşanılmaz hâle gelmiş. Öyle ki sebebini bilmediğimiz gaz veya başka bir sorun yeryüzünü kaplamış ve canlı hayatını bitirmiş. Atmosfer zehirli, sadece yıkım ve grilik sarmalamış her yeri. Ancak yaşam devam ediyor, yer altında.

Ne zaman, kim tarafından inşa edildiği belirsiz yüzlerce kat derinliğindeki büyük silolar insanların yaşamını idame ettirdiği, çocukken arkadaşlarıyla sokakta oynadığı, büyüdüğünde nice işte çalıştığı yeni yaşam alanı. Yeni dedim ancak orada doğan, büyüyen bilmiyor öncesi farklı mıydı, yoksa yaşam hep böyle miydi… Toplumun anıları çalınmış, geçmişin üzeri karanlıkla örtülmüş. Bu belirsizlik hem okuyucu hem de karakterler için tabii ki rahatsız edici. Çünkü biz biliyoruz ki anılar değerlidir.

Kurallar katı, yaşam zor. En-tepe ve derin olmak üzere oluşan hiyerarşik düzen rahatsız edici. İnsanların hakikati kurcalaması istenmiyor, geçmiş gizlenmiş veya oynanmış. Kurallara uymayanları dış dünyanın zehirli atmosferinin kollarına bırakan ‘temizlik’ cezası veriliyor. Temizlik denmesinin sebebiyse, çıkanların zorunda olmasa bile dışarının korkutucu doğasını gösteren dış kameraların temizlenmesi. Yolunda gitmeyen, bulmacaya uymayan parçalar var.

Çözüme kavuşmayı bekleyen onlarca soru, aydınlığa kavuşması gereken yalanlar mevcut: Atmosfer niye zehirli? Geçmişte biz kimdik, şimdi niye buradayız? Bu dünyada bizden başkası var mı?

Yazar bize bunları merak ettirmeyi başarıyor ve sayfaları heyecanla çevirmemize olanak sağlıyor.

Edebiyat ve günlük yaşam kol kola ilerler. Siyaset, politik söylemler, din ve eleştiri bundan bağımsız düşünülemez. Odağın derecesi değişebilir. Tamamen hayali bir dünya ya da değil, yazılanlar doğrudan yahut dolaylı günümüze, yaşanılanlara dokunur, yaşananlardan etkilenir.

WOOL serisinde yönetenlerin insanların kaderini tayin eden acımasız kararlarından silo sakinlerinin uymakla yükümlü oldukları kararlara kadar yaşam üzerine sert söz söyleyen çok nokta var ve bu serinin politik altyapısını güçlü yapıyor. Belki bir Dune değil, ancak Herbert sevdalıları için yeni bir tat bulmanın mümkün olduğu yeni bir dünya sunuyor.

Durduramayacaklar Halkın Coşkun Akan Selini

Rahatça söyleyebilirim ki bu seri post-apokaliptik anlatı seven bilimkurgu okuyucularını tatmin eder. Bilhassa ilk iki kitapta yukarıda da söz ettiğim gibi novella yapısından çıkıldığında gereksiz detaylandırmayı kırpma ve nereyi genişleteceğini kestirememe problemi rahatsız etse de genel olarak baktığımda merak ettiren ve her anlamda derin yapısıyla güçlü bir hikâye sunuyor.

Gereksiz detaylandırmayı biraz daha açmak gerekirse; amacı olmayan, hikâyeye ve karakterlere güç katmakta başarısız kalan bozuk dalların yanı sıra büyük hikâyeye adım atıldığında karşılaştığımız baş karakterimiz Juliette’in karakter özelliklerinin sunumunu ilk kitapta beğenmedim. Becerisi üzerinden karşılaştığı olaylar üzerindeki yetkinliğini ve ne yönünün iyi olduğunun vurgulanması hoş olsa bile, bunun gerçekten yersiz ve tekrar tekrar yazılması rahatsız etti. Kendimi romanı okurken “Aha Juliette, mekanik açıdan becerikli bu olayı da geçmiş yetkinliği sayesinde çözme konusunda avatanjlı olacak,” diye dalga geçerken buldum.

Ne olursa olsun okuduğum her romanından keyif aldım. Her birinin övülmeye değen bir yönü vardı. Örneğin yüzlerce kattan oluşan siloda merdivenleri çıkarak seyahat etmek zorundasınız ve yazar öyle bir tasvir ediyor ki resmen yolculuklarda bizim bacaklarımız ağrıyor, yoruluyoruz. Ayrıca Howey karakterlerine değer veriyor ve onların eylemlerinde verdiği cesur kararlardan kaçınmıyor. Yazarın kalemi, edebî anlatımı da seri boyunca gelişiyor. Silolardaki hayatın, kültürün ve dilin şekillenmesindeki yeri özellikle Vardiya’yla birlikte kendini hissetirmeye başlıyor. Bunun yanı sıra anlatımın gücünü, etkileyici paragrafları da daha çok okumaya başlıyoruz. Bahsettiğim kusurlarından arınan ve yazımı kuvvetlenen son kitabı çok beğendiğimi söylemeliyim.

WOOL Serisi İncelemesi

Çeviri, Editörlük ve Kapaklar

Hugh Howey’nin çok satan ünlü serisi dilimize MonokL Kitap aracılığıyla kazandırılmıştı. Ardından yakın zamanda serinin haklarını İthaki Yayınları’nın almasıyla birlikte çeviri ve editörlüğü değiştirilmeden tekrar yeni kapaklarla yayımlandı.

Açıkçası Kayıp Rıhtım okuyucularının çok iyi bildiği M. İhsan Tatari’nin Vardiya’da çevirmenliği üstlendiği, serinin diğer kitaplarında editörlük koltuğunda oturduğu eserlerin beni memnun edeceğini düşünüyordum ve yanılmadığımı gördüm. Mehmet Rasim Emirosmanoğlu da tabii ki çevirmenliğiyle katkı sağlıyor. Kısacası yaklaşık 1,500 sayfa süren seride çok nadir ve rahatsız etmeyecek ufak kelime ve harf hatalarına rastladığım tertemiz bir iş çıkmış. Rahatlıkla, yazarın edebî anlatımını güzelce tecrübe ederek okuyabilirsiniz.

Serinin kapakları hem MonokL hem de İthaki edisyonlarında çok güzel. İkisinde de içerikle uyumlu yalnızlık, umutsuzluk hissinin kapaklar aracılığıyla yansıtıldığını düşünüyorum.

Son Olarak

Özellikle yarattığı farklı dünyayla dikkat çeken, politik altyapısı ve sürükleyici hikâyesiyle okuyucuyu alıkoyan iyi bir seri Howey’nin WOOL üçlemesi. Bilimkurgu, bilhassa post-apokaliptik kurgu sevenleri tatmin edecektir.

Devasa silonun katlarında yürürken bacaklarınız uyuşacak, yaşam alanınızın ötesini, yeryüzünü ve gerçek olduğunu bilmediğiniz yıldızları düşlerken bulacaksınız kendinizi. Başka yaşamlar var mı, silo bir karantina mı? Yoksa yaşam burayla mı sınırlı?

Gelin öğrenelim.

Hoşlandıysanız şans verin derim. Okuduysanız da yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizlerle paylaşabilirsiniz.

İyi okumalar.

* * *

* Son Av İncelemesi: İnsanın “Kızıl” Kötülüğü

Oyla!

Cem Altınışık

1993 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluğunun bir kısmını İzmir’de geçirdi ve şu an İstanbul'da yaşamakta. Psikoloji bölümünde eğitim gördü. Edebiyat, sinema, bilgisayar oyunları, müzik ilgisi ve bunları paylaşma sevgisiyle çeşitli kültür-sanat sitelerinde yazdı.

3 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for alper alper dedi ki:

    Benim de okumaktan hoşnut kaldığım serilerden birisi. Okuyalı 3-4 sene oldu, karakterleri çok net hatırlamıyorum ama özellikle kurguda geçen mekanların çoğunu net olarak hatırlıyorum.

  2. Avatar for mit mit dedi ki:

    Ben ilk kitapta para yerine jeton kullanılmasını, En-Tepe ve En-Derin gibi ayrıntıları çok sevmiştim. Ne tuhaftır ki yazar ikinci ve üçüncü kitapta bu jeton olayından bir daha hiç söz etmemiş ve hep “para” yazmıştı. En-Tepe, En-Derin gibi kavramları kullanmayı da unutmuştu. Ben de hain çevirmen/editör M. İhsan olarak hepsini ilk kitaptaki gibi çevirmiştim yine de :joy:

    Juliette ve Solo’yu sevsem de hiçbir karakter Holston’un karizmasına yaklaşamadı bir de benim için.

  3. Avatar for Nemo Nemo dedi ki:

    Howey’nin novella yazdığı zaman karakterlerini daha iyi yarattığını düşünüyorum. Ben de Holston ve Jahns’ı tercih ederim Juliette ve Solo’ya göre. Ana karakterleri ne yazık ki vasatı pek aşamıyor. Hatta Mission’ı da bu ikisine tercih ederim.

Locke & Key 2. Sezon

Locke & Key 2. Sezon Onayını Aldı

Ünlü Tablolarının Ressamlarını Ne Kadar Tanıyorsunuz? [TEST]

Ünlü Tabloların Ressamlarını Ne Kadar Tanıyorsunuz? [TEST]