in ,

Zamanın Kıyısındaki Kadın: Doğaya Dönmeye Davet Eden Feminist Bir Ütopya

Marge Piercy imzalı Zamanın Kıyısındaki Kadın romanının incelemesi sizlerle. Feminist ütopya kavramına ekolojik ve psikolojik bir bakış.

Zamanın Kıyısındaki Kadın - Marge Piercy

Marge Piercy tarafından kaleme alınan Zamanın Kıyısındaki Kadın romanının incelemesi sizlerle. Ütopya kavramını ekolojik ve psikolojik yönleriyle ele alan çarpıcı bir eser.

Amerikalı yazar, şair ve feminist aktivist Marge Piercy, 31 Mart 1936 yılında Michigan, Detroit’te doğdu. The Moon is Always Female adlı şiir kitabı feminist bir klasik olarak kabul ediliyor. Kendisi çevre kirliliğine karşı duyarlılığıyla birlikte savaş karşıtı söylemleriyle de tanınıyor. Ayrıca Amerikan sendikalist solunun tanınan yüzlerinden biri.

Basım yılı 1976 olan Woman on the Edge of Time, Türkçeye Ayrıntı Yayınları tarafından ilk defa 1992 yılında Zamanın Kıyısındaki Kadın adıyla Füsun Tülek tarafından çevrildi. Yazarın dilimize kazandırılan diğer eserleri Örülü Hayatlar ve Küçük Değişimler feminist hareket açısından büyük önem taşıyor. Piercy romanını feminist bir ütopya olarak adlandırırken ütopyaların tanımları gereği, daha iyi bir şeye duyulan açlıktan doğduklarının altını çiziyor. Böylesine bir geleceği hayal etmenin hareket ettirici gücünün ise umut etmeye dayandığını belirtiyor.

Zamanın Kıyısındaki Kadın: Doğaya Dönmeye Davet Eden Feminist Bir Ütopya

Zamanın Kıyısındaki Kadın’ın yalnızca bir feminist anlatı olduğunu söylemek yetmez. Kendisinin aynı zamanda güçlü bir ekolojik ütopya olduğunun da altını çizmeliyiz. Bizlere aktardığı dünya, doğa ile uyum içinde yaşayan bir topluluğu ele alıyor. Mattapoisett’teki insanların yaşamları, içinde bulundukları kurumlar ve toplumsal ritüelleri, bütünüyle doğanın bir parçası. Üstelik her bir birey eylemlerini, doğaya karşı duyulan ortak etik bir sorumluluk duygusuyla gerçekleştiriyor. Kusursuz bir şekilde işleyen “ideal toplumu” hayal ederken, zamanının ilerici hareketlerinden bir takım fikirler ödünç alan Piercy, üretime ve tüketime dair oldukça anarşist bir tutum ediniyor.

marge piercy

Romanın temel kaygısının insanların yeniden doğa ile bütünleşmiş bir halde yaşayabileceği ideal toplumu resmetmek olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Yazarımız aynı zamanda alışılagelmiş güç ilişkilerini tamamen ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Bu bağlamda ütopyasında kapitalist düzeni yerle bir ediyor ve çekirdek aile kavramı da bu yıkımdan payını alıyor. Piercy tam anlamıyla tüm yargılayan, sınırlandıran, toplumsallaşmış kabulleri yerle bir etmekten çekinmiyor. Cesur üslubunun ardındaki ses okuyucusunu doğaya dönmeye davet ediyor.

Kadınlık, Delilik ve Başkaldırı

Kitap boyunca üç farklı zaman diliminde, daha doğrusu, tek bir kadının hayatındaki kimi değişimlerle dönüşebileceği üç farklı versiyonuna dair bir hikayeyi takip ediyoruz. Ana karakterimiz Consuelo / Connie / Conchita Ramos, hispanik kökenli yaşamı boyunca haksızlıklarla mücadele etmiş; kendisini gerçekleştirmesine kurumlarca ve toplumun ona yüklediği sıfatlar yüzünden izin verilmemiş, ötekileştirilmiş, yalnız bırakılmış bir kadın.

Consuelo, ona ailesi tarafından verilmiş umutsuz çocukluğundaki ismiyken, Connie okuyucunun daha aşina olduğu nispeten daha şanslı kabul edilebilecek kimliğidir. Geleceğe umutla bakan, zihinsel yetenekleri gelişmiş, güçlü bir kadındır o. Conchita ise hamileliği yüzünden üniversiteyi bırakmak zorunda kalan, ailesi tarafından reddedilen, bedeninin kontrolü kendi elinde olmayan, uyuşturucu bağımlısı ve alkolik versiyonun adıdır. Sevdiği insanlar devlet ya da ölüm tarafından elinden alınmış, bütün bunların yanı sıra sözde şiddet eğilimleri yüzünden akıl hastanesine yatırılmıştır. Akıl hastanesindeki doktorların üzerinde deneyler yapmasına karşı koyarken, zihin gücüyle iletişime geçtiği ütopya halkının yardımıyla doktorlara ve gerçekleşmesini istemediği geleceğe başkaldırır.

Zamanın Kıyısındaki Kadın - Marge Piercy

Zamanın Kıyısındaki Kadın, toplumdaki sınıfsal farklılıkların tek bir karakter üzerinden üç boyutta ele alındığı, çağının ve ne yazık ki çağımızın gerçeği olan ayrımcılığın her halini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Yalnızca kadın-erkek eşitsizliği üzerinden bir söylem üretmiyor Piercy. Aynı zamanda farklı olanın kimileri tarafından nasıl öcüleştirildiğini de cesurca betimliyor. Devlet politikalarının güçsüzleri toplum içinde nasıl yabancılaştırdığını ve her birimizin içinde yaşadığımız dünyayı nasıl kirlettiğimizi de sözünü sakınmadan anlatıyor. Çoğunluğun arzularının, sağlıklı olanı da haklı olanı da, kimin fikrinin doğru olduğuna dair hiçbir sorgulama yapmadan belirlediğini, güçlü kalemiyle akıcı bir şekilde aktarıyor. Bununla birlikte yazar, okuyucusuna akıl hastası olarak sınıflandırılmanın neler hissettirdiğini anlatırken, doğaya sırtımızı döndüğümüzde, dünyamızla eş zamanlı olarak bedenlerimizi de sentetik kimyasal içeriklerle kirletmeye devam ettiğimiz müddetçe bizleri nasıl bir geleceğin beklediğine dair oldukça canlı bir tablo çiziyor.

“İçimizde doğmamış çocuklar yaşar. 

Birbirimizin havasını soluyarak 

Birbirimizin suyunu içerek 

Birbirimizin etini yiyerek 

Büyürüz, toprakta büyüyen bir ağaç gibi.” (Piercy,1976,s.193) 

Ütopya ve Mümkün Gelecek Çatışması

Ana karakterimiz kitap boyunca sadece kendi şimdiki zamanındaki sorunlarıyla mücadele etmiyor. Aynı anda iletişime geçtiği ütopyada yaşayanları tehlikeye atan, dehşet verici “mümkün gelecekle” de savaşıyor. Ziyaret ettiği ütopik toplumun sınıfsız, devletsiz, ayrımsız doğal düzeninde dahi insan ırkını mükemmelleştirme kaygısıyla genetik deneyler yapan Biçimleyiciler adında bir grup vardır. Ölümsüzlüğün peşinde koşan ve genetik olarak kusursuzlaşmayı amaçlayan grubun kitaptaki temsili öyle çarpıcıdır ki, eserin 1976 yılında değil de sanki günümüzdeki genetik teknolojik gelişmelerden (özellikle CRISPR’dan) haberi olan biri tarafından kaleme alınmış gibi geliyor.

Piercy eserinin raflardaki yerini almasından 40 yıl sonra The Guardian’a yazdığı metinde, Zamanın Kıyısındaki Kadın’ı kaleme aldığı dönemde, teknolojiyle ve toplumların şekillenme süreciyle ilgilendiğini ifade ediyor. Kitabının doğuşundaki temel sorunun ideal bir toplumdaki çatışmanın nasıl çözümlenebileceğini anlamak olduğunu söylüyor. Aynı şekilde böylesine bir toplumda karar vericinin kim olması gerektiğine kafa yorduğunu aktarıyor. Bu ideal toplumun yalnızlıkla ve yabancılaşma ile nasıl baş edebileceğini sıkça düşündüğünü anlatıyor. En önemlisi ise içinde bulunduğumuz düzen tekrar etmeye mahkummuş gibi hayal ederken, aslında sürekli yeniden şekillendirdiğimiz kolektif bilincimiz olan tarihimizle nasıl baş ettiğimizi okuyucularına ustaca sorgulatıyor.

marge piercy yazar

Feminist bir ütopya yaratmanın kamçılayıcı gücünün “daha iyi bir gelecek” hayal etme cesareti olduğunu söyleyen Piercy’nin Zamanın Kıyısındaki Kadın’ını okurken belki de kendimize sormamız gereken soru: Sürdürülemez politikaların bireyleri ötekileştirmeye, doğayı yaşanılamaz bir hale getirmeye devam ettiği günümüzde daha iyi bir gelecek, gelecek mi?

Bu sorunun cevabını Friday’s for Future iklim hareketinde bulabileceğimize inanıyorum. Yaşanabilir bir gelecek için, ikinci bir Dünya olmadığı gerçeğinin bilincine vararak, yalnızca daha iyisi için umut etmekle yetinmeyip artık harekete geçme cesaretini de göstermemiz gerekiyor. Ütopya ve distopya kavramlarının iç içe geçerek kimi zaman kavramlar arasındaki sınırların kışkırtıcı bir biçimde yıkan Zamanın Kıyısındaki Kadın, her anlamda okuyucusuna daha iyi bir gelecek için harekete geçme gücü veren bir eser.

Kaynakça

1. Piercy, M. (1976) Woman on the Edge of Time, New York: Fawcett
2. Piercy, M. (2012) Zamanın Kıyısındaki Kadın, (F. Tülek , Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınevi
3. The Guardian
4. Ayrıntı Dergi

Oyla!

Merve Akartuna

1994, İstanbul doğumluyum, Galatasaray Üniversitesinde felsefe lisans eğitimimi aldıktan sonra Université de Strasbourg’da yüksek lisansımı tamamladım. Kendimi bildim bileli okumaktan ve yazmaktan muazzam keyif almışımdır. Aristoteles kadar Robert Jordan’a düşkünüm. Fantastik kurgunun zihni özgürleştirici gücüne inancım tam. Sevdiğim yazarların yarattıkları evrenlerde zaman algımı kaybetmeye bayılıyorum. Varlığım sürdükçe merak ettiklerimi sorgulamaya, arzu ettiklerimi okumaya ve düşündüklerimi yazmaya devam edeceğim.

Siber Suçlar Hırsızlık Yazarlar

Ünlü Yazarlar Siber Saldırı Altında: Hırsızlar Yayımlanmamış Taslaklara Göz Dikti

exxen abonelik ücretleri

Exxen Abonelik Ücretleri ve Bilinen Tüm Yapımlar