Astonishing X-Men: Joss Whedon ve John Cassaday’den Bir Marvel Klasiği

Joss Whedon, ilk Avengers öncesinde çok başarılı bir X-Men çizgi romanına imza atmıştı. Marvel Klasikleri’nin bu bölümünde Whedon’ın Astonishing X-Men serisini değerlendirdik.

Marvel Klasikleri, Marvel çizgi romanlarının 80 yıllık tarihi boyunca kurgu dünyasına kazandırdığı sayısız eser içinden en güzide örneklerini değerlendirip tavsiye olarak sunduğumuz bir yazı dizisi. Üçüncü bölümün konuğu Joss Whedon ve John Cassaday’in “Astonishing X-Men”i İçerdiği sayılar: Astonishing X-Men (2004) #1-24 ve Giant Size Astonishing X-Men (2008) #1

Yazı dizimizin bir önceki bölümünde Grant Morrison’un New X-Men’ine yer vermiştim. Başka diyarlara atlamadan önce bu bölümün New X-Men’in devamı olma niteliği taşıyan Astonishing X-Men’den bahsetmek için iyi bir fırsat olabileceğini düşündüm, nihayetinde bir gün bu köşede konuk edeceğimi bildiğim bir seriydi. Hem böylesi bu yazıları okuma tavsiyesi olarak alıp Morrison’un eserini taze tüketmiş olanların da işine gelecektir.

Öncelikle elimizdeki, Grant Morrison’un son sayısı olan New X-Men #154’ün ardından seride yeniden bir isim değişikliğine gidilmesiyle ortaya çıkmış bir marka değil. Morrison’un ardından New X-Men serisi, tıpkı Morrison öncesinde olduğu gibi, önünde herhangi bir sıfat taşımayan “X-Men” adını kullanarak yayın hayatına devam etti. Ancak Chuck Austen’ın yazdığı o sayılardan devam edilmesi yönünde tavsiye verecek bir X-Men okuru bulmak bugün pek çok şeyden daha zor. Üstelik çok daha iyi bir alternatif varken.

Televizyondan Çizgi Romanlara

O zamanlar, çizgi roman sektörü dışındaki işleriyle ün ve takdir kazanan insanları Marvel’a çekmek dönemin editörü Joe Quesada’nın peşinden koşmayı sevdiği bir uğraştı. Kevin Smith ve J. Michael Straczynski gibi isimlerden sonra 2004 yılında Joss Whedon da bu ağa düştü. Çocukluğundan bu yana sıkı bir X-Men hayranı olarak büyüyen Whedon, Grant Morrison’un dönemini de büyük bir ilgiyle takip etmiş ve yaptıklarını çok beğenmişti.

Astonishing X-Men Joss Whedon

Joss Whedon

Burada Morrison’un New X-Men’i Whedon’un işi almasında böylesine önemli bir motivasyon iken niçin direkt olarak o yayından devam etmediğini merak edebilirsiniz. Aslına bakarsanız yazarın şirketle yaptığı ilk anlaşma hakikaten de New X-Men’i yazacağı üzerineymiş ancak editöryal kararlar sonucu Joss Whedon ile John Cassaday’e ayrı bir seri teslim edilmiş, çok da isabetli bir hamle olmuş.

Astonishing X-Men, Marvel devamlılığı içinde kendine yarı izole bir köşe yaratabilmiş bir seri. İsminin X-Men veya Uncanny X-Men olmaması da bu açıdan ayırt edilebilirliğini arttırıyor. Yanlış anlaşılmasın, seri elbette alternatif bir evrende falan geçmiyor, bu sayılarda okuduğumuz olayların tümü ana devamlılık içinde gerçekleşiyor. Bunu netleştirelim. Fakat bir yandan da Astonishing X-Men’in 25 sayısı ancak 4 yılda tamamlanabildiği için serinin yayınlandığı bu süreçte diğer serilerde de Decimation ve Messiah CompleX gibi mutant ırkını etkileyen çeşitli olaylar yaşanıyor. İşte Astonishing X-Men kendisini bu olayların dışarısında tutuyor.

GÖZ ATIN  X-Men: Dark Phoenix Filminin Final Fragmanı Yayınlandı

Daha açık ifade etmek gerekirse Astonishing X-Men’i okuma deneyiminiz boyunca o sırada başka serilerde neler olduğuyla ilgili bir işiniz olmayacak. Öte yandan, eğer ki X-Men külliyatına üstünkörü hâkim olma niyetindeyseniz yalnızca bu seriyi okumak 2004-2008 yılları arası için sizi yeterince fikir sahibi etmeyecektir. Bunun için ek okumalar yapmanız gerekiyor.

Astonishing X-Men ile Eski Ekip Toplanıyor

Joss Whedon yazdığı hikâyelerde eş zamanlı olarak gerçekleşen olayları göz ardı etse de öncesinde yaşananlardan epeyce besleniyor. Burada aslan payı tabii ki Morrison’un New X-Men’inde. Her iki serinin de ana kadrosu büyük ölçüde aynı karakterlerden oluşuyor. Cyclops, Wolverine, Beast ve Emma Frost yine ekipte yer alırken Whedon bunların yanına Kitty Pryde’ı ve birkaç sayı sonrasında da Colossus’u ekliyor. Meğerse Kitty Pryde, Whedon’un gençken pek sevdiği bir karaktermiş ve kendisine büyük televizyon başarısı getiren Buffy’nin de en büyük ilham kaynaklarından biriymiş. Bu yüzden olacak ki Kitty’yi seri boyunca tüm olayların merkezine görüyoruz. Whedon’un güçlü kadın karakterlerini ve drama ile güldürüyü harmanlayış biçimini düşününce Kitty Pryde tipinde bir kahramanın spot ışıklarını üzerine alması kesinlikle iyi bir haber.

Astonishing X-Men

Kullanılan karakterler bir yana, Whedon’un Morrison’un X-Men’inden beslenişi genellikle aynı şeyleri tekrar uygulamak şeklinde değil. Aksine Morrison’la süper kahraman türüne yönelik bakış açılarındaki farklar üzerinden genel anlatısında çok güzel bir tezat ortaya çıkarıyor. New X-Men’in henüz ilk sayısında ekibin deri ceketleri çekip yeni bir görünüme kavuşmasına şahit oluyorduk. Bu değişimin birinci amacı 2000 yılında vizyona giren X-Men filmiyle benzerlik kurmak olsa da Morrison bunu yaparken bir yandan da ekibi süper kahramanlıktan ayrı bir noktaya konumlandırıyordu. Herkesin bu yeni havalı hallerinden memnun kalması Beast’in şu sözleriyle tasdikleniyordu: “Zaten neden süper kahraman gibi giyindiğimizi hiçbir zaman tam olarak anlayamamıştım.”

Ne Değişti?

Whedon da benzer bir şekilde ilk sayısında ekibe yeni kostümler giydiriyor ve bunun üzerinden her karakterin yorumlarını alıyor. Ama bu kez alışılageldik kahraman köklerine dönüş yapan bir tasarımla karşılaşıyoruz. “Kıyafetleri denemek için sabırsızlanan yalnızca ben miyim?” sözünü söyleyenin de yine Beast olması sanırım Whedon’un niyetini açıkça ortaya koyuyordur.

Astonishing X-Men

Bu bağlamda Whedon, X-Men için yalnızca kostümlerinin rengini değil atmosferi de birkaç ton açıyor diyebilirim. Ekip işlerindeki ve diyalogları pinpon topu gibi çevirmedeki sihirbazlığıyla seriye ihtiyaç duyduğu bir dinamizm getirdiği kesin. Astonishing X-Men yer yer size kahkaha attırabilen bir seri ve bunun ölçüsünü de iyi tutturuyor. Tüm karakterlerin bir anda lafı gediğine oturtma ustasına dönüşmesi kesinlikle sizi yoracak bir sıklıkta devreye girmiyor. Hal böyle olunca seri içinde karşılaştığımız kötüler de Magneto veya Apocalypse gibi ciddiyetini her daim koruyan, karizmasından bir an bile ödül vermeyen tipler değiller. Örneğin 25 sayı boyunca X-Men’in başına bela olmaya çalışan Ord adında bir uzaylı var. Şimdi bu arkadaşın varlığı güldürü unsuru olmaktan ibaret değil, belirli bir amaç doğrultusunda hareket ediyor ve elini kana bulamaktan çekinmiyor ama bu, onu bazı gülünç durumlarda görmemize engel olmamış.

GÖZ ATIN  Darth Maul'un Çizgi Roman Serisi Şimdi Türkçe

Düşmanını Tanı

Peki, vaziyet buyken bağlayıcı bir tehdit ve çatışma sağlanabiliyor mu merak edebilirsiniz. Bal gibi de sağlanıyor açıkçası. Seri boyunca toplamda dört farklı hikâye arkı okuyoruz ve bunlar içinden birincisinde ve dördüncüsünde alışılageldik bir düşman figürü dahi yok ortada. İlk hikâye olan Gifted’da X-Men’in mücadele ettiği asıl düşman bir tedavi. İlk sayıda tanıştığımız Hint bilim insanı Kavita Rao, Dünya’ya mutant geni için bir tedavi bulduğunu deklare ediyor.

Bu tümüyle sıfırdan inşa edilen bir fikir değil. 90’lı yıllar boyunca mutant toplumu, geni taşıyanlar için ölümcül olan Legacy Virus ile mücadele etti. Hatta bu virüs çeşitli açılardan o yılların kanayan yarası HIV’e benzetiliyordu. Kavita Rao’nun daha sonra Hope Serum olarak adlandırdığı tedavi de temelde bundan esinlenilmiş bir konsept esasında. Birinin bittiği, diğerininse başladığı noktada belirli bir karakterin bulunmasıyla da arada paralellikler çiziliyor zaten. Yine de konseptteki böyle ufak bir işlev değişikliğinin masaya ekleyebileceği olasılıkları göz önünde bulundurunca bunun harika bir fikir olduğunu inkâr etmek büyük ayıp olur. Mutantlığın tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak görülmesi ve mutant toplumunun yaşam alanına saldırılması, öte yandan yaşadıkları değişiklikler ile yaşamları çok zor hale giren bazı mutantların bu tedaviye gerçekten ihtiyaç duymaları… Bundan âlâ çatışma mı olur yahu?

Joss Whedon

Dördüncü hikâye Unstoppable’da yüzleşilen ana tehdit ise bir kehanet. Bir gün bir X-Men üyesinin gezegenlerini yok edeceği kehanetine inanan bir uzaylı ırkı var. Bu da alelade ortaya atılan bir konu değil aslında. Gezegen patlatmak daha önce bir X-Men üyesinin yapmadığı şey değil sonuçta. Gelgelelim bu kez bu kudrette bir Jean Grey yok. Hikâyenin ilk kısmı böyle bir şey nasıl olabilir sorularıyla geçerken kehanetteki kişinin kim olduğu tam olarak belli olduktan sonra ekibin istemeden kendilerini bunun gerçekleşme ihtimalini tırmandıran adımları atarken bulmalarını okumak adrenalini pompalamaya yetiyor. İkinci ve üçüncü hikâyelerde savaşılması gereken belirli düşmanlar olsa da bu savaşma biçimlerinin de konvansiyonel tarzda olmadığını söyleyebilirim.

GÖZ ATIN  Yeni Bir X-Men Dizisi Yolda

Astonishing X-Men Hakkında Nihai Karar

Anlaşılacağı üzere Whedon öykülerinin kurulumunda muazzam iş çıkarıyor. Giriş ve gelişme bölümleri yağ gibi akıyor. Ne var ki bu dört hikâyenin ikisinin sonuçlandırmasında fena çuvallıyor. Bilhassa üçüncü hikâye Torn’da tam olayları çözümlemeye girişmişken nizami bir final yapmaya tenezzül etmeyip sizi bir sonraki olay örgüsünün içine öyle bir fırlatıyor ki “Aman aman nereye geldik bi’ anda daha demin evdeydim” diye şaşkınlık yaşamamanız mümkün değil. Bunun altında yatan sebep her hikâyenin altışar sayılık ciltlere bölünerek basılabilmesini sağlamak ama altıncı sayı sonunda hikâye bitmedi diye de bu yapılmamalı.

25 sayının tamamı John Cassaday tarafından çizilmiş. Kendisi yüksek tempoda çalışabilmesiyle bilinen bir yazar değil, serinin dört yılda tamamlanabilmesinin tek sorumlusu olmasa da şüphesiz parmağı var. Buna rağmen seriyi bugün elinize alıp okuduğunuzda ikinci bir çizerle çalışılmamış olmasına minnet duyuyorsunuz. Whedon ile harika bir uyum yakalamışlar zira.

Cassaday realisttik çizgilere sahip ayrıntılara bolca düşen bir sanatçı. Bundan da önemlisi geniş çerçeveli tarzda çalışarak çizgi roman dünyasında kimi zaman “sinematik” anlatım olarak ifade edilen yaklaşımın Bryan Hitch’le beraber en önemli öncüsü olmuş kişi diyebiliriz kendisi için. Joss Whedon’un da bir çizgi roman yazarından daha çok bir sinemacı/televizyoncu olduğunu düşünürsek ortada ideal bir birliktelik söz konusu. Cassaday, Astonishing X-Men’e Warren Ellis’le beraber çalıştığı Planetary’de sınırlarını zorlayarak iyice piştikten sonra el attığı için bu tarzın efektif kullanımını da bolca görebiliyoruz.

Joss Whedon

Joss Whedon ile John Cassaday’in Astonishing X-Men’i, X-Men tarihinin evrensel olarak en çok beğenilen işlerinden birisi. Yani okuma tercihi olarak son derece güvenilir bir seçim olacaktır, beğenmemeniz pek olası değil. Yazı içinde bahsettiğim gibi, seriyi okuma deneyiminizi bölebilecek bir event, crossover derdi olmadan baştan sona tüketebilirsiniz. Yalnız öncesinde Grant Morrison’un New X-Men’ini okumanız alacağınız keyfi arttıracaktır.

Marvel Klasikleri yazı dizisi devam edecek! Bu bölümde ele aldığımız seri ve yazı hakkındaki yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz!

* * *

Marvel Klasikleri #1: Stan Lee ve Jack Kirby’den Fantastic Four




1994 doğumlu, ODTÜ’den endüstri mühendisi olarak sağ kurtulmayı başarmış bir azim örneği. Asıl uzmanlığı ise başka alanda. Amerika’nın çizgi romanlarına, Japonya’nın mangalarına ömür harcadı. Çocukluk ve gençliğinde okuduğu oyun dergilerinin ona ilham olmasıyla da bu tutkusunu başkalarıyla paylaşmaya karar verdi. Sinema, fantastik edebiyat, anime ve elbette video oyunlarıyla da hayatının çeşitli dönemlerinde bolca haşır neşir olmuşluğu var.

Astonishing X-Men: Joss Whedon ve John Cassaday’den Bir Marvel Klasiği

Joss Whedon, ilk Avengers öncesinde çok başarılı bir X-Men çizgi romanına imza atmıştı. Marvel Klasikleri’nin bu bölümünde Whedon’ın Astonishing X-Men serisini değerlendirdik.

Başa dönün