in ,

Çatlaklar – Göktuğ Canbaba | “Tekinsize ve Tuhafa Kapımı Açmış Bekliyordum”

Göktuğ Canbaba, tuhaf ve tekinsiz öykülerin yer aldığı “Çatlaklar” adlı kitabının ortaya çıkış serüvenini Kayıp Rıhtım okurları için anlattı.

Çatlaklar - Göktuğ Canbaba | Yazarının Kaleminden

Göktuğ Canababa, geçen aylarda raflara gelen ve tekinsiz öykülerinin yer aldığı Çatlaklar adlı eserinin ortaya çıkış sürecini Kayıp Rıhtım okurları için kaleme aldı.

 * * *

Bir söyleşi için Mersin’e gitmiştim. Yoğun bir günü ardımda bırakıp otele dönmüştüm. Yemekti, duştu derken saat gece yarısını bulmuştu. Otel odalarını severim; her zaman temiz gibi görünüp aslında neleri gizlediklerini, daha önce kimleri misafir ettiklerini, geceyi geçireceğim yatakta kimlerin nasıl rüyalar gördüğünü düşünmek hoşuma gider. O gün de yatakta uzanıp bunları düşünürken birden, vücudumu harekete geçiren bir fikirle ayaklandığımı hatırlıyorum. O ara sıklıkla tekinsiz, tuhaf hikâyeler okuyordum. (Hâlâ devam ediyorum.) Japon edebiyatının beni içine aldığı bir dönemdi. Bir taraftan da Shirley Jackson’un, Flannery O’connor’un metinleri üzerinde geziniyordum, Hakan Bıçakcı’nın son öykü kitabı da henüz çıkmıştı ve onu da çok severek okumuştum; tekinsize, tuhafa kapımı açmış bekliyordum yani. Neyse, aklıma babasını henüz kaybetmiş bir adamın sureti geldi; yakasında babasının fotoğrafı, elinde sigarası, sıvası dökülmüş balkonundan sokağı izleyen ve kendi kendine, “Ne yapacağım şimdi?” diye soran zavallı bir adam. Kaybıyla uzlaşmaya, hatıralarıyla barışmaya çalışan; hayata nasıl devam edeceğini düşünen bir adamın hikâyesi belirdi zihnimde. Ayağa fırladım ve uzun bacaklarıma hayli dar gelen masaya sığışıp bilgisayarımı açıp yazmaya başladım.

“Çaydanlığa su koydum, balkona çıktım ve babamın cenazesi üzerine bir sigara yaktım. Çocukluğumdan beri düşünürdüm babam ölürse ne yaparım diye. Sigara yakacakmışım demek. Göğsüme iğnelediğim babamın fotoğrafına bakıp ciğerlerime derin derin çektim dumanı, sonra serbest bıraktım. Keşke duman bu kadar çabuk kaybolmasaydı da izleyebilseydim nereye gittiğini. İşim gücüm bu olsaydı; dumanları takip eden bir şirket falan kursaydım.”

Çatlaklar: Bir Öykünün Doğuş Süreci

Ve ilk paragraf çıkmıştı işte ortaya. İçimde öyküyü devam ettirmeye dair büyük bir açık belirdi hemen sonra. Yazı pratiklerime aşina olan arkadaşlarım bilirler, bir öyküye başladıysam yorgunluktan çökene kadar devam ederim. O gün çok yorgun olsam da yazmaya devam ettim. Sonu silik bir şekilde görünüyordu ufukta. Hikâyenin geçtiği apartman, daire, diğer sakinler de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Onları gördüm. Onlar da beni gördüler. Tanıştık ve yola devam ettim.

“…Kapıyı açmadan deliğinden baktım. Yan dairedeki yaşlı kadınlardan biriydi. Babamdan belki on, belki on beş yıl daha yaşlılardı. Onlar hayattaydı, babam gitmişti. Babam belki de rakı ve şiir yüzünden terk etmişti dünyayı. Kapı deliğinden bakmayı sürürdüm. Sanki kadın da bana bakıyordu delikten. Bir an göz göze geldik gibi hissettim. Sanki kapı bir sınır çizgisiydi ve ben sesimi çıkarmayarak sınırı aşmıştım. Pasif agresif bir sınır ihlaliydi bu…”

Çatlaklar - Göktuğ Canbaba

Yazdıkça daha da acıktım, acıktıkça daha da yazdım. Sonu az çok belliydi hikâyenin ama istediğim yere ulaşması için devam etmem gerektiğini biliyordum; her zaman olduğu gibi yazarken öykü kendini tamamlayacaktı. Otelin sessiz ve karanlık havası bana eşlik etti. Karakterler tuhaflaştı, anlatı tekinsiz bir hâl aldı. Birkaç saatin sonunda istediğim yere ulaşmıştım. Hikâyeyi bağlamış ve rahata ermiştim. Sonraki günler üzerinden defalarca geçecek ve bitirecektim. Arkama yaslandım ve derin bir nefes aldım. Öyküyü hemen dostum Yankı’ya (Enki) attım (Her zaman yaptığım gibi 🙂 ). Ertesi gün beni çok mutlu eden bir geri dönüş yaptı ve Çatlaklar’ın yolculuğu da (Ben henüz bilmesem de) başlamış oldu.

Eve döndüğümde elimde bitmiş bir öykü ve diğerleri için birkaç fikir vardı. İçine girdiğim atmosferden çıkamıyordum; saplantılı bir şekilde yazıyor, bir yandan da farklı hikâyeler üzerine düşünüyor, notlar alıyordum. Çok kısa bir zamanda elimdeki öyküler dörde çıktı. Sonrasında bir konser çıkışı Yankı ve Seda (Ersavcı) ile otururken Yankı, yazdığım öykülerin hepsinin apartmanda geçtiğini ve böyle devam edersem ortaya güzel bir tema çıkacağını söyleyince ben de bir anda aydınlandım. Haklıydı. Baştan beri yaptığım aslında buydu. O an artık ne yapmam gerektiğini biliyordum.

Başka bir arkadaşım olan Hakan da öyküleri okuduğunda çok etkilendi ve o da bir şekilde kendini apartmanın tekinsiz havasına kaptırıverdi. Sık sık telefonla arayıp öyküler hakkında düşüncelerini belirtiyor, aklına gelen başka fikirlerden bahsediyordu. Çok güzel sohbetlerimiz oldu onunla. Ben de zaman içinde apartmanı, daireleri ve sakinleri daha iyi tanımaya başladım.

Yazmaya devam ettim. Bir keresinde gece, yine şehir dışı bir etkinlikten dönmüştüm ve çok açtım. Ama ilk işim yemek yemek değil yine yazmak oldu. Bavulu bir köşeye atıp masanın başına geçtikten sonra sabaha kadar yazdım ve sonunda kahvaltı ederek biten öykümü kendi kendime kutladım. Bu benim için önemli bir andı; Çatlaklar birçok şeyin önüne geçmişti ve öyküler üzerinde çalışırken zamanı ve mekânı ardımda bırakmayı başarmıştım.

Bu şekilde geçen birkaç ayın sonunda kitabı tamamladım ve her zaman yaptığım gibi düşüncelerini önemsediğim arkadaşlarıma okumaları için yolladım (Mevsim Yenice, Uğur Kılınç, Özgün Muti ve Seda Ersavcı). Onların Çatlaklar hakkındaki yorumları beni çok mutlu etti. Sonunda dosyayı editörüm Hülya’ya (Balcı) gönderdiğimde karantina çoktan başlamıştı ama ben etkisini daha sonra hissedecektim.

Çatlaklar, karantina öncesini ve sonrasını kapsayan tuhaf, tekinsiz bir hatıraya dönüştü şimdi.

Göktuğ Canbaba


Çatlaklar hakkındaki yorumlarınızı bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki diğer yazar maceralarına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Oyla!

Konuk Yazar

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz!

İletişim: [email protected]

Zaman Çarkı 1. Sezon İncelemesi

Zaman Çarkı 1. Sezon İncelemesi: Hayal Kırıklıklarından Bir Demet

Fallout Dizisi Jonathan Nolan

Fallout Dizisi Sorumlu İsimlerini Buldu: İlk Bölüm Jonathan Nolan’a Emanet