Çevirmenin Çemberi: Kayıp Aydınlanma

Türkçede de büyük ilgi gören S. Frederick Starr imzalı "Kayıp Aydınlanma"nın çevirmeni Yusuf Selman İnanç, eserin tercüme macerasını anlattı.

Son birkaç asırdır Amerika’dan Japonya’ya, Rusya’dan Güney Afrika’ya kadar ilim adamlarının üzerinde usanmaksızın tartıştıkları bir soru var: İslam, geri kalmışlığın müsebbibi midir? Bu soruya keskin bir şekilde evet ya da hayır diyenlerin günümüz ilim çevrelerinde pek itibar görmedikleri aşikâr. Meseleyi sadece tarih ya da sosyoloji disiplinleri içerisinde ele alan yaklaşımların da doyurucu olmadığı kanaati hâkim. S. Frederick Starr’ın Kayıp Aydınlanma isimli kitabı, doğrudan bu soruyu sormamakla beraber benzer bir çabanın mahsulü. Kayıp Aydınlanma’yı özel kılan ise sadece muhtevası değil, aynı zamanda usulü.

Kitaba geçmeden önce Starr ile ilgili birkaç bilgi vermekte fayda var. Starr, Yale Üniversitesi’nde arkeoloji okuduktan sonra Anadolu’ya gelerek Gordion kazılarına katılan bir isim. Türkî halklarla tanışması da bu döneme tesadüf ediyor. Bütün geri kalmışlığına rağmen Anadolu’nun bir tarihi eser cenneti olduğunu fark etmesiyle Türk dünyasına dair araştırmalarını derinleştirmeye karar veriyor. Ardından, Türkî toplulukların yaşadığı coğrafyada çeşitli incelemeler ve araştırmalarda bulunuyor. Bir yandan bu halkların dili, bir yandan tarihleri, bir yandan da arkeolojik servetleriyle ilgileniyor. Kitabın hem muhteva hem de usul açısından özel olmasının hikmeti de burada gizli.

Bir Sosyal Bilim Olarak Arkeoloji

Kayıp Aydınlanma, tabiri caizse, bir ömürlük emeğin neticesi. Orta Asya’nın İslam öncesi döneminden başlayarak Osmanlı İmparatorluğu’na kadar birçok ismi, dinî akımı ve tarihî hadiseyi mercek altına alıyor. Bütün bunları yaparken kuru bir historiografik anlatımdan kaçınarak hadiseler arasındaki illiyet bağlarını ortaya koymak suretiyle bütüncül bir resim sunmuş oluyor. Starr’ın belki de en büyük eksikliği aslî kaynaklardan yeterince istifade etmeyip ikincil literatüre bağlı kalması. Fakat temel figürleri ve onların metinlerini iyi tanıdığı için ehil tercümeleri kullanmış. Üstelik, Batı’daki araştırmacıların ekseriyetinden farklı olarak sadece Avrupa dillerindeki literatürü değil, Rusçada teşekkül etmiş geniş literatürü de kitaba yedirmiş.

Starr’ın usulünü farklı kılan ise bunlar değil. Starr, eserinde arkeolojiyi bir sosyal bilim dalı olarak kullanıyor. Birçoğuna kendisinin de iştirak ettiği arkeolojik kazılardan elde edilen bulguları tarihi anlatım içerisinde gayet ikna edici bir şekilde konumlandırıyor. Ayrıca, mimariye özel bir önem atfediyor ve Gazneli Mahmud’u ve Emir Timur’u anlatırken yaptığı gibi abideler üzerinden tarihî bir sosyoloji okuması yapıyor. Tüm bunlar okurun hem merakını diri tutuyor hem de öğrenme şevkini artırıyor.

Starr, doğrudan ifade etmemekle birlikte İslam âleminin bilimde, sanatta ve felsefede yaşadığı altın çağın ne İslam sayesinde ne de İslam’a rağmen olduğunu gösteriyor. Starr’a göre en büyük etken insanların bilime, düşünmeye ve meraka önem vermeleri. Birçok disiplini ve çok çeşitli kaynakları bir araya getirerek oluşturduğu eser ilk başta bahsettiğimiz soruya doğrudan bir cevap vermiyor ama ortada bir Aydınlanma olduğunu ve bunun da bugün Kayıp olduğunu vurguluyor.

GÖZ ATIN  Venedik Gizli Servisi: Ioanna Iordanou, Casusluğun Rönesans'taki Yansımalarını İnceliyor

Zorluklar: Yerler, Şahıslar, İsimler

Bu denli kapsamlı bir eserin tercümesinin pek kolay olmadığını söylemek zorundayım. Birkaç zorluktan bahsedilebilir. Birincisi, kitapta çok fazla eser ismi geçiyor ve maalesef bunların çok az bir kısmının asıl isimleri veriliyor. Dolayısıyla, tercüme sırasında bütün bu eserlerin hangisi olduğunu, Türkçeye tercüme edilip edilmediğini, şayet edilmişse hangi isimle literatüre girdiğini ve edilmemişse nasıl edilebileceğini arayıp bulmak durumundaydım.

S. Frederick Starr

Aynı durum yer ve hatta bazen şahıs isimleri için de geçerliydi. Maalesef, Türkçe literatürde eser, yer ve şahıs isimleri üzerinde bir ittifak yok. Bilhassa yer isimleri ise İngilizce veya Fransızca literatürde kullanıldığı şekliyle alınmış. Oysaki bunlarda İngilizce fonetiğin yapısına dikkat edilmediği için imla hataları vardı. Bu sebeple, mevzuubahis olan yerlerin Rus idaresinden önce kullanılan Arap harfleriyle nasıl yazıldığını bulup o şekilleriyle Türkçeleştirdim. Türkçeye hiç tercüme edilmemiş Arapça eserlerin isimlerini ise kendim tercüme etmek zorunda kaldım.

Bir diğer zorluk ise, yukarıda da bahsettiğim gibi, eserin çok geniş bir zaman dilimini kapsıyor olmasıydı. Bir metni tercüme ederken ne yazıldığını gramatikal açıdan anlamak yeterli olmayabilir. Yazarın hangi kelimeleri hangi sebeple seçtiğini bilmek gerekir. Bunun için de metinde anlatılan döneme, şahsa veya bölgeye dair bilgi sahibi olmanız şarttır. Kimi yerlerde karmaşık felsefî yahut itikadî mevzular anlatılmaktaydı. Bu gibi konularda ise hem daha hassas olmak hem de terimleri Türkçe literatürdeki hali ile vermek gerekir. Kitabı tercüme ederken İslam ve bilhassa da Orta Asya tarihi ile ilgili en az 10 kitap okudum, onlarca kitaba da danıştım. Elbette ki tercümeyi bir ilmî faaliyet olarak görmek, dolayısıyla, belki de, bu açıdan bakıldığında bu durumu bir zorluk olarak telakki etmemek gerekir.

Okumak Emek İster

Son olarak sadece Kayıp Aydınlanma özelinde değil ama Türkiye’de tercüme ile ilgili bir sıkıntıya değinmek istiyorum; dil meselesi. Kayıp Aydınlanma bu konuda güzel bir örnek teşkil ediyor. İngilizce başta olmak üzere Avrupa dillerinde akademik metin yazılırken kullanılan dil, günlük konuşma dilinden oldukça farklı. Hem cümle yapıları hem de kelime tercihleri farklılık arz ediyor. GRE, IELTS ya da DELF gibi sınavlara çalışanlar iyi bilirler.

GÖZ ATIN  Çevirmenin Çemberi: Uzay Akımları

Senelerce İngiltere ya da Amerika’da yaşayan birisinin akademik bir faaliyet ile meşgul olmadığı sürece görmeyeceği cümle yapıları ve kelimeler bu tarz metinlerde karşımıza çıkmakta. Bunları Türkçede genel okura hitap edebilmek gayesiyle basitleştirerek vermek bence ciddi bir hatadır. Zira, Türkçe de pekâlâ bu tarz karmaşık yapıları kaldıracak bir dildir ve kelime dağarcığı hiç de yetersiz değildir. Dolayısıyla, bu tarz metinleri tercüme ederken yaptığım kelime tercihleri zaman zaman dili ağırlaştırdığı gerekçesiyle eleştiriye maruz kalıyor. Ancak, şunu ifade etmeliyim ki bir ömürlük çabanın mahsulü olan Kayıp Aydınlanma gibi bir eseri sadece tercüme etmek değil okumak da emek ister.

Yusuf Selman İnanç


Eser hakkındaki görüşlerinizi paylaşmayı unutmayın.

* Çevirmenin Çemberi Yazıları

GÖZ ATIN  Çevirmenin Çemberi: Merdivenler Kenti




Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz! İletişim: info@kayiprihtim.com

Çevirmenin Çemberi: Kayıp Aydınlanma

Türkçede de büyük ilgi gören S. Frederick Starr imzalı “Kayıp Aydınlanma”nın çevirmeni Yusuf Selman İnanç, eserin tercüme macerasını anlattı.

Başa dönün