Çevirmenin Çemberi: Taşlar

İtalya'nın yeni Buzzati'si olarak anılan Claudio Morandini'nin dilimize son kazandırılan romanı "Taşlar"ın çeviri macerasına hazır mısınız? Esma Fethiye Güçlü'nün İtalyanca aslından çevirdiği eserin Türkçedeki yolculuğu sizlerle!

Mart 2019’da Timaş Yayınları’ndan çıkan “Taşlar”ın çeviriye uzanan hikâyesi iki yıl öncesine dayanıyor. Yazarın çevirisini üstlendiğim diğer kitabı “Kar, Köpek, Ayak” üzerinde çok keyif alarak çalışmıştım. Tarzı sıklıkla İtalyan yazar Dino Buzzati’ye benzetilen Claudio Morandini de çoktan sevdiğim yazarlar arasında yerini almıştı. Bu yüzden raporlama sürecinde eğlenerek okuduğum “Taşlar”ı çevirme fikri beni çok heyecanlandırdı. Diğer taraftan, daha önce kitaplarından birini çevirdiğiniz bir yazarın ikinci kitabının üzerinde çalışmanın hem işinizi kolaylaştırıcı hem de sizi zorlayabilecek tarafları olduğunu söylemek gerek.

Önce Kolaylaştıran Tarafından Başlayayım

Yazarın bahsettiğim iki kitabındaki hikâye de Alplerde geçiyor ve her iki hikâyenin merkezinde de doğa var. İnsanların kışın karlarla, yazın taşlarla dolu bir doğanın ortasında sürdürdükleri yaşam bazen eğlenceli bazen de hüzünlü bir dille aktarılıyor okura. Gelin görün ki Alpler coğrafyası, bölgeye özgü fiziksel özelliklerin ve doğa olaylarının şekillendirdiği bambaşka bir terminolojiyle çıkıyor karşımıza. Örneğin, Türkçede genellikle sadece kar için kullanılan “çığ” kelimesi, İtalyancada dağın yüksek bir noktasından düşen malzemenin içeriğine, büyüklüğüne ve düşme biçimine göre değişiyor; kar için “slavina” ya da “valanga”, taş için “frana” kullanılırken bu kelimeler, düşen malzeme yere ulaşıp yığıntı halini aldığında “sfasciume” ya da “ghiaione” gibi farklı terimlerle yer değiştiriyor. Yeşillik alanlar ya da vadi türleri için karşılaşılan kelime çeşitliliği baş döndürücü boyutlara ulaştığı için örnekleri burada sonlandırmak yerinde olur herhâlde.

Araştırma yaptığımda bu jeolojik terimlerin belli bir kısmının Türkçede karşılığı olmadığı gözüküyordu. Karşılığı olan terimleri kullanmak ise -kelimeler metinde çok sık geçtiği için- anlatıya hiç istemediğimiz teknik bir karakter kazandırabilirdi. Yani tercihimiz teknik terimlerden yana olduğunda İtalyan okurun -içinde yaşadığı coğrafi koşullar nedeniyle- aşina olduğu ve kolayca algılayabileceği kelimeler, Türk okuru için metnin akıcılığını bozan ve her adımda ayaklarına takılan taşlara dönüşebilirdi (Aslında şimdi, kitabın adını düşününce okura böyle bir oyun oynamak fena olmazdı gibi geliyor). Yazının bu kısmına “kolaylaştıran taraf” diyerek başladığım halde zorluklardan bahsettiğimin farkındayım ama anlattığım şeyler beni hiç zorlamadı çünkü “Kar, Köpek, Ayak”ı çevirirken yaptığım araştırmalar (ya da çektiğim acılar) “Taşlar”ı çevirirken işimi kolaylaştırdı, daha önce listesini çıkardığım jeolojik terimler ve aldığım kararlar çeviri sorunlarının bir kısmını aşmamı sağladı.

“Taşlar”ın Zorlayıcı Tarafına Gelince…

İlk kitap sayesinde yazarın nükteli üslubuna, -okuma sırasında içimde korku ve hayranlık, çeviri sırasında küçük bir öfke, üstesinden gelmeyi başardığıma inandığımda yeniden- hayranlık uyandıran uzun ve karmaşık cümlelerine ve bu cümlelerle yarattığı yalın evrene adım atmaya hazırdım. Sonuçta, artık o kadar da yabancı biri değildi.
Diğer taraftan, Morandini bu kitabında bir yazar olarak farklı bir serüvene atılmak istemişti. Röportajlarını takip ettiğim için anlatı türleriyle oynamaktan, okuru şaşırtmaktan, hatta bazen ona şakalar yapmaktan keyif aldığını zaten biliyordum. “Taşlar”da sayıca daha fazla karakterin yer aldığı daha renkli bir hikâye anlatmayı tercih etmişti. Bu nedenle “Taşlar”daki anlatı bir önceki kitaptakine göre çok daha dinamik ve mizahi bir tona sahipti.

Kitaptaki hikâye, kim olduğunu kesin olarak bilmediğimiz birinci çoğul şahıs tarafından anlatılıyor. Anlatıcı bazen karşımıza “biz çocuklar,” bazen “biz erkekler,” “biz küçükler” ya da “biz büyükler” diye çıkıyor. Normal şartlarda bilgi sahibi olamayacağı olaylar hakkında okura sanki bu olayların yaşandığı anlara bizzat şahit olmuş gibi ayrıntılı bilgiler veriyor. Zaman zaman okuru kandırıyor ve bunu yaptığını söylemekten de hiç çekinmiyor. Benim için anlatıcının bu muzip tavrını yansıtacak doğru kararları alabilmek önemliydi çünkü çevirinin kelimelerin Türkçeye aktarıldığı bir sözlük çalışması olmaması ancak bu şekilde mümkün olabilirdi. Ne kadar başarabildiğimi bilemiyorum elbette ama çeviri sürecinin beni tedirgin eden taraflarından biri buydu.

En Eğlenceli Tarafı

Öncelikle bir okur olarak hikâyenin tamamını çok eğlenceli buldum. Kitaptaki bütün karakterlerin çok renkli olduğunu düşünüyorum ve hepsini ayrı ayrı seviyorum ama özel olarak ilgi duyduğum iki karakterin köyün rahibi Don Danilo ve kırık çıkıkçı (ya da üfürükçü) Ramaglia Dede olduğunu söyleyebilirim. Herhâlde bizim kültürümüzde de çok tanıdık figürler olduğu için bu iki karaktere ait bölümler beni çok eğlendirdi, bolca güldürdü.
Onların takdim edildiği bölümlerden şu şekilde örnekler verebilirim:

… Don Danilo herkesi kutsuyordu. Bazılarına geleneklere uygun olarak hemen Paskalya yortusundan sonra, insanların büyük bir kısmına daha geç gidiyordu. Canını sıkanları ise cehenneme gitsinler diye unutuyor ya da unutmuş gibi yapıyordu.

Kutsamayı severdi. Evleri, insanları, hayvanları, her şeyi kutsardı. Bir buzağı doğduğunda içi kutsal su dolu kâsesini ve ona yardım etmeye her an hazır olan uyku sersemi yardımcısını yanına alıp oraya giderdi. … Don Danilo, ölmek üzere olan ya da daha fazla acı çekmesinler diye öldüreceğimiz yaşlı hayvanları da kutsamaya gelirdi. “Ne olur ne olmaz, ne olur ne olmaz,” ya da “kutsamaktan zarar gelmez, kutsamaktan zarar gelmez,” derdi. Bunları hep iki kez tekrar ederdi. Ne olur ne olmaz. Kutsamaktan zarar gelmez.

Dağlarda yaşayan Ramaglia Dede, elinizi tutup sağa sola çekiştiren, oranıza buranıza bastıran, burkulan kolunuzu ya da bacağınızı düzelten şu uyduruk hekimlerden biriydi. Bu tür kişiler anatomiden bir cacık anlamasalar da kuvvetli parmakları vardır. Zaten söz konusu burkulmalar olduğunda böyle kuvvetli parmaklar sorunu çözmek için genellikle yeterli olur. Ayrıca bu tür insanlar, zona ya da uyuz gibi hastalıklara iyi gelen gizli dualar da bilirler.

Ramaglia Dede, Sostigno’dan birkaç kilometre uzaktaki Castiglio’da oturuyordu ama kendi ifadesiyle, Yüce Tanrı’nın ona emrettiği gibi, sürekli etrafta dolaşıyordu.

“Taşlar”ın (aslında genel olarak Morandini’nin) keşfinden başlayıp çalışmanın tamamlanmasına uzanan süreçte editörüm Ayşe Tuba Ayman’ın pozitif enerjisini atlamak istemem. Sadece bir editör olarak değil çok sayıda metne maruz kalan bir okur olarak Türkçe metni okurken keyif aldığını söylemesi rahatlatıcı ve sevindiriciydi. Tabii en önemlisi, çeviri çabasının ürünü olan “Taşlar”ın onu Türkçe okuyan okurlar için de benzer duygu ve düşünceler uyandırması. Bunu da sadece dileyebilirim sanırım.

Esma Fethiye Güçlü

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz! İletişim: info@kayiprihtim.com

Çevirmenin Çemberi: Taşlar için 2 yorum

  1. Pardon ama siz benim ne zamandır aradıgım sitemisiniz ya harika buldum bu siteyi :heart:


  2. Ooo, sen yenisin galiba… Al bi’ fırt, korkma bi’ kereden hiçbir şey olmaz.


Çevirmenin Çemberi: Taşlar

İtalya’nın yeni Buzzati’si olarak anılan Claudio Morandini’nin dilimize son kazandırılan romanı “Taşlar”ın çeviri macerasına hazır mısınız? Esma Fethiye Güçlü’nün İtalyanca aslından çevirdiği eserin Türkçedeki yolculuğu sizlerle!

 

 

Başa dönün
Daha fazla Kayıp Köşeler
İçeriğin Peşinde #6: Ne Kadar Hızlı Seversin? | Daha Hızlı Daha Öfkeli

İçeriğin Peşinde serimizin altıncı bölümünde sizleri hızla tanıştırıyor ve “Daha Hızlı Daha Öfkeli” filminin DVD...

Kapat