in ,

Frank Miller’dan Daredevil: Bir Kahramanın Kaderini Nasıl Değiştirirsiniz?

Çizgi roman sektörünün önemli bir değeri olan Frank Miller, zamanında Daredevil karakterine büyük katkılar yaptı. Marvel Klasikleri yazı dizimizin yeni bölümünde bunun izlerini sürüyoruz.

Frank Miller Daredevil Çizgi Roman Günlükleri

Marvel Klasikleri, Marvel çizgi romanlarının 80 yıllık tarihi boyunca kurgu dünyasına kazandırdığı sayısız eser içinden en güzide örneklerini değerlendirip tavsiye olarak sunduğumuz bir yazı dizisi. Dördüncü bölümün konuğu Frank Miller’ın Daredevil’ı! İçerdiği sayılar: Daredevil (1964) #168-191 ve #226-233.

80’li yılların ilk yarısı Marvel çizgi romanları için bir zirve teşkil ediyor desek fazla abartmış olmayız. Dönemin yazı işleri müdürü Jim Shooter’ın liderliğinde geçen bu yıllarda şirketin önemli sayılabilecek markalarının neredeyse tamamında hem eleştirel anlamda hem de satışlar bazında kuvvetli işler çıkarıldı. Öncesine kıyasla daha ciddi ve sosyal konuların ele alınmasıyla da bu serilerin pek çoğu yeni yaratıcı ekiplerin elinde yeniden tanımlandı. Yazı dizimizde de bu yıllara ait çeşitli çizgi romanlar zamanla kendine yer bulacaktır. İşte Frank Miller’ın Daredevil dönemi de bunlar içinde en özel eserlerden biri. Günümüzde halen daha popülerliğini koruma konusunda ise belki de en başarılısı.

Frank Miller, hayatının bir bölümünde ucundan da olsa Amerikan çizgi romanlarıyla ilgilenmiş herkesin adını duyduğu ve eserlerinden birini okumuş olabileceği bir isim. Kendisini The Dark Knight Returns ve Batman: Year One gibi Batman’in bazı en popüler öykülerinden ya da Sin City ve 300 gibi yolculukları Hollywood’a kadar uzanan fikri mülklerden tanıyabilirsiniz. Ustamız 11 Eylül sonrasında kafayı iyice bozmuş ve politik görüşünü yansıtan aşırı sağcı, hatta üzerine ırkçı sıfatı yakıştırılabilecek birtakım çizgi romanlar çıkarmış olsa da sektöre olan etkisi yadsınamaz düzeyde. Zaten son bir iki yılda düşünce yapısını tekrar normalleştirmeye başladığı da görülüyor. Tüm bunların öncesindeyse, Miller’ın kariyerinin en başında, onu bir çizgi roman süperstarı haline getiren Daredevil vardı.

Frank Miller
Frank Miller

Miller Basamakları Tırmanırken

Miller’ın Daredevil serisine dahil olması 1979 yılının mayıs ayında 158. sayıyla beraber gerçekleşiyor. Ancak bu noktada kendisi yalnızca serinin çizeri konumunda, yazar Roger McKenzie’nin senaryolarına görsellik kazandırmakla yükümlü. Daredevil da düşük satışlar sebebiyle yalnızca iki ayda bir çıkan bir seri ve iptal edilmenin de eşiğinde. Miller’ın seriye çizer olarak verdiği katkı çizgi roman çevrelerince takdir görse ve baş editör Jim Shooter’ın da dikkatini olumlu yönde çekse de Daredevil’ın kaderini değiştirecek ölçüde bir dramatik etki yapmıyor.

Miller’dan birkaç ay sonra serinin editörlüğüne Denny O’Neil’ın getirilmesiyle işler farklı bir hal almaya başlıyor. O’Neil, Miller’ın seri için olan vizyonundan etkileniyor ve kısa bir süre içinde Miller, McKenzie’ye ufak yazarlık katkıları da vermeye başlıyor. Artık O’Neil’ın güvenini iyice kazanınca yazar McKenzie başka bir seriye yönlendiriliyor ve 168. sayı itibariyle Frank Miller, Daredevil serisinin hem yazarlık hem de çizerlik görevlerini üstleniyor. Bunun etkisi satışlara o kadar hızlı yansıyor ki bundan henüz 3 sayı sonra Daredevil iki ayda birden aylık düzene geçiyor.

Denny O’Neil’ın editörlüğün yanında başarılı bir yazarlık kariyerinin de olduğunu ve hatta tarzlarının da Frank Miller’la pek çok açıdan örtüştüğünü de buraya not edelim. Örneğin her iki ismin de eserlerinde ana kahramanın dibi gördüğü olay örgülerine rastlayabilirsiniz. Ayrıca ilerleyen yıllarda O’Neil, Miller’ın pek çok işinde editörlük görevi de üstleniyor. Gelin bu ikilinin ilk ortaklığının nasıl ve niçin böyle büyük bir başarıya dönüştüğünü beraber inceleyelim.

Evet, Miller’ın yazdığı 168. sayı aynı zamanda Daredevil’ın ne beraber olabildiği ne de ayrı kalabildiği üniversite aşkı Elektra’nın ilk göründüğü sayı olma özelliğini de taşıyor. Bunun önemini şu şekilde iyi ifade edebiliriz: Elektra öyle popüler bir karakter ki aslına bakarsanız Captain Marvel’ın çok öncesinde ilk kendi adını taşıyan Hollywood filmine kavuşan Marvel kadını kendisiydi. Jennifer Garner’lı 2005 yılı filmi çokça unutulsa da böyle bir apolete sahip.

Daredevil Elektra

Elektra Sahne Alır

Bandanası ve kuşağıyla tamamen kırmızılara bürünen Elektra görsel olarak ilgiyi anında üzerinde toplayabilen bir karakter. Ama bunun yanı sıra Matt Murdock (Daredevil) için neyi temsil ettiği de son derece önemli. Frank Miller kahramanlarının ideallerine bağlı kalmalarını ve bunun getirdiği zorluklarla mücadele etmelerini işlemeyi sever. Elektra, Matt’in ideallerinin tümüyle zıttında hareket eden acımasız bir suikastçı, bu sayede kahramanımız için çok güzel bir sınama sunulmuş oluyor. Miller’ın henüz ilk sayısında Elektra’yı Matt’in hayatına böyle sokmuş olması yazarın tarzını ve seri için sahip olduğu vizyonu ortaya döküyor aslında.

Bunun hemen bir sayı sonrasında ise kahramanımız bu kez Bullseye’la yüzleşiyor ve yine idealleri üzerinden bir sınav vermesi gerekiyor. Bullseye, Frank Miller’ın yarattığı bir karakter değil ama o noktaya dek de çok uzun bir mazisi yok. Daredevil’a yenildiği için ona karşı özel bir takıntı geliştirmiş, birkaç hikaye arkında rol oynamış başarılı bir kötü adam durumunda. Frank Miller’ın Bullseye’ı ise her zamankinden daha tehlikeli.

169. sayıda gördüğümüz Bullseye’ın beyninde amansız bir tümör var ve bu da çeşitli sanrılar görmesine sebep oluyor. Etrafındaki herkesi Daredevil olarak gördüğü için saplantısı tüm insanlığa yönelmiş oluyor ve şehirde dehşet saçmaya başlıyor. Hikayede Matt, daha fazla insan zarar görmeden Bullseye’ı durdurmak zorunda ve bunu onu öldürmeden, hatta Bullseye’ın acilen alınması gerektiği için onun da hayatını kurtarmak için de yapması gerekiyor. Tabii Bullseye’a ikinci bir hayat bahşetmek onun bundan sonra sebep olabileceği her ölümün de vicdani ağırlığı altına girmek anlamını da taşıyor. Öyküye böylesine bir silah yerleştirince de o silah elbette ilerleyen sayılarda patlıyor ve Matt’in hayatında ciddi etkiler yaratıyor.

Bullseye bugün dahi Daredevil’ın en büyük düşmanlarından biri ve Miller’ın izlediği bu yol, böyle bir çatışmayı alevlendirmek için tek kelimeyle harika.

Bullseye Sanrılar

Yeni Sezon Transferleri

Bu dönemde Daredevil’ın hayatına giren bir diğer isim de Kingpin, bu da diğerleriyle peş peşe, yani yazarlık döneminin üçüncü sayısında gerçekleşiyor. Miller’ın karakter için zihninde tasarladığı dünyaya nasıl da hazırlandığına bakar mısınız? Tüm kozlar en başından hızlıca ortaya dökülüyor.

Kingpin bugün büyük ölçüde Daredevil’la özdeşleşmiş bir karakter. İkilinin birbirleriyle karşı karşıya geldiği pek çok başarılı örnek var. Charlie Cox ve Vincent D’Onofrio’nun başarılı oyunculuk performanslarına ev sahipliği yapan Netflix dizisi sayesinde bu düşmanlık popüler kültürde dahi kendine unutulmaz bir yer bulmuş durumda artık. İşin ilginci, Frank Miller kullanmayı akıl edene kadar Kingpin daha önce hiç Daredevil’la karşılaşmamıştı!

Kingpin, kariyerinin ilk bölümünde Amazing Spider-Man serisinde ortaya çıkmış ve genellikle Örümcek Adam’ın başını ağrıtan bir karakterdi. Miller, karakterin Daredevil serisine transferini büyük bir başarıyla gerçekleştirdi. Miller’ın New York’u Spider-Man’in ağ salladığı New York’a çok da benzemiyordu, her zamankinden daha fazla karanlık köşelere sahipti. Bu kokuşmuşluğun yüzü olarak da tüm heybetiyle Kingpin orada duruyordu. Miller, Kingpin’i yeri geldiğinde koca cüssesini de pekala kullanabilen ama bundan ziyade avcunda bulundurduğu politikacılarla, sendikacılarla, medya gücüyle öne çıkan bir karakter olarak kullandı.

Tüm bu vizyon doğrultusunda Daredevil için yeni bir çevre dizayn edilirken de serinin halihazırdaki kötü adam kadrosu kapıdan içeri alınmıyor. Bunun daha önce değindiğim Bullseye haricindeki tek istisnası Stilt-Man ve o da tasarımındaki absürtlük üzerinden topa tutularak komedi unsuru olarak kullanılıyor. Komedi demişken serinin aslında öyle tümüyle de asık bir suratla okunmadığını belirteyim. Turk karakteri comic relief rolünü bolca üstleniyor. Bunun yanında Foggy Nelson’ın gözünden anlatılan bir 185. sayı var ki mizahı hala eskimemiş, bugün bile güldürüyor.

Foggy Nelson Kingpin

Film Noir ve Ninja Harmanı

Yine de serinin Marvel Evreni’nin geri kalanına kıyasla ayakları çok daha yere basan yapıda olduğunu söyleyebiliriz. Doğaüstü olayları Marvel’dan çıkaramazsınız ama süper güçlü insanların yeri normalden çok daha az. Miller bunun yerine kariyerinin ilerleyen yıllarında da kendisini tanımlayacak iki kültürden besleniyor: Film noir ve Japonya.

Daredevil’ın dövüş teknikleri Uzak Doğu’nun dövüş sanatları temellerine dayandırılıp aksiyon çizimleri de manga estetiğine yaklaştırılıyor. Bu sahnelerde iki panel arasındaki zaman farkı iyice kısılıp her hareket daha net bir şekilde gösteriliyor. İlerleyen sayılarda mevzuya ninja örgütü Hand’in ve Stick’in de dahil olmasıyla Miller’ın Japon kültürü sevdası iyice ayyuka çıkıyor. Tabii Miller’ın yarattıkları kervanına Stick ve Hand de eklenince bugün Daredevil’ı tanımlayan ögelerin ne kadar fazlasının bu sayılarda ortaya çıktığına şaşırmadan edemiyorsunuz.

24 sayı boyunca herkes rolünü oynuyor, hazırlanan silahlar patlıyor, bir noktada klasikleşmiş Daredevil ve Punisher çatışmasının miladı da atılıyor ve günün sonunda Frank Miller ardında son derece bütünlüklü bir olay örgüsü bırakmayı başarıyor. Seriyi başka ellere devretmeden önceki son sayısı olan 191. sayıda da Matt Murdock’un elinde tabancayla depresifliğin dibine vurduğu bol monologlu bir hikayeyle de vedasını yapıyor. İntihara meyilli kahramanların da daha sonra bir Frank Miller klişesi haline gediğini not edelim.

Bullseye Dövüş

Frank Miller bu yolculuğa hem yazar hem de çizer olarak çıksa da taramacısı Klaus Janson’a da ayrı bir parantez açmak gerekir. Zira Miller çok hızlı çalışan bir sanatçı olmadığı için bir yerden sonra çizimlerde geriye düşmeye başlıyor ve Janson’a giderek daha özensiz çalışmalar yollamaya başlıyor. Tüm bu süreçte Janson, Miller’ın arkasını çok güzel toplamış, hatta 185. sayıdan itibaren son dönemde işin çizim tarafını direkt olarak Janson üstleniyor. Bu ikili yıllar içinde pek çok projede beraber çalışsalar da Frank Miller’ın çizimlerinin en güzel göründüğü dönemin bu Daredevil sayıları olduğunu düşünüyorum. Alın seriyi okumak için bir neden daha.

Nerede Kalmıştık?

İşte Frank Miller 1981 ve 1982 yıllarında böyle şahane bir dönem çıkarttı ve 24 sayının sonunda Daredevil’ı öncesinden tümüyle farklı bir noktada bıraktı. Bin dört yüz kelimedir de bunu övüyoruz, ama belki de daha fazla takdiri hak eden şey kendisinin 1986 yılında seriye 8 sayılığına geri dönüp daha da iyisini vermeyi başarmış olması.

Daredevil Born Again

226 ve 233. sayılar arasına denk gelen Born Again hikayesi çizgi roman sanatının en beğenilen ve takdir edilen örneklerinden biri. Bu sayılarda Miller’a çizer olarak bol gölge kullanımıyla David Mazzucchelli eşlik ediyor. Daredevil’ın dünyasını asıl karartan ise Mazzucchelli’nin gölgeleri değil olay örgüsü içinde başına gelenler. Öykümüz, uyuşturucu ve porno batağına düşen Karen Page’in para için Daredevil’ın gizli kimliğinin Matt Murdock olduğu bilgisini satmasıyla başlıyor. Bu bilgi birtakım aracılarla Kingpin’e ulaşıyor ve Kingpin aceleyle hareket etmek yerine sakince Matt’in dünyasını başına yıkacak bir plan hazırlıyor.

Hikaye boyunca dibin de dibini gören Matt’in Katolik kökenlerine ilk kez burada iniliyor ve bol İncil referanslı bir yeniden doğuş öyküsü okuyoruz. Born Again’de yalnızca Matt’in değil, eş zamanlı olarak pek çok karakterin hayatında önemli gelişmeler yaşanıyor ve düğüm üzerine düğümler atılıyor. Bu da finalde sizi inanılmaz bir katarsise taşıyor elbette.

Bu yazının kapsamı içinde olan sayılarda bir seçim yapacaksanız Born Again’i okuyun derim ama uzun, çok uzun, monologlara hazır olmanız gerekiyor. Miller’ın önceki dönem sayıları ise size daha hızlı bir okuma sunabilir.

Daha Bitmedi De…

Aslına bakarsanız Frank Miller’ın yarattığı bu oyun alanında top koşturması bu yazıda bahsettiğim yazılarla sınırlı değil. Okuma listenize kesinlikle eklemenizi tavsiye edeceğim Miller’ın kaleminden çıkmış Elektra: Assassin ve karakterin orijin hikâyesini yeniden anlatan Daredevil: The Man Without Fear adında iki kısa seri de var. Bu yazıda odağımı ana Daredevil serisiyle sınırlı tutmaya çalıştım. Bol bol da övdüm. Bunlar zaten beğenmemenin pek kolay olmadığı işler.

Marvel Klasikleri yazı dizisi devam edecek! Eğer siz de okuduysanız Frank Miller’ın bu klasiğini nasıl buldunuz, yazı dizisi hakkındaki düşünceleriniz neler? Fikirlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz!

* * *

Marvel Klasikleri #3: Joss Whedon ve John Cassaday’den Astonishing X-Men

Oyla!

İsmail Can Bağbozan

1994 doğumlu, ODTÜ’den endüstri mühendisi olarak sağ kurtulmayı başarmış bir azim örneği. Asıl uzmanlığı ise başka alanda. Amerika’nın çizgi romanlarına, Japonya’nın mangalarına ömür harcadı. Çocukluk ve gençliğinde okuduğu oyun dergilerinin ona ilham olmasıyla da bu tutkusunu başkalarıyla paylaşmaya karar verdi. Sinema, fantastik edebiyat, anime ve elbette video oyunlarıyla da hayatının çeşitli dönemlerinde bolca haşır neşir olmuşluğu var.

Behzat Ç. Saygı Bir Ercüment Çözer Dizisi

Saygı – Bir Ercüment Çözer Dizisi Çekimleri Başlıyor

Quentin Tarantino - The Social Network

Quentin Tarantino: “Son 10 Yılın En İyi Filmi The Social Network”