in , , ,

Edebiyat ve Dans: Birbirini Besleyen Sanatların Tutkulu Bağı

Edebiyat ve dans hissiyat olarak benzer duygular yaşatan bağlara sahiptir. Kelimelerin arasındaki ahenge yakından bakmaya ne dersiniz?

edebiyat ve dans

Bazen bir şiir veya roman okurken kendimi dans ediyormuş gibi hissetmeye başlıyorum. Kelimelerin arasındaki ahenk, bir sonraki cümleye geçişteki uyum ve sonuna geldiğimde verdiği haz bunu hissettiren. O an diyorum ki; edebiyat ve dans iç içe. Hatta sinema da aralarındaki en sağlam bağ. Scent of A Woman (Kadın Kokusu) filmindeki Albay Frank Slate’in (Al Pacino) gözlerinin görmemesine rağmen yaptığı tango dansı filmin en büyüleyici sahnesidir. Dans fiziksel yeteneğin dışında her şeyden önce hislere önem verir. Kalbiyle adımlarını buluşturan herkes çok güzel dans edebilir. Bu sahnenin hafızalarımıza kazınma sebebi de duygunun bedeni yönlendirmesiyle bu görünmez gücün ayaklara dönüşüp harekete geçmesi. Tıpkı bir şiirin verdiği heyecan ile koşup sevdalandığımız sevgililer gibi.

Bir Romanın Finali

edebiyat dans

Edebiyat ve dans öylesine bağlı ki, birbirinden ayrıldıkları zaman ruhu da olmayan bir köre dönüşür. John Dryden’ın da dediği gibi “dans ayakların şiiridir”. Dünyanın en güzel dansçısı hiç şüphe yok ki ruhundaki ateşini bedeninden çıkararak pisti yangın yerine çevirip izleyiciyi kül edendir. Bu içimize sığdıramadığımız duygular bazı dans türlerinde kendini ifşa eder ve bu ortaya çıkmışlık belki de birçok yazarın ve şairin kaleminin izi olur. Örneğin tango; birbirlerinin gözlerine odaklanmış tutku dolu iki partner ve dans bittiğinde geriye sadece anısı kalacak olan aşk. Müzik başladığı an bir şiirdir karşında gördüğün. Ona doğru adım adım giderken satır satır okursun aslında. Elini tuttuğun anda dokunursun kitabın kapağına. Sardığın beli okudukça çoğalan heyecanın olur. Döndükçe onunla, artık etrafta kimsecikler kalmamıştır. Müziğin sesi bile onun sesiymiş gibi gelmeye başlar. Onu yatırırken aşağı doğru, ağır bir romanın finalini okursun ve son bakış son satırın olur. Sylvia Plath’in cümlesi gibidir bu anlattığım.

“Böyle dansları bu sabah güneş buluttan bile beceremez.”

Dans kesinlikle edebiyat ister, peki ya edebiyat? Bu çok daha derin bir husus. Çünkü ancak edebiyat ile bütünleşmiş, okumaktan da yazmaktan da vazgeçemeyen kişilerin anlayabileceği bir hissiyat. Tıpkı yazımın başında belirttiğim gibi.

Edebiyat ahengi sever, dokunmayı, sarmayı, ritmi, bütünleşmeyi ve kıvraklığı. Dünyanın bütün başarılı yazar ve şairlerini okuduğunuzda onların satırlarında hep bunları görürsünüz.

“Edebiyat dansın duygusal ve felç partneridir.”

Hareket edemez ama ettirir. Duygusuyla sizi etrafında döndürmeye başlar ve siz bir anda kendinizi bu ütopik dansın içinde bulursunuz. Sabahattin Ali’nin (Kürk Mantolu Madonna) “ben dans etmekten fazla zevk almam, bazen dans ettiğim kimse hoşuma gider ve bu yüzden o sıkıntıya katlanırım” cümlesini okuduğunuzda bile siz Sabahattin’in hoşlaşmadığı dansın içinde bulursunuz kendinizi.

Edebiyatla Dans

edebiyat ve dans iç içe

Şimdi bir de kelimelerle dans etmekten söz edeceğim. Bazı insanlar var ki onları dinlerken kurduğu cümlelerin partneri sanırsınız. Sanki her söylediği kelimeyi belinden kavrayıp dudaklarına yaklaşıyor ve konuşması bitene kadar kendini bu dansın koreografisine bırakıyor… Nietzsche Ağladığında kitabının yazarı Irvin D. Yalom Günübirlik Hayatlar adlı eserinde şöyle yazmıştır:

“Kelimelere âşık olduğunuzu görüyorum Bay Andrews. Onlarla dans etmeyi seviyorsunuz. Oysa kelimeler yalnızca not düşmeye yarar. Melodiyi oluşturan fikirlerdir. Yaşamımızın çatısını da fikirler oluşturur.”

Platon ise iyi bir eğitimin güzel şarkı söylemek ve dans etmekten geçtiğini söyler bize. Okumak, dinlemek, söylemek, çizmek ve dans etmek gerçekten de bir insanı daha anlamlı bir birey haline dönüştürüyor.

Edebiyattaki dansın ritmini yakalayın ve müziğin sesini de asla kısmayın.

Peki ya sizler edebiyat ve dans arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum‘da bizlerle paylaşmayı unutmayın.

Oyla!

Yeşim Teke

1995 doğumlu, Kapadokya’da yaşayan roman yazarı, ressam ve tasarımcıyım. 2018’de Aziz’in Arkadaşı isimli ilk romanım çıktı. Yazmaya blog sitem üzerinde başladım. Kısa öyküler, söyleşiler, makaleler, biyografilerin ardından roman yazmaya karar verip, bir senelik sürecin sonucunda edebiyat dünyasındaki yerimi aldım. İlk kitaptan sonra görsel sanata yoğunlaştım. Çizim tekniğimi geliştirip resimde tarzımı oluşturdum. Kendi çizim kağıtlarımı bitkisel yöntemlerle üretip, Uzak Doğu Mitolojisi üzerinde çalışmalar yaptım. Kapadokya’ya yerleştikten sonra buradaki seramik atölyeleri ile iş yapıp, bölgenin özel toprak tabakları üzerinde koleksiyon hazırladım ve devam etmekteyim. Tasarım da bu aşamada devreye girip resimle bütünleşti ve ürettiğim birçok ürünü çizgilerimle buluşturdum. Son zamanlarda ise ikinci romanım üzerinde çalışmaktayım. Sanat Tarihi, Uzak Doğu Mitolojisi, Sinema ve Edebiyat ile ilgilenmekteyim.

Mortal Kombat Filmi

Mortal Kombat İlk Bakış: Ölümcül Dövüş Gittikçe Yaklaşıyor!

The Queen's Gambit - Walter Tevis - Vezir Gambiti

The Queen’s Gambit Kitabı Türkçede: Walter Tevis’in Vezir Gambiti Romanı Çıktı