Stan Lee ve Jack Kirby’den Fantastic Four: Marvel Büyüsü!

Fantastic Four çizgi roman dünyasıyla yakından tanışın. Marvel Klasikleri yazı dizimiz Stan Lee ve Jack Kirby'nin Marvel'ın kilometre taşı eserlerinden Fantastik Dörtlü ile başlıyor.

Marvel Klasikleri, Marvel çizgi roman serilerinin 80 yıllık tarihi boyunca kurgu dünyasına kazandırdığı sayısız eser içinden en güzide örneklerini değerlendirip tavsiye olarak sunduğumuz bir yazı dizisi. İlk bölümün konuğu Stan Lee ve Jack Kirby’nin Fantastic Four serisi oldu. İçerdiği sayılar: Fantastic Four (1961) #1-102 ve Fantastic Four Annual #1-6

Marvel dünyasının bir büyüsü var. Bunu yalnızca çizgi roman anlatıcılığının alametifarikalarıyla açıklayabilmek mümkün değil. Bir öyküyü çizgi roman formunda tüketmek günümüzde herkesin birinci tercihi olmuyor. Satış değerlerine veya sektör hacmine bakarak bu kolayca gözlemlenebilecek bir gerçek. Bununla birlikte, Marvel uzun yıllardır milyonlarca insana çeşitli medyumlar üzerinden bir şekilde ulaşıyor ve onları büyülü dünyasına çekiyor. Durmadan devasa olayların yaşandığı dinamik evreni insanlarda daha fazla içerik için tükenmeyen bir açlık yaratırken birbirinden ilginç onlarca karakter de gönüllerde kendine yer buluyor. Stan Lee’nin mektup ve bülten sayfalarında okurlarıyla beraber geliştirdiği jargonu ile ifade edecek olursak “Make Mine Marvel!” diyen tutkulu hayran kitlesi her geçen gün büyüyor.

Bugünün çılgınlığı içerisinde geriye dönüp baktığımızda inanması belki güç ama bundan yarım asır önce Marvel’ın yapı taşlarını oluşturan kahramanlarının çok büyük bir bölümü 1961 ve onu takip eden birkaç yıl içinde, adeta peş peşe ortaya çıktılar. Spider-man, Hulk, Iron Man, Thor, Daredevil, Ant-man, Doctor Strange, X-Men, Nick Fury, S.H.I.E.L.D. ve çok daha fazlası söz konusu kapsamın içinde yer alıyorlar.

1961’e gelinene kadar uzunca bir süredir süper kahraman türüne küsmüş olan Marvel Comics’i türe döndüren ve tüm bu furyayı başlatan olay ise Fantastic Four’un mevzubahis yılda çıkan ilk sayısı olmuştu. İlk sayıdan itibaren dokuz yıl ve yüzü aşkın sayı boyunca Stan Lee ve Jack Kirby ikilisi tarafından yazılıp çizilen Fantastic Four, henüz yolun en başında bir finansal başarıya dönüşüp gelecek serilerin önünü açtı. Yalnızca bu yönüyle bile çizgi roman tarihinde önemli bir yer tutmasına rağmen, onu belki daha da değerli kılan ve bu yazıya konu olmasını sağlayan niteliği ise ev sahipliği yaptığı karakterleriyle, belirlediği tarzıyla, ortaya attığı konseptleriyle ve elbette anlattığı iyi hikâyeleriyle Marvel Evreni’nin temel iskeletini belirlemiş olması, yani daha romantik bir şekilde ifade edersek büyünün özünü taşıması.

Fantastic Four Nasıl Doğdu?

Böylesine iddialı bir noktaya konumlandırınca Fantastic Four’un ortaya çıkış sürecinin ardında da ister istemez bir hikâye aranıyor. Açıkçası böyle bir hikâyenin var olup olmadığı hangi pencereden baktığınıza bağlı olarak değişecek bir yargı. Rivayet odur ki Marvel Comics’in yayıncısı Martin Goodman bir gün DC Comics’in o dönemki yöneticilerinden biriyle golf oynarken bu kişiden DC’nin yeni serisi Justice League of America’nın satışlarının hiç de fena seyretmediğini öğreniyor. Bunun üzerine Goodman da kariyeri boyunca trendleri iyi takip etmiş biri olarak editörü Stan Lee’den bir süper kahraman ekibi serisi istiyor.

Yani esasında Fantastic Four, yayıncı siparişi vesilesiyle yayın hayatına başlayan bir seri. Öte yandan Stan Lee’nin bu başarı üzerine kurduğu kişisel anlatıda projeye kendi yaklaşımının biraz daha komplike ve anlam yüklü olduğunu biliyoruz. Lee, o günleri anlattığı kayıtlarında sıklıkla o sırada yıllardır yapmakta olduğu çizgi roman işini ciddi anlamda bırakmayı düşünüyor olduğunu söyler. Bu seri siparişi eline geldiğinde ise karısının da cesaretlendirmesiyle istifa etmeden önce son kez farklı bir şey denemeye karar veriyor. Başka kaygılardan sıyrılarak öncelikle kendisinin okumaktan keyif alacağı ve bağ kurulabilecek, gerçek hissettiren karakterlerin başrolünde oluğu bir seri yapmak üzerine yoğunlaşıyor. Bu şekilde hazırladığı taslağı çizeri Jack Kirby’ye teslim ediyor ve ikilinin kalemlerinden bir efsane hayata geçiriliyor.

Buna karşılık serinin diğer yaratıcısı Jack Kirby’nin bu süreci yorumlayış şekli ise bambaşka. Onun iddiası da asıl fikirsel yükü kendisinin taşıdığı üzerine. Burada Kirby’yi destekleyici bir delil olarak Fantastic Four’un temel tasarımında Kirby’nin 1957 yılında DC Comics için yarattığı Challengers of the Unknown’la çeşitli benzerlikler bulunması öne sürülebilir.

İkilinin anlaşamadıkları noktalar yalnızca bu olayla sınırlı değildi ve bu sebeple hayatlarının ilerleyen yıllarında Stan Lee ve Jack Kirby çeşitli hak kavgaları içine girdiler. Marvel ofisinin o dönemki çalışma pratikleri ve şirketin hak sahipliği politikaları çokça tartışıldı, davalar açıldı, kalpler kırıldı. Ancak bütün bunları detaylı bir şekilde aktarmak ve yorumlamak başlı başına bir veya birkaç yazının konusunu oluşturur. Bu nedenle Fantastic Four ve bu yazı özelinde kimin ne kadar emeği olduğunu tartışmak yerine daha pozitif bir noktadan yaklaşıp Lee ve Kirby’nin hangi bireysel ve kolektif meziyetlerinin başarıda rol oynadığını teşhis etmek daha anlamlı olacaktır.

Stan Lee ve Jack Kirby

Jack (solda) ve Stan (sağda)
Kirby’yi 1994, Lee’yi ise 2018 yılında kaybettik.

Fantastic Four Neden Özel?

Lee ve Kirby’nin Fantastic Four dönemi en çok kurgu dünyasına çok sayıda karakter kazandırması ile anılır. Hatta daha da ileriye gidilerek Lee ve Kirby’nin serideki üretkenliği için ikilinin aynı karakter ve konseptlere ikinci kez uğramak yerine sürekli yenilerini ekledikleri söylenir. Bu elbette yanlış bir ifade. Özellikle Doctor Doom ve Namor gibi okurlarca da sevilen karakterlerin seri içinde defalarca karşımıza çıktıklarını belirtmek gerek. Bununla birlikte, seriyi okurken Marvel dünyasına ait ne çok şeyin buradan çıkmış olduğunu fark edip hayran kalmamak da mümkün değil. Doctor Doom, Galactus, Watcher, Skrull ırkı, Silver Surfer, Inhumans, Black Panther ve Adam Warlock karakterleri ve bu karakterlerle ilişkili Latveria, Wakanda, Attilan gibi mekan ve kavramlar bu 102 sayıda yaratılanlar listesinin başını çekenler. Ayrıca Wyatt Wingfoot ve Alicia Masters gibi Fantastic Four’un geleneksel yardımcı karakterlerinin ve bilindik neredeyse tüm kötü adamlarının da ilk kez bu sayılarda okurla buluştuğunu ekleyelim.

GÖZ ATIN  Game of Thrones Yıldızı Marvel Sinematik Evreni Yolcusu!

Bütün bu karakterlerde her iki yaratıcının imzaları da rahatlıkla gözlemlenebilir. Kirby’den örnek vermek gerekirse Black Panther’ın krallığı Wakanda ve Inhuman’ların evi Attilan temelde birer saklı topluluklardır. Klişeleri sıralayacak olursak bu topluluklar dış dünyadan izole bir şekilde yaşarlar; aralarına yabancı sokmazlar ve genellikle bilim ile teknoloji gibi alanlarda çok ileri noktalardadırlar. Bunlar hep Kirby’nin imzasını taşıyan tasarımlar. Kendisi bu konseptleri kariyeri boyunca pek çok hikayesinde kullandı. Ayrıca Black Bolt ve Galactus gibi karakterlerin görsel tasarımında göze çarpan Aztek motiflerinin de Kirby’nin ilerleyen yıllarda yarattığı bu türdeki topluluk örneklerinde daha belirgin hale geldiği görülebilir.

Stan Lee’nin en büyük imzası ise bana göre karakterlerin diyalog ve monologlarında yatıyor. Dediğim gibi, bu çizgi romanların üretim sürecinde Lee’nin işin senaryo tarafını ne ölçüde üstlendiği; sorumluluğun ne kadarını çizerine yüklediği bugün dahi tartışılan ve Marvel’ın o dönemki çalışma pratikleriyle beraber uzunca incelenmesi gereken konular. Öte yandan, Lee’nin çizimi tamamlanmış sayıları teslim aldıktan sonra konuşma balonlarını, düşünce balonlarını ve açıklama kutucuklarını bizzat yazdığı kesin olarak biliniyor. Hikâye görsel olarak ortaya çıktıktan sonra bunu diyalog ve metinlerle tamamlamak kulağa çok matah bir iş gibi gelmeyebilir, bir önceki aşamaya kıyasla efor anlamında öyle olduğunu da iddia edemeyiz belki ama Stan Lee’nin bu karakterlere yazdığı diyaloglar inanın çok değerli. Üstelik o metinler bugün incelendiğinde çok doğal ve gerçekçi de hissettirmeyebilir, esasında o senelerin diğer örnekleriyle kıyaslandığında bu konuda da dönemine göre son derece iyiler ama benim asıl üstünde durmak istediğim mesele bu değil.

Stan Lee’nin Sihirli Diyalogları

Kurgusal eserlerde karakterlerin kendilerine ait özgün seslerinin olması en önemli tanımlayıcı unsurlardan birisidir. Burada “ses” kelimesinden kastım elbette işitsel anlamda değil, çizgi romanlar bunu konuşmak için çok elverişli bir medyum olmazdı sanırım. Bir karakterin olaylara verdiği tepkilerin, kendini ifade etme biçiminin, kelime seçimlerinin ve bunlarla birlikte açığa dökülen tüm özelliklerinin aynı eserde yer alan bir diğer karaktere benzememesinden bahsediyorum. Bunu her yazar beceremiyor ne yazık ki. Kafasındaki olay örgüsünü pürüzsüzce işlemeye çalışırken karakterini bu olaylara uydurmak adına eğip büktüğü ve diyaloglarını bu gerekliliklere göre dizayn ettiği için fark etmeden karakterlerinin seslerini kaybeden çok fazla yazar var. Bunun sonucunda da iki üç sıfattan fazlasıyla tanımlayamadığımız tutarsız kurgusal karakterler ortaya çıkıyor.

Marvel’da ise çoğu karakterin kendi sesini hissedebiliyoruz. Her birinin sıkı hayran kitlelerine sahip olması da bu yüzden. Bunun nasıl bu denli iyi bir oranda başarıldığını düşünüp kaynağına inince de; Stan Lee’nin 50 yıl önce doldurduğu o konuşma balonları bizlere aradığımız cevabı veriyor.

Fantastic Four, dört ana karakteri olması yönüyle bunun en harika uygulandığı ve en rahatça gözlemlenebildiği seri. Bu dört karakter sürekli birbirleriyle ve çevreyle etkileşim içindeler ve onların karakteristik özellikleri, tecrübeleri, duyguları bu etkileşimlere çok iyi yansıyor.

Reed (Mister Fantastic) laboratuvarına sık kapanır. Çoğu zaman sorunları tek başına çözmeye çalışır. Buna bağlı olarak bazen bilinçli kimi bazen ise farkında olmadan etrafındakileri kendisinden uzaklaştırır. Böyle zamanlarında kelimelerini pek özenli seçtiği söylenemezken diğer zamanlarda, özellikle dışarıda diğer insanlar ile iletişim halindeyken, daha açıklayıcı ve ciddiyet sahibi bir üsluba geçtiğini görürüz. Ben (Thing) belirgin bir New York aksanı ile konuşur, çabuk parlar, sık duygu değişimleri yaşar. Johnny (Human Torch), gençliğinin getirdiği dinamizm ile insanlarla hızlı iletişim kurmaya ve ilerletmeye açıktır, konuşmalarının arasına zamanın popüler kültür referansları sıkıştırmayı sever. Susan (Invisible Girl) zor durumlar karşısında hemen endişelenip karamsarlaşmaya meyillidir ve sürekli bu endişelerini dile getirir. Bütün bunlar yan karakterler için de geçerli şeyler, Doom gibi konuşan bir başkasını bulamazsınız.

Özetle, bunu sağlamak adına yer yer doğallıktan ve gerçekçilikten feragat etmesi, diyaloglarını biraz daha karikatürleştirmesi gerekmiş olsa da Stan Lee her karakterine özgün birer ses verebilmiş. Çeşitli mecralarda kendisinin kariyerinden ve başardıklarından bahsedilirken böylesine değerli ve kritik bir yönünün çoğunlukla atlanıyor olması beni şaşırtıyor açıkçası.

Günümüzde bu karakterler geçmişteki hallerinden çok uzağa gitmediler, belki biraz yontuldular o kadar. Sonraki yıllarda gelen Marvel yazarları karakterleri yeniden tanımlayan veya karakter gelişimi gerçekleştiren hikâyeler yazmış olsalar da bu değişimlerin pek azı kalıcı olabildi ve Marvel kahramanları çoğu sefer dönüp dolaşıp aynı yere geldiler. Hani yazının başında Marvel’ın büyüsü demiştik ya, işte bu yüzden özü burada.

Önce Maceracı, Sonra Süper Kahraman

Serinin Marvel Evreni’nin gelecekteki tonunu belirlediği bir diğer nokta ise yer verilen konu yelpazesi. Bugün Fantastic Four’u tanımlarken “maceracı” kelimesi akla gelen ilk sıfatlardan biridir. Evet, evleri Manhattan’ın göbeğindedir ama yalnızca New York halkını ilgilendiren tehditlerle uğraşmazlar, hatta bir aksiyon almaları için illa bir tehditle yüzleşmeleri de gerekmez. Kimi zaman motivasyonları sadece keşfetmektir. Bu yüzden Fantastic Four’u akla gelebilecek her türlü öykünün içine yerleştirebilirsiniz. 102 sayı boyunca da bu çoğunlukla böyle.

GÖZ ATIN  Agents of S.H.I.E.L.D. Fragmanı Üzücü Haberle Birlikte Geldi

Uzaylıların işgal planlarına çomak sokmak, kozmik tanrılarla savaşmak, zaman yolculuğu yapıp tarihsel figürlerle karşılaşmak, başka boyutlara kapı açmak, baskıcı rejimlere karşı devrimi ateşlemek, gizli krallıklarla tanışmak, bunlardan sıra gelince süper kötülerden New York sokaklarını korumak ve elbette birbirleriyle kavga etmek, aşık olmak, psikolojik çöküntüler yaşamak dörtlümüzün seri boyunca yaptıkları şeylerden yalnızca birkaçı. Bugün bir Marvel çizgi romanını açtığınızda Dünya üzerindeki her kurgusal türden bir parçanın karşınıza çıkabileceğini bilirsiniz. Bu çeşitliliğin varlığında Fantastic Four’un maceracı ruhunun etkisi büyük.

Fantastic Four Bugün Okunur mu?

Fantastic Four Marvel ÇR

Lee ve Kirby’nin Fantastic Four’unun taşıdığı bu nitelikler elbette onu değerli kılıyor ve çizgi roman tarihinde önemli bir pozisyona konumlandırıyor. Fakat konuştuğumuz sayıların üzerinden yarım asırdan fazla bir zaman geçtiğini düşününce tartışılması gereken bir soru daha ortaya çıkıyor: Bu seri bugün hâlâ keyifle okunabilir mi?

Bu sayıların sunduklarının günümüz çizgi roman anlayışı ile birebir örtüşmediğini söylemek gerekiyor. Öncelikle Jack Kirby’nin çizimlerine ilk görüşte âşık olmamanız, hatta hakkında duyduğunuz onca övgüden sonra biraz hayal kırıklığına uğramanız gayet olası. İlk bakışta çizgileri size çok keskin ve köşeli gelebilir, geometrik şekiller fazlaca gözünüze batabilir. Buna karşılık, kulağa garip gelse de Kirby’nin sanatına ilişkin ortada ilginç bir fenomen var. Kirby zamanla sevilen bir sanatçı. Şöyle ki, Kirby’nin çizimlerini ilk deneyimlediğinizde beğenmediniz, olabilir. Eğer bir süre sonra ikinci bir şans verirseniz eminim sevmeye başlayacaksınız, daha fazla okudukça da hayranı olacaksınız. Bu benim deneyimlememde de böyle oldu, internette ve çevremde çok örneğine de tanık oldum. Hatta kendisi hakkında hazırlanan belgesellerde ondan daha sonraki jenerasyonların en büyük çizgi roman çizerleri dahi Kirby ile tanıştıklarında böyle bir beğenme sürecinden geçtiklerini anlatırlar. Bu insanların tamamının Jack Kirby’ye büyük saygı duyduğunu ve kendi tarzlarını oluştururken ondan muhakkak bir şeyler aldıklarını hatırlatmakta fayda var.

Kirby’nin çizimlerinin en öne çıkan özelliği hareketli ve canlı yapısı. Onun kaleminden her şey çıkabilir ama sıkıcı bir şey çıkmaz. Sıradan bir konuşma panelinde dahi karakterler son derece dinamik pozlarda çizilmiştir. Genellikle full shot açıdan çizmeyi tercih ettiği dövüş sahnelerinde ise hareket algısı okura harika yansıtılır. Kirby bunu yaparken anatomik sınırları da çokça esnetir ama bu, karakterlerin daha kuvvetli ve heybetli gözükmesini sağlar. Ek olarak abartılı yüz ifadeleri, tam sayfa panel açılışlar ve özellikle Negative Zone’un görsel dilini oluşturan kolaj çalışmalar da serinin çizimlerinde karşılaşacağınız diğer şeyler.

Fantastic Four Marvel Comics

Stan Lee’nin yazarlığında da sizi yorabilecek unsurlar maalesef var. Lee’nin anlatıcı rolünü üstlendiği kutucuklardaki gereksiz tasvirlerini, süslü sıfatlarını uzun uzun okumak kesinlikle keyifli bir tecrübe değil. Ayrıca duo-spesifik panel kullanımı, yani çizimde ne olduğu apaçık belliyken, aynı mesajı karakterleri konuşturarak tekrarlatması da sık sık başvurduğu bir yol. Bu da tabii verimsiz bir anlatım yöntemi. Neyse ki serinin ilerleyen sayılarında bunu yapmayı belirgin ölçüde azaltıyor.

Olumsuzluklardan bahsediyorken kadın karakterler için de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Başrollerinden birisi bir kadın süper kahraman olan bir çizgi roman için beklentiler farklı olsa da Lee ve Kirby’nin hikâyelerinde kadını konumlandırma şekilleri ne yazık ki dönemin normlarının çok ilerisinde bir vizyona erişememiş. Bugünün bakış açısıyla net bir şekilde seksist denilecek sahnelerin olduğunu söyleyebilirim. Bilhassa ilk sayılarda Sue’nun ekibin bir parçası olmasına rağmen düşman tarafından tutsak alınıp kurtarılmayı bekleyen kadın rolünü oynadığına çokça şahit oluyoruz.

60’lı yılların popüler kültürü büyük ölçüde soğuk savaş ve buna bağlı bilimsel atılımlar ile uzay yarışı gölgesinde şekillendiği için Fantastic Four’un orijini de elbette bilim kurgu temeline dayanır. Bu durum hemen hepsi o yıllarda yaratıldıkları için Marvel karakterlerinin çoğunluğu için de böyledir, Marvel’da çok fazla sayıda bilim adamı kahraman ve kötü olmasının basit açıklaması da aslında budur. Gelgelelim seriden ayakları yere basan bilimsel bir altyapı beklemek de sizi hayal kırıklığına uğratacaktır. Gösterdiği fantastik şeylerin ardına tamamen uydurma bilimsel açıklamalar doldurmak hem Lee’nin hem de Kirby’nin yapmayı çok sevdiği bir eylem. Bilimin Marvel dünyasında bizimkiyle tamamen farklı işlediğini kabul etmek lazım.

Bu bölümü de bağlayacak olursak Lee ve Kirby’nin Fantastic Four’u bugün keyifle okunur mu sorusunun cevabı bahsettiğim şeylerin sizin okuma deneyiminizi ne derece etkileyeceğiyle alakalı. Bununla birlikte, serinin uzunluğunun da kimilerinin gözünü korkutabileceğinin farkındayım ve bu yazıların tanıtım ve değerlendirmenin yanında tavsiye niteliği de taşımasını amaçlıyorum. O nedenle bu misyonu yerine getirmek adına, arasından seçip okuyabileceğiniz güzel sayılardan kısaca bahsetmenin yararlı olacağına inanıyorum.

Hangi Sayıları Okumalı?

Fantastic Four Marvel Çizgi Roman

Seri içinde anlatılan hikâyeler genellikle iki veya üç, bazense tek sayıdan oluşuyor. Bu miktarlar detaylı bir olay örgüsü için kısa gibi görünse de son yirmi yıldır Amerikan çizgi romanında bir olay örgüsünü 5-6 sayıdan oluşan bir cilde yayacak şekilde aktarma anlayışı hâkim olduğu için Fantastic Four’un 2-3 sayılık hikâyelerinin günümüzde aşağı yukarı bir cilde tekabül edecek dolulukta olduklarını fark edeceksiniz. Ayrıca o dönemlerde cliffhanger kullanımı da çok yaygın olmadığından her bir sayı kendi içinde bir bütünlüğe sahip. Başına oturup okuduğunuz bir sayının sizi doyurmamasına imkân yok.

GÖZ ATIN  Logan'ın Yönetmeni X-23 Filmi Çekmek İstiyor

Seri satış anlamında en başından beri başarı göstermiş olsa da en parlak sayıları kesinlikle ilk baştakiler değiller. Zaman geçtikçe hem Lee hem de Kirby kendilerini geliştirip yaptıkları şeyleri daha iyi yapmaya başlıyorlar. Bu noktada her ikisinin de hâlihazırda uzun yıllardır çizgi roman üretiyor olduğunu göz önünde bulundurunca işlerine ekleyebilecek yeni şeyler bulabilmiş olmaları da ayrıyeten takdire şayan. Bu olgunlaşma sürecinin tamamlamasına yakın 44. sayıda serinin üçüncü kahramanı diyebileceğimiz Joe Sinnott’un ekibe çinici olarak katılması da Kirby’nin çizimlerinin görsel lezzetini bir seviye yukarı taşıyor.

Tesadüf odur ki bu sayı aynı zamanda Inhumans’ın ilk kez okur karşısına çıktığı sayı. 48. sayının ilk birkaç sayfasına kadar uzanan bu hikâyede Inhumans öyle üstünkörü işlenen bir yan karakter grubu olmanın çok ötesinde. Tam aksine bu sayılar boyunca ana odağa oturuyorlar. Black Bolt, Medusa, Crystal, Gorgon, Karnak, Triton, Maximus ve Lockjaw’dan oluşan kraliyet ailesinin her biri detaylıca tanıtılıyor ve parlayacakları en az birer sahne buluyorlar. Özellikle Maximus’un sinsilik ve deliliğinin birbirine girdiği saçmalamalarını okumak büyük keyif.

Peki bu defterin kapandığı 48. sayının ilerleyen sayfalarında ne oluyor dersiniz? Her iki yaratıcı için de kariyer zirvelerinden biri olan üç sayılık “The Coming of Galactus” hikayesi başlıyor. Marvel dünyası ilk kez bu denli büyük bir tehditle yüzleşirken bir yandan da buna hoş bir tezat olarak Silver Surfer’ın yaşamın değerini ve güzelliklerini keşfetmesini okuyoruz. Bunu takip eden 51. sayıda ise olaylar çok daha ufak çapta gerçekleşmesine rağmen Galactus üçlemesine benzer şekilde yine pozitif mesajların verildiği, insanlığa olan inancın yeşertildiği trajik “This Man, This Monster” hikayesi bizi kalbimizden vuruyor. Hemen ardından 52 ve 53. sayılarda Black Panther ve Wakanda ile tanışıyoruz. Bu sayılarda Black Panther’ın tam bir hazırlıklı dövüş şovu yaşattığını not düşeyim. Black Panther hazırlıklıysa alır arslanım! Kısacası 44 ve 53. sayılar arasındaki öyle muazzam bir hikayeler silsilesi var ki atlanması büyük kabahat olur.

Yine Lee ve Kirby tarafından yazılıp çizilen 6 annual sayısının her biri de bu tavsiye bölümünde anılmayı hak ediyor. Çizgi roman takipçilerinin bilebileceği üzere annual sayıları günümüzde genellikle seri bütünlüğü içinde atlanabilecek nitelikte hazırlanırlar. Geçmişte ise bundan tümüyle zıt bir anlayış hâkimdi ve bu sayılar son derece önemli olaylara ev sahipliği yaparlardı. Örneğin Doctor Doom’un geçmişini 2. annual sayısında öğreniyoruz. Bu sayıda 12 sayfa içinde öyle çetrefilli ve muazzam bir orijin hikayesi anlatılıyor ki bu 12 sayfaya sığdırılanlardan daha sonra 5-6 sayılık mini seriler çıktı. Aynı sayının ikinci yarısında ise ilk kez Doom’un diplomatik nüfuzu üzerinden bir olay örgüsü işleniyor ve eğer başka bir yerde dikkatimden kaçmadıysa yine ilk kez bu sayıda Reed ve Doom’dan dünyanın en büyük birinci ve ikinci beyinleri olarak bahsediliyor.

3. annual sayısında Reed ve Susan’ın düğününe konuk oluyoruz. Sayı içinde düğünün selameti uğruna Marvel Evreni’ndeki neredeyse tüm kahramanların, aynı büyüklükteki bir kötüler ordusuyla topluca kozlarını paylaşmalarına şahit oluyoruz. Yani bu sayı Marvel’ın artık her yaz bir tane patlattığı mega event’lerin bir prototipi. 6. annual sayısında Fantastic Four’un yaşamlarını kökten değiştiren bir başka olay gerçekleşiyor, Reed ve Sue’nun ilk çocuğu Franklin Richards Dünya’ya gözlerini açıyor.

Bunların haricinde sırf Thing’in son bölümdeki muazzam tiradı için 39-40. sayıları, daha sonrasında çok fazla kez işlenen Doom’un tanrısal güçlere sahip bir varlığın gücünü çalması konularının ilki olan 57-60. sayıları ve Thing’in koca bir toplumun adeta bir 30’lar gangster filmi içinde yaşadığı bir Skrull gezegenine kaçırılmasını konu alan 90-93. sayıları da tavsiye listesinin arasına iliştireyim.

Gerçek Klasikler

Toparlayalım. Stan Lee ve Jack Kirby’nin Fantastic Four’u içinde onlarca cevher dolu başlı başına bir külliyat. Bir Marvel klasiği denince akla gelen ilk seri, haliyle bu yazı dizisinin ilk konuğu olması da kaçınılmazdı. Yukarıda bahsettiğim gibi, bugünün çizgi roman anlayışı ile üretilmiş bir eser değil. Bu nedenle okurken keyif alabilmek biraz da beklentilerinizi nasıl ayarladığınızla alakalı. Yine de eğer şans verirseniz fark edeceksiniz ki size hitap edip etmemesinin ötesinde bu sayılar hakikaten de çizgi roman sanatının güzel örneklerinden. İyi öyküler ve gerçek bir tutku barındırıyor. Ben Marvel çizgi romanlarına gönül vermiş herkesin seriyi okuması gerektiğine inanıyorum ve bu yazıda anlatılan hiçbir şey sizi buna hâlâ ikna edemediyse 15 yaşındaki George R.R. Martin sizinle aynı fikirde değil.

Usta yazar bundan yıllar önce Fantastic Four serisini okurken duyduğu hisleri biraz esprili bir dille kâğıda dökmüş ve bu mektup serinin 20. sayısında yayınlanmış.

Fantastic Four hakkındaki yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz!

* * *

* Rıhtımdan Kalkan Gemi ve Stan Lee




1994 doğumlu, ODTÜ’den endüstri mühendisi olarak sağ kurtulmayı başarmış bir azim örneği. Asıl uzmanlığı ise başka alanda. Amerika’nın çizgi romanlarına, Japonya’nın mangalarına ömür harcadı. Çocukluk ve gençliğinde okuduğu oyun dergilerinin ona ilham olmasıyla da bu tutkusunu başkalarıyla paylaşmaya karar verdi. Sinema, fantastik edebiyat, anime ve elbette video oyunlarıyla da hayatının çeşitli dönemlerinde bolca haşır neşir olmuşluğu var.

Stan Lee ve Jack Kirby’den Fantastic Four: Marvel Büyüsü! için 4 yorum

  1. Keyifli bir yazı olmuş, elinize sağlık.


  2. Harika bir yazı olmuş. Küçüklüğümden beri en sevdiğim süper kahraman ekibidir kendileri. Hala da severim. Zamanında Alfa’nın çıkardığı bazı eski sayıları sahaflardan toplayıp okumuştum. Hepsi de çok güzeldi. Tüm serilerini baştan sona da okumayı çok isterim şahsen. Özellikle tavsiye ettiğiniz sayılara göz atmaya çalışacağım. :star_struck:


  3. galeme dedi ki:

    Fantastik Dörtlü’nün evrenin yapı taşlarından olduğunu biliyordum ama ne denli önemli bir figür olduğunu bilmiyormuşum. Popüler karakterlerin çoğu bu seriden çıkmış meğerse.

    Stan Lee’nin diyalog yazma konusundaki becerisini de bilmiyordum. Aslında nispeten yeni eserleri okuyan birisi olarak bunun önemini anlamak da zor. 60’larda bu diyalog dilini oluşturmuş olması, aklımdaki Stan Lee hep yanındakilerin ekmeğini yedi klişesini yıktı biraz.

    Günümüzde bunları okumak belirli bir seviyeye geldikten sonra güzel olabilir bence. Eskilerde en sevmediğim şey çizimlerde bariz bir şekilde görülen olayı yazarın ayrıca bir panel içinde açıklaması. Bu nedenle serinin tamamını okumak pek yapabileceğim bir şey değil. Ama bahsi geçen önemli sayıları mutlaka bir gün okuyacağım. Çizimler konusunda ise hiçbir olumsuz görüşüm yok. Ben eskilerin çizimlerini çok seviyorum.

    Yazı harika olmuş zaten belirtmeye gerek bile yok. Belki de bu yazı sayesinde bir dahaki kitap alışverişimde sepetime Hickman’in FF runının ilk cildini ekleyebilirim.


  4. Teşekkür ederim yorumun için, yazıyı beğenmene sevindim.

    Geçen günlerde Stan Lee’nin Kevin Smith’in zamanında yaptığı Spoilers programına konuk olduğu bir bölüme denk geldim. Videonun bir noktasında karakterleri birbirinden farklı konuşturmak konusundaki titizliğinden bahsetmiş. Hazır denk gelmişken onu da buraya bırakayım:

    https://www.youtube.com/watch?v=9hHkZwXU4og
    İlgili kısım 6. dakikadan itibaren.

    Çizgi roman okuma alışkanlığı olmayan birisi için bunları okumak hakikaten de yorucu olur. Özellikle bahsettiğin gösterilenin bir de üstüne yazıyla anlatılması uygulaması Amerikan çizgi romanının paçasında büyük yüktü. Anlatıya da bir şey kazandırmadığı için iyi ki kurtuldular ondan. Ama halihazırda düzenli çizgi roman okuyan kişilerin de bu eskilere kesinlikle şans vermesi gerektiğini düşünüyorum ben.

    Hickman’ın Fantastic Four’unu muhakkak al :smiley: Onu da bir gün bu yazı dizisinde ağrılamak istiyorum.


Stan Lee ve Jack Kirby’den Fantastic Four: Marvel Büyüsü!

Fantastic Four çizgi roman dünyasıyla yakından tanışın. Marvel Klasikleri yazı dizimiz Stan Lee ve Jack Kirby’nin Marvel’ın kilometre taşı eserlerinden Fantastik Dörtlü ile başlıyor.

Başa dönün