in ,

Issız Ev – Rabia Elif Özcan | Çevirmenin Çemberi: “Kıyamete Ekilen Tohumlar”

Rabia Elif Özcan, Women’s Fiction Prize finalisti Jessie Greengrass imzalı “Issız Ev” kitabının çeviri macerasını Kayıp Rıhtım okurları için anlattı.

Issız Ev - Rabia Elif Özcan | Çevirmenin Çemberi

Rabia Elif Özcan, Issız Ev romanının çeviri süreci hakkında yazdı. Özcan, çevirisini üstlendiği Women’s Fiction Prize finalisti Jessie Greengrass eserini ve Türkçe yolculuğunu kaleme aldı.

* * *

Adım adım yaklaşan ve sonunda yok oluşun beklediği bir bilinmezlik süreci… Kesinliklerle avunan insan evladı için muhtemelen en tahammül edilmez zaman kavramlarının başında gelir böylesi tanımız bekleyişler. Ancak ne için, ne yöne, neden yürüdüğünü bilmezken bile insan, daima “yarın”ın umudunu nefesine katık edip bir sonraki güne gözlerini açmaya cesaret eder. 2015’te yayımlanan ilk öykü derlemesi An Account of the Decline of the Great Auk, According to One Who Saw It ile Somerset Maugham Ödülü’ne layık görülen Jessie Greengrass da ikinci romanını belirsizlikler ve felaketler bağlamına kurar. Küresel yok oluşun eşiğindeki insanlık, Greengrass’ın satırlarında geçmişinden ders almayan, ibretlere kulak tıkayan, iflah olmaz bir kitleye dönüşmüştür. Kurtarılmayı istemeyen bir kimseye yine de yardım eli uzatmalı mıdır peki? Felaketler, geri dönüşün mümkün olmadığı bir eşiği geçtikten sonra yaşamak için çabalamanın anlamı var mıdır? Öyle görünüyor ki Greengrass bu konuda insanlıkta hâlâ sırtını yaslayabileceği güvenli kıyıların umudunu taşıyor. Okuyucularına da insanlık felaketinin aynasını tutarken umudun nasıl filizlendirilebileceğini gösteriyor.

Cambridge’de aldığı felsefe eğitiminin ardından yeni bir kurgu ve üslubun peşinde koşan Greengrass, ilk romanı Bakış’ta (Sight) bu yolculuğunda ne kadar azimli ve başarılı olduğunu göstermişti. Bakış’ın çeviri süreci, benim için sürprizlerle dolu bir matruşkanın keşfi gibiydi; eserin her katmanında farklı bir zaman, mekân ve bağlam içine girerken aynı kelimelerin yankıları dillendiriliyordu âdeta. Üstelik kendi içinde çeşitli bilim insanı ve psikanaliz çalışmasını yankılatan eser, biçimi ve içeriği bakımından Julia Kristeva’nın Stabat Mater adlı denemesinin bir yansımasıydı. Kristeva, burada kelimelerle ifade etmenin mümkün olmadığı annelik deneyiminin edebiyat sahnesinde nasıl sergilendiğini gösteriyordu açıkça. Tıpkı onun gibi Greengrass da “mümkün olmayanı” dillendirme yoluna gitmişti bir bakıma. Nitekim böylelikle Bakış, yazarın bundan sonraki kalem dünyasını da nasıl bir zemin üzerine oturtacağının işaretlerini veriyordu.

Issız Ev: Beklenenden Farklı Bir Çıkış

Issız Ev - Jessie Greengrass

Ancak yazar, 2021 yılında orijinal adı The High House olan Issız Ev’le beklentileri şaşırttı. Rayına oturmuş ve kolay kolay da bu çizgiden çıkmayacak bir üslup edinmektense her eserinde yeni şeyleri yeni biçemlerle anlatacağını ilan etmiş oldu. Bu anlamda roman, Greengrass’ın manifestosu olarak kabul edilebilir. Fakat üslup ve biçim konusunda yeniliğe yönelse de yazarın edebiyat tanımının değişmediğini görüyoruz: Edebiyat, yaşadığı doğal ve maddesel bağlam içinde insanlık deneyimlerini yansıtabilecek yegâne araçtır. Buradan hareketle Greengrass’ın eserlerinde neyi nasıl aramamız gerektiğini biz okuyucular da artık öğrenmiş bulunuyoruz.

Bir günce şeklinde bölümlere ayrılmış eserde anlatıcı olarak iki kardeş Caro ile Pauly, bunun yanı sıra onlara kol kanat geren Sally’yi dinliyoruz. İki kardeşin anneleri Francesca, bir iklim bilimcisidir. Dünyanın sonunu getirecek felaketlerin ilkleri görülmeye başlanmıştır ve Francesca herkesi bunlara karşı uyarmaya çabalar. Fakat “gelecek” kavramı, kapitalist toplumlarda insan-merkezli (antroposentrik) bir anlayışla şekillenmiştir. Yani gelecek, insanlık için atılan ortak adımlardan ziyade bireylerin mikro düzeydeki kendi dünyalarını ilgilendiren çerçevelerden ibarettir. Dolayısıyla Francesca’nın veryansınları toplumda karşılığını bulamaz. Ancak hırslı kadın pes edecek değildir; hiç olmazsa kendi çocuklarını güvenli bir yere alma endişesi taşır. Bunun için de yüksekçe bir tepe üzerine kurulmuş, babasından kalan evi yenileterek bir sığınak hâline getirir. Aklında çocukları bir bakıcı gözetiminde buraya yerleştirmek, sonra kocasını da yanına alarak dünyanın geri kalanıyla mücadelesine devam etmek vardır.

Elbette yaşı henüz küçük olan Caro ve Pauly için bu süreç, insanlık uğruna insanlığa karşı verilen bir mücadele olduğu kadar onları anne-babalarından ayrı bırakan zorlu bir zamandır. İki kardeş, bireysellik ile kitlesellik arasında kendi başlarının çaresine bakmaya bırakılır. Sızlanmamayı, hayatta kalmayı, tahammül etmeyi, sevmeyi yeni terimler ve ifadelerle öğrenirler. Issız evde onları bekleyen Sally ve dedesi ile bambaşka bir aile hâline gelirler. Her gün televizyon ekranında tanıklık ettikleri ölümler ve kayıpların, ne yazık ki aslında erişilmeyecek denli uzakta olmadığını deneyimlerler. Fakat her şeye rağmen hayat devam etmek zorundadır. Ve iki çocuk, geleceğin umudunun filizleneceği birer tohumdur özünde.

Çeviri Süreci

Post-hümanizm akımının çağrışımlarını taşıyan eserde hem ekolojik kaygılar hem de insanlığın bu kıyamet senaryosundaki tavrı, tutumu, umutları, yenilgileri dile getirilmiştir. Bu özellikleriyle roman hem geleceğe seslenir hem de bugünü eleştiri terazisinde tartar. Böylesi taze soluklar, özellikle pandemiyle geçirdiğimiz iki yılın ardından bizleri, “insan”ın konumunu yeniden sorgulamaya teşvik ediyor. Dünya kimin/neyin etrafında dönüyor? İnsan, bu yaratı serüveninin neresinde? Bireysellik mi yoksa kitlesel kaygılar mı bir kimseyi ayakta tutar? Bu gibi sorularla insan kavramına yeni bakış açıları sunan eser, insanın biricik duygusallığını da gözardı etmemiş. Nitekim ülküler ve idealler peşinde koşarken törpülenen vicdan, yeri gelince romanın en çözümsüz düğümünü atıyor boğazlara. Böylelikle çevresel felaketlerle başladığı bilimsel dokusuna insanın özünü, duygusunu karıştırıp bambaşka renkler kazandırıyor Greengrass. Romanın çeviri sürecini keyifli kılan özelliklerden biri de bu. Tekdüze, mekanik bir bilimkurgu anlatısından ziyade romantik yönelimleri olan insanın, kıyamet dünyasını nasıl karşılayacağı, insana dair zenginliklerle geniş bir yelpazede sunulmuş. Bu anlamda roman, ekoeleştiri ve bilimkurgu tutkunlarının bir solukta okuyacakları muhteşem bir öykü.

Issız Ev - Jessie Greengrass

Çeviri sürecinin kişisel boyutuna gelince… Hayatımın yine yüksek tempolu bir zamanına tesadüf etti Issız Ev. Genelde önceden aşina olduğum, içeriğini bildiğim kitapların başına otururken bu sefer bilmediğim bir dünyayı ilk kez keşfedecektim. Yoğun bir koşuşturma süreci içindeyken de “yeni” yollar pek memnuniyetle karşılanmaz, malum. Böylesi bir tanışma, daha çok parçaya bölünmek, pay ayırmak, hayatı karmaşıklaştırmaktır çünkü bir bakıma. Ancak hiç de beklediğim gibi olmadı. Greengrass, beni bu bakımdan da şaşırttı diyebilirim. Romanın ilk sayfasına başlar başlamaz bir sonraki sayfaya geçebilmek için aralıksız bir hevesle kucakladım eseri. Bir sonraki adımı Sally’ye sordum, Caro ve Pauly’ye sordum durmadan. Dünyayı ve parçalanmaya başlamış bu aileyi nasıl kurtaracaktı bir ıssız ev, sorularımın peşine düştüm. Eserin sonunda geldiğimdeyse hem Greengrass’ın kelimelerinden ayrılmak istememiş hem de yüreği buruk, gözyaşları içinde kalmıştım. Önceki deneyimlerime kıyasla bambaşka bir okuma ve hissetme yolculuğuydu bu seferki. Belki de kurgudaki kıyamet senaryosunun eşiğinden döndüğümüz içindir, ne dersiniz?

Issız Ev’in anlattıkları çok uzakta değil; hele bir de hızın artık ölçülebilme niteliğinin çok ötesine geçtiği bir tüketim çağında hiç değil… Dolayısıyla küresel bir çevre bilincinin oluşması, insanın merkezde olmadığının anlaşılması şart. İnsanlık adına hâlâ bir umut besleyebiliyorsak, Greengrass ve nicelerinin ülküsünü kelime kelime yankıladığımız için. Bir nefese daha yer açabilmek için, Issız Ev’in kapılarını tüm “dünyasever”e açıyoruz.

Hoş geldiniz der, keyifli okumalar dilerim.

Rabia Elif Özcan


Issız Ev hakkındaki yorumlarınızı bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz. Sitemizde yer alan diğer çevirmen maceralarını buradan okuyabilirsiniz.

Rabia Elif Özcan

1995 yılında, dünyaya ilk defa dokunduğundan bu yana okuyor gözlerim, ellerim, kulaklarım ve hislerim. En çok doğayı okuyorum, sonra müziği, renkleri; ve edebiyat okuyup çeviriler yapıyorum, başka gözlerin bakışlarına dokunabilmek için. Dimağımın heybesinde biriktirdiğim kelimelerden masallar fısıldıyorum. Hayatı satır aralarına katık ediyorum; yağmurlu gökte vicdanı arıyor, mum ışığında güneşi buluyorum. Sabah günümü aydın eden kahve kokuları gece gözüme uyku sürüyor. Küçücük bir kutuda azıcık yaşıyorum, yetinmekle doyuyorum.

2022 Uluslararası Booker Ödülü Kısa Listesi

2022 Uluslararası Booker Ödülü’nde Kısa Liste Açıklandı

stranger things 4 sezon uzun ve epik

Stranger Things 4. Sezon Şimdiye Kadarki En Uzun ve Epik Sezon Olacak