in , ,

İzmihlâl – Kutlu Altay Kocaova | Yazarının Kaleminden

Kutlu Altay Kocaova, “İttihâdçılar olmasaydı, ne olurdu?” sorusunun peşine düştüğü yeni romanı “İzmihlâl”in yazım sürecini anlattı.

İzmihlâl - Kutlu Altay Kocaova | Yazarının Kaleminden

Kutlu Altay Kocaova yeni kitabı İzmihlâl hakkında konuşuyor. Yazar, “İttihâdçılar olmasaydı, ne olurdu?” sorusunun peşine düştüğü romanının ortaya çıkış ve yazım macerasını Kayıp Rıhtım okurları için anlatıyor.

* * *

İzmihlâl, yaklaşık iki hafta evvel yayınlandı. Geçen ağustos ayında tamamlamama rağmen, salgının birçok alanı etkilemesinden dolayı böyle bir bekleyiş yaşadık. Ama güzel oldu. Derler ya, geç olsun, güç olmasın.

İzmihlâl, benim uzun yıllardır sorulan, “İttihâdçılar olmasaydı, ne olurdu?” sorusuna verdiğim bir yanıt aslında. Atatürk hakkında söylenen, “Olmasaydın olmazdık,” sözü de aslında, bu sorunun içerisinde yerini alıyor. Bu soruyu ilk olarak Terakki Dergisi için 2019 yılında yazdığım “Simülasyon: Enver Paşa ve İttihâdçılar Olmasaydı Ne Olurdu?” başlıklı yazı ile yanıtlamaya çalıştım. Gerçi bu yazıyı, romanın omurgası olarak yazmıştım dersem de yanlış olmaz.

Dolayısıyla İzmihlâl, bu alanda yazılmış, bildiğim kadarıyla, tek eser. Bildiğim kadarıyla diye parantez açmamın sebebi ise belki bilinmeyen bir kitabın ya da makalenin yayımlanmış olabileceği ihtimalidir. Ancak gerek yazmaya başlamadan evvel, gerek yazım süresince bunu da çok araştırdım. Şimdiye kadar bulamadım. Yine de yanılma payını bırakmak iyidir.

İzmihlâl - Kutlu Altay Kocaova

Bundan evvelki üç eserimde Türklerin Türklerle olan savaşlarını ve dökülen kanı anlatmıştım. Bu üç eserin sonuncusu olan Bozkırın İsyanı’nı yazarken de Celâlîleri konu edinmiştim. Bu arada maalesef, Celâlîler de bizim edebiyatımızda pek ele alınmayan bir konudur. Topu topu bu konuda iki roman yazılmış. Biri Erol Toy’un Kuzgunlar serisi, biri de Bozkırın İsyanı… Oysa, Türk tarihinin en uzun süren ve en sarsıcı isyan dalgasıdır. Osmanlı ordusu, Viyana yakınlarındayken, Anadolu’da bütün devlet otoritesi kayıptır. Bunun edebiyat dünyasında ele alınmaması, maalesef bir sorundur.

“İttihâdçılar Olmasaydı, Ne Olurdu?” Sorusu ile Doğan Roman: İzmihlâl

Bozkırın İsyanı romanını tamamlayınca, kafamın içindeki eski soruya geri döndüm. İttihâdçılar olmasaydı, ne olurdu? Önce öykü olarak yazmayı düşündüm. Daha doğrusu omurga niyetine bir öykü yazıp, ardından onu romana dönüştürmek istedim. Ama bu durumda, romanın zarar göreceği ortada olacağı için vazgeçtim. Uzun yıllardır İttihâd ve Terakkî Cemiyeti ile yakın tarihi araştırdığım için bu konuda ciddi bir bilgi birikimine de sahiptim. Dolayısıyla bu konuda kafamın içinde yanıtlar, elbette vardı ve bu yanıtları, “Simülasyon: Enver Paşa ve İttihâdçılar Olmasaydı Ne Olurdu?” adlı yazımda ortaya koydum. Ama her roman, yeni bir yaşam yaratmaktır ve yeni bir yaşam için dönemi bilmek yetmez.

Üstelik var olan tarihî gerçeklere alternatif bir evren yaratmak iddiasında olan bir roman için tarihî bilgiler yeterli değildir. Aynı zamanda dönemin toplum yapısının çok iyi bilinmesi gerekir. Dönemin toplum yapısı içinde etkili unsurların iyi bilinmesi gerekir. Tekkeydi, camiydi, kiliseydi, meyhaneydi, tiyatroydu, şuydu, buydu… Her birinin çok iyi bilinmesi gerekir. Dönemin ulaşımının iyi bilinmesi gerekir. İstanbul’a hangi yollardan giriliyor, çıkılıyor? Hangi güzergâhlar kullanılıyor? Çevredeki köylerin bir kısmının etnik yapısı nasıl? Bunların da çok iyi bilinmesi gerekir. Ama bu da yeterli değildir. Çünkü her birini bu alternatif evrende doğru bir yörünge içinde yerleştirmek gerekir. Araya eklediğiniz kurgu karakterler ile gerçekten yaşamış olan kurgulaştırılmış karakterlerin uyumsuz olmaması gerekir. En önemlisi de, bütün bu bilgilere ve yeteneğe sahip olan yazarın edebî yeteneğinin çok iyi olması gerekir. İşte, bu durum, alternatif evren yaratmanın en büyük zorluklarıdır. Yani aslında alternatif evren kurgulayan yazar, kendi zihni içinde bir nevi tanrı rolüne bürünür.

Vurucu Bir Giriş Tercihi

Ben, her zaman romanlarına vurucu bir şekilde başlamayı tercih ederim. Çünkü vurucu bir giriş, okuyucuyu esere bağlamak için çok etkili olur. Bu yüzden romanın giriş kapısında Enver Paşa’nın vurulduğu bir sahneyi tercih ettim.

“Yazıyor, yazıyor, Edirne fâtihi, hürriyet kahramânı Enver Bey hazretlerinin öldürüldüğünü yazıyor…”

Tabiî, Enver Paşa’nın vurulmasıyla başlamak oldukça etkilidir. Ama aynı zamanda beni en çok hüzünlendiren kısım da burası oldu. Sonraki süreçte de yazdıkça ağı örmeye başladım. Osmanlı’nın son dönemini karşıma alarak yazdım. Bu süreçte, İstanbul’un tekke yaşamını, efsanelerini de araştırdım. Özellikle Bektâşî tekkeleri, Nakşî Özbekler tekkesini çok araştırdım. Bektâşîler konusunda Ahmet Yılmaz Soyyer hocamın “Hünkâr Ansiklopedik Bektaşîlik Sözlüğü” adlı eseri, bu alanda önümü aydınlattı. Tekkelerin dînî yaşamını olabilecek en net şekilde görebilmek için çok geniş tasavvuf tarihi araştırması da yaptım. Bu konuda Râgıb el İsfahânî’nin “Müfredât” adlı ansiklopedik Kur’ân tefsirinin yerini ayrı koymam gerekir ki, tıkandığım birçok yerde önümü açtı. İstanbul’un gizemlerine, efsanelerine ise Giovanni Scognamillo sayesinde hakim oldum. Onun “İstanbul Gizemleri / Sırlar, Ziyaretçiler, Büyüler, Doğaüstü Olaylar” adlı eseri, halkın yaşamına, anlatımına hâkim olmam için çok faydalı oldu.

En Zor Kısım

Yukarıda zorluklardan söz ettim. İşte, bunca kavramı, olayı bir araya getirmek, bunu yaparken de çelişkiye düşmemek, esere zarar vermemek, en önemli ve zorlu kısım. Yoksa, bir çuval inciri berbat etmekten başka hiçbir işe yaramaz. Bir dönüm tarladaki buğdayı ekmek, toplamak, yığmak, samanından ayırmak çok zordur. Ama kalkıp tepesine çıkıp bir sigara yakayım dersen, yok olduğunu görmek birkaç dakikalıktır. Hayat böyledir.

İzmihlâl - Kutlu Altay Kocaova

Geçen ağustos ayında (18 Ağustos 2020) romanı bitirdiğimde, hissettiğim duygu, mutluluk ve huzurdu. Zor bir işi, yapabileceğim en güzel biçimde tamamladığım duygusu… Müthiş bir duygu. Bu eseri, ilk olarak okuyan, değerli kardeşim Serhat Doğan oldu. Son okumayı ise değerli kardeşim Ömer Karabayır yaptı. Bu arada elbette, bazı yanlışları düzelttik, bazı yerleri çıkarttık, bazı yerlere eklemeler yaptık. Bu biçimde daha önce Bozkırın İsyanı romanımı basan, Bozkırın Savaşçısı adlı romanımın da üçüncü baskısını yapan yayıncım, Karakum Yayınları’na gönderdim. Süreç içinde elbette birçok yayınevinden teklif geldi. Ancak Karakum Yayınları’ndan başka bir yayınevini düşünmedim. Ahde vefa diyebiliriz, bu duruma. Sağ olsun, Karakum Yayınları’nın sâhibi olan yayıncı dostum Haydar Barış Aybakır da beni kırmadı ve bu eser, kamuya sunulmaya hazır hâle geldi.

Kendi açımdan, kendi çapımda, “İttihâdçılar olmasaydı, ne olurdu?” sorusuna yanıt vermeye çalıştım. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Yaptığımı da sanıyorum. Umarım, okuyucunun zihninde güzel bir tat bırakmış olurum.

Kutlu Altay Kocaova


İzmihlâl hakkındaki yorumlarınızı bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki diğer yazar maceralarına buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Oyla!

Konuk Yazar

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz!

İletişim: [email protected]

Kyoto Animation anma kundaklama

Kyoto Animation, Kundaklama Saldırısının 2. Yıl Dönümü için Anma Töreni Düzenleyecek

Seinfeld müzikleri soundtrack albümü

Seinfeld Müzikleri Dizi Finalinden 23 Yıl Sonra İlk Kez Yayınlandı