in ,

Kafkas Mitolojisi – Fatih Yürür | “Nart Ateşinin Alevlendiği O An”

Fatih Yürür, Kafkas Mitolojisi adlı yeni kitabının yazım macerasını ve “Nart ateşinin alev aldığı o an”ı anlatıyor.

kafkas mitolojisi fatih yürür

Fatih Yürür, yeni kitabı Kafkas Mitolojisi hakkında konuşuyor. Yazar ve sinemacı Yürür, kitabın ortaya çıkış ve yazılış serüvenini; kendi kişisel hikâyesine de değinerek kapsamlı bir şekilde Kayıp Rıhtım okurlarıyla paylaşıyor.

* * *

Dağların ne zaman beni çağırdığını hayal meyal hatırlıyorum. İlk olarak 2014 yılında uzun bir Likya yolu rotasını takip etmiştik. O süreçte, bir şekilde Abhazya’ya yolumuzu nasıl düşüreceğimizin planlarını yapıyorduk ama rotanın nasıl olabileceği hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. Hatırlıyorum, ya Kabak Koyu’nda ya da Faralya dolaylarında bir gece vakti geçmişti bu konuşma.

Mesela Gürcistan sınırından Abhazya’ya geçiş var mıydı? Ya da deniz ulaşımı. Yani illa uçağa binip ruhsuz bir yolculuk mu yapmamız lazımdı? Şöyle yayıla yayıla yol hikâyesi kurgulayamaz mıydık?

Sonrasında öğrendik ki, 1996 yılında patlak veren ve bizim de ülkece yakından takip ettiğimiz Avrasya Feriboyu krizinin ardından, Abhazya’ya deniz yolu ile ulaşım sona ermişti. Evet evet! Şu Uğur Dündar’ın helikopterden güverteye atladığı feribottan bahsediyorum. Diğer yandan Gürcistan sınırından Abhazya’ya giriş gibi bir opsiyon en azından bizler için mümkün değildi. Tek yol, Soçhi üzerinden geçiş yapmaktı.

Aradan 2 yıl geçti. Ben Berslan Ankuab ve Erhan Altıparmak ile tanıştım, bu sayede o yaz için Abhazya’ya gitme planları da netleşmiş oldu. Fakat bunun salt turistik bir gezi olmasını istemiyordum. Ata topraklarına dair bir hikâye anlatmak istiyordum. Bir şekilde yolunu Abhazya’ya düşürememiş olan herkese hitap edecek bir hikâye… Böylece yolumuz Engin Ebjnou Ay ile kesişti. Üstelik hikâye de hazırdı! Bana sadece operatörlük yapmak düşecekti.

Kafkas Mitolojisi: Evinden Uzakta Yaşayan Bütün Kafkasyalılar’a Merhaba!

Yolculuk tarihi yaklaştıkça hem kendi hayatım hem de memleket gündemi fazlasıyla çalkantılı bir hâl almaya başlamıştı. Genel seçimler öncesinde yaşanan gerilimler, ülkenin münferit yerlerinde patlayan bombalar, diğer yandan bitirmem gereken yüksek lisans tezim ve kendimi askerlik için hazırlama sürecim. Bu haliyle yolculuk, bir misyon olduğu kadar bir kaçış halini almıştı ve bozulan psikolojimi itfa edebileceğim bir terapiye doğru evrilmişti.

kafkas mitolojisi fatih yürür

Temmuz ortalarına doğru taşlar yuvarlanmaya başladı. Abhazya’ya yaptığım yolculuk, kelimenin tam anlamıyla bir bellek yolculuğuydu. İşin sürprizi ise Engin’in hikâyesinin anlatılmaya hazır olmasıydı. Bir taraftan çekimleri yapıp diğer taraftan da ülkeyi gezmek istiyordum. Araya da birtakım bürokratik işler girmeye başlamıştı. Bu koşuşturmanın gerilimiyle midir bilinmez, Afon Mağarası’nda üst üste 3 defa ayağımı burktum. Çekimlerin kalan kısmını ise büyük oranda Berslan’ın vizyonuna güvenerek ve ayaklarımı sürüye sürüye çekim yapmaya çalışarak gerilla usulü tamamladık. İlginç olan, bütün bu süreç içerisinde Engin’in anlattıklarını duymuş olsam da dinlememiş olmamdı.

Temmuz sonunda Türkiye’ye döndüm. Harici diskimde saatler süren çekimlere ve fotoğraflara doğru düzgün göz atamadan bir sonraki kısa filmim olmasını hedeflediğim (fakat ne yazık ki elimde patlayan) “Psişik Celil ve Kişisel Devrim Antolojisi”ni de çektikten sonra apar topar askere gittim. Askerde, Abhazya ile ilgili yolculuğumu ne şekilde planlamam gerektiğine dair afaki kararlar aldım. Fakat döndüğümde belgeseli kurgu masasına yatırınca pek çok planım değişti. Elbette sıfır bütçeyle, son derece kısıtlı imkanlarla ve çok kısa zamanda kotarılmış bir belgesel duruyordu önümde fakat Engin’in ifadelerindeki derinlik, ilk olarak o zaman kafama dank etti. Belgesel hem benim için hem de bu topraklarda yaşayan tüm Kafkas halkları için manevi açıdan pek çok şey ifade ediyordu.

Aradan yıllar geçti. Belgeselimiz Repatriant birkaç özel gösterimin ve festival seçkisinin ardından hemen hemen unutuldu. Kendime söz verdiğim gibi Abhazya’ya yeniden seyahat etme ve belgeselin devamını getirme planlarım da karşılıksız çıktı. Kendime zaman yaratmaya çalışırken, daha fazla gündelik çalışmalarımın ve koşuşturmacalarımın esiri oldum. Bu arada “Altın Fırçalı Adam” ve “Milyon Dolarlık Afiş” gibi belgesel filmleri, bir kaç sinema kitabını ortaya çıkarmayı başarmanın dışında, profesyonel iş hayatım da ajanslar ve prodüksiyon şirketleri etrafında savrularak geçiyordu.

Nihayetinde YouTube kanalımız Retroville sayesinde üretimlerini daha yakından takip etme fırsatı bulduğum Merve Köken, Kuzey Kafkas Mitolojisi’ni ön plana alan bir çalışma yapmak adına beni yüreklendirdi, yetmedi bir de bu çalışmanın editörlüğünü de üstlenerek değer üzerine değer kattı.

Aşırı Cayır Cayır Bir Mitoloji

Şimdi fark ettim. Bu noktaya kadar kitabın “nasıl oluştuğu” ile alakalı tek kelam etmemişim. Sanırım kitabın oluştuğu iklimin nasıl “oluştuğu” biraz daha baskın çıktı. Fakat Kafkas Mitolojisi, hem araştırma geliştirme süreci hem de mitolojik anlatıları, yaklaşık bir kronoloji dahilinde birbirine dikme misyonu açısından oldukça eğlenceli bir yaratım oldu diyebilirim.

Biliyorsunuz bu zamana kadar ağırlıklı olarak sinema araştırmaları çerçevesinde derlemeler ortaya çıkardım. Bilmiyorum, ruhum kurmaca yazmak için yanıp tutuşsa da, araştırmak ve bu araştırmalar üzerinden yeni yeni hipotezler geliştirmek oldukça eğlenceli. Sanırım son birkaç yıldır yaptığım en eğlenceli şey de üretim yaptığım alanda araştırmalarımı genişletmek fakat Kafkas Mitolojisi pek de kulvarım sayılmayacak bir alanda, üstelik derli toplu olmayı hedefleyen kalabalık bir veriler silsilesi gibi görünüyordu.

Özellikle RePatriant belgeselini hazırladığım süreçte Bagrat Shinkuba, Hadeğel’e Asker, Geroges Dumezil ve Balkar Selçuk gibi değerli nartologların ve tarih yazarlarının eserlerini inceleme fırsatı bulmuştum. Valeri Beygua ve Özdemir Özbay da bu çalışmayı hazırlarken çalışmalarından ortaya çıkardıkları kronolojilerden faydalandığım isimler oldu. Bunun dışında, beklediğim kadar derine dalmamakla birlikte karşılaştırmalı mitoloji okumaları da yaptım.

kafkas mitolojisi fatih yürür

Yine de “Kafkas Mitolojisi” bütün dinamikleri ilmek ilmek işleyen bir çalışma değil. Daha ziyade bu mitolojinin yapıtaşlarını merak eden ve karakterlerinin niteliklerini öğrenmek isteyenler için bir çeşit giriş kapısı görevi üstleniyor diyebilirim. Özellikle Kuzey Kafkas Mitolojisi söz konusu olduğunda, anlatıların bölgeye taşınması ve burada yeniden yeşermesi üzerine yapılan çalışmaların biraz daha artırılması gerektiğini öğrendim. Bu bakımdan bu çalışma temel hatları ortaya koyan bir kaynak olmakla birlikte, pek çok açıdan yeni düzeltilere ihtiyaç duyan ve yeni kaynaklarla birlikte geliştirilerek tam anlamıyla yaşayan bir anlatı evrenine dönüşecek gibi görünüyor.

Yolculuk Devam Eder mi Peki?

Bu bir çeşit zorunluluk gibi görünüyor. Yani hem belgesel ile ortaya koymaya çalıştığım geri dönüş kültürü hem de Kafkas Mitolojisi derlemesi ile birlikte şekillendirmek için yola koyulduğumu anlatı arkeolojisi yolculukları aslında birer ilk adım gibi görünüyor. Asıl hedefimiz, Abhazya, Osetya, Adigeya ülkelerinde, coğrafya ile birlikte yaşayan bu anlatıların izini sürmek. Bulunduğumuz noktayı terk etmeden, neredeyse otomatik kabul edilebilecek araştırmaların sonucu elimize geçen hipotezlerin çok da sağlıklı olduklarına inanmıyorum.

Bence üretimlerimiz de, en az onu besleyen unsurlar kadar sağlıklı ve canlı olmalı. Böyle bir iklim ne yazık ki pandemi sürecinde çok da mümkün görünmüyordu ama bir sonraki adım için hareket halinde olmak şart!

Kim bilir, belki de bir sonraki çalışmayı, Gagra’nın, Bzıp’ın ya da Kodori’nin yüksek noktalarında ya da Dombay Dağı’nın ruh kokan kayalıklarının olduğu bir yerlerde kaleme alırız. Sosrıqua’nın da selamını alarak… Kim bilir?

Fatih Yürür


Kafkas Mitolojisi hakkındaki yorumlarınızı bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki diğer yazar maceralarına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Oyla!

Konuk Yazar

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz!

İletişim: [email protected]

Squid Game incelemesi netflix

Squid Game İncelemesi: Kolezyumda Yeni Bir Şey Yok

House of the Dragon Fragmanı

House of the Dragon Fragmanı: HBO’nun Beklenen Dizisine İlk Bakış