in ,

Kemik Kitabesi – Tuna Yukay | Yazarının Kaleminden

Tuna Yukay, yeni romanı Kemik Kitabesi hakkında konuştu. Yukay, eserin ortaya çıkış ve yazım macerasını Kayıp Rıhtım okurları için kaleme aldı.

Kemik Kitabesi - Tuna Yukay

Yazar ve editör Tuna Yukay, Kemik Kitabesi adlı yeni romanının ortaya çıkış serüvenini Kayıp Rıhtım okurları için kaleme aldı.

* * *

Kemik Kitabesi, dört ayrı kitaptan oluşan, insanlık tarihindeki kimi başat olayları, sadece hikâye edilmedikleri için bilinmeyen ama en az o olaylar kadar önemli karakterlerin gözünden anlatan bir roman.

İnsanlık tarihinin bilinen en eski hikâyeleriyle bize öğretilen, bildiğimiz gerçeklerle, bilmediğimiz, öğretilemeyecek gerçeklerin iç içe girdiği dört kitaptan oluşan bu romanda farklı zamanlarda farklı olaylar ve karakterler bir regresyon seansıyla birbirlerine bağlanıp ilerliyor-geri gidiyor.

Upuzun Bir Yol

Eserin tamamlanması uzun yıllar süren okuma-araştırma ve yazma-düzeltme aşamalarının ardından gerçekleşti. Başlangıç noktası ise TRT’nin 2005 yılı için düzenlediği bir radyo tiyatrosu yarışması oldu. 2004 yılında okudum bir yerde, yarışma yapılacak, orijinal bir fikrim de var, “Bunu yazmalıyım,” dedim. Böylelikle başladı Kemik Kitabesi’nin macerası.

Kemik Kitabesi - Tuna Yukay

Bahsettiğim orijinal fikir, Kemik Kitabesi’nin ilk kitabı “Geyik Gözlü Adam”dı. 1571 İnebahtı Bozgunu sonrası, donanma yeniden inşa edilirken, yeni bir fikirle ortaya çıkan idealist, genç bir adam donanmanın bu savaşta fiziksel yetersizliği yüzünden bozguna uğradığı, yeni tip gemilerden oluşan bir donanma inşasının gerekli olduğu fikrini savunur. Bunun için ise gelmiş geçmiş en büyük geminin, Nuh’un Gemisi’nin planlarına ihtiyacı vardır. Planları kâğıda dökebilmek içinse yapması gereken şey bellidir, gemiyi bulmak.

Bu noktadan sonra eserin yıllar içindeki gelişimine ilgi alanlarım ön ayak oldu. Pek tabii ilgi alanları bir eser, edebi bir yapıt hatta etki alanı oluşturmaya yetmiyor ama buradan hareket ederek eserin zaman içerisindeki yayılımını da anlatabilmem mümkün olacak.

9 Şubat 1997 tarihinde kesip sakladığım bir gazete kupüründe “Fatih Sultan Mehmet’le Atatürk’ü birleştiren sözler. Truva’nın öcü” adlı bir yazı vardır. Bu yazıda Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra, “Tanrı Troya’nın öcünü almam için beni bunca yıl koruyup esirgedi,” deyişini, Atatürk’ün ise, “Dumlupınar’da Troyalıların öcünü aldık,” dediğini okuduğumda öyle etkilenmiştim ki, iki büyük Türk münevveri Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözleri benim için yeni bir ilgi alanı oluşturmuştu.

Buradan hareketle Türk mitolojisi, Yunan mitolojisi, Pers, Çin derken kocaman bir dünya ile karşılaştım. Sonra bir şey fark ettim. Hepsi aynı kalemden çıkmış gibi tutarlılık içeriyordu ve parçalar birer birer birleşmeye başladı. Böylelikle Kemik Kitabesi’nin ikinci kitabı, destan diliyle yazılan “Büyük Savaş – Koyaş Bey Destanı” ortaya çıktı.

Platon’dan bu yana hep bir soru işareti olarak kalan Atlantis uygarlığının nasıl yok olduğunu, bu yok oluşun insanlık tarihine etkilerini anlatan “Kayıp Uygarlık” ve son olarak da eserin düğümünün çözülüp sonraki eserler için yeni bir düğümün atıldığı “Adem” kitapları bu iki kitabı takip etti.

Kitapların ortaya çıkışları esnasında, yedi yıllık bir süreç bu, bir arkadaşımın katıldığı regresyon seansını dinlemem ve işleyişini sorgulamamla birlikte taşları yerine oturtacak, romanın birleştirici unsuru olan orijinal noktayı, Sokrates dahil olmak üzere ruh üzerine düşünen insanların dayanaklarından biri olan reenkarnasyon fikrinden uzaklaşarak, kendi adıma daha geçerli, daha gerçekçi bir yaklaşımla bulmuştum. Kan Akacak ve Bitecek adlı öykü kitabımda yer alan Patlıcan Sevilmez mi? adlı öykümün başkarakteri Agâh’ın yediği yemek sayesinde aklına gelen fikir ve bu fikri hayata geçirmek için düzenlediği regresyon seansı…

İlham Hatırlamaktır

Olayları her ne kadar akıcı, yalın bir dille anlatsam da her eserimde olduğu gibi Kemik Kitabesi’nde de derinlerde işleyen felsefi bir altyapı olmazsa olmazlarımdandı. Yukarıda da belirttiğim gibi aslında her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu hatta daha ötesinde her şey gibi bir kavramın olmadığı inancım ile Sokrates’ten Bergson’a zaman, bilgi ve sezgi ile alakadar olan bir felsefeyi kendi lisanımla hikâyeleştirip gerçekleştirmek, temel motivasyon kaynaklarımdan biri oldu.

Kemik Kitabesi - Tuna Yukay

Sonuç olarak yazmanın, insanın nüvesi ile alakalı sorularımın cevaplarına dair araştırma serüvenim olduğunu söyleyebilirim. Kendimi bildim bileli sorduğum soruların bir düzen içerisinde bir araya gelmesi… Bugüne kadar kaleme aldığım her eserin birbiriyle bağlantısı oldu. Bu bağlantının temelinde de beni yazma adına tetikleyen olgu vardı tabii. Böylelikle eserler birbirini tamamlar nitelikte ilerledi.

Tek başına bakıldığı zaman Kemik Kitabesi, yazım serüvenimin omurgasıdır. İsminin de bir açıdan bu tanıma yaslandığını söyleyebilirim. Diğer eserlerimde yalın bir anlatımla katmanlar oluşturarak örttüğüm pek çok imge, gönderme vs. Kemik Kitabesi ile birlikte açıklığa kavuşur.

Tuna Yukay


Kemik Kitabesi hakkındaki yorumlarınızı bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki diğer yazar maceralarını buradan okuyabilirsiniz.

Oyla!

Konuk Yazar

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz!

İletişim: [email protected]

Dolunay Ayini - Özlem Ertan

Dolunay Ayini: Özlem Ertan’dan Antik Dönemlere Uzanan Yeni Bir Macera

Amazon Ormanları Altın Madenciliği NASA

Amazon’un Altın Nehirleri: Yasa Dışı Madenciliğin Geldiği Noktayı NASA Fotoğrafladı