Kuyrukname – Peren Ercan | Yazarının Kaleminden

Kayıp Rıhtım yazarlarından Peren Ercan, yayımlanan son romanı "Kuyrukname"nin ortaya çıkış hikâyesini kaleme aldı.
“Esiriyevmimahşerdebengüsukeş.”

Her şey bu sözcükle mi başladı? Hayır. Fakat bu sözcüğü türetip kitaba eklediğim gün, Kuyrukname için dönüm noktası oldu.

Aslında her şey tam anlamıyla bir fotoğrafla başladı. Arkadaşlarımla birlikte gittiğimiz harika bir yerdi. Şırıl şırıl akan suyun sesinin eşliğinde düşmeden ilerlemeye çalışırken arkadaşım bir fotoğrafımı çekti. Öyle bir karede yakalamıştı ki beni, -arka planın da etkisiyle- dağa tırmanıyormuş gibi çıkmıştım. Çekildiğim en tuhaf ama sevdiğim fotoğraflardan biridir o. Tabii ki olay burada bitmedi, tam tersine onunla birlikte başladı. Fotoğrafı sosyal medya hesabımda paylaştığımda yakın arkadaşlarımın birinden o efsane yorum geldi: 「山のペレンさん」 (Yama no Peren-san). Bu cümleyi “Dağdaki Peren/Dağda yaşayan Peren” ya da doğrudan aktaracak olursak “Dağın Peren’i” şeklinde çevirebiliriz. İşte o anda birçok kişi için pek de büyük bir anlam içermeyen bu cümle, ilham peşinde koşan benim için aydınlanma anı oldu.

Büyünün Gerçeklikle Harmanlandığı Dünyalar

Yeni öykümün konusunu bulmuştum! Dağda yaşayan gizemli birini anlatacaktım. Asırlar öncesinde geçecek öykümün kahramanının, Anadolu’nun o dönemki çok kültürlülüğünü yansıtmasını istiyordum. Ayrıca, dağda yaşamasına sebep olacak bir “özelliği” de olmalıydı. Benim için edebiyatta estetik olan şey, büyünün gerçeklikle harmanlandığı dünyalar ve olaylardır. Yazarken bu tada ulaşmaya çalışırım. Okurken en çok zevk aldığım eserler de bunlardır. Dolayısıyla, ana karakterin –kulağa ironik gelse bile- hem doğaüstü olarak görülebilecek hem de doğanın ta kendisiyle alakalı bir hünere sahip olması gerekiyordu. Böylelikle öykümün kahramanı doğmuş oldu: Niğde’nin Demirkazık Dağı’nda yaşayan, hayvanları konuşturma hüneriyle nam salmış Agop Efendi. Öykümün adının “Dağdaki Agop Efendi” olmasına da karar vermiştim. Her şey hazırdı, geriye yalnızca yazmak kalıyordu. Tüm bunlar, ilk kitabım Büyülü Eşyalar Koleksiyoncusu’nu yazmamdan birkaç yıl önce gerçekleşti ve bugün “Kuyrukname” adıyla gördüğümüz kitap, aslında bir zamanlar yazdığım kısa bir öyküden doğup gelişen bir kurguydu.

GÖZ ATIN  Yeni Bir Yerli Fantastik: Kader Taşı

Dağdaki Agop Efendi’nin öyküsünü yazıp bitirdikten sonra bu kahramanımız, uzun süre bir köşede bekledi. Onunla ne yapacağımı bilemiyordum. Kurgusu çok hoşuma gidiyordu, onu yazarken hissettiklerim de oldukça yoğun şeylerdi. Sanki Agop Efendi bir öyküye sığmayı reddediyor, ona daha büyük bir yer açmam için sürekli aklımı kurcalıyordu. Sonunda bu inatçı ihtiyara karşı koyamadım ve öyküyü genişletme çabalarına giriştim. Yapmak istediğim şey, öyküyü başı ve sonu belli olan bir kurguya oturtup onu bir novella tadına getirmekti. İşte işin en zor kısmı burasıydı.

Kuyrukname Peren Ercan

İstanbul’un Fethinde Konuşabilen Hayvanlar

Ben öyküsünü yazarken Agop Efendi’nin nereden geldiğini, nereye gideceğini ve “hayvanları konuşturma hünerini” nasıl kazandığını hiç düşünmemiştim ki. Yalnızca tabiri caizse “mesleğini” icra ettiği dönemlerden bir kesit yazmak istemiştim. Kurguyla uğraşanlar söylemek istediğimi çok iyi anlayacaktır. Bazen bir karakterin kim olduğunu bulmak, onu sıfırdan tasarlamaktan çok daha zordur. Çıktığım bu yolda öncelikle hikâyenin hangi dönemde geçeceğini bulmaya çalıştım. Evet, utanarak söylüyorum ki bu kurguyu sadece bir öykü olarak yazarken hangi dönemde geçeceğini düşünme gereği bile buymamıştım. Abartmadan söylüyorum, zamanında bu detayı düşünmemiş olmak sonradan aylar kaybetmeme neden oldu.

Aklımda dolaşan ihtimallerden en mantıklısı hikâyenin, Fatih Sultan Mehmet döneminde geçmesiydi. İstanbul’u fethetme çabalarının arka planında ülkede hayvanları konuşturmasıyla nam salmış bir ihtiyar yaşayacaktı. Hatta sultanın, bu konuda Agop Efendi’den yardım talep etmesini bile kurgulamıştım. Evet, evet! İstanbul’un fethinde konuşan hayvanlar olsa ne kadar ilginç olurdu, değil mi? Ama olmadı. Hem de hiç olmadı. Ne yaparsam yapayım, Agop Efendi’yi o dönemle yoğurmayı başaramadım. Bu yüzden kurguyu neredeyse üç yıl sürecek bir dinlenme sürecine bırakmak zorunda kaldım.

Kurguyu Akıllıca Bir Temele Oturtmanın Anahtarı: Delilik

İlk kitabım Büyülü Eşyalar Koleksiyoncusu’nu kafamda şekillendirip yazarken bile Agop Efendi aklımdan çıkmıyordu. Bir gün mutlaka o ihtiyarla yeniden uğraşmam gerekeceğini biliyordum. Öyle de oldu. İlk kitabımın ardından hayvanları konuşturma ilminin derinliklerine inmeye çalıştım yeniden. Beni yıllarca oyalayan konu üzerinde tekrar düşündüğümde her şeyi çözüme kavuşturdum. Basitçe düşünmeye çalıştım. Bugün veya bundan beş yüz yıl öncesinde fark etmez, biri çıkıp hayvanları konuşturabildiğini iddia etseydi ona ne derlerdi? “Delisin sen!” Peki, tarih boyunca deli olduğu iddia edilen birçok kişi olmamış mıydı? Tabii ki olmuştu, hatta bizim topraklarımızda bile. Bu öyle bir etiket ki ne zaman ne de rütbe dinler. Kimi padişahların bile deli olduğu söylenmiştir. İşte bu düşünce, aradaki bağlantıyı kurmamı sağladı. Birçoğunun “Aklını kaçırmışsın.” diyeceği hayvan konuşturma ilmini bilen Agop Efendi, yine birçoğunun “delirmiş” dediği Sultan İbrahim döneminde yaşayacaktı. Diğer bir deyişle delilik, kurgumu gayet akıllıca bir temele oturtmamı sağladı.

Peren Ercan

Peren Ercan

Hikâyeyi derli toplu bir kurgu haline getirdiğimde yayıneviyle sıkı bir isim arama çalışmasına girmiştik. Olaylar yalnızca Agop Efendi’nin hayatını anlatmaktan çıkmış, yolu Demirkazık Dağı’na düşenlerin geçmişine konuk olacağımız şekilde gelişmişti. Dolayısıyla kapsayıcı bir isme ihtiyacımız vardı. Aklıma ilk gelen isim “Fabl”dı. Ne de olsa hikâyede birçok konuşan hayvan vardı ve kitabın, bir türün adını taşıması ilginç olabilirdi. Yayınevim bu isme pek sıcak bakmadı. İsim için yayınevi müdürümü ve editörümü de çok uğraştırdığımı söylemeden geçemeyeceğim. Birçok ihtimal üzerinde durduk, en sonunda aklıma gelen “Kuyrukname” adı beğenildi fakat ona da şüpheyle yaklaşıldı. Yine de bu isimde ısrar ederek bir risk aldım ve kitap son haline ulaşmış oldu.

GÖZ ATIN  Yazarının Kaleminden: Kalabalık

Karakterlerden Bir Şeyler Öğrenmek

Kitap elime ulaştığında bir kez daha görmüş oldum ki kelimeleri konuşturma çabasının yanı sıra bir de hayvanları konuşturmak gerçekten de zevkli bir macera oldu. Bu maceranın başında anlattığım üzere isim veya geçeceği dönemi bulma konusunda Agop Efendi’ye ben bir şeyler öğretmeye çalışıyordum. Daha sonra, aslında kitaptaki karakterlerin bana bir şey öğrettiğini gördüm. Onlardan öğrendiğim önemli şeylerden birini de kitaptan bir alıntıyla göstermek istiyorum:

“Bir gün sizin bilgeliğinize erişebilirsem talebelerime ilk ne öğretmeliyim, efendim?” Osmanlı topraklarına ayak bastıkları andan itibaren dikkat çekmemek adına Türkçe konuşma kararı almışlardı. Delikanlı, ustasıyla yalnızken bile bu kaideyi bozmadı.

“Onlara ölüme alışmayı öğret, Armando.” diye cevapladı tecrübesini konuşturarak. Sert rüzgâr eşliğinde uçuşup ağzını kapatan saçlarının ardından acı şekilde tebessüm etti. “Zira ancak ölümü sessizlikle karşılayabilenler hayatın kıymetinin farkındadır.”

Peren Ercan

Kuyrukname adlı esere dair görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizimle paylaşabilirsiniz.

* * *

* Peren Ercan Yeni Romanı “Kuyrukname” ile Geri Döndü

* Sitemizde bulunan diğer yazım maceralarını okumak için tıklayın!




1995 Çanakkale doğumlu, hayali olan yazarlığın peşinden koşan bir üniversite mezunuyum. Üniversitede beş yılımı geçirdiğim Japonca Öğretmenliği bölümünün bana kattığı kültürel farkındalıkla beraber yeni diller öğrenmeye olan açlığım devam ediyor. Bazıları ödüllü olmak üzere kısa öykü ve roman çalışmalarım var. Büyülü gerçekçiliğin cazibesine yazdıkça kapıldım. O kadar kapıldım ki gerçek hayatta da büyüyü aramaya başladım.

Kuyrukname – Peren Ercan | Yazarının Kaleminden

Kayıp Rıhtım yazarlarından Peren Ercan, yayımlanan son romanı “Kuyrukname”nin ortaya çıkış hikâyesini kaleme aldı.

Başa dönün