Okumanın Modası Üzerine 5 Adımlık Bir Eleştiri

"Okuma Eylemi" yazı dizimizin ikinci bölümünde okuma denilen 'hobiyi', modasını ve gündelik yaşantılarımıza etkisini tartışıyoruz.

“Herkese merhaba, arkadaşlar.”

“Okuma Eylemi” üzerine planlanan yazı dizisinin ilk bölümünü okumayanlar buradan okuyabilirler. Daha önceki yazıda da belirtildiği üzere yazı dizimizi forumda açılan ”Okuma Eylemi Üzerine” başlıklı tartışmadan yola çıkarak yazmaya başladık. Dizinin ilk adımı da en az forum başlığı kadar ilgi gördü. Bu ikinci metindeyse okuma eyleminin etrafında oluşan modaya, popüler kültüre ve bütün bunların gündelik hayatımıza etkisini konuşacağız.

Günümüzde bir şekilde kitap okuma modası olduğu ve bunun belli ögelerle de yön değiştirdiği ya da özelliklerinin belirlendiği artık yadsınamaz bir gerçek. Bu modayı besleyen ve onun devamını sağlayan özellikler var. Sırasıyla, okuma modasını besleyen kanallara değineceğim.

1. Yazarın Hayatı

Kabul edelim ki kapakta yazan ad, kitabı almamızda önemli bir rol oynuyor. İnternet ve sosyal medyadan önceki yıllarda da bu durumun farklı bir modeli yaşanıyordu. Mesela kitap kapağındaki ad “ideolojik görüşünüze” ters düşüyorsa o kitabı almıyordunuz ve otomatik olarak o kitap listenizden eleniyordu. Belli yazarların belli görüşe sahip belli okurları vardı. Yazar da o döngü dairesinin içinde dolaşıp duruyordu. Tam burada bazılarımız, ya da günümüzde artık çoğumuz, işi bir adım daha ileri götürerek yazarların hayatını da bir kıstas olarak ele almaya başladı. Bu da işleri daha ilginç bir hale getirdi. Çünkü bakıyorsunuz ki DiskDünya hakkında en ufak bir bilgisi ya da fikri olmayan birisi, fantastik edebiyata ilgi duymayan herhangi birisi internetin bilgi çöplüğü içerisinde Terry Pratchett’ın klavyede yer alan ‘S’ harfini bulamadığı için gittiği doktordan Alzheimer olduğunu öğrenmesinden etkileniyor ve seriye başlamak için hemen kitap almaya koşuyor. Bu yazar açısından çok iyi gibi görünebilir ama bunun her yazara yapıldığını ve daha ilginç bir yaşam öyküsü olan bir yazar bulununca da ona koşulduğunu düşününce o kadar da iyi görünmüyor. Bu durum sadece bizim kitaplar konusundaki açgözlülüğümüzü beslemeye yarıyor. Böylece kitaplıklarımızı ilginç yaşam öykülerine sahip yazarların yazdığı kitaplarla doldursak da aslında hiçbirini okumuyoruz. Çünkü aldığımızın ertesi günü başka ilginç yazara rastlayınca o kitabı elimizden bırakıp yeni ve ilginç yazarımızın yazdıklarına yöneliyoruz.

2. Kütüphane Bolluğu

Kütüphanelerimizin çok sayıda olması neden kötü olsun? Aslında kütüphanelerimizin yaygın olması çok iyi bir şey ama bütün bu bilgi bolluğu ve ilginç hayatlar yaşamış yazarları keşfettikçe kitap oburları sadece ellerini ceplerine götürmüyorlar, kütüphane kartlarına da götürüyorlar. Ücretsiz olması ve hemen değişim yapabilmemiz bu yanlış ve çarpık durumu besliyor. Örneğin: “Birinci Dünya Savaşı’nda savaştığı için kitabını edindiğiniz Tolkien’den sıkıldınız mı? O zaman yerli bir yazar deneyin, Ankara Üniversitesi’nde asistanken kanunla görevinden atılan Orhan Duru’yu okumaya ne dersiniz? Ya da polis tarafından sürekli takip edilen Ernest Hemingway’i?” Kütüphane gibi oldukça masum ve aslında yaygınlaşması çok istenilen, keşke daha da artsa dediğimiz kurumların nasıl bir çarpıklığı beslediğini görebiliyor musunuz? Belki de abartıyor gibi görünebilirim ama bizzat kendim bu derdi çektiğim için inanın bana hiç mi hiç abartmıyorum. Tolkien’e ilgi duyduğu halde kendisini okumak yerine Tolkien’i dosya konusu olarak belirlemiş derginin ilgili sayısını alarak okumak ve daha sonrasında hiç Tolkien okumamak bence bu durumun bir numaralı somut kanıtıdır.

3. Bookstagram Hesapları

Hepiniz şöyle ya da böyle “Ne anlatıyor acaba?” diye bir merak edip mutlaka bakmışsınızdır: Booktuber’lık ya da onun kardeşi Bookstagram hesapları. Uygar Özdemir sitemizdeki yazısında kısaca bunları tek başlık altında birleştirip “Kitap hesabı” diyor, ben de yazıda kolaylık olsun diye bu adı kullanacağım. Kitap hesapları, nispeten öteki sosyal medya hesaplarına oranla daha yararlı bir iş gibi görünebilir gözünüze ama aldanmayın. Çünkü bütün bunlar “ağzına kadar dolu kitaplık” gösterişinin ve okurluğu da bir meslek olarak ele alıp bundan belli bir ücret kazanmanın yollarından biri. Kitap hesaplarında tavsiye edilen yazarlardan, yayınevlerinden tutun da iyi bir okur olmak(!) için gerekli gösterilen tüm okuma aparatlarına kadar reklamlarla dolu olabiliyorlar. Tabii bunu onları izlerken, takip ederken fark edemiyoruz çünkü görünürde konuştukları tek konu kitap. İç yüzüyse bundan epey farklı tabii. Kendisine ait olan kitapları damgalamak için hasır örtülü bir kaşe yaptıran kitap hesabına dahi rastlamanız olası. Kitabı alıyorsunuz, ilk sayfaya, kitabın adının üstüne kaşeyi basıyorsunuz: “….’ın kitabıdır.” Böylece kitabı eline alan herkes bilecek ki o kitap size ait, başkasına değil. Kitap böylece bilgi alınan, edebi hazzı duyabileceğiniz bir kanaldan çok okununca rafa kaldırılan, üstünde durulmayan, daha sonra farklı bir kapakla ya da farklı yayıneviyle farklı bir baskısı olunca yenisi alınabilecek bir tüketim malzemesine dönüşüyor.

4. Okuma Listeleri

İster ünlü ve medyatik bir edebiyat profesörünün olsun, isterse popüler bir yazarın, pek çok okuma listesini ya da önerisini internetten kolayca bulabilirsiniz. Goodreads bu konuda kolay erişim sağlıyor. Örneğin “Türk Edebiyatında Kadın Yazarlar” yazarak sadece kadın yazarları, “Türk Edebiyatında Post-Modernizm” yazarak da sadece post-modern yazarları listeleyip kolayca kendinize bir okuma listesi edinebilirsiniz. İnternet öncesinde insanlar, okudukları kitabın onları bir başka kitaba yönlendirdiklerini düşünüyorlarmış. Evet, -mış çünkü epey uzak gibi geliyor. Şimdilerde ise hayranı olunan yazarın, artık yazarların okurdan çok hayranları var, kendi okuduğu okuma listeleri takip ediliyor ve bunu bile kopyalama kolaylığına kaçılıyor. Okuma modasının üçüncü kanalı olan kitap hesapları da bu ilgiyi kaçırmıyorlar.-Zaten kaçırsalar yazık olurdu- Onlar da kendilerine ‘’hayranlık’’ duyulan insanlar olduklarından yine reklam çerçevesinde kendi okuma listelerini oluşturup kendilerini takip eden insanlara sunuyorlar. Okuma listesi basit bir şey gibi görünebilir ancak bu listeler yüzünden çoğunluk aynı kitapları okuyor ve kendi etrafında bir moda çemberi oluşturuyor. Tabii bu çemberin içinde birbirine kenetlenen moda yazarlar, popüler yazarlar oluyor. Bu arada da sırf ünlü bir yazar önerdi diye kendi zevkleri dışında, yalnızca “olayın” içinde olabilmek için kitaplar okuyan o kadar çok insan var ki. Modaya kapılmış gidiyorlar ve tükettikleri şeyin kitaplardan çok kendileri olduklarının farkında bile değiller.

5. Aforizma Satıcılığı

Aforizma Satıcılığı başlığını tabii ki ben uydurdum ama sosyal medyanın her mecrasında kitaplarda gerçekten olsun ya da olmasın aforizma yazıp uydurarak satan milyonların olduğu gerçeği apaçık önümüzde duruyor. Bir satırlık küçürek öyküler gibi, herkesin anlayabileceği ve kitabın her yanı derinlikli cümlelerle dolu olsa bile hepsini görünmez kılan bir cümleyi alıntılayıp sosyal medyadan paylaşıyorsunuz. Sonra gelsin beğeniler, yeniden paylaşımlar. Günümüz yazarları da bu kanalın farkında olmalı ki ya kendileri kendi kitaplarından aforizmalar alıntılıyor ya da edebi olmayan edebiyat sayfalarının kitaplarından alıntıladığı aforizmaları paylaşıyor. Özellikle “bookstagram” denilen kitap hesapları bu işin zirvesine oynuyor. Kitaptan alınan bir aforizma, alakalı ya da alakasız herhangi bir fotoğraf eşliğinde paylaşılıyor. Genellikle bu fotoğraf masanın üzerine konmuş kitap, güzel desenleri olan bir fincanın içinde dumanı tüten bir kahve ve fincan altlığının üstüne konmuş bir çikolata parçası ya da lokumdan ibaret oluyor. Böylece birinci yazıda da söylendiği gibi “entelektüel” oluyorsunuz. Ya da en azından görüntüyü kurtarıyorsunuz.

Okuma modası bir çılgınlık haline geliyor ve okunmasa da sırf bu modanın gerisinde kalmamak, olayın içinde olmak amacıyla alınan kitaplarla kitaplıklar doluyor ve kapitalizm pençesini okuma eylemine de geçirerek onu yozlaştırıyor. Belki burada şunu eklemeliyim: Kitap koleksiyonu yapmaktan zevk alan ve bunu moda olduğu için değil de kendi kişisel zevki, uğraşısı için yapan insanları bu konuda ayırıyorum. Çünkü onlar gerçek okuma sevdalıları. Sanırım önceki yazıyla, bu yazı tam da bu noktada ayrılıyor.

Bütün bunlar günümüzde varlığı inkâr edilemez denli somut hale gelmiş okuma çılgınlığını ya da modasını besleyen kanallardı. Belki benim unuttuğum ya da gözden kaçırdığım daha pek çok mesele olabilir. Onları da sizinle tartışabiliriz. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

“Yazıyı beğendiyseniz, kanalımıza abone olmayı ve beğen butonuna tıklamayı unutmayın. Kitap ve edebiyatla kalın!”

  • 13
    Shares
Etiketler:  




13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Halen Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Daha önce Kayıp Rıhtım forumunda ve Aylık Öykü Seçkisi içerisinde yer aldım. Gölge E-Dergi, Bilimkurgu Kulübü, Genç Yazı ve Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi gibi elektronik platformlarda ve basılı olarak da Adı Yok dergisinin 75. sayısında yazılarım yayımlandı. Yaklaşık olarak 12 yaşımdan beri yazıyorum.

Okumanın Modası Üzerine 5 Adımlık Bir Eleştiri için 7 yorum

  1. Benim çevremde yadsıyamadığımız şu modaya uyup bile kitap okuyan, okumaya başlayan gözle görülür insan yok. İnternetin ceplere inmesiyle beraber gazete bile okumayı bıraktık hatta. Bu nispeten olumsuza kaçan objektif bir eleştiri olmuş, ben daha olumlu düşünüyorum bu konularda. Size de katılmadığım yerler yok değil tabii.

    Yazarın Hayatı konusunda hak veriyorum lakin gerçekten daha ilginç bir yazar bulunca okuduğumuz kitabı elimizden atmamız bana biraz abartı geldi. Yazarı ilginç bulursun on kitabını alırsın, birini okur beğenmez ya da daha çok beğendiğin -bu o yazarın hayat hikayesi de olabilir- bir tanesine gelirsin geriye kalan 9 kitabı okumazsın. Bunun okumanın moda olmasıyla ilgili değil yanlış tüketimle ilgisi var. (İsteğe bağlı bu bahsettiğimi açabilirim ama konudan kopmuş oluruz.)

    Kütüphaneye gitmediğim için tek kelime edemem, bazen bağıra çağıra kitap okuduğum oluyor bana göre değil :smiley:

    İki ayı geçti sosyal medyam yok fakat Bookstagram, booktube konularını takip ettim bir dönem. Dediğinize hak veriyorum ama hiç kitap okumayan insanlar kahveli Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna fotoğrafı çekip, sırf kitapla ilgili sorulara cevap verebilmek için bile onu okudularsa ne ala. Hiç okumamasından daha iyidir. Burada esas sinir bozucu durum bence bu gibi sosyal paylaşımla insanlara kitap okutabilecek kadar etkili kişilerin saçma sapan edebi değeri olmayan kitapları önermeleri. Kahvenin yanına Serseri Çocuk, Bilmemnenin Elli Tonu geleceğine Sabahattin Ali, Orhan Pamuk, Oğuz Atay varsın gelsin, sırf popüler diye insanlar varsın bunları okusun.

    Okuma Listeleri konusu çok garip. Ben çok faydalandım ama tabii ki benim yaptığım oldukça bilinçli. Goodreads’e gir, beğenileri kendinle eşdeğer olan birinin profiline gir, okuduklarına bak, yorumlarını ve verdiği puanı vs. bak, sonra uzunca kitabı kurcala al. Haruki Murakami okuma hikayem böyle başlar mesela. Fena da olmadı ama tek bir örnek vereceğim ki olumlu bakamayacağız: Azcık baktıysak anlamışızdır. Evet, evet, bilimkurgunun temellerinden biri olarak şehrinizin büyücüsü ayağınıza geldi. :smiley: İyi ellerde, dikkatle hazırlanıp, doğru kişiyi bulduğunda kitap listelerinin yararlı olduğunu düşüncesindeyim. Bilinçli tüketime geliyor iş yine. Bir de okur olarak milletçe bilinçsiziz. Benden örnek: ‘Black Mirror sevenlerin seveceği kitaplar’ diye liste gördüm. İçinde ‘Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu’ var, hani Murakami demişken oradan yürüyeyim dedim. Benim ilk okuduğum kitabıdır, Black Mirror bir dizi, bu bir kitap. Okurken ve izlerken farklı zevkler söz konusu olabilir. Yani elma sevenler armut da yemeli gibi bu. Hem Black Mirror’ın bence bahsedilen kitapla da pek alakası yok.

    Aforizmalar konusunda tek üzüntüm, sırf bunlar için ayrı ayrı kitaplar basılıyor oluşu. Yani bir sayfaya üç satır yazıyorlar bir de sanırsın kağıt bolluğu var ülkede. Alıcısı olan her şey basılıyor ama konuyla ilgisi yok :smiley:

    Okur bilinci kazanmamız gerek, bunun için de ayrı bir tartışma platformu olursa seve seve katılırım ama bize hazır okumak da moda olmuşken birazcık bilinçli okurlar lazım. Zaten bilinçli olmayanlar doğrudan tüketici oluyor. Hiç bilmediği yazar sırf popüler -hayat hikayesi de güzel olabilir tabii- diye, tek kitabı %25 iken on kitabı %40 indirimde olduğu için onunu birden alıp kitaplığa tozlanmaya kaldıranlar ne bilinçli ne de okurdur bence.


  2. Okuma modasının yaslandığı nokta bilinçsiz tüketim. Yani okur olarak nitelendirmiyorum onları ya da yaptıkları eylem okumak değil. “Okuma” bir isim olarak moda. Aynı şekilde o popüler yazarlarda sadece satın alınıp, fotoğrafları paylaşılan ama okunmayan kimseler.

    Zaten okuma modası bulaşınca insan okumaya başlamıyor. Internette hazır bulunan Oğuz Atay, Olric aforizmasını alıp satın aldığı Tutunamayanlar ile paylaşıyor. Yani bütün mesele -mış gibi yapmak. Kitaplar hakkında kendisine bir soru gelirse yine netteki hap bilgileri kullanıyor.

    Bu yukarıda dediğim gibi okumanın modasının yaslandığı noktayla ilişkili. Ki bu konuda kaynak benim. Özellikle bir dönem kitaplardan çok yazarlara ve onların yaşamlarına hayranlık duydum. Bu da kötü bir huy. Yarım bıraktığım bolca kitap hala durur.

    Terry Pratchett’ın orada olması iyi olmamış. Okuma listeleri her zaman iyi sonuç vermiyor. Mesela sitede yayınlanan “Stephen King’in Tavsiye Ettiği 42 Kitap” listesi var. King fazla göz önünde ve kitaplarını edinenler okur olmaktan çok hayran. Bu King için güzel bir olay ama özünde okurluğu yozlaştıran bir durum. Sırf King hayranlığı için Batı’da ya da biz de o listeyi toplayacak o kadar çok kişi var ki. Ayrıca King’in uyuşturucu geçmişi, başından geçen kamyonet kazası vb. onu daha da cazip kılıyor. Abartı ve saçma gelebilir. Bana da söyleyip düşünürken öyle geliyor ama saçma olan her şey gerçek oluyor.

    Buna katılıyorum, sanki masraflar için bilimkurgu ve fantastik kitapları reddedilmiyor gibi saçma sapan kitaplar basılıyor. “Iki kapak arasına sıkıştırılmış haysiyetsiz kağıt parçaları” olmaktan ileriye gitmiyorlar.

    Okumayı moda yapanların hepsi bilinçsiz tüketicidir. Gerçek okur ve okuma, azınlıktadır hep. Ursula K. LeGuin’in dediği gibi. :slight_smile:


  3. Bu yazıyı çok beğenmedim, ilk yazı gayet kibar bir şekilde haklı bir yere vurguda bulunuyordu. Neydi bu? Artık entelektüel görünmek kalıplara hapsedilmiş, belli başlı sınıflandırmalara maruz bırakılmış ve kitabın kendisinden çok kitap okumanın vurgulandığı anlamsız bir şekle sürüklenmişti. Ama bu yazıda, bahsedilen kalıpların karşısında kalan “Öteki” sınıfının fetişizmi yapılmış, madde madde devrim manifestosu hazırlar gibi ilkeler belirtilmiş ve kısaca eleştiri dozu iyice abartılmış.

    Bir kere başlık yanlış bir yere vurgu yapıyor, “Okuma modası” derseniz insanların zihninde yanlış bir yere atıfta bulunmanız olası. Bütün bunları “Okumaya teşvik” olarak görürseniz, farklı bir bakış açısıyla aynı meseleyi tekrar yorumlamanız mümkün. Bu hakikatten de okumaya teşviktir, zira bahsi geçen “Bookstagram hesapları” da okuma listeleri de kitap biriktirme hali insanları kitap okumaya teşvik ediyor. Belki on kişi söz konusu ise, bunun sekizi sırf gösteriş için bu eylemleri gerçekleştirse, ikisi de bu şekilde kitaplarla tanışıp iyi bir okuyucu olsa o iki kişi artı değerdir. Şahsen ben bırakın kitap okumayı, gördüğü iki satır şeyi okumaktan üşenen, İnstagram’da takılarak ve gayet iyi aforizmalarla tanışarak kitap okumaya özenen ve sonra da yavaş yavaş okumaya başlayarak Rus klasiklerini bitirmeye yaklaşan gelen birisini tanıyorum.

    Dediğim gibi, tarafların gazını almak için yazılmış gibi duruyor açıkçası. Dediğim gibi, madde madde günahlar belirtilmiş ve insanları aşağılama tadında bir yazı olmuş. Kişi hiç kitap okumasa, parası yettiğince satın alsa, koleksiyonerlik yapsa böyle sert bir şekilde eleştirmenin doğru bir yönü var mıdır bilmiyorum. Hatta kütüphanelerden kitap alınıyor da okunmuyor diye insanlara saldırıldığını okudum. Şahsen konuşmam gerekliyse başıma çokça gelir bu durum, kitabı beğenirim, alırım ancak günün temposundan ve kalabalığından zamanı gelince okuyamadan tekrar vermek zorunda kalırım. Hatta açık konuşayım, öyle işi ileriye götürmüşsünüz ki kitap okumanın yanlış olduğunu söyleceğinizi sandım.

    Sanırım yazıyı ters bir anınızda öylece yazıverdiniz.


  4. Ekşi sözlük :smiley:

    Devrim ya da manifesto kötü bir şey değildir ama öyle bir şey yapmakta amacım değildi. Eleştirinin dozunun maddelerle bir konuyu bölerek arttıralacağını sanmıyorum. Metnin içinde karışıklık olmasını istemediğimden ve düşünceleri belli bir sıraya koymak için bu yöntemi kullandım.

    Başlık bilakis doğru yere vurgu yapıyor çünkü “moda” çoğunluğun isteği üzerine şekil alır. Eğer sosyal medya da bol bol Tanpınar paylaşırsanız, birilerinin Tanpınar aforizması paylaşması ve Tanpınar modası yaratmanız işten bile değildir. Edebiyat ise, yani hakiki edebiyat, azınlığa aittir. Bundan da moda çıkmaz. Aforizmaları paylaşılan, instagrama kahve lokum eşliğinde fotoğrafları koyulan, içinde öyle bir cümle geçmediği halde sanki varmış gibi cümlenin altına ilgili kitap ve yazarı yazmalar bunlar hep modadır, bilinçsizliktir ve adına moda sahipleri tarafından okuma dendiği için okumanın modasıdır. Onlar bu yaptıkları kültürsüzlüğe başka bir ad koyabilselerdi ben de onu kullanırdım.

    Istisnalar ve belkiler üzerinden gideceksek: Belki de kitap hesabını takip eden 10 kişiden 10’u da gösteriş ve aydın görünüp görüntüyü kurtarma çabasıyla bunu yapıyorlar. Dediğiniz gibi istisnalar olabilir ki zaten yazıda bunları dışarıda tutuyorum. Ama onlar da azınlık olaak bu modaya etki edemiyorlar. Istisnalar kaideyi ne yazık ki bozmaz.

    Ortada “Siz-Biz”, “Bizler-Onlar” gibi kurumlar yok ki tarafların gazını almak için bir yazı yazma ihtiyacı duyayım. Kaldı ki edebiyat ve köşe yazısı bir iç dökme, birilerini suçlama sanatı mıdır? Yani bizler sadece birine saldıracağımız, laf atacağımız zaman bu bayağılığa aydınsı bir hava vermek için yazan insanlardan mı ibaretiz? Kaldı ki ben yazının öznellikten uzak, üstünde adamakıllı düşünülmüş ve son derece nesnel olduğunu düşünüyorum. Herhalde sizin aşağılama olarak gördüğünüz şeyler de iki yüzlülük denen samimiyetsizliğe düşmeden açıkça söylemem oluyor. Bu konuda diyebileceğim tek şey: Ne yapsaydım? :slight_smile: Olan ve ortada olan bir kültürsüzlüğü kimse kırılmasın diye kimsenin yüzüne vurmayıp iki yüzlü mü davransaydım? Kimseye hakaret etmeden sert bir eleştiri yönelttim. Bu da eleştirinin doğasında vardır.

    Hayır. Dediğim gibi edebiyat iç dökme ya da nefretimizi, hıncımızı aydınsı bir kılığa sokarak birilerini aşağılama sanatı değildir. Asla ters bir anımda, üzerine düşünmeden yazı yazmam. Bu önce kendime, sonra karşımdakine ve metni okuyan okura saygısızlık olur. Kaldı ki o gaflete düşsem bile editör bu yazıyı hayatta yayımlamaz, kimse de okuyamazdı. :smiley:

    Bu arada Onur Selamet’e, yazının esprilerini sansürsüz yayınladığı ve kapakta yer alan benimkine benzeyen gözlük için teşekkürler. Sayesinde konuyu daha da çok beğendim. :smiley:


  5. Öncelikle cevabınız için teşekkür ederim.

    Devrim manifestoları kötü bir şey değildir, zira devrim manifestolarının amacı alt yapısı sağlam bir şekilde oturtulmuş bir fikre taraftar olmamaları için insanlara moral vermeyi amaçlar. Bu yüzden fikri bir ifade yerine hislere hitap eden, fikre atıfta bulunan duygu içerikli yazılardır devrim manifestoları. Ancak burada sorun herhangi bir hisin güzel bir temele oturtulmadan ifade edilmesidir. Eğer ki deseydiniz bu benim hislerim, bir anda öylece yazdım ve bu tarz kişilerden hoşlanmıyorum, sizi haklı bulurdum. Zira Starbucks’a gidip, son dönemlerde “Moda” olmuş aslında çok şey ifade eden fakat vardığı noktayla içi boşaltılmış kitapları okuyup “Ben bunu okuyorum” şeklinde dolaşan insanlardan çok keyif aldığımı söyleyemem. Hatta bunu bu kadar güzel bir şekilde ifade ettiğiniz için size hayranlık da duyabilirdim, ancak açık konuşmak doğaları gereği his fikirin, fikir de hissin yerini alamaz. Edebiyat bir his işidir, esas temel aldığı nokta insanın hislerini ifade edebilmek, hatta bunu estetik bir keyfe taşıyabilmektir. İşte bu hislerin ustalıkla ifade edilebilmesi sayesinde Victor Hugo halkın kalbine ulaşıp insanlara moral vermiştir ya da Rus yazarları bir Rus halkının yaşam arzusuna şeyler katabilmiştir. Aynı zamanda bu verdiğim iki örnek, edebiyatın o kadar halktan kopuk olmadığını, edebiyatın seçkin bir azınlığın oyuncağı olmadığını zannederim ki güzel bir ispatıdır. Ama işte, fikir ve his de birbirinden ayrıdır, zira birbiri tarafından desteklenmeye ihtiyaç duyarlar ki bir şey ifade edebilsinler. Siz, kaleminizin hislerinizden yana değil fikirlerinizden yana kullandığınızı söylüyorsunuz. O zaman sizin kaleminizin ya bir felsefeci kadar geniş bir düşünüşten ya da bir bilim adamı kadar kanıtlardan yana olmasını beklerim. Ne yazık ki, ikisini de göremediğim için hatanızı belirtmek durumundayım.

    Birincisi, ben belki derken en az olan durumu kastediyordum. Zira 10 kişiden 10u okumuyor, sadece gösteriş yapıyor olsaydı açık konuşmak gerekir, böyle bir şeyin anlamı zaten olmazdı. Ortada yükselen bir edebiyat trendi olmalıdır ki aydın görünmek için insanlar edebiyatla ilgili görünmelidir. Açık konuşalım, eğer parfümler oldukça yaygın olsaydı insanlar instagram hesaplarını parfümlerle donatıyor olurdu. Ancak şu an kitaplar popüler, insanlar kitap okumaya başlıyor veya okumuş olmak istiyor. Somut bir önek verelim, sizin İmü öğrencisi olduğunuzu görmüştüm, Kadıköy metrosuyla içli dışlı olduğunuzu tahmin ediyorum. Bir trene girin ve şöyle bir bakın kaç kişi kitap okuyor. Şimdi bu bir moda değildir, orada kitap okuyan insanın gösteriş yaptığını falan da zannetmiyorum. Kişiler sadece metrolarda kitap okusa bile, en azından aforizma paylaşmak ve kitap okuduğunu haykırmak için haklıdır. Haklıdır zira insanın sosyal medya üzerinde kitap okuyan bir arkadaş araması zor değildir. Mesela son zamanlara arkadaşlarım yalvar yakar bir Twitter açtırana dek sosyal medya hesabım yoktu, haliyle arkadaşlarımla bir araya geldiğim zaman Fenerbahçe hakkında konuşmaktan artık midem bulanıyor. Sosyal medyayı sıklıkla kullansaydım, açıkça edebiyatla ilgili olduğumu ifade etmekten yeni insanlar bulmak için hiç çekinmezdim.

    Açıkçası biraz kibirli bir yaklaşımınız olduğunu düşünüyorum insanlara dair, zira insanların basit davranışlarına dair tepeden bakan bir hava olduğunu anlamak zor değil. Edebiyata heves etmiş ancak yeterince oturmamış insanlara kültürsüzlüğü yakıştırmanız bana bunu düşündürdü. Edebiyatı dar bir çevreye hapsedip, halka yayılmasını istemiyor gibi bir haliniz var. Yalnızca seçkin bir azınlık kitap okumalı, diğerleri kitapları gösteriş için okuyor şeklinde bir fikre sahipseniz şunu konuşmak istiyorum, bu kriz zamanında yayınevleri acaba nasıl ayakta duracak? Bunun için sizin “moda”, benim ise “teşvik” dediğimiz şeyin gerçekleşmesi yanlış bir şey değil. Aynı şekilde, bir kitabın hiç okumayacak birisi tarafından dahi satın alınması ya da şehir kütüphanesinin raflarında çürümeye terk edilmiş bir kitabın hatırlanmasının nesi yanlış anlamıyorum. Kitap kıtlığı yok sonuçta, matbaa icat edileli de Türkiye’yi gireli de epey oldu. Belki sizi yanlış anlıyorumdur ve umarım ki yanlış anlıyorumdur.


Okumanın Modası Üzerine 5 Adımlık Bir Eleştiri

“Okuma Eylemi” yazı dizimizin ikinci bölümünde okuma denilen ‘hobiyi’, modasını ve gündelik yaşantılarımıza etkisini tartışıyoruz.

  • 13
    Shares

 

 

Başa dönün