in ,

Tepemizdeki Gölge – N. Can Kantarcı | Yazarının Kaleminden

Çevirmen ve editör kimliğiyle de tanınan N. Can Kantarcı, yeni romanı “Tepemizdeki Gölge”nin ortaya çıkış sürecini tüm detayları ile anlatıyor.

Tepemizdeki Gölge - N. Can Kantarcı | Yazarının Kaleminden

Çevirmen ve editör olarak da tanıdığımız N. Can Kantarcı, Tepemizdeki Gölge isimli Alfa Kitap’tan çıkan yeni romanı hakkında yazdı.

2020 Kayıp Rıhtım Yılın EN’lerinde Yılın En İyi Yerli Bilimkurgu Romanı kategorisinde ikinci sırada yer alan eserin ortaya çıkış macerası sizlerle.

* * *

Tepemizdeki Gölge, bir süredir kafamı ve gönlümü kurcalayan iki meseleyi, Türkiye’de yazar olmayı ve Türkiye’nin teknolojiye yaklaşımını, biraz farkında olarak biraz da farkında olmadan “çarpıştırdığım” bir metin. “Biraz da farkında olmadan” dememin sebebi, romanı yazmaya başlarken önümde böyle bu kadar kesin çizgilerle belirlenmiş bir harita olmamasından dolayı elbette.

Kafanıza takılan bir şey var. Üzerine düşmek istediğiniz birtakım başlıklar var. Bir yandan yavaş yavaş kafasını doğrultmaya başlayan, ete kemiğe, söze kelama bürünen kahramanlarınız var. Ama geriye dönüp bakmanın getirdiği o rahatlığın şu anda sunduğu netlik yok elbette. Dolayısıyla, herhangi bir romanın ortaya çıkış aşaması üzerine bir şeyler yazarken de, özellikle o yazan kişi romanın yazarının kendisi ise, dikkatli olmak lazım diye düşünüyorum. Zira yukarıda da aktarmaya çalıştığım gibi, bazı şeyler bir deniz fenerinin insanın içini rahatlatan düzenli ışığı gibi var olsa da, bazı şeyler tamamen yazım sürecinde, sonra yeniden yazım sürecinde ve nihayetinde de editleme sürecinde ortaya çıkıyor. Bu ortaya çıkanlar ise “ben en başından beri vardım dostum” demeye çalışarak ve yazarın kafasındaki fi tarihinden kalma bir ortaya çıkış mitolojisini çaktırmadan kendi meşrebine göre yeniden konfigüre etmeye kalkarak yazarın gönlünü çelmeye bir parça hevesli olabiliyor.

Her halükârda, daha önce birkaç yerde daha ifade etmeye çalıştığım üzere, Tepemizdeki Gölge, yazar olmayı neredeyse bir saplantı hâline getirmiş bir insanı sözünü sakınmadan ti’ye almak ve bunu yaparken de bu ülkede yazar olmaya çalışmanın pek çok yönden ne kadar zorlu olduğunu yine olabildiğince sözünü sakınmamaya çalışarak ti’ye alarak göstermek istiyordu en başından beri. Bu yola çıkarken ise en başta Tepemizdeki Gölge değil, Doğal Aptallık adlı bir ilk roman vardı. 110 bin kelimelik bu roman, 2017’nin başından sonuna kadar yazıldı; Mehmet Kunduracı’yı ortaya çıkardı, ayakkabıcılık meselesini olabildiğince ortaya koydu. Ancak benim gözümde özellikle yarısından sonra nefesini iyi ayarlayamadı ve sonlara doğru maratonu tam olarak tamamlayamadı.

Bazı Sorunlar ve Çözüm Yolları

Doğal Aptallık’ta işime yarar, hakiki şeyler olduğunu biliyordum ama metnin ikinci yarısına yavaş yavaş hakim olan o dağılmanın önüne nasıl geçeceğimi de bir türlü gözümün önüne getiremiyordum. 2018 başlarında, bahsettiğim sorunlara hâlâ çözüm bulamamışken, eşimin hamile olduğunu öğrenince, önümde rahatça çalışabileceğim en fazla 9 aylık bir süre kaldığını hesapladım. Bu sürenin her gününü, günde sadece birkaç saatliğine olsa bile, iyi kullanmam gerekiyordu. Kısa süre zarfında bir yandan romana yeniden başlama denemelerine kalkışıp başarısız olur bir yandan da önümdeki vakti nasıl ayarlayacağımı düşünürken, sabah erken vakit en fazla 1 saatlik terapi seansları formatına geçmek geldi aklıma ve bir anda içimde bir şeyler akmaya başladı. Doğal Aptallık’taki sorunları hâlâ çözebilmiş değildim ama onları nasıl çözebileceğime dair geçerli bir ipucu bulmuştum.

Ocak sonuna dek tüm hazırlıklarımı tamamladım. Yeni bir roman çatısı kurup şubat ayından itibaren her sabah erkenden kalkarak seansları yazmaya başladım. Her sabah diyorum ancak elbette bu hesabın çarşıya uymadığı çok zaman oldu. Tam zamanlı işin getirdiği yoğunluklar, evde halledilmesi gerekenler, yaşamsal olaylar ve elbette yeniden ve yeniden kurulan roman çatıları derken, ara ara aksasa da, genel olarak programı tutturmaya çalıştım. Terapi seansları olması ve vaktimin kısıtlı olması, dar zamanda kendime / karaktere karşı son derece dürüst olmayı ve birtakım şeylerden kaçmamayı öğretti ya da en azından öyle olduğunu umuyorum. Çünkü böylelikle, Mehmet Kunduracı karakteri ile hem içsel hem dışsal olarak daha önce gitmeye çalışıp çekindiğim ya da gitmeyi aklıma bile getirmediğim yerlere gidebilir oldum. Zira ne de olsa Kunduracı başından geçenleri bir “terapiste” anlatıyordu.

Tepemizdeki Gölge - N. Can Kantarcı

Yayınevi Süreci

Öyle ya da böyle, 2018 başından ekim ayına kadar bu şekilde çalıştım ve yazım sırasında yeni adını çoktan ortaya çıkarmış olan romanın ikinci tezahürü böylece ortaya çıktı. Yakın çevremden bakışına, eleştirelliğine güvendiğim arkadaşlarıma okuttum. Onların geribildirimlerine göre bir düzenleme süreci başladı. Bir yandan da kafamda uygun olabileceğini düşündüğüm birkaç yayınevine başvurdum. Bu süreç boyunca herkesin tahmin edebileceği aksilikler yaşansa da, nihayet Alfa Kitap’ın Türkçe editörü Seçkin Erdi ile karşılaştım.

Seçkin’in metne ve bana duyduğu güven, üstüne harika yönlendirmeleri ile kitabı bir defa daha ele alırken, Tepemizdeki Gölge de kendini anlayan bir editör ve bir yayınevi bulmaktan çok mutluydu. Romanın artık yayımlanma tarihi belirlendiğinde ise Bilgi Üniversitesi’nden hocam olan Akın Tek ve yıllardır tanışıklığımız olan çevirmen Kadir Yiğit Us’un muazzam katkıları oldu detaylı, yapıcı, sözünü sakınmayan eleştirileriyle. Bu süreçte Tepemizdeki Gölge sayesinde karşıma çıkan her insandan çok şey öğrendim, her birinin paha biçilmez faydası oldu. Bu vesileyle hepsine bir defa daha teşekkür ederim. Ancak daha Doğal Aptallık’ın yazım aşamasından itibaren cesaretlendirmesini hiç eksik etmeyen ve harika yönlendirmelerde bulunan İshak Reyna’ya ayrı bir teşekkür borçluyum.

2017-2020 boyunca yaşanan süreçte, Tepemizdeki Gölge’nin yazımı sırasında doğrudan “zorlanma” diyebileceğim bir şey aslında pek olmadı. Çünkü asıl zorlanmaları Doğal Aptallık’a çalışırken yaşamış, pek çok bıktırıcı tıkanmayı da o sırada deneyimlemiştim. Ancak özellikle keyif aldığım çok kısım oldu. Mehmet Kunduracı’nın Sude ile tanışması, daha sonra Mehmet’in başına gelen o vahim olay, ardından Uluscan ve Ekrem’in denkleme katılması kısımları sanırım ilave bir keyif verdi.

Tepemizdeki Gölge’nin Beslendiği Kaynaklar

En çok keyif aldığım ise Mehmet Kunduracı’nın etrafına bir irin gibi saçtığı, metnin çoğu yerine sinen mizahıydı sanırım. (Bunu insanın kendi yazdığı bir metin için söylemesi ne kadar doğru bilmiyorum.) Bu mizahın ise – yine tehlikeli bir biçimde geriye dönüp bakınca – iki kaynağı var gibi görünüyor. Mehmet’in yazar olmayı başaramamasındaki temel etken olan, hayatının her yerine sirayet etmiş çapsızlığı ve Mehmet’in yazar olmayı başarma ihtimalini minik de olsa hep canlı tutan, keskin, sirkeli, tuzlu, bol baharatlı gözlem yeteneği. Metne seanslar eklenirken ve Mehmet Bey de yediği nane yüzünden güçbela buluşabildiği terapist karşısında giderek form tutarken, bu forma olabildiğince sadık kalmaya çalışmak, sadık kalmaya çalışırken de hikâyenin akıcılığından ödün vermemek kolay değildi. Sanırım romana gelen temel eleştiri olan “uzun olması” biraz da bu ince denge çalışmasından kaynaklanıyor. Bu bakımdan büyükçe ve sürçmeye devam eden bir sürçülisan edilmiş olabilir ama affedilir mi ya da affedilmeli mi, emin değilim.

Toparlarken, bir ilk roman olan Tepemizdeki Gölge’nin beslendiği kaynaklardan bahsetmek yerinde olabilir. Herhangi bir sanat dalından bir şeye kendimi maruz bırakırken yüksek / alçak, edebi / edebi olmayan ayrımı olabildiğince yapmamaya çalışan bir insanım. Bunu nereye kadar başarabiliyorum bilmiyorum ama Tepemizdeki Gölge’nin farklı besin kaynakları olduğundan eminim. 20. yüzyıl Amerikan edebiyatı, yaklaşık 1950’lere kadar olan Altın Çağ bilimkurguları, Türkiye’de eskiden beri yayımlanmış ve yayımlanan mizah dergileri, Derrida’nın “metnin dışında bir şey yoktur”unun sığ bir algıyla derinmiş gibi ele alındığında olabilecekler üzerine beyin yağmurları… Genel olarak Türkiye insanının tanımlanması zor ve tahmin edilemez tuhaflıktaki hâlleri; Mary Shelley, Italo Svevo, Kurt Vonnegut ve daha neler neler.

Başta söyleyeceğimi unutulup gitmesin diye sonda söylemek istedim: Kayıp Rıhtım’a bu köşede bana da yer verdiği, Tepemizdeki Gölge’yi 2020 yılının en iyi bilimkurguları arasına dâhil ettiği için; okurlara ve sitenin takipçilerine de romana duydukları sevgiyi göstererek bu sıralamada ikinci olmasını sağladıkları için teşekkür ederim.

N. Can Kantarcı


Tepemizdeki Gölge hakkındaki yorumlarınızı bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki diğer yazar maceralarını buradan okuyabilirsiniz.

Oyla!

Konuk Yazar

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz!

İletişim: [email protected]

Ağabeyim Orhan Veli - Seray Şahinler

Ağabeyim Orhan Veli Kitabı, Ünlü Şairin Saklı Anılarına Işık Tutuyor

Ketebe Yayınları Klasik Dizisi

Ketebe Yayınları, Klasik Dizisi ile Okura Yeni Bir Perspektif Sunuyor