Ursula K. Le Guin’in Yıkıcı Hayal Gücü

Ursula K. Le Guin 2 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. Pulitzer ödüllü yazar Michael Chabon'ın, The Paris Review'da yayınlanan Le Guin yazısını Türkçeleştirdik.

Saygıdeğer Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi üyeliğine kabul edildiğim, ayrıca orayı ilk kez ziyaret ettiğim gün beni portre galerisinin edebiyat kısmına götürdüler ve devlerin arasında yalnız bıraktılar. Birini mısır tarlasının girişine terk etmek gibi, bir çeşit kabul ritüeli olabilir bu. Cheever. Baldwin. Roth. Faulkner. James. Welty. Morrison. Hayret uyandırıcıydı. Bu ihtişamın ortasında kaybolmamak için bir iplik yumağına ihtiyacım varmış gibi hissettim. Böylece bilimkurgu ve fantazya yazarlarını bulma umuduyla, pins-nez çağından günümüze dek uzanan o çerçeveli fotoğraflar örgüsünü incelemeye başladım. Düşüncelerimin neden o tarafa kaydığından tam olarak emin değilim. Belki de birçok kişisel edebi kahramanımın ve ilham perimin –John Collier, Jack Vance, H.P. Lovecraft, Cordwainer Smith– kabul edilmediği bir kulübe ait olmak kendimi suçlu hissetmeme neden olmuştu. Hepsinden çok Ursula K. Le Guin’i arıyordum.

James Branch Cabell’i buldum; evet, tartışmaya açık olsa da kendisi bir fantazya yazarıdır. Stephen Vincent Benet, su götürmez biçimde bilimkurgu olan etkileyici bir kıyamet sonrası kısa öyküsünün, “Babil’in Sularıyla”nın yazarı. William S. Burroughs mu? Dürüst olmak gerekirse bir bilimkurgu yazarı sayılıp sayılamayacağını söyleyemem; adama bir türlü akıl sır erdiremedim. Ve sonra sevgili Kurt Vonnegut; distopyaların hayalcisi, küresel salgın buz-dokuzun mucidi, Trafalmadore gezegeninin kurucusu. Ama fotoğrafının önünde durduğumda, Vonnegut’un devam etmemi isteyeceğinden emin olamadım. Aynı şeyin bütün bu adamlar için geçerli olduğunu düşündüm. Büyük Amerikan yazarları, eğer bilimkurgu ve fantazya yazıyorlarsa nadiren en yüksek şereflere ulaştılar. En saygın ödüllerde görmezden gelindiler, hatta dikkate bile alınmadılar. Nihayetinde ciddiye alınmıyorlardı. Vonnegut’un bir defasında dediği gibi:

“Bilimkurgu” etiketli bir dosya çekmecesinin asabi bir sakiniyim ve buradan çıkmak istiyorum. Özellikle de birçok ciddi eleştirmen çekmeceyi sürekli pisuarla karıştırdığı için.

Ursula K. Le Guin

Ursula K. Le Guin

Bir yazar için ödüle giden en güvenli, en kolay yol (ödülleri kim sevmez ki?) kurgu edebiyatının bataklarından tamamen uzak durması ve eğer kaçınamıyorsa –tabiri caizse “orada doğduysa” – onu inkâr ya da terk etmesidir. Ursula K. Le Guin zor yolu tercih etti. Onlarca yıl boyunca mütemadiyen başyapıtlar; tematik, biçimsel, yapısal, kavramsal ve psikolojik çok yönlülüğe ve derinliğe sahip uçsuz bucaksız işler üretti. Karmaşıkça tasarlanmış, canlı bir şekilde hayal edilmiş, yoğun olarak hissedilmiş ve güzel yazılmış eserler. Bunlar aynı zamanda alenen ve utanmazca fantastik ve bilimkurgu çalışmalarıydı. Kurgu edebiyatının sınırları ötesine nadiren saptı, tam aksine onları genişletti. Tutkusunu besleyen ve hayal gücünü ateşleyen kurgu batağını hiçbir zaman inkâr etmedi; onun yerine Oscar Wilde’ın yıldızlara bakmak için bataklıktan daha üstün bir yer olmadığı yönündeki kanısını doğruladı.

GÖZ ATIN  Orhan Duru'nun Fırtınalı Bilimkurgusu

Le Guin’in birçok kitabına aşk ve hayranlık duydum: Rüyanın Öte Yakası, Karanlığın Sol Eli, Mülksüzler, Dünyaya Orman Denir ve birçok harika kısa öykü. Özellikle de unutulmaz eseri “Omelas’ı Terk Edip Gidenler.” Ama onun eserleriyle ilk deneyimim keyiften, hayranlıktan ya da aşktan daha fazlasıydı. Bu dönüşümle ilgiliydi. Olma yolunda ilerlediğim kişi –sinapsların, algıların ve nöral yolların belirli bir bütünleşik yapılandırması– 1972’de, dokuz yaşındayken Yerdeniz Büyücüsü ile olan karşılaşmasından sağ kurtulamadı. Yerdeniz üçlemesinin ilk cildi olan kitap, dil zanaatının –kelimelerin geçmişini bilen ve kapasitelerini anlayan, bu yüzden etrafındakilere gerçek isimleriyle hitap edebilen eğitimli bir ustanın bu kelimeleri doğru, belirli bir düzen ve ifadeyle kullanması– gerçeği değiştirme, dünyayı yeniden inşa etme gücüne sahip olduğu, adalar ve okyanusun zengince yaratılmış ve detaylandırılmış hayali topoğrafyasında geçiyordu.

Michael Chabon

Michael Chabon

Ama kafamın içindekileri baştan düzenleyen şey aslında şuydu: kitap kendi ana fikrinin kesirsel bir gösterimiydi. Ursula K. Le Guin yalnızca dili – kâğıdın üstünde düzgünce kurgulanmış satırları – kullanarak bütün bir gezegeni bitkilerinden havasına, sakinlerinin lehçelerinden törenlerine kadar ayrıntılı ve akla yatkın bir canlı varlık haline getirmişti. Ve kitabın kapağını kapattığım anda o dünya kaybolmuş olsa da ziyaretimin hatırası, genç Ged’in kendi habis gölgesiyle olan keskin mücadelesi aklımda kaldı. Yerdeniz’de dilsel gücü kontrol edenler büyücü olarak biliniyor ve zanaatlarına da sihir diyorlardı; ama dokuz yaşındayken dahi benim için barizdi ki sihrin gerçek adı yazmaktı ve Ursula K. Le Guin gibi bir yazar apaçık büyücüydü.

Daha sonra bunun sadece kısmen doğru olduğu ortaya çıktı. Yazmak büyücülüktü; ama Ursula’ya göre ona yakıt olan büyü gücü dil değildi. Hayal gücüydü.

Yetmişlerin başlarında Ursula onun için bir tutku, bir ekmek teknesi olan iki büyük edebi gelenekten birini, fantazyayı savunmak için bir dizi makale kaleme aldı. (Gerçi fantazya ile diğer geleneğin, yani bilimkurgunun arasındaki farkın önemsiz olduğunu sezgisel olarak hissetmişti.) “Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?” gibi başlıklara sahip olan bu makaleler eserlerini faydacılığın, pratikliğin, işe yararcılığın dogmacılarına, Bellow’un Herzog’unun “gerçeklik eğitmenleri” olarak adlandırdığı tüm o sert bakışlı insanlara karşı müdafaa etmekle yükümlü hisseden J.R.R. Tolkien ve C.S. Lewis gibi diğer fantazya yazarlarının savunma yazılarıyla aynı kültürden geliyordu. Söz konusu “gerçeklik eğitmenleri” fantazyayı kaçış edebiyatına denk görür, onu dogmalarına bağlarlardı; insanları mevcut gerçeklikten kaçmanın mümkün, hatta cazip olduğuna inandırmaya çalışmanın suç değilse bile en iyi ihtimalle aptallık, en kötü ihtimalle de ahlaksızlık olduğunu savunuyorlardı. Le Guin’e göre bu dogmanın gerçek hedefi sadece fantazya değil, insanın hayal kurma kabiliyetiydi.

GÖZ ATIN  2019 Arthur C. Clarke Ödülü'nün Galibi Belli Oldu

Ursula K. Le Guin

Le Guin karşı saldırıya geçti. Hayal gücünün düşmanları tarafından maddesel hakikat olarak öne sürülen bu sözde gerçeklik bir kurmacaydı; kadınlara boyun eğdirmek, azınlık kültürleri bastırıp yok etmek, insan deneyimini ticarileştirmek ve insan davranışını otomatikleştirmek için tasarlanmış bir makine. Bu ışık altında bakıldığında kaçış edebiyatı yıkıcı bir güçtü, hatta potansiyel bir devrim hareketi dahi olabilirdi; hayal gücü –düşünme ve şimdinin kederli gidişatına alternatifler inşa edebilme kapasitemiz– insanın özgürleşmesi için güçlü bir araçtı. Le Guin’in vardığı (ve sonraki kırk sene varmaya devam ettiği) sonuca göre fantazya ve bilimkurguya karşı olan düşmanlığın gerçek sebebi buydu: ikisi de statükoyu tehdit ediyordu.

Kırk sene sonra Le Guin hâlâ hayal gücünü savunuyordu. Düşmanın tanımı, hayal gücünü ve o korkutucu kelimeyi – yaratıcılığı – kendi saflarına dâhil eden stratejistleri ve pazarlamacıları kapsayacak şekilde değişmişti ancak Ursula’nın tehlike hissi sadece artmıştı. Saldırı altında gördüğü şey artık yalnızca fantazya ve bilimkurgu değil, bütün edebiyat türleriydi. Gerçekten de esas okuryazarlık sadece bir metni okuma kapasitesi olarak değil, aynı zamanda edebi sanatla sürdürülebilir bir etkileşim sayesinde hayal gücünün eğitilmesi –ve nihayetinde güvenilir bir benlik inşa etmek– olarak tanımlanabilirdi. “Bir çocuğun ihtiyacı olan şey,” diye yazmıştı:

… hepimizin ihtiyacı olan şey, hayatı bize mantıklı gelen ve biraz özgürlüğe izin veren çizgiler boyunca hayal etmiş diğer insanları bulup onları dinlemektir. Pasif olarak duymak değil, dinlemek. Dinlemek yer, zaman ve sessizlik gerektiren bir topluluk eylemidir. Okumak ise bir dinleme şeklidir.

Ursula K. Le Guin

Sıklıkla “şeridinde kal” şeklinde formüle edilen mevcut kültürel tutuculuk, bir yazarın kendi topluluğunda merkezde kalmasını, kendisinin ve toplumunun deneyimlerinden yola çıkarak yazmasını şart koşuyor: yani evde kalmasını. Ama Ursula bu yerlerin, bu başlangıç noktalarının, evin ve toplumun kendisinin yaratıcı hayal gücünün eylemleri olduğunu ileri sürdü. 2002 tarihli makalesi “Kullanma Talimatları”, çocukların hayal gücünü edebiyat yoluyla eğitmeyi tartışarak başlar: “Merkezin neresi olduğunu, evin nerede ve ne olduğunu bilmeyen bir çocuk –bu çocuk çok zor bir durumdadır.” Bu noktaya kadar insanın şeridinde kalmasını, yerinden kımıldamamasını savunmaya hazırlanıyormuş gibi görünüyor. Ama sonra devam ediyor:

Ev anne, baba ve kardeşler değildir. Ev girmenize izin verdikleri yer değildir. Asla bir mekân değildir. Ev hayalidir. Ev hayal edilen, var edilendir. Gerçektir, diğer herhangi bir yerden daha gerçektir; ancak insanlarınız (artık onlar her kimse) nasıl hayal edeceğinizi göstermezlerse içeri giremezsiniz.

Bu noktada Le Guinci dönüş geliyor:

Akrabalarınız olmayabilirler. Dilinizi hiç konuşmamış olabilirler. Binlerce yıldır ölü olabilirler. Kâğıt üzerine basılmış kelimelerden, hayaletlerin seslerinden, zihinlerin gölgelerinden başka bir şey olmayabilirler. Ama size evin yolunu gösterebilirler. Onlar sizin insan topluluğunuzdur.

Le Guin’in toplum anlayışı sadece zaman ve unutulmayla sınırlanmıştı. Ona ulaşmak için gözü pek, imkânsız sıçramalar yapmamız ve henüz tam oluşmamış benliğimizin gri sınırlarından heyecan verici kaçış becerileri çıkarmamız gerekiyordu.

Neil Gaiman ve Ursula K. Le Guin

Fantazya ve bilimkurgu dediğimiz şeyler büyük bir sanatçının ellerinde edebi türler olarak değil, en saf haliyle edebiyatın kendisi olarak anlaşılabilir: Hayal gücünün, dünyaların ve toplumların doğaüstü gücüyle beslenen dilin sihri vasıtasıyla varoluşa bir çağrı; uzak bir efsanevi çağda, Yoknapatawpha’da, Michigan’ın Mercy bölgesinde veya Toni Morrison’un memleketi Ohio’nun Lorain beldesinin diğer kurgusal versiyonlarından birinde; o hayal edilmiş evlerin sakinlerinin, kalplerindeki sırlar ve beyinlerindeki labirentlerle birlikte büyücülük sayesinde ortaya çıkan tasavvurunda. Fantazya ve bilimkurgu, ana akım denen kurgunun genellikle gizlemeye gayret ettiği şeyi açıkça söyler: Bak, hepsini ben uydurdum! Sadece bu da değil, Le Guin bize hatırlatır: Kendimizi de biz uyduruyoruz. Bol keseden atarak değil de çocukluğumuzdan bu yana dinlediğimiz ve okuduğumuz diğer bütün öykülerden yola çıkarak kendimizin ve topluluklarımızın öykülerini icat ediyoruz. Ve ne kadar okur, ne kadar dikkatli dinlersek kaçış planlarımız da bizi kişisel batağımızın sınırlarının ötesine, yıldızların yakınına o kadar çok taşıyor.

GÖZ ATIN  Her Yerden Çok Uzakta: Kendinle Başbaşa

_______

Ursula K. Le Guin Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi’ne 2017’de kabul edildi.

Michael Chabon Berkeley, California’da yaşıyor.

_______

Michael Chabon

Çeviri: Burak Mermer
Editör: M. İhsan Tatari

Kaynak: The Paris Review

* * *

* Ursula K. Le Guin’in Oğlundan Onun Anısına

* Ursula K. Le Guin Anısına: Bu Dünyanın Odo’su

Türk Canavarları Sözlüğü




1993’te Sivas'ta doğdu. Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu, ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politikası Çalışmaları'nda yüksek lisans öğrencisi. Edebiyatı, sinemayı ve bilgisayar oyunlarını çok sever. Hayatın anlamının Radiohead şarkılarında gizli olduğuna inanmakta, başka dünyalara duyduğu tutku sayesinde yaşamayı sürdürmektedir.

Ursula K. Le Guin’in Yıkıcı Hayal Gücü için 3 yorum

  1. Bu yazı için teşekkür ederim. Vefat ettiği günü dün gibi hatırlıyorum. Ekranın karşısında kalakalmıştım. Sanki en iyi arkadaşlarımdan, yol göstericilerimden birini kaybetmişim gibi. Her aldığım kitabımın başına adımı ve alış tarihini ve yeri yazarım. Onun kitaplarının ilk sayfalarına yazı yazmıyordum ki bir gün onunla tanışınca tertemiz bir ilk sayfaya imza atsın diye. Olmadı. Yine de ben aldığım yeni Ursula kitaplarında kendi kendime oluşturduğum bu geleneği sürdürüyorum. Huzur, rahmet, güzellik, ışık ne varsa senin ruhuna dolsun Ursula…


  2. silence dedi ki:

    Bilimkurgu ve fantastik okuyan birisi için bu yolda hiç bıkmadan, usanmayan yürüyen birisinin yazısını okumak hiç yabancı gelmedi. Çünkü insanlara göre kim fantastik ve bilimkurgu okuyorsa, yazıyorsa boşa okuyor, yazıyor. J.R.R. Tolkien’i bile Yüzüklerin Efendisi’ni yazdığında böyle bir saygın profesör böyle bir türde yazar mıymış diye eleştirmişler ve o yüzden eleştirilerden dolayı bir daha Orta Dünya kitabı yazmamış diye düşünülüyor. Diyorsunuz ki zaman değişti, bu ön yargı kalktı ama şu cümleyi okuyunca bir şeylerin değişmediğini fark ediyorsunuz.

    Ursula K. Le Guin Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi’ne 2017’de kabul edildi.


  3. Durin dedi ki:

    Ursula le guin’in Yeryüzü Müzesi için yazdığı o manidar yazı.Türk okurlarına ve yazarlarına tüm o bilgeliğiyle şöyle seslendi:

    “Her birimiz, dünyanın dört bir yanında, büyük bir karanlıkta yolumuzu bulmaya çalışıyoruz diyebilirim. Böyle eserler en ihtiyaç duyduğumuz vakitlerde yakılan, etrafımızdakileri ve gitmemiz gereken yolu aydınlatan lambalardır. Bu lambaların yakıtı da hayal gücüdür. Türk okurlarım, dostlarım ve yoldaş yazarlar, bu ışığın yanmasına vesile olduğunuz için size teşekkürü borç bilirim.”


Ursula K. Le Guin’in Yıkıcı Hayal Gücü

Ursula K. Le Guin 2 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. Pulitzer ödüllü yazar Michael Chabon’ın, The Paris Review’da yayınlanan Le Guin yazısını Türkçeleştirdik.

Başa dönün