in ,

Yaratımın Özü ve Prangalar Aşkına

Yaratımın özü köreliyor mu? Edebiyatın prangaları, yalnızca isimlerden ibaret eserler ve kalabalıklar üzerine.

Yaratımın Özü edebiyat pranga

Anne rahminden ayrılırken türdeşlerimiz tarafından inşa edilmiş ev ya da hastane yapılarına doğru yol alıyoruz. Çığlığı koparıp zangır zangır duvarları titrettiğimiz andan toprağa verildiğimiz nihai sona kadar süregelen vakitte, neredeyse hepimiz yabancısı olduğumuz dünyayı tanırken çehremizde aşık atan olay ve kişilerle birlikte büyüyor ve gelişiyoruz. Nefes aldığımız her an, kuytu köşeye saklanıp uykuya daldığımız zamanlarda bile bu dur durak bilmeyen alışverişi devam ettiriyoruz. Farkında olup olmamamız bir önem arz etmiyor, çünkü düşünceler bir saniye dahi durmuyor. Kişiliğimizi şekillendiren olgulara duyduğumuz vazgeçilemez bağlılık değişime uğrayabiliyorken bir bütünün parçası olmaktan kurtulamıyoruz, belki de bunu istemiyoruz.

Yüzyıllar boyunca insanlık farklı bakış açıları ve fikirleri sayesinde ilerledi. Bu ayrımlar coğrafyadan tutun da düşün biçemine kadar birçok alan ve olguda ortaya çıkarken aslolan, insan denilen varlığın çeşitlenme veya gelişme arzusu değil, merak kavramının çevresinde filizlenen bilinmezliği adlandırma şevkiydi. İnsan düşünen bir hayvan olduğu için mi varlığını korudu yoksa hiçbir şey bilmediği için mi var olmaya devam etti?

Bugünlerde hiç olmadığı kadar birbirine yakınlık duyan insanlığı gözlemlemek, düşünmek ve anlam vermek kolaylaştı. Yüzümüzü aydınlatan ışıkların ardında saklı dünyaları bir dakikanın yarısına bile tekabül etmeyen bir vakitte keşfedebiliyoruz. Etkileşim hiç olmadığı kadar hızlı ve kuvvetliyken bizler kil tabletlere kazınmış, ustalıkla örülüp geleceğe el uzatılmış metinlerin doğasını ileri taşıma güdüsüyle hareket edecekken doğamız gereği sahip olduğumuz hayal gücüne ket vuruyor, tekleşiyoruz.

Okuma Alışkanlıkları Pandemi

Her fırsatta başvurduğumuz kılavuz niteliğindeki düşünürlerin bilginin peşinden koşması sayesinde yeryüzü dediğimiz denizlerle çevrili köhne yerden uzayın karanlık dehlizlerine uzanan büyük bir maceraya dönüştü hayatlarımız. Tam da bu noktada sormak gerekir: Doğrunun peşinden ömür tüketen onlarca insanın gerçekliği bizzat kendi zihinleriyle tanımlamaları sayesinde renklerini koruyan düşün dünyasından uzaklaşan tekdüze bir edebiyatı ciddiye almak ne kadar mümkün?

Estetiğin Yozlaşması ve Yaratımın Özü

Tepemizde salınıp duran göğe serenatlar düzen kuşaklardan özgünlüğü düşman ilan eden kalabalıklara, klasik düzene ve romantik seslere başkaldırarak insanlığı etkisi altına almış isimlerden edebi niteliği yok sayan çalakalemlere düşüyoruz. Mağaralardan saraylara uzanan şatafat arzusunun ardından sürüklenen estetik zevki katlediyoruz. Peki, neden?

Şafağa bir karaltı düşse içimiz burkuluyor, insanlık namına haykırıyor ve savaşıyoruz. Korkunun bayrağı gönderi sallıyor, ölümün değil yok oluşun sesi bu. Nefeslerimiz tükenmese de düşün dünyamız molozlar altında kurtarılmayı bekliyor. Bizlerse yıkımın gücünü görmezden gelip en kolaya ve en yakına daha doğrusu en ucuz ve en kıymetsiz olana yüz veriyor ve estetiğin doğasına aykırı düşen yapıtlara karşı boy gösterecekken estetiği tahrip etmeyi tercih ediyoruz.

Yaratım dediğimiz kişisel düşün ve hayal gücünü kamulaştırmak edebiyata prangalar vuruyor. Yaşar Kemal 17 yaş şiirini Orhan Veli’ye gönderiyor, Orhan Veli beğenip Sait Faik’e, “Türk dilinde yazılmış en güzel şiir bu,” diyor. İsimlerin büyüklüğü karşısında dehşete düşüyor, istemsizce gülümsüyoruz. Ardından bir ah düşüyor ki peşimize kurtulmak ne mümkün. Bugün denilen, dünü yarına bağlayan zaman diliminde ellerimizde kelepçe bekliyoruz. Ama neyi? Neden titrerken bayağılığın karşısında alışılagelmiş cevaplara yeni sorular üretmiyoruz? Denizin dalgalarını seyrederken yaşamın özünü sorgulara düzen bizleri çepeçevre kuşatan kitle kültürüne lanet okumak yerine, içinde barındırmadığı anlamları yüklüyoruz kaldırım taşlarına.

rüya yaratım edebiyat

Yaratımın özü bileşimdir. Bu bileşim içinde türlü zenginlikler barındırdığı gibi sabit bir yaklaşımı da barındırabilir. Dünyayı süzdüğümüz gözlerimizle biriktiririz kimlikleri, zihnimizin derinliklerinde sessizce bekleyen algımız yontar burunları, kulakları. Bir kişi geçer karşınıza oturur, tanımaz etmezsiniz bu insanı. Yüz hatlarından yaşamöyküsü okunur, okudukça keyiflenir yüreğiniz. Bir yabancının sesinin tonundan anlarsınız duygularını. Küçük bir çocuğun hayal gücü yüksektir derler, öyledir de. Çünkü elinden avucundan çalınmamıştır o yumurcağın düşünme yetisi. Baskılanmamıştır, yontulmamıştır daha. Kimilerince toy, kimilerince saf. Çocuksu bir ruhun penceresinden bakmayı öğrenmek kadar zordur düşünmek, düşünü katletmekse bir o kadar kolay.

Prangalar Aşkına

Karanlığa büründüğünde toprak, doğa çekilir mahzenlere. Dünyanın dönmesi gerekir güneşe ulaşmak için. İnsanlık ya uykuya tutulur bu vakitte ya da ışığa bürünecek sokakları bekler durur. Akşama benzetirim cehaleti; düşmek için beklemek, çıkmak için çaba gerektirir. Uğraş dediğimiz ileri gitme arzusuysa bu çağda lanetleniyor. Hainliğin dalkavukluğu sarıyor etrafımızı iflah olmaz bir heyula gibi. Ne bilgeliği sevenleri ne de peşinden koşanları görüyor gözlerimiz. İnsanlığı tanıdıkça uzaklaşıyoruz onun çevresinden. Ve uzaklaştıkça kayboluyoruz özümüzden. Dertler satın alıyor, ucuzdan satılığa çıkarıyoruz. Her işi yapabilecek kadar yetenekliyiz ancak halen ders almayı bekliyoruz. Kuyruklar oluşuyor tavsiye listelerinin önünde, eserler isimlerden ibaret. Yanılıyor muyuz? Yeniliyor muyuz?

Yaratımın Özü

Yaratımın özü köreliyor bilincimizde. Popüler olanın sesine geçen her dakika bir defa daha tutuluyoruz. Kalabalıkların istekleri peşinden koşmayı kendimize görev atfederken onun bir parçası olduğumuzu unutuyoruz. Edebiyat alenen çalınıyor ellerimizden, an geliyor Atilla İlhan ölüyor. Bizler bağırmaktan kendimizi alamıyoruz: “Prangalar aşkına!”

Konu hakkındaki görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Hasan Sezer

1999 Ankara doğumluyum. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
öğrencisiyim. Yazı yazmayı öğrendiğim günden itibaren sayfaları kelimelerimle doldurmaktan zevk alıyorum. Yazı serüvenim kendi hayal dünyamda şekillenirken edebiyatla tanışmam James Joyce ile olmuştur. Yaşar Kemal, Sait Faik Abasıyanık ve Albert Camus ise etkilendiğim ve saygı duyduğum isimlerin önde gelenleridir.

Venom​: Let There Be Carnage fragmanı

Venom​: Let There Be Carnage’ın Merakla Beklenen İlk Fragmanı Yayında

Susan Sontag

Susan Sontag’ın Günlükleri Yeni Baskıları ile Raflarda