Yazarının Kaleminden: Son Savaş – Şeytanın Uyanışı

Onur Dövücü, yerli fantastik edebiyatta mobil uygulamasıyla da dikkat çeken ve geçtiğimiz aylarda çıkan "Son Savaş - Şeytanın Uyanışı" kitabının yazım macerasını kaleme aldı.

İlk romanım olan “Son Savaş – Şeytanın Uyanışı”nın hikâyesi aslında üniversite yıllarıma kadar uzanıyor. O dönemler bir yazarın roman kurgusunu hazırlarken yaşayabileceği zorlukları öngörmeye çalışıyordum. Hayal dünyamda yaratacağım karakterlerin farklı olaylar karşısında ne gibi kararlar verebileceğini tahmin etmem gerektiğinin farkındaydım. Aklımdan geçen “Şayet değişik kişilik özelliklerine sahip karakterler yaratıp onlarla empati kuramazsam hepsi bana benzeyecek,” düşüncesine üzüldüğümü daha dün gibi hatırlıyorum. Ya kararlarının öngörülmesi zor karakterler yaratmak istersem ne olacaktı? Üstelik karşı cinsle ilişkiler konusunda kendimden daha beceriksiz birisini de tanımamıştım. Gerçek hayatta kadınların bazı tepkilerine ve kararlarına anlam veremezken bir kadın karakter yaratmak istediğim takdirde işlerin içinden çıkılmaz bir hale gelebileceği ortadaydı.

Son SavaşTüm bu sorularımı Kocaeli Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü okurken tamamladığım bitirme tezim cevapladı. Yani gerçek insanları, senaryo temelli bir oyunla roman kurgu sürecine dâhil edebilmek!  Madem yaratmak istediğim karakterlerin farklı olaylar karşısındaki tepkilerini ve kararlarını tahmin etmem gerekiyordu, neden o karakterlere yakın kişilik özelliklerine sahip insanları bulup onlara sormayayım diye düşündüm.

Her olay yeni seçenekler yaratır, her seçim ise yeni olaylar. Bu basit döngü çerçevesinde önce olayı anlatıp sonra bu olay karşısındaki seçeneklerini insanlara aktarabilirdim. Onların tercihlerine göre de yeni olaylar meydana gelirdi böylece bir döngü yaratıp kurgumu şekillendirebilirdim. Ancak hazırladığım tez konusuna ait yapının mevcut hali ile yetinmedim. Verdiğim seçeneklere ek olarak oyunu oynadığım kişinin de kendi seçeneklerini yaratmasına izin vermeyi düşündüm. Akıl akıldan üstündür! Oyunu oynadığım kişiye böyle bir serbestlik tanımanın kurguya onun hayal gücünü katma gibi artıları bulunsa bile eksi yönleri de olacaktı. Eğer bu kişi karakterle kendini yeteri kadar özdeşleştiremezse romanın kurgusu çıkmaza girebilirdi.

Şunu belirtmeliyim ki romanımdaki Donna karakterini yaratırken kullandığım bu teknik konusunda çok şanslıydım. Oyunu oynadığım arkadaşın Donna karakterini kendine yakın bulacağını biliyordum ama onu kendisiyle bu kadar özdeşleştireceğini tahmin etmemiştim. Donna Bolonya Üniversitesinde okuyan bir mimarlık öğrencisiydi. Oyunu oynadığım kişi önünde farklı seçenekler bulunmasına rağmen Erasmus Programı ile Bolonya Üniversitesi’ni tercih ederek İtalya’ya gittiğinde bir gerçeği anladım. İnsanlardaki kahraman olma dürtüsü düşündüğümden çok daha güçlüydü…

Zamanla romanımın kurgusunu şekillendirirken Nikola Tesla’yı roman karakterlerimden birine dönüştürmeyi denemek aklıma geldi. Nikola Tesla’nın hayatını biyografik olarak anlatırken yaşadığı olayları belli noktalarda hikâyemle kesiştirebileceğimi fark ettim. Bu tercih Orta Çağ’dan 2050’li yıllara kadar uzanacak romanım için bir ara durak anlamına geliyordu. Üstelik bu, romanın yüksek temposunu dengelemek için değerli bir araç olmanın yanında, yakın geleceğe ait bölümlerin çok daha derinleşmesine katkıda bulunabilirdi. Çağının çok ötesindeki buluşların sahibi, büyük hayranlık duyduğum Nikola Tesla’yı bir roman karakterine dönüştürme fikri beni heyecanlandırmıştı. Ancak iş Nikola Tesla’nın ağzından inandırıcı şekilde kelimelerin dökülmesine geldiğinde tam anlamıyla tıkanmıştım. Evimde ilk sayfayı yazmak için bilgisayarın başına oturduğumda geçen tüm saatlere rağmen tek bir cümle bile yazamamıştım.

Tesla ile ilgili araştırmalarımı tam yapmama rağmen henüz keşfedemediğim bir şeyler olmalıydı. Suçu odamda bulup yazmaya başlayacağım yeri değiştirmeye karar verdim. Ertesi gün bilgisayarımı da yanıma alıp evimin yakınlarındaki bir kafeye gittim. Sonuç yine değişmemişti, ben boş ekrana bakıyordum ekranda bana. Üçüncü gün yine kafeye doğru ilerlerken ilginç bir olayla karşılaştım. O kadar umutsuzdum ki başım önümde yürürken bir şimşeğin parlaması ve ürkütücü sesiyle irkildim. İzmir’de bazen yağmurun geç geldiği çok elektrikli hava durumları yaşanabiliyordu.

GÖZ ATIN  Yazarının Kaleminden: Kült

Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktığımda rengi yer yer kırmızıya dönüşen devasa ikinci bir şimşek daha gördüm. Adeta büyülenmiştim. Yağmur başlayıncaya kadar doğanın bu görsel şölenini izlemeye devam ettim. O an içimden şu soru geçti: “Acaba Nikola Tesla’da böyle bir doğa olayıyla karşılaştığında benim gibi durup izlemiş midir?” Tüylerim diken diken olmuştu. Bir duygu bütünlüğü yakaladığımdan mıdır bilinmez ama kafeye geçtiğimde ilk cümleyi yazmamla birlikte cümleler ardı ardına gelmeye başladı. Bir daha ne zaman Tesla ile ilgili bölümlerde tıkandığımı hissetsem bugünü hatırlamaya çalıştım ve büyük faydasını gördüm.

Romanı yaratma sürecim ilerlerken Orta Çağ’da geçen bölümlerin büyük araştırma gerektirdiğini öğrenmiştim. Ancak iş 2050’li yıllarda geçen bölümleri tasarlamaya geldiğinde durum çok daha karmaşıktı. İnsanlardaki güvenlik ihtiyacının konu devletler ölçeğine geldiğinde neden korkunç silahlara ve çarpık sonuçlara yol açtığını işlemek istiyordum. Bu hedefim doğrultusunda Mars’ta yeni bir radyoaktif elementin keşfedilmesi fikri aklıma geldi. Böyle bir keşif hem uzay madenciliğinin ilk adımlarının hem de büyük devletlerin böyle bir durumdaki muhtemel hamlelerinin anlatılmasına imkân sağlayacaktı.

İlk araştırmalarımda periyodik cetvele göre böyle yeni bir radyoaktif elementin var olamayacağını öğrendiğimde hayal kırıklığına uğramıştım. Ancak romanıma sağlayacağı avantajları göz önünde bulundurarak bu elementi kurgumda kullanmaktan vazgeçmedim. Öte yandan hayali bir elementin peşinden koşsam bile bilimsel bir çerçeve içerisinde kalmayı arzuluyordum. Bu noktada ise bir uzmandan teknik destek almam gerektiğinin farkındaydım. Kısa bir araştırmadan sonra ülkemizdeki konuyla ilgili en yetkili kişilerden birisinin Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Okan Zabunoğlu olduğunu öğrendim. Yaklaşık iki aylık zamanımı sadece Okan Hoca’nın makalelerini okumak ve nükleer enerji teknolojileri üzerine cahilliğimi törpülemekle geçirdim. Çünkü tek bir şansım vardı. Ya göndereceğim elektronik postaya Okan Hoca dönüş yapacaktı ya da böyle bir destekten mahrum kalacaktım.

Hayal etmek güzeldir!


Çok umudum olmamasına rağmen Okan Hoca elektronik postama dönüş yaptı. Muhtemelen öğrencilerinden farklı olarak günümüze yönelik değil de 2050’li yıllardaki nükleer enerji teknolojilerinin nereye doğru evrileceğine dair sorduğum sorular ilgisini çekmişti. Tüm yoğunluğuna rağmen kendisi bana romanımda geçen branşına yönelik teknik konularda desteğini hiçbir zaman esirgemedi.

Romanımın kurgusunu gitgide olgunlaştırırken artık elimde doğa mucizesi sayılabilecek yeni bir radyoaktif element vardı. Şüphesiz sıra uzay madenciliğine gelmişti. 2050’li yılların uzay teknolojilerinde en ileri seviyeye ulaşmış iki devletini ABD ve Çin olarak belirledim. Ancak büyük potansiyelini daha verimli kullanmaya çalışan Hindistan’ı, her ne kadar kurgumda ekonomik krizlerle boğuşsa bile uzay teknolojilerinde köklü bir geçmişe sahip Rusya’yı, önde gelen bazı Avrupa ülkelerini, Japonya’yı ve en önemlisi özel sektörü bu pazardan pay kapma yarışının dışında bırakmadım.

GÖZ ATIN  Yerli Bilimkurgu Yazarlarımızdan Olcay Şeker’den Yeni Roman

Elementi bir şekilde Mars’tan Dünya’ya getirmeyi başaracak olan devletin bu elementle enerji teknolojileri ya da silahlar geliştirebilmesi için zamana ihtiyacı olmalıydı. ABD ve Çin’in bu uğurda ne kadar ileri gidebileceklerini göstermek istiyordum. Aklıma bu iki süper gücün yapay zekâ teknolojilerini Mars’ta karşı karşıya getirmek geldi. Kurgumda detaylı olarak tasarladığım ABD’ye ait Phoenix Mars Üssü ile Çin’in maden sondalarında yer alan gizli askeri araç, bol aksiyonlu bir bölüm yaratmamı sağlayabilirdi. Ancak Phoenix Üssü’nün yapay zekâsıyla Çin’e ait askeri aracın yapay zekâsını karşı karşıya getirmek istiyorsam önce karar alma süreçlerindeki insan faktörünü devre dışı bırakmalıydım. Birkaç gün kıvrandıktan sonra bu problemi olay örgüsünü derinleştirerek çözmeyi başardım. Yine de belirlediğim tarihlerde Dünya’dan gönderilen bir sinyal ya da komutun ne kadar sürede Mars’a ulaşacağını öğrenmem gerekiyordu. Bu noktada ise imdadıma NASA’da çalışan bilim insanlarımızdan Dr. Umut Yıldız yetişti. Kendisinden merak ettiğim konulara dair temel işleyişin nasıl olduğunu öğrenme fırsatım oldu.

Yazar Onur Dövücü ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Aşkar

İlk romanımı yaratma serüvenim tüm zorluklara rağmen artık yolunda gidiyor gözüküyordu. Dan Brown’un gerçek insanlık tarihinden kesitleri kendi hikâyesiyle kesiştirme stratejisini büyük ölçüde kurguma uyarlamayı başarmıştım. Stephen King’in genç yazarlara tavsiyelerinden gerekli dersleri de çıkarmıştım ama konu Tolkien’e geldiği zaman durum biraz karışıktı. Benim için Tolkien demek kelimelerle resim yapabilmek demekti. Her sene Silmarillion’u okuyup her okuyuşumda sanki ilk kez okumuş gibi şaşırırdım. Etkileyici betimlemeler yapabilmek sadece doğal bir yetenek miydi yoksa izlenen belli stratejiler var mıydı? Hem bu sorunun cevabını bulabilmek hem de zayıf betimlemelerim konusunda kendimi geliştirebilmek için bir hikâye yazmaya karar verdim. Silmarillon’dan beslenerek ve yer yer alıntılar yaparak yüzük taşıyıcılarının gemiye binip ölümsüz topraklara gidişinin sonrasında yaşananları anlatan bir hikâye yazmaya başladım. Başlangıçta bu yaptığım, büyük hayranlık duyduğum Tolkien’e karşı bir saygısızlık gibi gelmişti ama kendimi geliştirebilmek ve bazı sorularıma cevap bulmak için bunu denemem gerektiğini biliyordum.

Entruin’in Doğuşu adlı hikâyemi tamamladığımda çevremdeki insanlara okutmaya başladım. Hikâyem hep övgüler alıyordu ama bu övgüleri duydukça benim zihnimde beliren sadece bir karikatürdü. Bu karikatürde çocukluk halimle yaptığım çöpten adamların olduğu bir resmi Leonardo Da Vinci’ye gösteriyordum ve nasıl olmuş ağabey diye soruyordum. Arkadaşlarım hikâyemi çok beğense bile aslında durumun bahsettiğim karikatürden pek farkı yoktu. Tolkien’e karşı duyduğum hayranlık bir kat daha artmıştı.  Onun yazım stratejilerini çözmeye çalışarak sonuç alamayacağım ortadaydı. Çünkü o betimlemeler saf bir yaratıcılık ve deha ürünüydü. En azından Entruin’in Doğuşu adlı hikâyem sayesinde bazı sorularımın cevaplarını almıştım. Akıcılığı arttırabilmek için romanımın dilini konuşma diline yaklaştırıp daha sınırlı sayıda betimlemeler kullanmaya karar verdim.

Entruin’in Doğuşu Hikâyesini okumak için buraya tıklayın!

Romanım ile ilgili verdiğim kararlarla birlikte kelimelerle resim yapabilme hayalim suya düşmüştü. Ancak kendi kapasiteme uygun olarak doğru tercihi bulduğuma inanıyordum. Öte yandan tasarladığım bazı bölümler için Tolkien’in açtığı yoldan ilerlemem de gerekiyordu. Başka türlü hayal evrenimin içine insanları arzuladığım şekilde sokamazdım. Ne yapmam gerektiğini düşünürken aklıma bazı bölümlerim için hazırlanacak illüstrasyonları romanımda kullanmak geldi. Böylece kelimelerin yerini kendine ait bir büyüsü olan güçlü illüstrasyonlar alabilirdi. Ayrıca hayal gücü ve görsel zekâsı benden çok daha üstün sanatçıların da romanıma katkıda bulunmasını sağlayabilirdim.

GÖZ ATIN  Yerli Bilimkurgu "Düş Mühendisi 2123" Raflardaki Yerini Aldı

Önce çalışmalarını büyük bir zevkle takip ettiğim ve hayranı olduğum Yiğit Köroğlu’na bu teklifi götürdüm. Kendisi kurgumu ve örnek bölümlerimi çok beğendi. Türkiye’den çalışacağı ilk yazar olacağımı bana belirterek teklifimi kabul etti. Sonrasında ise ilk illüstrasyonun çizimlerine başladı. Bana hazırladığı bir çizimi gönderdiğinde hızına hayran kalmıştım. Mükemmeliyetçiliği için teşekkür edip diğer çalışmaya geçebileceğimizi belirttim. Ancak gönderdiğinin taslak olduğunu söylediğinde tam manası ile ağzım açık kalmıştı. Ben incelediğim o illüstrasyonu final hali sanmıştım. Yiğit Köroğlu’ndan detaylara dikkat etmek ve yeni bir evren yaratmak ile ilgili çok şey öğrendim. İlerleyen zamanlarda dostum Utku Özden de bölüm başlarında yer alan siyah beyaz illüstrasyonları hazırlayarak kitabıma büyük katkıda bulundu.

Yazarının Kaleminden: Son Savaş - Şeytanın Uyanışı

Son Savaş – Şeytanın Uyanışı kitabımın kurgusunu olgunlaştırıp arzuladığım seviyeye getirdiğimde artık yeni aşamaya geçmeye hazırdım. Sonrasında ise en büyük şanslarımdan biri olarak değerlendirdiğim değerli editörüm Kayra Keri Küpçü ile tanışma fırsatı buldum. Kendisi Aynen Yiğit Köroğlu gibi yolladığım romanımın kurgusunu ve örnek bölümlerimi çok beğendi. Ardından birlikte çalışma teklifimi kabul etti. Romanımın yazım süreci tamamlanıncaya kadar da birikimiyle ufkumu genişletip eksik olduğumu gözlemlediği konularda beni uyardı. Şu sözünü hiç unutmam: “Onur, örneğin 12. sayfada Elflerin kulaklarının sivri olduğunu yazdıysan ara ara bu bilgiyi tekrarla ki insanların zihninde daha çok yer edebilsin…” Kayra Bey verdiğim bu örnek gibi onlarcası ile, okuyucunun gözünden bakabilme konusunda kendimi geliştirmemi sağladı. Uzun emekler sonunda ise nihayet romanım tamamlanmıştı. Artık sıra yayınevleriyle irtibata geçmeye gelmişti.

Türkiye’de bilimkurgu/fantastik türünde bir roman yayımlatmak… Benim için bu sürecin romanı yazmaktan çok daha zor olduğunu söyleyebilirim. Aslında ülkemizin önde gelen yayınevlerinin birinden romanımın onay aldığını öğrendiğimde çok sevinmiştim. Ancak devamında başvurumu değerlendiren editörün istifa etmesi ve onun yerine geçen editörün tekrar romanı değerlendirmek istemesi ile sevincim kursağımda kaldı. Yaklaşık 7 aylık bu değerlendirme sürecinin sonunda eserimin reddedildiğini öğrendiğimde ise büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Başka yayınevlerine başvurularımı sürdürdüm ve sonunda kitabım basıldı. Çaresizlik insanı hep daha yaratıcı olmaya zorlar! Açıkçası yayınevlerinden cevap beklerken zamanımı boşa geçirmeye hiç niyetim yoktu. Romanımı bir kitap uygulamasıyla daha da zenginleştirme fikri, tam bu dönemde ortaya çıktı. Kitap uygulamasını oluşturmak için kurulan ekibin büyük gayretleri ile dünyanın en zengin kitap uygulamalarından birini yaratmayı da başardık.

İlk romanımı yazma serüvenimden çıkardığım en büyük ders ise şu oldu: Eğer yaptığınız iş sizin hocanız olabiliyorsa sizi sürekli yeni şeyler öğrenmeye itebiliyorsa, o iş kesinlikle değerlidir ve onun peşini asla bırakmamak gerekir…

Sevgilerimle.

Onur Dövücü

* * *

* Mobil Uygulamasıyla Dikkat Çeken Yerli Fantastik-Bilimkurgu Romanı “Son Savaş” Çıktı




Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz! İletişim: info@kayiprihtim.com

Yazarının Kaleminden: Son Savaş – Şeytanın Uyanışı

Onur Dövücü, yerli fantastik edebiyatta mobil uygulamasıyla da dikkat çeken ve geçtiğimiz aylarda çıkan “Son Savaş – Şeytanın Uyanışı” kitabının yazım macerasını kaleme aldı.

Başa dönün