Yazarlarının Kaleminden: Yüksek Doz Çürüyüş

Altın Kitaplar etiketiyle raflardaki yerini alan "Yüksek Doz Çürüyüş" kitabının yazılış sürecini bir de yazarlarından dinlemeye ne dersiniz?

27 Şubat’ta Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan “Yüksek Doz Çürüyüş” beş yazardan, beş distopya roman okuyabileceğiniz bir kitap. Daha önce bu formatta “Yüksek Doz Gelecek” çıkmıştı ve beş yazardan, beş bilimkurgu roman içeriyordu.

İşte yazarlarının kaleminden bir çürüyüşün oluşma hikayesi…

Kadim Gütekin – TANRI MAKİNESİ

Yüksek Doz Serisi’nin ilk kitabı için çalışmalar başladığında ben de grupta yer almıştım. Bilimkurgu türünde kısa romanlar yazılacaktı, konsept heyecan vericiydi ama o aralar gerek Zaman Oyunları’nın yeni çıkmış olması gerekse bir başka roman dosyası üzerinde çalışıyor oluşum, dikkatimi üçüncü bir şeye odaklamamı zorlaştırıyordu.

Bir süre gruptaki gönderileri takip ettim, Orkun arada bir ayrılacak var mı diye soruyor, ayrılan olursa da gruptan çıkarılıyordu. Geçen aylar boyunca tek kelime yazmamıştım ve daha fazla zorlamaya gerek görmeyerek projeden ayrıldığımı bildirdim.

Aylar sonra Yüksek Doz Gelecek’in duyurularını görünce açık söylemem gerekirse şaşırdım. Sanırım ortaya çıkacak olan ürünün böyle bir şey olacağını hayal etmemiştim. Ankara Kitap Fuarı’nda Altın Kitaplar standını ziyaret edip Orkun Uçar ve Umut Altın imzalı kitaba kavuştuğumda Orkun şöyle bir söyledi: “Şu an için içini yiyor değil mi? Keşke ben de kitapta yer alsaydım diyorsun…”

Haklıydı, pes edip bıraktığıma pişman olmuştum. Orkun yeni bir “Yüksek Doz” çalışması daha olacağını ve bu sefer sıkı çalışmamı önerdi.

Distopya türündeki yeni çalışma için katılımcılar tek tek yerini alıp takvim belirlenirken hırslıydım; yeni kitapta mutlaka yer almalıydım.

Yazarlara ilk taslakları göndermek için epey süre verilmişti. Bu tarz projelerde takvim sonlarına kadar genelde kimse kalem oynatmaz. Benim için de aynı durum söz konusuydu. Aklımda çeşitli fikirler vardı ama nerden başlasam bilemiyordum. Yazmak istediğim bir geçmiş zaman distopyasıydı. Çoğu kişinin daha çok modern zamanlara ait distopik romanlar kaleme alacağını tahmin ediyordum.

Nihayetinde çalışmamın ilk taslağını tamamladım ve bitiş tarihinin sonunda gruba gönderdim. Bu aşamadan sonra gelen eserleri hep birlikte değerlendirecek ve elemeler bu kapsamda olacaktı. Zaten önceki süreçte projeden ayrılan ve hiç dosya göndermeyen epey kişi olmuştu.

Aldığım çok ağır eleştirilere rağmen sonraki değerlendirmelere kalmıştım ve romanımda bazı köklü değişiklikler yapmam gerekti. Bundan sonrası benim için tam anlamıyla bir okul gibiydi. Samimi olduğun, düşüncü yapılarını çok kısa sürede çözdüğün, hikâye anlatıcılıklarını benimsediğin insanlarla haftalar süren fikir alış verişleri, tekrar tekrar roman dosyalarının okunması, düzenlemeler, arada yaşanan ilginç ve eğlenceli olaylar… Kesinlikle çok öğretici ve keyifli bir süreçti. Zihninizde kalıplaşmış, doğru sandığınız epey yanlış olabiliyormuş demek ki. Yüksek Doz Çürüyüş’ün doğuş aşaması beni bu yanlışlardan kurtardı.

En sonunda kitabımız okurları için hazır. Asıl heyecanlı aşama şimdi başlıyor. Bizler tüm romanları adımız gibi biliyoruz ve hepsini çok beğenerek okuduk.

Peki okurlar ne düşünüyor?

Şimdi de bunun merakıyla içim içimi yiyor 🙂

Cem Can – SOGGARTH

Okuyorum. Basılan her bilimkurgu kitabını kütüphaneme ekliyorum ve okuyorum. Bir taraftan da yazmaya çalışıyorum. Bir blogum var ve 30-40 kişi yazdıklarımı okuyor ve bir gün temas gerçekleşiyor. Orkun Uçar benimle bağlantı kurmak istiyor. Bilgisayarın başından kalkıyorum ve derin bir nefes alıyorum. Heyecanlıyım. Sokakta top oynayan çocuğun yanına ünlü bir futbolcunun geldiğini düşünün, çalıştığı yerde şarkı söyleyen bir adam ile ünlü bir şarkıcının tanıştığını hayal edin. İşte tam o durumdayım.

Orkun Uçar’ı ve benim sitemi takip eden bir okuyucu bizi bir araya getirdi. Yüksek Doz Gelecek çıkmak üzereydi ve sonraki projeye davet ediliyordum. Distopya.

25 kişiden oluşan içinde tanıdık isimlerin de olduğu kalabalık bir yazar topluluğu vardı. Zorlu süreç başlamış ve kurallar belirlenmişti. İlk heyecanı atlattıktan sonra birkaç konu üzerinde yoğunlaştım. Zaman içerisinde bazı yazarlar kişisel sebeplerden gruptan ayrıldı. Bazıları ise bitirdiklerini söylüyordu. Korku ve seçilme umudu arasında çekilen ince çizgide yürüyordum. Yetişebilecek miyim? Seçilecek mi?

Bu projede yer alacakların seçimi çok katmanlı bir eleğe benziyordu. İlk aşamayı geçseniz bile, ikincisinden geçemeyebilirdiniz. İlk aşamaya odaklandım. Kelime sınırını aşma, konuyu düzgün belirle ve son olarak verilen sürede bitir.

Teslim tarihinden sonra serinin bir önceki kitabında bulunan yazarlar gönderilen eserleri inceleyecekti, fikirlerini söyleyecekti. Olmaz, olabilir, olur cevabı alıyorduk.

Gönderilenlerin yazan kişiden bağımsız belli bir seviyenin üstünde olması bekleniyordu ve bu beklentiyi karşılamayan herkes “olmaz” sonucu ile karşılaşabilirdi. Diğer yazarların eserlerini de okumaya başladığımda sona yaklaştığımı hissettim. O ekibin içinde yer almak bile büyük şanstı.

GÖZ ATIN  Sıradaki Stephen King Uyarlaması Belli Oldu: "Rest Stop"

Gönderdiğim ilk taslak “olabilir” kategorisinde listeye girmişti. Kurallar ve bir önceki kitabın kalitesi belliydi. Benim yazdıklarım ise uçurumun kenarında duruyordu. Eleştiriler ve çeşitli fikirler havada uçuşurken ikinci taslağın teslim tarihi de yaklaşmıştı.

Kısır bir konu üzerinde oyalanmaya devam ediyordum ve bir türlü toparlayamamıştım. Artık yazdıklarım yere çakılmak üzereydi. Sona kalan eserlerin netleşmesine sayılı günler kaldığında Orkun Uçar bu konudan çıkmamı ve tamamen farklı bir şey üzerine gitmemi tavsiye etti. Yüksek Doz Serisi’nin yeni kitabında belki de dört kısa roman olacaktı.

Artık sona ulaşamayacağımı düşündüm. Buraya kadar güzel bir maceraydı ve inanılmaz bir tecrübeydi. Tüm eleştirileri dikkatlice dinledim. Yazmak ile ilgili yıllar boyu çalışıp öğrenemeyeceğim bilgi ve birikimi bu grupta öğrendim. Kalan kısa sürede bir şeyler yapabilir miydim?

Yeni bir ilham perisinin gelmesini bekliyorum. Müzik dinliyorum, film izliyorum, kitap okuyorum ve yazmaya çalışıyorum. Farklı bir şeyler olmalı, bulmalıyım. Kalan günlerde neredeyse uyumuyorum. Yazıyorum, yazıyorum ve ortaya çıkan taslağı tekrar gönderiyorum.

Son aşamaya kalan herkes yeni yazdığım kısa roman ile karşılaştı. Eleştiriler yapıldı ve Soggarth neredeyse son halini aldı. Neredeyse diyorum, çünkü Yüksek Doz Serisi’nde yer alacak bir kitabın hazırlanması bir maratona benziyordu. Adım adım, satır satır hedefe yaklaşıldı.

Katettiğimiz uzun yol boyunca yazdıklarımız ile birbirimizi tanıdık. Önce Orkun Uçar’a ait S.O.D’un içine girdik ve kat kat dolaştık. Ardından Umut Altın’ın eşsiz dünyası Corpus Mentis’de nereye gideceğimizi şaşırdık. Mert Süğlün’ün Çıkmaz Solak’ı ile beraber başımıza gelmeyen kalmamıştı. Soggarth’ın karanlığında bir ışık aradık ve Kadim Gültekin’in Tanrı Makinesi’nde kaderimizi değiştirmeye çalıştık. Hepsinin içinden çıktığımızda Yüksek Doz Dostluk yüklemesi tamamlanmıştı.

Yüksek Doz Çürüyüş bir distopya senfonisi. Her bölümü farklı romandan oluşan bir okuma ziyafeti.  Tüm okurların bu ziyafetin tadını çıkarması dileğiyle…

Mert Süğlün – ÇIKMAZ SOLAK

Yüksek Doz projesinden ilk defa Orkun Uçar’ın davetiyle haberdar oldum. İşin aslı bu işlerden uzun süredir uzaktaydım bu yüzden pek kendime güvenim yoktu, daha önce çıkan Yüksek Doz Gelecek’in kalitesini görünce hevesim iyice kırılmış ve çeşitli bahanelerle kaçmaya çalışıyorum. Fakat Orkun kuralları sert ve belirgin koymuştu. Onlarca yazar yeteneklerini sergileyecek ve sadece iyi olanlarla devam edilecekti. Hiç yoktan yetenekli insanların fikirlerini yakından öğrenip kendimi geliştirebileceğimi düşünerek teklifi kabul ettim.

Ve macera başladı…

İlk gönderdiğim taslağın övünülecek bir yanı olduğunu zannetmiyorum. Belirlenenden çok uzun, okuması zor, hatalarla dolu bir metindi. Normal şartlarda reddedilir ve olay burada biterdi. Fakat Yüksek Doz serisinin çalışma şekli farklı. Herkes her katılımcının eserini okuyor ve fikirlerini söylüyor. Ne şekilde daha iyi olabilir bu konuda kafa patlatıyordu. Tahmin edebileceğiniz gibi bir sürü eleştiri ve redaksiyon geldi. Ben de diğer kısa romanları dikkatle okuyup elimden geldiğince fikirlerini beyan ettim. Diğerlerini okudukça kendi kurguma güvenim azalıyordu.

Kırılma noktası işte burasıydı…

Diğer her katılımcıların yazdıklarını okudukça yeni bir şeyler öğrendim. Her eleştiride kurgu olgunlaştı, hatalar azaldı, gereksiz yerler törpülendi. Gitgide kısa romana olan güvenim artmaya başladı.

İsim bulma konusunda zorlanırken Orkun Uçar’ın tek bir yorumu, memurlar arasında hiyerarşiyi oturmaya çalışırken Kadim Gültekin’in üşenmeden çizdiği organizasyon şeması, Umut Altın’ın Cabbar’ın kaderini belirleyen ricası, Cem Can’ın yapay zekâ konusundaki tavsiyeleri ve daha sayamayacağım pek çok katkı sayesinde artık ortada basılmaya değer bir eser oluşmuştu.

Fakat herhalde en çok editörümüz Ayşegül Uçan’ı uğraştırmışımdır. Kısa romanın sıra dışı diyalog yapısını eksiksiz düzenledi, ortaya hayal ettiğimin çok ötesinde harika bir şey çıktı.

Yüksek Doz Çürüyüş her anlamda ortak bir çalışma fakat her eser çok güçlü ve tek başına dimdik ayakta duruyor. S.O.D ile Cehenneme giden yolun taşlarının iyi niyetle döşenmiş olduğuna tekrar emin olacaksınız, Corpus Mentis sizi sınırlayan tek şeyin bedeniniz olduğunu hatırlatacak, Çıkmaz Solak herkesin doğal hakkı olduğunu düşündüğünüz kavramların büyük fedakarlıkla elde edilmiş ve ne olursa olsun korunması gereken ayrıcalıklar olduğunu hissettirtecek, Soggarth ile gerçek canavarın kim olduğunu sorgulayacak, Tanrı Makinası ile aynı hataları tekrar tekrar yapıp hiç ders almayışımızın kaderimiz olabileceğini anlayacak ve son sayfayı çevirdiğinizde artık farklı biri olacaksınız.

GÖZ ATIN  “Yüksek Doz Gelecek” Çok Yakında Raflarda

Umut Altın – CORPUS MENTIS

Yüksek Doz serisine ilişkin çalışmaları ilk duyduğum zamanı hatırlıyorum. Kasım 2015’te, Orkun Uçar’la birlikte İstanbul Kitap Fuarında Tengri’yi imzalıyorduk. Çok yazarlı, harika bir bilimkurgu kısa roman projeleri olduğundan söz etmiş ve daha ben katılma isteğimi dile getiremeden, bakışlarımdan anlamış olacak, artık çok geç olduğunu ve projeye dâhil olamayacağımı söylemişti.

Kısa romanın bilimkurgu yazını için ideal form olduğunu düşünürüm. Bu dalda 1968’den beri Hugo, 1966’dan beri Nebula ödülleri verilmesi boşuna değil. Bu nedenle, ilk Yüksek Doz projesine katılamayacağımı öğrenmek son derece düş kırıcıydı. Fakat fuardaki görüşmemizden birkaç ay sonra projedeki yazarlardan biri kendi isteğiyle ayrılmış ve belki de ne kadar istekli olduğumu anlamış olan Orkun Uçar boşluğu benim doldurmamı teklif etmişti.

O telefon görüşmesinin sonrasını bugün gibi hatırlıyorum. Aklımda hiçbir fikir olmamasına rağmen, sadece birkaç saat içinde, daha sonra serinin ilk kitabında “Köprüaltı” adıyla yer alacak kısa romanımın temelleri atılmıştı. Bu, hâlâ yaşadığım en hızlı eser üretim sürecidir.

Yirmi beş yazarla başlayan ilk Yüksek Doz projesinde sona geldiğimizde elimizde doğrudan kitabın yazarlarının eleştirel süzgecinden geçerek seçilmiş, hepimizin okura sunmaktan gurur duyacağı beş kısa roman kalmıştı.

Yüksek Doz Gelecek pek çoğunuzun bildiği gibi 2017 yılının ocak ayında çıktı ve Türk bilimkurgu okuru tarafından beğenildi. Orkun Uçar, Funda Özlem Şeran, Gökcan Şahin ve Serdar Yıldız ile birlikte, beş kısa romandan oluşmasıyla benzeri bulunmayan, özel bir eser ortaya çıkardığımızı biliyorduk. Bu yüzden de fazla gecikmeden, serinin ikinci kitabı için çalışmalara başladık. Bu defa temamız çok daha karanlıktı: Distopya.

Terörün kol gezdiği, her gün yeni bir trajedinin yaşandığı bu coğrafyada hayatını sürdüren bir yazar için distopya yazmak, takdir edersiniz ki, çok zor değil. Hatta yola bu hedefle çıkmasanız bile eserinizi sonunda distopik öğelerle dolu bulmanız işten değil. Dışarıdan bakıldığında eğlenceli, “Heinleinian” bir macera romanı olan Köprüaltı’nın dahi özünde bir distopya olması bunun güzel bir örneğidir.

Yine çok sayıda yazar ve fikirle başlayan projemiz birçok eserin elenmesi sonucu beş kısa romanla sona erdi. Bu beş kısa romanı Altın Kitaplar’daki harika editörümüz Ayşegül Uçan ve biz yazarlar defalarca okuduk, defalarca eleştirdik. Öyle ki, son durumda sadece kendi romanlarımızı değil, kalem arkadaşlarımızın romanlarını da avucumuzun içi gibi bilir olduk. Bu nedenle, böylesine kılı kırk yaran bir metodolojinin ürünü olan eserimizi okuyucuya sunarken hiçbir endişe taşımıyorum. Sıra dışı, tamamıyla orijinal, özel bir ürünümüz olduğunu biliyor ve bununla gurur duyuyorum.

Biraz da, benzerini görmeye alışkın olmadığımız bu çalışma yönteminin eserime değil, bana neler kazandırdığından söz etmek istiyorum. Öncelikle, uzun zamandır tanıdığım Orkun Uçar dışında, üç yeni arkadaşım var artık. Mert Süğlün, Cem Can ve Kadim Gültekin… Bir yazar için kendi romanını neredeyse kendisi kadar tanıyan dört kişinin bulunması görülmüş şey değildir. Bu kişiler bu yönleriyle size arkadaş ve hatta aileden de yakın, özel kimselerdir. Bir çeşit sırdaştırlar. Yazmak gibi ölesiye kişisel bir konuda sırdaşım olabildikleri için onlara minnetlerimi sunuyorum. Çalışmamız boyunca onlarla epey anı biriktirdik. Örneğin Orkun Uçar’ın liderliği ve reddedilenler dâhil tüm eser sahipleriyle yapmak zorunda kaldığı uzun görüşmeler… Bunlara rağmen S.O.D’u yazması… Mert Süğlün’ün yazdığı, gülmeden okumayı beceremeyeceğiniz harika diyaloglar, Cem Can’ın inanılmayacak kadar kısa sürede Soggarth gibi bir kısa roman üretip kitaba yetiştirmesi, Kadim Gültekin’in Çıkmaz Solak (Mert Süğlün’ün eseri) için çizdiği son derece detaylı organizasyon şeması ve elbette Tanrı Makinesi’nin dilindeki ustalığı… Tüm bu sürecin baştan sona eğitici, her birimizi geliştiren, eğlenceli olduğu kadar –belki daha fazla- zor ve yorucu olduğunu da itiraf etmek zorundayım.

Son olarak kendi kısa romanım Corpus Mentis’ten kısaca bahsetmek istiyorum. Fark edileceği gibi, romanın başlığı, sebebini okuyanların öğreneceği çarpık bir Latince ifadeden oluşuyor. Ancak ismi Türkçe değil diye içeriğinin bu topraklara uzak olacağını kimse düşünmemeli. Daha fazlasını söylemekten çekiniyor, Corpus Mentis’in distopya dendiğinde akla ilk gelen eserlerin tümünden çok farklı olduğunu belirtmekle yetiniyorum.

GÖZ ATIN  Haftanın Kitabı #91 – Çarpık Evdeki Cesetler

Çürüyüş’ü okur için bir kitap değil, bir deneyim niteliyorum ve tüm okurlarımızın onlar için hazırladığımız bu deneyimden keyif almasını umuyor, diliyor, geri bildirimleri çocuksu bir heyecanla bekliyorum.

Orkun Uçar – S.O.D

Yüksek Doz kitapları çıkış süreci saçımı beyazlattı. Süreci anlatırsam ne kadar zorlu bir proje olduğu daha iyi anlaşılabilir.

İlk Yüksek Doz projesinde 25 yazarla yolculuğa başlamış ve eserlerini yazmaları için neredeyse iki yıl süre vermiştik ama son aylarda bir ayrılma furyası başladı. Projenin geleceği tehlikeye düşmüş gibi görünüyordu. “Acaba kısa romanımı biraz daha uzatıp tek mi çıkarsam,” diye düşünmeye başlamıştım. Bize en az dört roman lazımdı. O sırada ayrılan bir yazar yerine Umut Altın’ı davet ettim ve sağolsun kabul etti, hızla yazmaya girişti. Çok da güzel bir roman oldu.

İlk teslim tarihinde sekiz roman kabası gelmişti. Üçünü eledik, kalan beşi için ince işçilik dönemi başladı. Oku, eleştir, yaz…

Umut Altın, Funda Özlem Şeran, Gökcan Şahin, Serdar Yıldız ve benim romanımla sonuç çok güzel oldu ve Altın Kitaplar’dan çıktı. Çıkışımız iyi döneme denk gelmedi; D&R mağazaları bir yazılım değişikliği yapıyordu. Sisteme eklenip, raflarda yer almaya başlamamız bir ayı buldu. Ama yazarları olarak kitabın kalitesinden ve uzun vadedeki başarısından emindik. Hemen ikinci proje için duyuruyu yaptık.

İlk projeden anlamıştık ki, bu bir uzun yolculuktu. Stephen King’in bir kısa romanı vardır; yüz çocuğun yürüdükleri bir yarış vardır. Kural gereği duran vurulur. İşte biz de kalabalık bir ekiple yola çıkıyorduk, zamanla şu veya bu nedenle eksiliyorduk.

Tesadüfen yine 25 yazar grupta yer alıyordu. Kendilerine yol haritasını, kuralları sunduk. Birkaç ay üretim süresi verildi. Ara ara, “Ben çekiliyorum,” diyenler oluyordu.

İlk taslak teslim tarihinde 17 kısa roman geldi. İlk kitaptaki yazarların da değerlendirme yaptığı bir eleme süreci sonunda beş roman ile yolun sonuna ulaşmıştık. Şunu belirtmem lazım; ilk taslakta geldiği gibi kalan roman olmuyor.

Sonra yine oku, eleştir, yaz dönemini yaşadık. Her yazar bütün romanları beş kez okudu.

Değerlendirme sürecini biraz anlatayım…

En nefret ettiğim şey aynı paragrafta aynı kelimeleri, gereksiz isim kullanımlarını görmektir. Okurken beğenmediklerimi kırmızı ile işaretlerim. Bir yerden sonra kırmızılar çoksa, “Bu elenmeli,” diye düşünmeye başlıyorum.

Kırmızı sürecinden sonra sonuç kesin değil; konu ve işleniş nasıl ona bakıyoruz. “Bu dosyayı bir daha okumak ister miyim?” diye soruyorum kendime. Bu önemli, zira o dosyayı yayınevine gönderene kadar beş kez, yayına hazırlanış sürecinde de en az üç kez okuyoruz. Okurken sıkılacağınız bir romanı bu kadar okuyabilmeniz imkansız.

Kendi romanıma gelirsek… Distopya için iki konu düşünmüştüm. Hangisini yazayım diye Serdar Yıldız ve Umut Altın’a danıştım. İkisi de S.O.D’un konusunu yazmamı söyledi. İlk taslaktan sonra diğer yazarların eleştirilerine göre değişiklikler yaptım.

Kitaptaki diğer yazarların projeye katılış süreçleri şöyle oldu:

Umut Altın zaten ilk kitapta da yer almıştı ama bu sefer son ana kadar yazmayacağım derken bir sürpriz yaptı. Anlatımını çok seviyorum zaten. Akıyor.

Mert Süğlün’ü yıllar önce Xasiork’tan tanıyordum. Ama Japonya’ya taşınınca yazmaktan çok uzaklaşmıştı. Yıllar önce bir cyber punk romanı yazmıştı ama kitap olarak basılmamıştı, onu hatırlıyordum. Kendisiyle facebook üzerinden konuşuyorduk, sadece iş ve ev arası bir yaşantısı vardı. Projeye katılması için çok ısrar ettim ama katıldıktan sonra da sürekli yazamam herhalde, çok yoğun çalışıyorum diyordu. Ben de gruba katıl, yazmasan bile belki de cyber punk türündeki Yüksek Doz kitabına ısınma dönemi olur diyordum.

Cem Can ile yolumuzun kesişmesi de ilginç; bir imza günümde okurum internette bir siteyi tavsiye etti. Cem Can bölüm bölüm bilimkurgu roman yazıyordu. Kendisine mesaj atıp tanıştım. Bir süre sonra da proje başlayınca davet ettim.

Kadim Gültekin ise zaten Xasiork zamanlarından tanıdığım, kitaplı bir yazardı. Yüksek Doz Gelecek projesinde de yer almıştı ama o dönem “Zaman Oyunları” çıkışına denk geldiği için yoğundu ve ayrılmak zorunda kalmıştı. Bu kitapta yer almak için kararlıydı ve hakkını da verdi.

Yani anlayacağınız bir Yüksek Doz kitabı kolay çıkmıyor.

  • 39
    Shares

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz! İletişim: info@kayiprihtim.com

Yazarlarının Kaleminden: Yüksek Doz Çürüyüş için 1 yorum

Yazarlarının Kaleminden: Yüksek Doz Çürüyüş

Altın Kitaplar etiketiyle raflardaki yerini alan “Yüksek Doz Çürüyüş” kitabının yazılış sürecini bir de yazarlarından dinlemeye ne dersiniz?

  • 39
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Kayıp Köşeler
Video Oyunlarındaki Siber Zorbalık #2 – Ana Hatları ve Oluşturulan Kültür

Video Oyunlarındaki Siber Zorbalık dizimizin ikinci durağındayız. Bu yazıda ana hatlarıyla çok oyunculu çevrimiçi oyunlardaki...

Kapat