in ,

Rus Ruletini Alışkanlık Hâline Getiren Yazar Graham Greene Hakkında 5 Tuhaf Bilgi

Graham Greene hakkında tuhaf bilgiler! Casusluk romanları ve tartışmalı politik eserleri ile tanınan yazarın hayatına dair detaylar sizlerle.

graham greene hakkında bilgi

Graham Greene her biri büyük ahlaki sorular soran politik romanlarıyla 20. yüzyıla imza atan yazarlar arasındaydı. Adı sıklıkla Nobel Edebiyat Ödülü ile de anılan ünlü yazarı yakından tanıma zamanı.

1904 yılında İngiltere’nin Berkhamsted kentinde dünyaya gelen yazar, 1920’lerin sonundan öldüğü 1991’e kadar sayısız eseri ardında bırakmış bir isim.

İnsanlığın kötülüğünü çırılçıplak yüze vuran Brighton Rock’tan hiciv ustalarını aratmayan Havana’daki Adamımız (Our Man in Havana)’ya kadar pek çok farklı türde eserler verdi. Temaları ve sınırları belli, okurun kitabı eline aldığında ne alacağını bildiği bir tür olan casusluk romanlarına bile ahlak ve felsefeyle ilgili ikilemler yedirerek İngiliz nesrinde yeni bir sayfa açtı.

Şimdi gelin Graham Greene’in hayatındaki 5 ilginç olaya ve tüm bunların yazdıklarına olan etkisine birlikte göz atalım.

Graham Greene Hakkında Bilmeniz Gerekenler

1. Okulla Arası Çok Kötüydü

19. yüzyıldan sonra yaşamış her 4 yazardan 3’ünün “ilginç bilgiler” listesine eklenen bu madde Greene için pek çoklarından daha gerçek. Yazarın gençliğini geçirdiği yatılı okulun müdürü, aynı zamanda yazarın babasıydı. İçine kapalı ve yaşıtlarıyla uyumsuz olması da eklenince öğrencilik hayatı mutsuz ve intihar girişimleriyle dolu geçmiş. Ders kimyasallarını içmek ve avuç dolusu Aspirin aldıktan sonra havuza atlamak yazarın bilinen intihar girişimlerinden sadece ikisi.

İşe yaramayan girişimlerin ardından Greene çözümü 16 yaşında okuldan ve ailesinden kaçmakta buldu. Kaçağı yakalayan aile isyancı genci bir psikanalistin yanına gönderdi. Greene Londra’da geçirdiği bu 6 aylık sürecin hayatının en iyi dönemlerinden olduğunu söylüyor. İntihara olan yatkınlığıysa hâlâ geçmemişti. Birkaç yıl sonra kötü biten bir ilişkiden sonra düzenli aralıklarla Rus ruleti oynamaya başladı.

2. Shirley Temple ve Hollywood ile Başı Beladaydı

Greene 30’larda kariyerini roman yazarı olarak devam etse de gazetelere film incelemeleri gönderdiği de oluyordu. Night and Day dergisine yazdığı 1937 yapımı Wee Willie Winkie incelemesi hem yazarı hem dergiyi zor bir noktaya taşıdı. Greene, çocuk aktris Shirley Temple’ın hayranlarıyla ilgili şunları söylüyor:

“Orta yaşlı erkekler ve din adamlarından oluşan hayranları Temple’ın arzulanmak için tasarlanmış küçük vücuduna ve açık vermeyen flörtözlüğüne sadece hikâye ve diyaloglar zekâlarıyla arzuları arasında bir perde çektiği için bu kadar açıkça sempati besleyebiliyorlar.”

graham greene shirley Temple

Greene’in o zamanlar 9 yaşındaki Temple’a, hayranlarına ve esas olarak yapım şirketi 20th Century Fox’a yönelttiği bu alay tabii ki şirketin hoşuna gitmedi ve konu mahkemeye taşındı. Dergi 3.500 pound ceza aldı fakat duruşma sırasında Meksika’da olan Greene yargılanamadı.

Night and Day dergisi cezanın getirdiği finansal sıkıntılar yüzünden birkaç ay sonra kapandı. Greene ise Meksika’da geçirdiği zamanların sonunda başyapıtı sayılan The Power and the Glory’yi yayımladı.

3. Güney Amerika Diktatörleri de Graham Greene’e Hayran Değildi

Greene’in politika ve casusluk hikâyeleri, romanların geçtiği ülkelerde hiçbir zaman popüler olmadı. Fidel Castro’nun Our Man in Havana’yı hiç beğenmediği ve kendisinden önce ülkeyi yöneten Fulgencio Batista’nın ne kadar baskıcı olduğunu doğru yansıtmadığını düşünür.

Castro’nun düşünmekten ibaret olan şikâyetleri Francois Duvalier’ın The Comedians’a verdiği tepkinin yanında hiçbir şey. Greene’in 1966 çıkışlı romanı Duvalier’ın Haiti’de kurduğu despotluğu ve özel polis gücü Tonton Macoute’in zalimliğini eleştiriyordu.

graham greene hakkında

Haiti’deki durumun bu kadar bilindik bir yazar tarafından gündeme getirilmesi Duvalier’ı memnun etmedi ve yazara karşı bir karalama kampanyası başlattı.

İşte konu hakkında Greene’in otobiyografisinden bir parça:

“Duvalier beni yalancı, aptal, muhbir, aklı yerinde olmayan bir sadist, sapık, tamamen cahil, kafasının estiği her an yalancı, gururlu ve soylu İngiltere’nin yüz karası, casus, uyuşturucu bağımlısı ve işkenceci olarak tanımlamıştı. Sonuncu hâlâ aklımı karıştırır.”

4. Gerçek Casusların Arasında Yaşadı

Greene’in romanları Küba’dan Haiti’ye, Vietnam’dan Afrika’ya dünyanın pek çok farklı yerinde geçiyor. Sıkı bir gazeteci ve roman yazarı olarak edindiği ün Greene’in pek çok ülkeye giriş çıkışını kolaylaştırıyordu.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Birleşik Krallık’ın gizli teşkilatı MI6 tarafından işe alınan yazar Sierra Leone’de istihbarat için çalıştı. Bu işbirliği İngiliz hükümetine bilgi, Greene de romanı The Heart of the Matter’da kullanacağı materyalleri sağladı.

Graham Greene

Greene’in MI6’te emirlerini aldığı isim ise yakın arkadaşı da olan Kim Philby’di. Philby 30 yıla yakın süre boyunca Sovyetler’e bilgi sızdırmış bir çifte ajan olduğu için Greene’in tecrübesi daha da ilginçleşiyor.

Kendisine dayalı karakterler yarattığınız, hem profesyonel hem de kişisel alanda yan yana yıllar geçirdiğiniz bir adamın çifte ajan olduğunu öğrenmek pek çoğu için o arkadaşlığın bitmesi anlamına gelir. Greene ise Philby’le ilişkisini diğeri Moskova’da sürgün yıllarını yaşarken bile devam ettirdi. Hatta Philby’nin 1968’de yayımladığı anı kitabı My Silent War (Benim Sessiz Savaşım) için bir önsöz yazdı. Kimilerine göre arkadaşına gösterdiği bu jest Greene’e Nobel Ödülü’ne mal oldu.

5. Graham Greene Katolik Olarak Doğmamıştı

Greene kendisini “Katolik yazar” değil de “Katolik temaları işleyen yazar” olarak tanımlamayı tercih ediyordu. Ancak kendisi okurlar için Katolik yazar denilince akla ilk gelen isimlerden. The End of the Affair, Brighton Rock ve The Heart of the Matter gibi en başarılı eserleri de daima Katolikliği ana tema yapan öyküler.

İşin tuhaf yanı yazar Katolik bir ailede yetişmedi. Mezhebini değiştirmesi 21 yaşına denk geliyor. Olayın içinde ise bir kadının eli var. Greene 1926’da müstakbel eşi ve şair Vivien Dayrell-Browning ile tanıştıktan mezhebini değiştiriyor. 1947’de ise eşi ve iki çocuğunu terk edip başka bir kadınla yaşamaya başlıyor. Gelgelelim, Katolik kilisesi boşanmalara izin vermediği için yazarın 1991’deki ölümüne kadar kâğıt üstünde evli gözükmeyi sürdürüyorlar.

Greene, ailesi ve eşi tarafından şekillendirilen dini düşünceleri konusunda kitapları dışında çok yorumda bulunmadı. 1978’deki bir röportajında kendisini şöyle tanımlamıştı:

“Tanrı’ya inanmak hep zor geldi. Sanırım şu an kendime Katolik ateist diyebilirim.”

yazar evi

Öte yandan eşi Vivien de kocasının ölümünden sonra hayatına devam etti. Oyuncak evleri konusunda dünyanın otoritelerinden birisi olmayı başardı. 1940’larda 18 ve 19. yüzyıl İngiliz oyuncak evlerini toplamaya başladı. Oyuncak bebek evleri aramak için dünyayı dolaştı. Nihayetinde 1500 parçalık bir koleksiyonun sahibi oldu. Bununla birlikte konuyla ilgili iki bilimsel çalışma yayımladı. Vivien’in bu çalışmaları, Graham Greene’in Oxford’daki evinin bilinirliğini de artırdı ve orasının bir oyuncak evi müzesine dönüşmesine katkı sağladı.


Siz Graham Greene ve eserleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

Kaynak: The Mental Floss

Oyla!

Mehmet Çakıcı

1999'da Balıkesir'de doğdu. Küçük yaştan beri fantastik edebiyata ilgi duydu, büyüdükçe diğer edebiyatlara da yaklaştı. Şu sıralar İstanbul Üniversitesi'nde bu ilginin üstüne iyice düşüyor. Uzun bir süre araknofobinin nasıl yazıldığını öğrenemedi.

Russell T Davies, Doctor Who Dizisine Geri Döndü

Russell T Davies, Doctor Who Dizisinin Başına Yeniden Geçiyor

karahantepe kaziları yeni keşifler

Karahantepe: Göbeklitepe ile Yaşıt Yeni Yapılar Keşfedildi