Kahramanını Yabancı Diyarlara Sürükleyen 25 Etkileyici Film

Sinema dünyasının kahramanları, kimi zaman kendilerini hiç de alışık olmadıkları dünyalarda bulabilir. İşte yolu yabancı diyarlara düşenlerin maceraları!

Sonic The Hedgehog nihayet gösterime girdi. Karizmatik mavi kirpimiz dünya dışı ziyaretçi rolünde şu sıralar sinemalarda. Kendisinden beklendiği gibi tozu dumana katıyor. Mizacını ve yeteneklerini ortaya seriyor. Artık mavi kirpimizin kerameti midir -ya da nihai Sonic tasarımının cazibesi midir- bilinmez, kendini izlettiriyor. Hatta film adına yaptığımız incelemeye buradan ulaşabilirsiniz.

Elbette, mavi sürat şampiyonumuzun hikâyesini diğer yapımlarda defalarca kez izledik. Başka bir dünyadan gelen yabancı, yeni ayak bastığı dünyada büyük sorunlarla karşılaşır, şansına birkaç dost edinir ve maceranın göbeğine atılır. Kedileri bir başka seven(!), geveze ve sorun çıkarma şampiyonu uzaylımız Alf’inki gibi pek çok dizi ve film benzer senaryolara sahipti. Bizler de Sonic vesilesiyle küçük bir liste oluşturduk. Yaban diyarlarda yabancılığı iliklerine kadar hissedenlerin maceralarını hatırlatalım istedik.

Sonic the Hedgehog

İtiraf etmek gerekirse epey zorlandık. Yabancı dünyada macera kısmı önümüze bir hayli seçenek sundu. Macerada aktif rol oynayan yabancı kriteriyse listeyi kısalttığı kadar aralarında seçim yapmayı da bir hayli güçleştirdi. Örneğin, “dünyaya düşen savunmasız ve sevimli uzaylı” temasındaki filmleri eledik. Yani, bahsi geçen temanın piri E.T. (1982), takipçisi Batteries Not Included (1987), Earth to Echo (2014), Cheung gong 7 hou (2008) ya da klonu Mac and Me (1988) listemizde yer veremedik. Buna yerli E.T. uyarlamalarımız Badi (1983) ve Homoti (1987) de dâhil. “Ee, Sonic de sevimli değil mi?” diye karşı çıkanlar olabilir. Mizacını ve mücadeleciğini öne çıkmasıyla onu daha farklı bir kategoride değerlendirdik. Anacağımız filmleri de o karakterizasyona göre seçmeye çabaladık.

Tabii işin bir de yabancı diyar kısmı var. Cast Away (2000) gibi gerçekçi dramaları listemize almadık. Ya ana karakter dünya dışı ya da Dünyalılar alışılmışın dışına çıkan fantastik diyarlarda olmalı prensibine sadık kalmaya çabaladık.

Kahramanını Yabancı Diyarlara Sürükleyen 25 Etkileyici Film

İşte; o olur, bu olmaz diye kara kara düşünerek toparlamaya çalıştığımız listemiz.

The Day the Earth Stood Still (1951)

Soğuk Savaş’ın histerisini sinema perdesine taşıyan The War of the Worlds (1953) ve Invasion of the Body Snatchers (1956) uyarlamalarından da önce, herkesi sağduyuya çağıran bir klasik.

Uzak yıldızlardan gelen Elçi Klaatu, insanlığı atom gücünün yıkıcılığına karşı uyarabilmek ve daha iyi yarınlar umudunu aşılamak için görkemli uzay aracıyla yeryüzüne iner. Ancak Soğuk Savaş’ın yarattığı gerilim, uzak yıldızlardan gelen ziyaretçinin işini oldukça zorlaştıracaktır. Klaatu, kendisine güvenen bir avuç insanla birlikte, ön yargılara ve korkuya karşı zekice adımlarla karşı koyacaktır.

Robinson Crusoe on Mars (1964)

Mars görevi esnasında gelişen beklenmedik olaylar cesur astronotun kızıl gezegende mahsur kalmasına yol açar. İlk başta elindeki sınırlı kaynakları nasıl kullanacağı sorunken zaman ilerledikçe dertlerine yenisi eklenecektir.

Mars’ta Robinson Crusoe hikâyesini ilk akıl eden Marslı’nın yazarı Andy Weir değildi elbette. Yine de Weir’ın hakkını teslim edelim, bu filmdeki kadar kolaycılığa kaçmamıştı. Fakat bu filmin de hakkını yemeyelim, yaşanabilir çöl gibi tasvir edilmiş Mars ortamındaki hayatta kalma mücadelesini izlemek yine de keyifli. Hem, filmde Cuma da var, maymun da var, düşman UFOları da var… Adının hakkını vermek için yok yok bu filmde.

Planet of the Apes (1968)

Uyku durumuna getirilmiş bir grup astronot, maymunların efendi, insanların av hayvanı olduğu gezegende gözlerini açar.

Yığılmış insan cesetlerinin başında zafer pozu takınan medeni maymunların kareleriyle seyircisini şoka sokan film, ileriki safhalarında medeniyet, zenofobi, din, bilim ve inanç gibi meseleler üzerine dokunmasıyla hem ana akım bir eğlence hem de derdi olan bir yapım olabilmeyi başarmıştı. Devam filmlerinin, yeniden yapımların önünü açmış başarılı bir roman uyarlaması.

GÖZ ATIN  Bilimkurgu Klasikleri "Dünyaya Düşen Adam" ile Devam Ediyor

The Man Who Fell to Earth (1976)

Ölüm eşiğindeki gezegenini kurtarabilmek için insan kılığında Dünya’ya gelen uzaylı, yozlaşmış insanların arasında kaldıkça kişiliğinden ve amacından sapmalar yaşar.

Bir roman uyarlaması daha. David Bowie’nin başrolü sırtladığı bu ilginç dram, listemizin kriterlerini ahlaki sorgulamalara taşıyor.

Flash Gordon (1980)

Efsanevi İngiliz rock grubu Queen’in filmle aynı adı taşıyan parçasının doğuşuna vesile olmuş, kendisiyse kendi döneminin gerisinde kalmış o film.

Flash Gordon, kökeni 1934’lerde çizgi roman bantlarına kadar giden, sinemadan televizyon serisine farklı mecralarda arz-ı endam etmiş uzay operası. Star Wars’un ilham kaynaklarından. Bu filmin handikabı ise başkalarına ilham veren 1930’lu köklerini 1980’lere olduğu gibi kopyalamasından kaynaklı.

TRON (1982)

Tekele dönüşen bilişim şirketine ve orada yaşanan haksızlıklara karşı gelen hacker, insan suretindeki programların zalim yapay zekânın tiranlığı altında ezildiği dijital dünyaya geçer.

Mavi ve beyaz tonlar gözü yorması dışında dijital dünya atmosferi bir hayli başarılı. Tekelci şirketlerin zalimliği ve onlara karşı yürütülen mücadele alegorisi ilginç. Günümüz Disney’ini düşününce ironik geliyor.

The Ewok Adventure (1984)

Kimisi için, aşağı görülenin kendini güçlü görerek kibre düşeni alaşağı etmesinin temsili. Kimisi için, serinin deli gibi satan oyuncak serine mütevazı bir katkı. Hemfikir olunan şeyse Ewokların tüylü ve minik ayıcıklar olduğu gerçeği. Kimse, ama hiç kimse bunun aksini iddia edemez.

Film mi? Ebeveynlerinden ayrı düşmüş iki kardeşin onlara kavuşabilme mücadelesini Ewok filmine dönüştürecek tüm nitelikleri barındırıyor.

Supergirl (1984)

Supergirl, kaza sonucu Dünya’ya düşen güç kristalinin peşinden yeryüzüne gelir. Kristalse çoktan güç delisi birinin eline geçmiştir.

Niye Kal-El (Superman) değil de Kara Zor-L? Basit. Kal-El bebekken Dünya’ya varmış, Dünyalı olarak yetişmiş. Kara’ysa erişkinken Dünya’ya gelivermiş. Eh, filmin diğer nitelikleri de listemizle uyuşuyor. O yüzden Supergirl!

Enemy Mine (1985)

Biri insan, diğeri uzaylı iki düşman pilotu karşı karşıya gelmez it dalaşına tutulurlar. Göklerdeki mücadeleleri bir süreliğine yerde de devam eder. Ancak çok geçmeden düştükleri gezegenin kendisinden olmayana pek de misafirperver davranmadığını fark ederler.

Azılı düşmanınla omuz omuza verip hayatta kalma mücadelesi verme hikâyesi kendi içinde mütevazı bir janra gibi. İkinci Dünya Savaşı filmi Hell in the Pacific (1968) bu temanın en güzel örneklerinden. Bu filmse muhakkak ikinci sırayı hak eder, seveni için birinci sırayı. Son karar izleyenlerin.

Howard the Duck (1986)

Ördek gezegeninde, sıradan günü sonlandırmanın verdiği huzurla koltuğuna kurulan Howard, bilinmeyen bir gücün çekim kuvvetine kapılarak soluğu Dünya gezegeninde alır. Düştüğü gezegen, kanatlıgilleri yemek masasının onur konuğu etmede farklı görüşlere sahip olması, her yumurta servisinin trajik doğum gününü anımsatması vb. ufak ayrıntılar haricinde Howard’ın yabancılık çekmediği bir yer gibidir.

Günümüzde Guardians of the Galaxy’deki cameosuyla tekrar popülerleşen, George Lucas’ın üvey evlat muamelesi yaptığı, Marvel Comics kahramanımız. Howard’ın hikâyesi, sonunda kuğuya dönüşmeyen çirkin ördek hikâyesi. Eh, belki de sorun Howard’ın ördek olmasıydı. Belki de hem erişkinlere hem de çocuklara hitabetmeye çalışıp, kıvamı tutturamamasındaydı sebep. Kim bilir? Yine de seveni sevmeye devam etti, çirkin ördek yavrusu olmaya çalışmayan ördek Howard’ımızı…

Honey, I Shrunk the Kids (1989)

Babalarının küçültme cihazının kurbanı kardeşler ve komşu çocukları devlerin dünyasında zoraki bir maceraya çıkarlar.

Yaban diyar temasını eğip büken bir film daha. Çılgın bilim insanı babalarının icadı yüzünden böcek boyutunda küçülen çocukların macerası. Böceklerin dünyası tepeden bakarken sakin gelebilir. Ancak onların boyuna gelince işler tam anlamıyla değişiyor. Çimden ibaret arka bahçe vahşi Afrika ormanlarını mumla aratıyor.

GÖZ ATIN  Gerçek Oyuncularla Çekilecek Yepyeni Bir "Lilo ve Stitch" Filmi Geliyor

Spaced Invaders (1990)

Küçük yeşil adamlar gerçekten vardır ve işgal filolarıyla evreni kat etmektedirler. Filonun keşif kollarından biri gemi arızası sonucu Amerika’nın küçük bir kasabasına düşer. Uzaylıların varlıklarını gizleme ve kaçış telaşı kasabalıların ne olduğunu anlama çabasıyla iyice tuhaflaşır.

Orson Welles’in dillere destan radyo tiyatrosunun yarattığı paranoyadan ilham almış bir parodi. Fetih konusunda gönülsüz küçük yeşil adamlar. Günlük sıkıntıları arasında uzaylı belası karşısında eli ayağı dolaşan insanlar. Klasik yanlışlıklar komedyası.

Suburban Commando (1991)

Sevimli dev uzaylı, kendi halinde yaşayıp giden Amerikan ailesinin misafiri olur.

“Hulk Hogan bu sefer uzaylı!” komedisi. Evimizde kimsenin öğrenmemesi gereken biri yaşıyor senaryosuyla dost uzaylının kötücül düşmanları senaryosunun karışımı. Komedisi de klasik iri adam kalıbıyla tezat sevimli hallere düşer ayarında.

Dollman (1991)

Kirli oyunlarla tuzağa düşürülen uzaylı kanun adamı soluğu Dünya gezegeninde alır. Devlerle dolu bu gezegenden çıkmanın yolunu ararken tek yoldaşı, devlerin bile gücü karşısında duramadığı silahıdır.

Boyundan büyük işlere kalkışma esprisi bu filmde klasik 90’lar B sınıfı aksiyonuna malzeme oluyor.

Mom and Dad Save the World (1992)

Çoluk çocuğa karışmış çift baş başa tatile çıkar. Yolculukları esnasında arabalarının kontrolünü kaybederler. Yoldan çıkan araçsa havalanıp fezaya doğru yol alır. Kaçırılmışlardır. Hem de ahmaklığı kültür edinmiş uzaylılar tarafından. Çiftin hem kendileri hem de Dünya için mücadele etmesi gerekecektir.

Kendini ciddiye almayan, eski kafa uzay operası. Kendini bir anda Dünya dışı gezegende bulmak, feodal tiranlara karşı savaşmak, ilkel ama iyi yürekli yerlilerle omuz omuza savaşmak, egzotik ve tehlikeli yaratıklar, ne gerekiyorsa ondan fazlasıyla var. Sadece kendini ciddiye almak eksik, o kadar.

Super Mario Bros. (1993)

Ee,.. Ayrıntıları boş verin. Ana hatları biliyorsunuz zaten.

Beğenilen pek fazla oyun uyarlaması yoktur; bu film de onlardan. Mario’nun büyülü dünyaya düşüp prenses kurtarmaca hikâyesine sadık, evet. Fantastik dünyasındaki her şeyi bir biçimde gerçekçil çizme çabasıysa, yaniii… şey… yer yer eğlenceli aslında. Çocuksu temellerin yetişkin öğelerle kavuşturulma kısmında sorunlar çıkmasaydı, belki daha güzel andığımız uyarlamalardan biri olurdu.

The Preacher’s Wife (1996)

İnancında sorunlar yaşayan vaizin imdadına gökten inen melek yetişir. Ancak melek de olsa fanilerin sorunları kolayca çözülmeyecektir.

Yeryüzündeki işler yukarıdan gözüktüğü gibi kolay değil. Fani dertlerini çözeyim derken fani tutkularına kapılırken hiç mi hiç kolay değil.

My Favorite Martian (1999)

Yıllar yıllar önce, ta Mars’tan gelip Dünya’yı keşfe çıkan ve bir daha haber alınamamış dostunu kurtarmak, yine bir Marslıya düşer.

Hikâyenin devamını ve ayrıntıları tahmin etmeye çalışın. Listemizin varoluş temellerini aklınızdan çıkarmadıkça büyük ihtimalle tahminleriniz tutma olasılığı yüksek. Yüksek değilse bile, zihin jimnastiği niyetine düşünün bir.

The Iron Giant (1999)

Bambaşka bir gezegenden Dünya’ya gelen dev robot yaşanan arıza sonucunda görevini unutur. Ne yapacağını bilemeyen yabancı, şans eseri tanıştığı küçük çocuğun yardımıyla kendini tekrar keşfedecektir. Elbette soğuk savaşın yarattığı gerilim ve robotun unuttuğu amacı her şeyi zora sokacaktır.

Esrarengiz dev ile bir çocuğun dostluğu hikâyelerinin en dokunaklılarından. Ünü, uyarlandığı The Iron Man’i geçmiş vaziyette.

Lilo & Stitch (2002)

Uzaylı çılgın mucit tarafından geliştirilen genetik mucizesi yıkım makinesi, peşindeki avcılardan kurtulmak için Dünya’ya sığınır. Kılık değiştirerek küçük bir kızın kendini sahiplenmesini sağlar.

Su haricinde zayıf noktası bulunmayan kanlı canlı savaş makinesi uzaylımız var. Büyük oranda suyla kaplı Dünya gezegenindeki bir adaya düşerse ne olur? Peki, kimliğini gizleyebilmek için evcil hayvan kılığına girerse? Sahibi, ablasıyla kavga etmekten çekinmeyen asi ruhlu bir kız olursa? Ve birkaç soru daha, işte karşınızda, sonunda yine klasik Disney’e dönüşen sıra dışı bir Disney animasyonu.

GÖZ ATIN  2017 Goodreads Okur Ödülleri Açıklandı

Outlander (2008)

İnsanımsı uzaylımızın gemisi, tehlikeli kargosuyla birlikte eski Dünya’ya düşer. Kendisini hızlı bir kültür yüklemesine tabi tutar (!) ve yerel halkla iletişim kuracak hale getirir. Hedefi bellidir, canavarı bulacak ve gezegenden kurtulacaktır.

-Uzaylılar, canavarlar, Vikingler falan var mı? -Var. -Çeksene filmini… Çekmişler, olmuş. Tarih soslu mu denir, bilimkurgu soslu mu, orası izleyenine kalmış. Kendi çapında canavarlı tarihi maceraya olabilmeyi başarabilmiş.

PAUL (2011)

Gemisinin yaptığı kaza sonucu Amerikan hükûmetince uzun yıllar tutsak edilmiş Paul, yıllar yıllar sonra bir yolunu bulup firar eder. Biraz uzun sürmüştür, ama kaçmıştır işte. Geriye, kurtarma ekibini beklemek ve o sırada tekrar yakalanmamak kalmıştır. Neyse ki iki İngiliz geek dostla rastlaşır da zorlu yolculuğunda bir başına kalmaz. Tabii bu birliktelik esaret zamanları kadi kıymeti bilinmeyen neşeli enerjisini harcama fırsatı bulur.

Uzaylının esprili, zeki, enerjik ve dostanesi makbül. Paul’ümüz de öyle.

John Carter (2012)

Gözlerini Mars’ta açan Dünyalı John Carter, gezegensel farkların vermiş olduğu üstün güçler sayesinde, şiddetli iç karışıklıkların yaşandığı kızıl gezegenin kaderini şekillendirecek savaşçıya dönüşür.

Flash Gordon gibi uzay operalarının atası sayılabilecek A Princess of Mars (1912, yazar Edgar Rice Burroughs) romanından ilham alınmış. 1980 tarihli Flash Gordon’un düştüğü hatalara düşmemesiyle seyir keyfi daha yüksek. Tabii 2000 sonrası teknik işçiliğin kalitesiyle tasarlanan fantastik Mars’ın da buradaki rolü büyük.

The Martian (2015)

Keşif için gittiği Mars’ta –Andy Weir’in biraz abarttığı, Ridley Scott’ın da havalı bulduğu için öyle bıraktığı- Mars meltemi yüzünden mahsur kalan astronotumuz hayatta kalmak için tüm hünerini sergiler.

Mars’ın, Robinson’un adını andık, yersizce Andy Weir’i paylar gibi olduk. Listemizde Marslı’yı anmamak olmaz dedik. Zaten gerekli şartları iliklerine kadar taşıyor; mahsur kalınacak kadar uzak, pek hoş anılar bırakmayacak kadar tehlikeli gezegen; mizahını ve umudunu kaybetmeden zorlukların üstesinden gelen kahraman, vs. var da var.

Bumblebee (2018)

Yolu gezegenindeki iç savaştan Dünya’ya düşen robotumsu uzaylı hafızasını kaybeder. Araca dönüşebilme yeteneği düşmanlarından ve ordudan saklanmasını kolaylaştırmıştır. Ancak hafıza kaybıyla ne kadar dayanacağı şüphelidir. Neyse ki genç bir kadın, araba sandığı uzaylımızı sahiplenir.

Transformers serisinin hamurunda listemizin tüm kıstasları var. Sudan çıkmış balık etkisiydi, karakterizasyonun öne çıkmasıydı derken, tercihimizi sarı vosvosumuzdan yana kullandık.

* * *

Evet, bir listemizin daha sonuna geldik. İnanın, kararsızlığımız ve şüphelerimiz pek çok filmi istemeye istemeye liste dışına itmemize sebep oldu. Listede neler yok diyorsanız bir de liste dışında bıraktıklarımızı inceleyin. Son hükmü size bırakmak ve vicdanımızı birazcık bile olsa hafifletebilmek namına adlarını analım.

BONUSLAR

  • Splash (1984)
  • The Last Starfighter (1984)
  • Starman (1984)
  • Ghost of the Mars (2001) (inanın, John Carpenter ustaya garezimiz yok)
  • Aliens (1986)
  • Innerspace (1987)
  • Der Himmel über Berlin (1987) (City of Angels daha uygun gelse de gönlümüz orijinalinde kalmıştı, sonuçta ikisini de listeye almadık)
  • Date with an Angel (1987)
  • Screamers (1995)
  • Michael (1996) (The Preacher’s Wife da olmasaydı melekleri tümden liste dışı bırakacakmışız)
  • The Host (2013)
  • The Space Between Us (2017)

Bu yükü de üstümüzden attığımıza göre, sıra sizlerde. Hangi filmleri unuttuk? Zorlasak hangi filmler listeye girebilirdi? “Vay efendim, bu film nasıl olmaz?!” densin! Kişisel listeler çekilsin, Kayıp Rıhtım Forum‘da filmler ortaya serilsin.

* * *

* Gotik Edebiyat Sevenlerin Mutlaka İzlemesi Gereken 10 Film




1986 İstanbul doğumlu. Bilimkurgu, korku ve fantastiği uzun süre televizyondan takip edebilmiştir. Ailesinden habersiz aldığı ucuz VCD oynatıcıyı saklayıp, onlar yokken kullanarak, bu konularda film açıklarını kapatmaya çalışmıştır. Edebiyata sonradan bulaşması; bilgisizliği; bilgisizlik de, "Raftaydı ve ben onu alıp okumadım zamanında." pişmanlıkları getirmiştir. Lem ile Küvette Bulunan Günce'yle tanışması; okumaya yeni başlayan biri için hem talih, hem de talihsizlik olmuştur. Film, kitap, animasyon, çizgi roman olsun; kendi sınırlı bilgisiyle, eserleri iç dinamikleri içinde değerlendirmeye çalışır.

Kahramanını Yabancı Diyarlara Sürükleyen 25 Etkileyici Film için 3 yorum

  1. GkiraraJ dedi ki:

    Yasak krallık geldi direkt aklıma.


  2. swarf dedi ki:

    Ekleme: Anime-manga jargonunda bu kalıbın fantastik ögelerele süslenmiş olanına İsekai deniyor.


Kahramanını Yabancı Diyarlara Sürükleyen 25 Etkileyici Film

Sinema dünyasının kahramanları, kimi zaman kendilerini hiç de alışık olmadıkları dünyalarda bulabilir. İşte yolu yabancı diyarlara düşenlerin maceraları!

Başa dönün