in ,

Anne of Green Gables’ın Yazarı L.M. Montgomery Hakkında 14 Gerçek

Anne of Green Gables serisinin yazarı L.M. Montgomery hakkında merak edilen her şey! İşte başarı ve hüznün bir araya geldiği tuhaf bir hayat hikâyesi.

L. M. Montgomery Hayatı - Anne of Green Gables

Anne of Green Gables (Yeşilin Kızı Anne) serisinin yazarı L.M. Montgomery 1874 yılında dünyaya geldi. Kanadalı yazar, yaşamı boyunca 20 roman kaleme aldı ve bunların çoğu hâlâ dünya çapında okunuyor. Ne var ki en meşhur karakteri Anne (“e” ile) Shirley sevilip beğenilirken Montgomery, onun kadar şanslı olamadı. Başarılı romancının hayatı yalnızlık, acı ve hayal kırıklıklarıyla geçti.

İşte eserleri tekrar tekrar uyarlanan, Kanada’nın en popüler yazarlarından L.M. Montgomery hakkında bilmeniz gereken bazı şaşırtıcı detaylar. Montgomery’nin hayatı ve eserleri hakkında dikkat çekici bir liste sizlerle!

L.M. Montgomery Hakkında Şaşırtıcı Gerçekler

1. Kendini Kimsesiz Hissediyordu

Lucy Maud Montgomery henüz bebekken annesini veremden kaybetti. Babası Hugh John Montgomery, küçük Lucy’yi kayınvalidesi ve kayınpederine, yani Macneills’lerin Prens Edward Adaları’nda yer alan Cavendish’teki çiftliğine bıraktı. Yaşlı çift, çocuğa karşı oldukça katı ve resmiydi. Onun hassas kişiliğini anlayamıyorlardı. Küçük Lucy, kendini istenmeyen çocuk gibi hissediyor; kitaplarla, yazı ve hayal dünyasıyla oyalanıyordu.

2. Maud Adını “e”siz Kullanmada Israrcıydı

Tıpkı adı Anne’de olduğu gibi Montgomery harflerin telaffuzu konusunda son derece hassastı. Lucy adını büyükannesinden ve Maud adını da Kraliçe Viktorya’nın kızı Prenses Alice Maud Mary’den almıştı. Günlüğüne şöyle yazmıştı bununla ilgili:

“Lucy adını hiçbir zaman sevmedim. Ben Maud adını seviyorum –ama lütfen “e” ile telaffuz etmeyin.”

3. Prens Edward Adası’nı Seviyordu

anne with an e prince edward island

Montgomery çocukluğunu dışarıda böğürtlen toplayarak, balık avlayarak, sahilde dolaşarak geçirdi. Çocukken gördüğü her şeye bir isim veriyordu. Hatta elma ağaçlarının dahi Küçük Şurup, Gavin, Örümcek gibi isimleri vardı. Daha sonraları Montgomery tüm bu yerleri, okuduğu kitaplarında öğrendiklerinin adını vermeye başladı. Cavendish, Avonlea’ya dönüştü. Amcasının bahçesindeki gölet, Işıltılı Sular Gölü adını aldı aldı. Çiftliklerinin yakınındaki ormansa Perili Orman ve meranın arkasındaki hayvan yolu Âşık Geçidi’ydi.

4. Büyükannesine Bakmak için Gazetedeki İşinden Ayrıldı

1901 yılında Montgomery, Halifax- Nova Scotia’da bulunan The Daily Echo gazetesinde çalışıyordu. Ekipte yer alan tek kadın çalışandı ve haftalık 5 $ kadar kazanabiliyordu. Makalelerin son okumasını yapıyor, halk sayfasını düzenliyor, moda ve magazin dedikodularına ayrılan bir köşede Cynthia müstear adıyla yazıyordu. Bu yazın sürecinin her dakikasından keyif alıyordu. Ancak işe başladıktan dokuz ay sonra büyükbabası aniden yaşamını kaybetti. Montgomery bunun üzerine Cavendish’e geri dönüp durumu kötüleşen büyükannesine bakmak zorunda kaldı.

5. Biraz da Çapkındı

Lucy Maud Montgomery

Genç bir kadınken Montgomery’nin pek çok gönül ilişkisi oldu. İkinci kuzeni Edwin Simpson’la nişanlanana kadar gelen teklifleri reddetti. Ancak çok geçmeden Edwin’i aslında sevmediğini ve onunla evlenemeyeceğini fark etti. Bu sırada bir çiftçinin oğlu olan Herman Leard’a âşık oldu. Montgomery, Leard’a karşı tutkulu hislerle bağlı olsa da genç adam, bir eşte bulunmasını istediği zekâya sahip değildi. Her şey, iki adam da aynı yerde karşılaştığında son noktaya ulaştı. Montgomery, günlüğüne şöyle yazmıştı:

“İşte bu iki adamla aynı çatı altındaydım şimdi. Birini çok seviyordum ama asla evlenemezdim onunla; diğerineyse evlilik sözü vermiştim ama onu da asla sevemezdim!”

Elbette iki ilişkinin de sonuçsuz kaldığını söylemeye gerek bile yok.

6. Ailesinin Desteği Olmamasına Karşın Yazmayı Sürdürdü

L.M. Montgomery

Montgomery’nin ailesi, yazı işlerini özellikle kadınlar için bir zaman kaybı olarak görüyordu. Dolayısıyla Montgromery de yazmayı gizlice sürdürdü. Hatta bunun için geceleri de çalışabilmek adına gizli gizli mum aşırmaya başladı. The Alpine Path’te bununla ilgili şöyle yazıyordu:

“Tek başıma mücadele etim; gizlice ve sessizce. Tutkularımdan, çabamdan ve hatalarımdan kimseye söz etmedim. Derinlerde, çok derinlerde, tüm cesaret kırıcı muameleye ve terslemelere rağmen günün birinde istediğim yere ulaşacağımı biliyordum.”

7. Postanede Çalıştığı için Eserlerini Gizlice Teslim Edebiliyordu

Macneill çiftlik evi aynı zamanda bölgenin postanesiydi. Montgomery, Cavendish’e döndükten sonra postane memurluğu asistanlığını bir kenara bırakıp kimsenin haberi olmadan yazı teslimlerini yaptı, yayıncılardan dönüşler aldı. 1902 yılında kabul edilen 30 eseri vardı. 1904’te ise yazdıklarından 600 $ kazanıyordu. 1906 yılına geldiğinde bu miktar 700 $’a çıktı; ki o zamanlar ortalama bir kadın ancak 300 $ kazanabiliyordu.

8. Anne’in Kurgusal Fikrine Eski Bir Günlük İlham Oldu

Bir gün Montgomery, bir derginin sayfalarını karıştırırken on yıl önce yazılmış bir girişle karşılaştı. Sayfada şöyle yazıyordu:

“Yaşlı çift, bir oğlan çocuğu almak için yetimhaneye başvurdu. Ama yanlışlıkla oğlan yerine bir kız çocuğu gönderildi.”

anne with an e yazarı L.M. Montgomery

Bunun üzerine Montgomery, kızıl saçlı bir yetim çocuğun hikâyesini kaleme almaya başladı. Niyeti, yedi bölümden oluşan bir dizi hazırlayıp bir gazeteye göndermekti. Ama Anne, tüm hayatına yayılan bir süreç oldu ve kısa süre sonra Montgomeri, kendini romanın akışında buldu.

1905 yılında Montgomery Anne of Green Gables’ı birkaç yayıncıya gönderdi ve hepsi tarafından geri çevrildi. Cesareti kırılan yazar, romanı bir şapka kutusuna koyup kaldırdı. İki yıl sonra ise tekrar eline aldı, biraz üstünden geçti ve yine bir yayıncıya yolladı. Bu sefer Boston’da bulunan L. C. Page & Company, romanı yayımlamayı kabul etti. Anne of Green Gables (Yeşilin Kızı Anne), böylelikle 1908 yılında yayımlandı ve derhal çok satanlar arasında yer aldı.

9. En Başından Beri Evliliğin Bir Hata Olduğunu Düşünüyordu

Montgomery, Anne of Green Gables’ı yazarken yeni bir Presbiteryen yönetici Ewan Macdonlad, şehre yerleşmişti. İki genç, kısa süre sonra nişanlandı ama evlenebilmeleri için beş yıl boyunca büyükannesinin ölmesini beklemek zorundaydılar. O zamanlar Montgomery 36 yaşındaydı ve artık kendi ailesini kurmak istiyordu.

Ne var ki düğün, umutsuzluğa boğulduğunu anlayana dek sürdü. Montgomery, günlüğünde şöyle yazıyor bununla ilgili:

“Artık özgür olmak istiyordum. Kendimi bir mahkûm gibi hissediyordum –umutsuz bir mahkûm…. Ama çok geçti artık. Bunu da geç fark edebilmiş olma gerçeği, üstüme kara bulut gibi çökmüştü. Üzerimde beyaz duvak ve turuncu çiçekler, o neşeli düğün yemeğinde evlendiğim adamın yanında oturdum –ve hayatımda hiç olmadığım kadar mutsuzdum.”

11. Canı Bazen “Anne” Bölümlerini Yazmak İstemezdi

Montgomery’nin Yeşilik Kızı Anne için imzaladığı anlaşma, kitap sattıkça bölümlerin devamını yazması konusunda onu mecbur bırakıyordu. Ama Montgomery, bir mektubunda da ifade ettiği üzere bu fikri sevmemişti:

“Bu romanın çok tutulmasından korkuyorum doğrusu, çünkü o zaman Anne’in üniversite yıllarına kadar yazmamı isteyecekler. Bu fikir beni hasta ediyor.”

anne with an e dizi kitap

Elbette roman çok tutuldu. 1908-1921 yılları arasında Montgomery tam 6 Anne romanı kaleme aldı. Rilla of Ingleside’ı bitirirken şöyle dedi:

“Anne’le işim tamamen bitti. Kesinkes yemin ediyorum buna. Artık yeni bir kadın karakter yaratmak istiyorum –hatta fikri bile zihnimde şekillenmeye başladı. Adı da Emily.”

Ne var ki üç Emily kitabının ardından Montgomery Anne’e geri döndü. 1936 yılında Anne of Windy Poplars ve 1939 yılında da Anne of Ingleside çıktı.

12. Kocası Bir Akıl Hastasıydı

1919 yılında kocası Ewan zihinsel bir bunalım geçirdi. “Dini melankoli” teşhisi konmuştu ve Tanrı’nın onu cehenneme mahkûm ettiğine inanıyordu. Günlerini inleyerek, ağlayarak, ilahiler söyleyerek ve kontrolsüzce uluyarak geçiriyordu. Kimi zaman saatlerce duvara bakıyordu; Montgomery’nin tasviriyle “saçları fırça gibi, morarmış alt dudakları sarkık, gözleri parlıyor, yüzüyse çok öfkeliydi.”

Montgomery, kocasının yönetimdeki işini korumak ve aile adına leke sürmemek için bu hastalığı gizli tutmaya çalıştı. “Kimse bilmemeli,” diyordu. “Edwan’ın iyiliği için ve kendi çocuklarımın geleceği için. Mümkün olduğunca gizli tutacağım.” Ancak hastalık Edwan’ın ömrü boyunca sürdü.

13. İçindeki Depresyonu Gizlemek için Yüzüne Sahte Bir Mutluluk Takınıyordu

Montgomery görünürde mutlu biriydi. Yakınları, onu esprili ve neşeli olarak tarif ederdi. Ancak gerçekte oldukça depresifti. Kocasının hastalığı, yayıncılara karşı verdiği mücadele, oğlu Chester’la yaşadığı sorunlar, yatıştırıcılara gittikçe bağımlı hâle gelişi ve dünya savaşının patlak vermesi de bu durumu pekiştiriyordu. 1940 yılında Montgomery sinir krizi geçirdi. Hayatının sonundaysa yazma kabiliyetini yitirdi, oysa daima güvendiği yegâne şeydi bu.

Anne of Green Gables 1 L.M. Montgomery

Yakın zamanlarda torunu Kate Macdonald Butler, Montgomery’nin kendi canına kıydığını ortaya çıkardı. Yazar, 67 yaşında aşırı dozdan hayatını kaybetmişti. Prens Edward Adası’ndaki Cavendish mezarlığına gömüldü.

14. Montgomery Bugün Hâlâ Kanada’nın En Sevilen Yazarları Arasında

Montgomery 20’nin üzerinde roman, 500’den fazla hikâye ve 30 deneme ile bir otobiyografi ve şiir kitabı yayımladı. Anne of Green Gables, 25 farklı dile çevrildi. Filmlere, oyunlara, müzikallere, çizgi filmlere, mini dizilere ve radyo programlarına uyarlandı. Kitap, Prens Edward Adası’nı da haritaya yerleştirdi ve bugün yazarın doğum yeri olan park, her yıl 125 bin ziyaretçi alıyor.

Montgomery, tüm bunları kadınların oy bile kullanamadığı bir zamanda gerçekleştirdi. Ve Anne bunları görse, onunla kesinlikle gurur duyardı.

Peki siz Lucy Maud Montgomery ve eserleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Kaynak: Mental Floss

Oyla!

Rabia Elif Özcan

1995 yılında, dünyaya ilk defa dokunduğundan bu yana okuyor gözlerim, ellerim, kulaklarım ve hislerim. En çok doğayı okuyorum, sonra müziği, renkleri; ve edebiyat okuyup çeviriler yapıyorum, başka gözlerin bakışlarına dokunabilmek için. Dimağımın heybesinde biriktirdiğim kelimelerden masallar fısıldıyorum. Hayatı satır aralarına katık ediyorum; yağmurlu gökte vicdanı arıyor, mum ışığında güneşi buluyorum. Sabah günümü aydın eden kahve kokuları gece gözüme uyku sürüyor. Küçücük bir kutuda azıcık yaşıyorum, yetinmekle doyuyorum.

Göklerden Gelen Umut - Kemal Sinan Özmen | Haftanın Kitabı #162

Göklerden Gelen Umut – Kemal Sinan Özmen | Haftanın Kitabı #162

Hyperion - Dan Simmons

Hyperion Sonunda Türkçede: Dan Simmons’ın Kült Bilimkurgu Serisi Dilimize Kazandırılıyor