Doğu Yücel ile Röportaj

Varolmayanlar, Hayalet Kitap ve Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları)’nın yazarı Doğu Yücel ile sitemizin 6. yıl şenlikleri dolayısıyla sizler için uzun mu uzun, keyifli mi keyifli bir röportaj gerçekleştirdik!

Müzik yazarı ve öykücü kimliğiniz hakkında bilgi verir misiniz öncelikle? Tam olarak kimdir Doğu Yücel?

Müzik yazmaya 1998’te Non Serviam dergisinde başladım. 2000’de bir süre Radikal’in haftasonu eklerinde çalıştıktan sonra 2001’de Blue Jean kadrosuna katıldım. Son 7 yıldır Blue Jean’in heavy metal eki olarak çıkan ama bu ay bağımsızlığını ilan ederek yayın hayatına tek başına devam eden Headbang’de de yazıyorum.

Öykücülüğüm ise daha eskiye dayanıyor. Yazmayı öğrendiğimden beri öykü yazıyorum. Bir öykü kitabım (Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları) ve iki romanım (Hayalet Kitap, Varolmayanlar) var. İki de uzun metraj senaryom mevcut. (Okul ve Küçük Kıyamet)

Yazar, eleştirmen, çevirmen bir annenin ve tiyatrocu bir babanın oğlusunuz. Aileniz sanat ile yakından ilgili. Onların sanatla bu kadar içli dışlı olması sizin yazar olmanızda etkili oldu mu?

Olmuştur mutlaka. Daktilo sesine alışkın bir çocukluğum geçti. Annemin daktilosunu kullanmadığı zamanları kollayıp, daktilonun başına geçmek için heveslendiğimi hatırlarım.

Sizi yazar olmaya iten ne oldu? Bir gün uyandınız ve “Ben yazar olmak istiyorum!” mu dediniz, yoksa bu süreç ağır ağır mı işledi? Yazarlığa doğru giden serüveninizden bahseder misiniz biraz?

Bir gün uyanıp, yazar olacağım diyemezsiniz. Sadece yazarlık için değil, sanatla ilgili herhangi bir dalda sürecin böyle işleyeceğini sanmıyorum. Sinemayı çok seviyordum. VHS kaset furyası vardı o zaman, her gün videocuya gidip film kiralardık. “E.T.”ler, “Bitmeyecek Öykü”ler, “Star Wars”lar… Sonra televizyonda izlediğim “Amazing Stories”, “Twilight Zone”, “Starman” gibi diziler beni çok etkiledi. Küçükken şöyle olmaz mı: Mesela futbol maçlarını izlemeyi seversiniz, oynamaya başlarsınız, sevdiğiniz futbolcuları taklit etmeye çalışırsınız. Aynı şekilde filmler ve filmlerdeki öyküler, o hayal gücü beni çok etkiledi. Ben de o sevdiğim öyküler gibi öyküler yazmak için uğraş verdim. İlkokulda yazdığım öyküler çok çocukçaydı tabii. Ama onları ciddiye alıp geliştirmeye çalıştım. Daha sonra sevdiğim yazarları, Stephen King’i, Asimov’u, Lovecraft’i taklit etmeye çalıştım, lisedeyken Dante, Shakespeare, Calvino gibi isimler eklendi listeye. Hani gitar alıp, atıyorum önce ‘Symphony of Destruction’ falan çalarsınız ya, ben de öyle başladım işte. Elime kalem alıp sevdiğim öyküler ayarında öyküler kurgulamaya çalıştım.

Hazır konuya buradan girmişken devam edelim. Peki siz hangi yönünüzü daha çok seviyorsunuz ve hangisinin ön planda olmasını istiyorsunuz? Müzik yazarı Doğu Yücel mi, yoksa öykücü Doğu Yücel mi?

Yazım süreci olarak bence ikisi birbirinden çok farklı değil. Her müzik yazımda yeni bir öykü kuruyormuşum gibi geliyor bana. Sadece öyküyü sıfırdan yazmıyorum, elime bir takım malzemeler verilmiş oluyor. Ülkemizde müzik yazarlığı hak ettiği değeri maalesef görmüyor, aynı tuzağa düşüp öykü yazarlığım daha önemli diyerek onu küçümseyemem, bana bunu yaptıramazsınız:) Ama her öykücü önce öyküleriyle anılmak ister sanırım.

Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları ile edebiyat dünyasına giriş yapıp Hayalet Kitap’la birkaç basamak daha yükselip, Varolmayanlar ile yerinizi iyice sağlamlaştırdınız. Peki bundan sonra ne olacak? Ne gibi projeler var aklınızda? Gelecek planlarınızdan biraz bahseder misiniz?

Bu sene içinde ilk öykü kitabım “Düşler Kabuslar ve Gelecek Masalları”nın devamı niteliğinde bir öykü kitabı yayımlamak istiyorum. Bilimkurgu, fantastik, büyülü gerçekçilik, masal edebiyatı ve korku gibi dallara eşit yer ayıracağım bir kitap olacak. Şu an tüm boş vaktimi ona ayırmış durumdayım. Ondan sonra yazacağım romanın öyküsü de kafamda. Onun için de çok heyecanlıyım ama önce öykü kitabı…

Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları’nın tekrar basılma olasılığı? Siz de takdir edersiniz ki öykü kitabınızı bulmak bayağı zor şu zamanda, her iki yayınevinden (Çitlembik, Stüdyo İmge) çıkan baskısı da tükenmiş durumda.

Evet, buna ben de çok üzülüyorum. Arada bir nadirkitap.com’da görüyorum ama orada da pahalıya satıyorlar. Yeni öykü kitabımla birlikte onu da yayımlamak gibi bir plan var.

Hayalet Kitap yıllar sonra gözden geçirilmiş yeni baskısıyla tekrar okurlara merhaba dedi fakat kitabın önsözünü sadece kendi internet sitenizden yayınladınız, yani kitapta yer almıyor önsöz. Bunun sebebi nedir?

Romanda önsöze karşıyım. Bir filmden önce yönetmenin beyazperdede belirip, “bu filmi şöyle çektik, şunu anlattık, falan filan” dediğini hiç gördünüz mü? Hayır tabii ki. Ben bir okur olarak bir romanı elime alınca, bir an evvel o romanın içindeki dünyaya kaçmak isterim. Şu da var: Hayalet Kitap’ın 10. yılına özel yazdığım ve sadece internet sitesine koyduğum yazı, benim sıkı okurlarımı ilgilendiren bilgiler içeriyordu. Beni ilk defa okuyacak olanlar için anlamsız gelebilirdi.

GÖZ ATIN  Doğu Yücel'den Yeni Roman: Kimdir Bu Mitat Karaman?

Varolmayanlar adlı kitabınızda başkarakterin bir ismi yok. Bu çok ilginç bir durum aslında. Neden böyle bir karar verdiğinizi öğrenmek isteriz?

İlk sebebi komik: O karaktere yakışan iyi bir isim bulamadım. İkinci sebebim ise şu: Eski günlüklerime baktım, günlükte başımdan geçenleri anlatırken kendi adımı yazmadığımı fark ettim. Bazıları kendinden söz etmeyi çok sever ama bana Hulk gibi tınlıyor öyle bir anlatım. “Hulk bunu sevmedi.” der ya Hulk… Ancak diyaloglarda isim geçebilirdi ama enteresandır hiçbir diyalogda karaktere isimle seslenmek gibi bir ihtiyaç da duymadım. “Dövüş Kulübü”nde olduğu gibi isimsiz kaldı karakter.

Varolmayanlar’da geçen bir sihirli kalem söz konusu. Kahramanınızın yazdığı şeylerin gerçek hayatta da gerçekleşmesi fikri gerçekten çok orijinal. Bu fikir nereden geldi aklınıza? Ve eğer siz de büyülü bir yeteneğe sahip olmak isteseydiniz bu ne olurdu?

“Hayalet Kitap”ta yazdığım yan öykülerden birinin gerçek hayatta gerçekleştiğini duymuştum. O romanımda Vergi Hukuku öğretmenine vergi cezasına çarptırılıyordu. Orada bahsettiğim öğretmen gerçekten böyle bir ceza yemiş. Bir de, bir başka öykümde Mars’ta bir ova bulunuyor, adını Sagan koyuyorlar. Bu öyküyü yazdıktan bir süre sonra gerçekten de Mars’ta bir ovanın adını Carl Sagan koydular. O haberi okuduğumda çok şaşırmıştım. Tabii ki, bu tamamen rastlantısal bir olay ama yine de “Ya yazdıklarımız gerçekten var oluyorsa?” diye sormaya başladım kendime. Varolmayanlar’ın fikri böyle doğdu…

Benim böyle bir güce sahip olan kalemim olsa, ilk iş Jules Verne, Lovecraft, Boris Vian, Guy de Maupassant, Tolkien gibi sevdiğim usta yazarları diriltirdim, kalemi onlara verirdim. Onlar ne yapılması gerektiğini benden iyi bilir:)

Kısa bir süre önce Varolmayanlar’la ilgili aynı anda okurlarınızı hem heyecanlandıran hem de üzen bir tweet attınız. Dizi projesine dönüşmesinden bahsediyoruz tabii ki. Nedir tam olarak projenin iptal olma sebebi? Bir açık kapı olduğunu söyleyebilir miyiz, yoksa tamamen rafa mı kalktı?

Televizyon sektörü çok karışık. İzlediğiniz diziler kadar bir de izleyemediğiniz diziler var. Çekildiği halde kenara atılan projeler var. İki sene önce “Atlılar” diye fantastik bir dizi çekildiği halde yapımcının kararıyla daha yayınlanmadan iptal edildi mesela. “Varolmayanlar”ın diziye dönüşmesi için çalışmalar devam ediyor. Eğer bu gerçekleşmezse ilk iki bölümü internetten paylaşırım. Bence keyifli bölümler oldu:) Ama nasıl çekileceği bir soru işareti:)

Şöyle bir bakınca iki romanınızın içinde de kurgunuza dolaylı yoldan etki eden kısa öyküler mevcut. Kitaplarınızı öykülerle süsleme fikri nereden çıktı? Buna Doğu Yücel tarzı diyebilir miyiz?

Yan öykülerle ilerleyen kurguları seviyorum. “Big Fish” filmini anımsayın. Ya da “The Fall”. “Yüzüklerin Efendisi” de öyle değil midir? Bir anda ana meseleden kopup Tom Bombadil’in öyküsüne geçeriz mesela. Douglas Adams’ın “Otostopçunun Galaksi Rehberi” de bir sürü öyküden oluşuyor gibidir. Böyle örnekler varken, buna “Doğu Yücel tarzı” demek doğru olmaz:) Ama kendime bir has, bir tarz kurmaya çalıştığım da doğrudur. Yan öyküler, bu tarzın bir parçası.

Peki bize kitaplarınızı birer, ikişer cümleyle özetler misiniz? Düşler, Kâbuslar ve Gelecek Masalları? Hayalet Kitap? Varolmayanlar?

Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları: Her öykü farklı telden çalsa da tema bütünlüğünü koruyan enteresan bir seçki. Bilimkurgu da var, masal edebiyatı da, büyülü gerçekçilik de var, korku da.

Hayalet Kitap: Platonik aşk, eğitim sistemi gibi meseleler üzerine kafa patlatan, yer yer deneysel bir hayalet öyküsü. Otobiyografik korku:)

Varolmayanlar: Sisteme dokunduran, gerçekçi ve anarşist bir şehir fantazyası. Üzerinde en çok çalıştığım ve halen daha dünyasından kopamadığım bir düş…

Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları’nda babanızın kişisel özelliklerinden esintiler ve kendi hayalperest kişiliğinizden kesitler var, Hayalet Kitap’ta Gökalp karakteri bir nevi sizi yansıtıyor, Varolmayanlar’da ise farklı karakterlere çeşitli özellikleriniz işlenmiş durumda. Kitaplarınızın ne kadarı Doğu Yücel?

Yüzde yüzü. Usta bir yazarın notlarında okumuştum, en kötü karakter bile benim demişti. Öykülerimdeki her karakterde kendimden bir iz görebiliyorum. Zaten her bireyin tek, köşeli bir karakterden oluştuğu fikri burçlarla, astrolojiyle, new age inanışlarla hayatımıza giren bir yalan. Aslında içimizde bir karakter deryası var. Kâğıt kalemin başına geçince onlar hortluyor bir anda…

Romanlarınızın bir gün yurt dışında, farklı dillerde okunmasını ister miydiniz, böyle bir hayaliniz var mı? Eğer varsa, bunun hakkında herhangi bir çalışmanız mevcut mu, yoksa sadece hayalden mi ibaret?

GÖZ ATIN  2017 GİO Ödülleri Galipleri Arasında Kayıp Rıhtım da Var!

Tabii ki, en büyük hayalim bu. Hatta en büyük hayalim şu; hani Stephen King sevdiği yazarların romanlarına alıntı verir ya… Clive Barker için “Korkunun geleceğini gördüm, Clive Barker yazıyordu” demiştir, maşallah Barker’ın her kitabına çakarlar bu lafı:) King’in sarf ettiği bir alıntıyla herhangi bir kitabımın çıkmasını hayal etmişimdir hep. Hatta eminim Varolmayanlar’ı okusa çok severdi.

“Varolmayanlar”ın bir yurtdışı macerası olsun diye çalışmalar yapıyorum. Çevirisini Ayşe Batur yaptı. Ben de çok uğraştım bu çeviri için. Fakat yurtdışına açılmak sanıldığı kadar kolay değil. Çok büyük Türk yazarlarının bile İngilizcede kitabı yok. Kısacası, gerçekleşmesi zor bir hayal bu ama peşini bırakmayacağım…

Bir okurunuz olarak söylemeliyim ki (Bengü) eserleriniz oldukça sağlam. Peki böylesine kaliteli işler ortaya koyan bir yazar neden bu kadar az eser verir? Böyle olmasını siz mi istediniz, yoksa iş temposu öykü/roman yazarlığınıza engel mi oluyor?

eşekkürler. Az olduğu tartışılır bence. 2001’de çıktı ilk kitabım, geçen 13 senede toplam 3 kitabım, 2 de uzun metraj filmim var. Ayrıca her ay Blue Jean ve Headbang dergilerinde yazılarım, röportajlarım, araştırmalarım çıkıyor. Buna FABİSAD’ı (Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği) da ekleyin. Bu dernek kapsamında GİO Yarışması gibi çeşitli etkinlikler düzenliyoruz, atölyeler, söyleşiler yapıyoruz. Ciddi bir mesai o da. Kısacası genel resme bakarsanız; Türkiye gibi yazarlarına iyi davranmayan bir ülke için çok da kötü sayılmaz. Ama şu bir gerçek; iş tempom öykü çalışmalarımı biraz yavaşlatıyor. Ama ondan da büyük engel benim mükemmeliyetçiliğim. Aslında birçok öykü kurguluyorum ama hepsini beğenmiyorum. Bir de yakaladığım öykü fikrini yazdıktan sonra sürekli geliştiriyorum. Bazı yazarlar, bir günde öykü yazıyor. Son noktayı koyar koymaz, “yazdım oldu” diyor, yayınlanmaya hazır olduğunu düşünüyor. Bunu anlayamıyorum. En son “Kar İzleri Örttü” derlemesi için bir öykü yazdım, aylarca çalıştım üzerinde. İlk kitabımdaki “Binbir Gündüz Masalı” üzerinde 2 sene kafa patlatmıştım. Tam öyküyü çöpe atacakken finaldeki hareket aklıma geldi, o zaman öyküyü bitirebildim. Bazen bir cümle üzerinde haftalarca düşündüğüm oluyor. Takıldığım bir kelimenin doğrusu rüyamda aklıma geliyor, kalkıp onu not alıyorum. Öykü yazmak benim için delirtici bir süreç. Sonuçta kendi öykümü okurken aldığım hazzın büyük olması gerekiyor ki, tüm bu acayipliklere değsin:)

Çeşitli öykü derlemelerinde birkaç öykünüz var fakat internet üzerinde fazla öykünüz olduğu söylenemez. Bunun nedeni nedir? Fazla üretken olmadığınızın bir kanıtı mı bu da, yoksa bu duruma karşı mısınız?

Bunun sebebi yukarıda bahsettiğim takıntılı ruh hali.

Öykü yazmak mı daha zor, roman yazmak mı? Hangisinden daha çok keyif alıyorsunuz?

Öykü küçük sahada futbol oynamaksa, roman büyük sahada futbol oynamak gibi. Öykü pinponsa, roman tenis. İkisinin de keyfi ve zorlukları ayrı.

Taylan Biraderler tarafından beyazperdeye taşınan Okul filminin kökü sizin kitabınıza dayanıyor ve zaten filmin senaristi de sizsiniz. Peki ama neden kitaptan bu kadar farklı bir senaryo çıktı karşımıza?

Bu soruyu yıllardır bin defa yanıtladım. Farklı bir yanıt vermeye çalışayım: Yönetmenlerin en büyük hayali yatılı okulda geçen bir film çekmekti. Ayrıca meselemiz eğitim sistemindeki aksaklıklardı ve ülkemizdeki en büyük sorun da üniversite sınavıydı. O yüzden lisede geçmesi gerektiğini düşündüler. Ben de katıldım onların bu görüşüne. Bir de filmin tutacağına emindim, ikinci bir film yapılır, o da üniversitede geçer diye düşündüm. Film tuttu, bir milyona yakın kişi izledi, yakın tarihin en büyük kârlarından birini etti. Ama yapımcıyla aramız iyi olmadığından “Okul 2” yalan oldu. Yoksa kitabın ruhuna daha yakın bir devam filmi çıkabilirdi.

Okul filmi haricinde bir film senaryonuz daha bulunmakta: Küçük Kıyamet. Şunu sormak istiyoruz, neden senaryo yazımına ara verdiniz? İleride bir gün gene sinema sektöründe görebilecek miyiz sizi? Taylan Biraderler’le yeni ortak çalışmalarınızı görmek isteriz doğrusu.

Taylan Biraderler dizilerle çok yoğundu, ben de onlar dışında rahat ve yaratıcı bir şekilde çalışabileceğim, karşılıklı güvene dayalı bir dostluk geliştirebileceğim bir yönetmen bulamadım. Aslında para kazanmak için bir sürü projeye girdim, yazdığım bir sürü senaryo, sinopsis vs var. Ama o projelerden bir sonuç elde edemedik, para kazanayım derken yediğim kazıklar da cabası.

Doğan Kitap’a geçme serüveniniz tam olarak nasıl oldu? Yayınevinizden memnun musunuz?

Evet, çok memnunum. Yıllarca Çitlembik ve Stüdyo İmge gibi idealist ama imkânlarından dolayı hayallerimi gerçekleştirmekte sıkıntı yaşadığım yayınevleriyle çalıştıktan sonra büyük bir yayıneviyle çalışmak istedim. Doğan Kitap’a dosyamı bıraktım, bir süre yanıt gelmeyince reddedileceğim diye korktum ama sonra bizzat Deniz Yüce Başarır’dan romanı çok beğendiğine dair e-mail geldi. Romandaki bazı isyankâr veya “ayıp” bölümleri yumuşatmak isteyebilirler diye düşünüyordum ama hiç karışmadılar. Bu da doğru yayınevini seçtiğimi düşündürttü bana.

GÖZ ATIN  Haftanın Kitabı #53 - Pusova

TRT Okul kanalında haftalık kültür sanat programı Sanat 2013’te, her hafta Liste Kitap adı altında 5 adet kitap tanıtıyordunuz, çok da iyi oluyordu aslında kitap meraklıları için. Fakat belli bir zaman sonra sizi ekranda görememeye başladık, bunun sebebi nedir? Eğer iptal olduysa, bu ve buna benzer herhangi bir proje var mı ufukta?

TRT’nin yeni yönetimi TRT’deki programların birçoğunu iptal etti. Bunlardan biri de benim programıma yer veren “Sanat 2013”tü. Şu an buna benzer bir proje yok.

 

Günlük yaşantınızda futbolun önemli bir yer edindiğini sizi az çok tanıyan herkes biliyor zaten, hatta bir de futbol takımınız ve onun yer aldığı bir lig var. Bize bunlardan biraz bahseder misiniz? Hangi aralıklarla müsabakalara çıkıyorsunuz? Takımınızda kimler var? Ve bu durum işinize engel oluyor mu hiç?

“Haftada bir maç” da işimize engel olacaksa hiç yaşamayalım:) Futbol çok sevdiğim bir oyun. Bundan 4-5 sene önce yazarlardan, sanatçılardan kurulu, Ayazma isimli bir takım kurduk. İngiltere, Almanya, İtalya gibi ülkelerde buna benzer yazar takımları mevcut. Arada bir onlarla maçlar da yapıyoruz. Almanya’da 2 sene önce dünya kupası yapıldı. 8 ülke takımı katıldı, ikinci olduk. St Pauli’nin stadyumunda oynamak gibi hayallerimizde göremeyeceğimiz olaylara sebep oldu Ayazma. Takımda şu an Alpay Erdem, Hakan Yel, Birol Namoğlu, Mert Fırat, Koray Candemir, Harun Tekin, Mustafa Kemal Öztürk, Hamit Çağlar Özdağ gibi isimler var. Maalesef takımdaki yazar sayısı son yıllarda çok azaldı. Emrah Serbes, Alper Canıgüz, Faruk Duman gibi yazarlar yaşadıkları çeşitli sakatlıklardan sonra ayrılmak zorunda kaldılar.

Okumaktan en çok hoşlandığınız kitap türleri? İstisnasız her kitabını okurum dediğiniz yazarlar?

Tüm romanlarını okuduğum tek bir yazar var: Boris Vian. Bir de Salinger, ama onun zaten tek romanı var:) Etkilendiğim, sevdiğim yazarları tekrarlamak gerekirse: Douglas Adams, Lovecraft, Tolkien, Poe, Jules Verne, Kafka… Son zamanlarda Bret Easton Ellis, Murakami… Liste uzar da uzar. Türklerden Müfit Özdeş, tek kitabıyla beni çok etkilemiştir.

Yazarken kafam daha çok doğaüstüne çalışsa da, okurken başka tarzlardan da hoşlanabiliyorum. İyi yazılmış, iyi kurgulanmış olması ve hayata bakış açısının benimle uyuşması yeterli.

Okurlarınıza önerebileceğiniz kitaplar? Bir Doğu Yücel top5’i yapabilir miyiz?

Bu listeler hep değişir, hep bir şeyler unutulur ama deneyelim:

  • Bram StokerDracula
  • Douglas AdamsOtostopçunun Galaksi Rehberi
  • Dino BuzzatiBüyülü Öyküler
  • Stanislaw LemSolaris
  • Ray BradburyFahrenheit 451

Rıhtım ekibi olarak röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz ve sorularımıza verdiğiniz içten cevaplar için teşekkür ederiz. Neler söylemek istersiniz Kayıp Rıhtım takipçilerine ve kendi okurlarınıza?

Hayal kurmak üzere olanlara… sizleri selamlıyorum! (*AC/DC’nin ‘For Those About To Rock (We Salute You)’ şarkısından devşirdim)

Son olarak şunu belirtelim: Sizle röportaj yapacağımız için “Usta İlhamşörlerden Tavsiyeler” adlı projemizde adınız yer almadı. Aynı soruyu iki kez sormamak adına böyle bir karar aldık. Bu yüzden şimdi sormuş bulunalım. Yazar olmak isteyen edebiyatseverlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Usta yazarların önerilerine kulak versinler. İnternette ustaların sadece yazım süreciyle ilgili yazdığı makalelere veya röportajlara ulaşabilirler. Aynı zamanda kitaplar da var. Geçen sene Orhan Pamuk ve Umberto Eco’nun yazarlık üzerine yazdıkları kitaplar var. Stephen King’in “Yazma Sanatı”, Milan Kundera’nın “Roman Sanatı”, Lajos Egri’nin “Piyes Yazma Sanatı” gibi kitaplar gençliğimde bana yol gösterici olmuşlardı. Tabii, bu kitapları “kurallar yıkılmak için yaratılmıştır” gözüyle okumak gerek. Çok okumalarını, daha çok yazmalarını öneririm. Asla yazdıkları bir öyküye “tamam bu oldu” gözüyle bakmasınlar, en büyük tehlike o. Marquez gibi ustalar her öykülerini en az 3-4 defa baştan sona yazdıklarını söylerler. İlk taslağın el yazısıyla yazılması, faydalı olabilir. Kağıt, kalem ve el elementleri birleşince sihir daha kolay çıkıyor. Ama çok da önemli değil. Yazarken internet’i kapatmalarını, telefonlarını sessize almalarını öneririm. Bir de, Stephen King’in “Yazma Sanatı”nda sürekli hatırlattığı üzere: kapıyı da kapatın. Kapıyı dünyaya kapatın ve tamamen kendi dünyanıza çekilin.

RÖPORTAJ
BENGÜ AKAGÜL & BAHRİ DOĞUKAN ŞAHİN

Stranger Things Kitap

PORTAL YORUMLARI

  1. Önemli değil dedi ki:

    Hiç bir kitabını okumamama rağmen bu yazarı çok seviyorum. Hayata bakış açısı benimki gibi ve garip birisi olduğu için sanırım.?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Doğu Yücel ile Röportaj

Varolmayanlar, Hayalet Kitap ve Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları)’nın yazarı Doğu Yücel ile sitemizin 6. yıl şenlikleri dolayısıyla sizler için uzun mu uzun, keyifli mi keyifli bir röportaj gerçekleştirdik!

 

 

Başa dönün
Daha fazla Edebiyat, Kayıp Rıhtım, Röportaj
Tolkien’in Kaleminden “Noel Baba”

Noel Baba ve onun sakar yardımcısı konumundaki konuşan bir Kutup Ayısı'nın maceralarının anlatıldığı, daha çok...

Kapat