İsmi Olmayan Şeyleri Yazmak: Bir Ursula K. Le Guin Söyleşisi

Ursula K. Le Guin'in aramızdan ayrılmadan önce gerçekleştirdiği son röportajı sizler için çevirdik.

Ursula K. Le Guin’in eserlerinin Library of America koleksiyonuna dahil edildiğini daha önce sizlerle paylaşmıştık. Bu serideki ikinci ve üçüncü cildin yayınlanmasının ardından Amerikan gazeteci David Streitfeld, Le Guin ile Los Angeles Review of Books için bir röportaj yapmıştı. Bu aynı zamanda Le Guin ile yapılan son röportaj olma özelliğini de taşıyor. Bu kıymetli söyleşiyi biz de sizler için Türkçeye çevirdik.

* * *

DAVID STREITFELD: Sağlığın nasıl?

URSULA K. LE GUIN: İyi.

Ruh halin nasıl?

İyi. (Gülüyor) İnan bana, 80’lerinin sonlarına geldiğinde gittikçe yavaşlıyorsun. Halka açık etkinliklerimin çoğunu bıraktım. Çok sık, “Hayır, teşekkürler,” diyorum. Bu çok kötü. Powell’s Books’ta[1] okuma yapmayı seviyorum. Gösterişçiyim. Dinleyicileri harika. Ama fiziksel olarak artık bu mümkün değil.

Library of America koleksiyonuna eklenen bu iki kitabını çok kısa bir zaman diliminde çıkartmışsın; 1960’ların sonlarındaki birkaç yılda ve 70’lerin başlarında. O zamanlar çok formdaydın; Karanlığın Sol Eli (1969) ve Mülksüzler’i (1974) neredeyse art arda yazdın. Ayrıca bu dönemde ilk Yerdeniz romanlarını da yazdın.

O dönemden önce de en az o zamanki kadar sıkı çalışırdım, sonrasında da öyle. Bütün önemli eserlerimi o dönemde yazmış değilim. Daha sonra da oldukça iyi şeyler var.

Ayrıca üç de küçük çocuk büyütüyordun.

Yedi ya da sekiz yıl boyunca beş yaşın altında bir çocuğum oldu. Üç numara biraz beklenmedik şekilde, iki numara anaokuluna gitmeye başladığı zamanlarda geldi. Eğer Charles tam zamanlı bir ebeveyn olmasaydı başarmamın imkanı yoktu. Tekrar tekrar söylüyorum, iki kişi üç işi yapabilir ama bir kişi iki işi birden yapamaz. Yani, bazen yapabilir ama bu onun canına okur.

Temponu nasıl ayarlıyordun?

O yıllarda son teslim tarihine göre çalışmamaya çok dikkat ettim. Asla bir kitap için söz vermedim, asla. İstediğim şeyi istediğim zaman yapabileceğim bir alan bıraktım kendime. Yazmaya ayıracağım asıl zaman, çocuklarımın ihtiyaçlarını giderdikten sonra bana kalanla sınırlı olacaktı. Pollyannacılık yapmak istemiyorum ama iki iş de son derece ödüllendiriciydi. Hem de anında alıyordunuz bu ödülleri. Yazmayı seviyorum ve çocukları da seviyordum.

Bir seferinde çocuk sahibi olmanın yazmayı daha kolay kılmadığını ama daha iyi hale getirdiğini söylediğini hatırlıyorum. Yine de epey bir hokkabazlık gerektirmiş.

Üçüncü sefer hamile olduğumu öğrendiğimde kötü bir dönemden geçtim. Nasıl olacaktı da bütün bu şeyi baştan sona yeniden yaşayacaktık? Hamilelik insanı oldukça tüketen bir şey olabiliyor. Ama kolay bir hamilelikti, harika bir bebek oldu ve bu dönemi yaşadığımıza gerçekten çok memnunuz. Evimiz hayat doluydu.

Belli ki her anlamda büyük bir verimlilik[2] dönemiydi.

Görünüşe göre iki cephede de yapabiliyordum. Ben sağlıklıydım, çocuklar da sağlıklıydı. Bu büyük bir fark yaratıyor. Ama o zaman bütün bunlar dikkate değer görünmüyordu. Kadınlardan çocuk sahibi olmalarının beklendiği bir neslin parçasıydım.

Peki ne zaman yazıyordun?

Çocukları yatırdıktan ya da yataklarında bir kitapla bıraktıktan sonra. Benim çocuklarım şimdikilerin yatağa gittiği saatten çok daha erken yatmaya gidiyorlardı. Torunlarımın 23.00’e kadar uyanık kaldıklarını öğrendiğimde dehşete düştüm. Bu beni delirtirdi herhalde. Eski moda saatlerimizi koruduk; akşam 20:00, 21:00 gibi. Çatı katına gider ve 21:00’den gece yarısına kadar çalışırdım. Eğer yorgunsam biraz daha zor olurdu. Ama yapmaya fazlasıyla hevesliydim. Yazmayı seviyorum. Heyecan verici, yapmaktan gerçekten mutlu olduğum bir şey.

Eserlerinin Library of America’ya dahil edilmesi sana ölümsüzlere katılmışsın gibi hissettirdi mi? Şimdi bütün o büyüklerle beraber en tepedesin — Twain, Poe, Wharton.

Evde bir Mark Twain setiyle büyüdüm. Yazarların eserlerinin derlemeleri çok da büyük bir mesele değil. Ve temsilcim sözleşmeyi imzalama konusunda kararsızdı çünkü ön ödeme normalde yaptığı anlaşmalardan daha azdı. Kendisi iyi bir temsilci, işi para kazanmak. Benim farkına varamadığım şey ise eserlerinizin Library of America’da yayınlanmasının gerçek ve kalıcı bir onur olduğuydu. Özellikle de hâlâ hayattaysanız. Philip Roth ve ben tuhaf ama özel bir kulüp oluşturuyoruz.

Library of America’daki ilk kitabın geçen sene çıktı. Adı “The Complete Orsinia” ve senin daha az bilinen çalışmalarını içeriyor.

İlk önce bunu basmaları için Library of America’nın gözünü korkuttum. Gözlerini korkuttuğumun farkında değildim ama öyle yapıyormuşum. Oldukça iyi niyetli yaklaştılar.

Malafrena (1979) bu cildin en önemli parçası. 19. yüzyılın erken zamanlarında Macaristan yakınlarındaki hayali bir Avrupa ülkesindeki başarısız bir darbe girişimi esnasında geçiyor.

Kendisi ne fantazya ne de bilimkurgu olan eserlerimden birisidir. Öyleyse ne demek lazım? Alternatif tarih de değil çünkü gerçek Avrupa tarihiyle tamamen bağlantılı. Bunun için uygun bir isim yok. Benim sorunum da bu, ismi olmayan şeyler yapıyorum.

Bu kitaplardan bazılarının epey uzun bir yolculuğu var. Elli yıl önce, esasen ucuz bilimkurgu kitapları olarak yayınlanmışlardı.

Bu kitapların kökenlerinden azıcık dahi utanmıyorum ancak bazı insanlar gibi gözlerim de kamaşmıyor. Bazı insanlar ucuz romanlara hayranlıkla bakıyorlar; 25 sentlik kitaplar fikrinde uzak ve göz alıcı bir şey var. Michael Chabon’un Kavalier ve Clay’in Akıl Almaz Maceraları’nı [3] yeniden okumanın ortalarındayım. Michael tüm bu çizgi roman olayından büyülenmiş. Bu tamamen anlaşılabilir bir durum ve hayranlığından zevk alıyorum ancak benim aklım o şekilde çalışmıyor. Ben içeriğe önem veriyorum. Sunum sadece orada olması gereken bir şey.

Elli yıl önce bilimkurgu ve fantastik kurgu marjinal türlerdi. Saygıdeğer değillerdi. 1974’te “Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?”[4] başlıklı bir konuşma yaptın.

Amerikan kültüründe hayal gücünü çocuklara bırakma eğilimi var; büyüyüp ondan kurtulacaklar ve iyi bir iş adamı ya da politikacı olacaklar.

Bu değişmedi mi? Şimdilerde fantastik kurgu içinde yüzüyoruz sanki.

Ama büyük bir kısmı birbirinin türevi; gerçek anlamda bir şeyler hayal etmeden bir sürü orku, tek boynuzlu atı ve galaksiler arası savaşı harmanlayıp ortaya bir şeyler çıkarabilirsin. Kültürümüzle ilgili sorunlardan biri de hayal gücüne saygı duymamamız ve onu eğitmememiz. Alıştırma yapmaya ihtiyacı var. Pratiğe ihtiyacı var. Bir sürü hikâye dinlemeden, ardından nasıl yazılacağını öğrenmeden önce bir hikâye anlatamazsın.

Son zamanlarda hayal gücünün bazı olumsuz taraflarıyla ilgili endişelerin var.

Edebiyat söz konusu olduğu sürece bir sorunum yok. Dizginsiz hayal gücünün beni asıl kaygılandırdığı yer, kurgunun dışına çıktığı zamanlar… Bir hatıra yazısında yalan söyleyebilmeniz. Gerçekler yerine “doğruyu” takip etmeye teşvik ediliyorsunuz. Huysuzluk yapmıyorum, sonuçta ben bir bilim insanının kızıyım[5]. Gerçekleri sahiden seviyorum. Onlara çok büyük saygım var. Ancak kurgu dışı eserlerde epey teşvik edilen gerçekliğe karşı bir kayıtsızlık var. Örneğin, yazarların bazen gerçekten yaşayan insanları, hatta yakın zamanda ölmüş olanları bile bir romana dahil etmesi beni endişelendiriyor. Bunda bir tür saygısızlık, o kişinin yazar tarafından sömürgeleştirilmesi var. Bu doğru mu? Adil mi? Ve sonra bazı şeyleri kafalarından uyduran biyografi yazarları ortaya çıkıyor. Ben böyle bir şeyi okumak istemiyorum. Kendimi bu nedir, bir roman mı yoksa bir biyografi mi diye sorarken buluyorum.

Bu günlerde e-kitap hakkında ne düşünüyorsun?

E-kitaplar ve basılı kitaplar hakkında yazmaya başladığımda birçok insan, “Kitaplar öldü, kitaplar öldü, her şey elektronik olacak,” diye bağırıyordu. Bıktım bundan. Söylemeye çalıştığım şey, artık iki farklı yayıncılık yöntemimiz var ve ikisini de kullanacağız. Eskiden bir tane vardı, artık iki oldu. Bu nasıl kötü bir şey olabilir? Canlılar bazı şeyleri farklı yollarla yapabildikleri takdirde daha uzun yaşarlar. Şahsen bu konuda oldukça tutarlı olduğumu düşünüyorum. Ama kullandığım ton değişmiş olabilir. Moda olan bir görüşe karşı geliyordum. Geçenlerde şöyle bir şaka duydum. Gutenberg’in ikinci kitabı neydi biliyor musun, İncil’den sonraki? Kitabın nasıl öldüğüyle ilgili bir kitaptı.

Artık Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi’nin (American Academy of Arts and Letters) bir üyesisin.

Az daha olmuyordum. Çok utanç verici. Ya gönderdikleri mektup postada kayboldu ya da ıvır zıvır sanıp attım, ama iki durumda da davet elime hiç geçmedi. Beklediler, beklediler, beklediler ve en sonunda temsilcimle iletişime geçtiler, o da anında benimle iletişime geçti. Onlara yazdım ve dedim ki “Dylan’lık yapmıyordum.”[6] Ama merak etmiş olmalılar.

Bu da bir başka onur, hem de oldukça önemli bir tane. Senin için ne ifade ediyor?

Mary Godwin’in kadın haklarının gerekçelendirilmesi hakkındaki görüşünü alıntılarsak[7], bu da bilimkurgu haklarının gerekçelendirilmesiydi. Kariyerimin bu seviyede kabul edilmesi tutucu ve inatçı insanların, “Kurgu eserler edebiyat değildir,” demelerini oldukça zorlaştırdı.

Hâlâ söylüyorlar mı bunu?

Anlatsam şaşırırsın.

Bir seferinde politik duruşunu, “Ben ilerlemeci değilim. Bana göre ilerleme fikri haksız ve genellikle zararlı bir hatadır. Değişime ilgi duyuyorum, ki bu tamamen farklı bir mesele,” diyerek belirtmiştin. Neden ilerleme fikri zararlı? Hiç şüphe yok ki tarihin çok büyük bir bölümünde belirli bir fikri veya ideali olan insanlar sayesinde toplumsal meselelerde ilerleme kaydedilmiştir.

İlerlemenin zararlı olduğunu söylemedim, ilerleme fikrinin genellikle zararlı olduğunu söyledim. Toplumsal meselelerden ziyade daha çok bir Darwinci olarak düşünüyordum. Evrim fikrini en altta amipin, en üstte ya da en üste yakın bir yerde de insanın olduğu, yükselen bir merdiven olarak düşünüyorum. Belki insanın üstünde de birkaç melek vardır. Ve tarih fikrini ise daha iyiye doğru eksiksiz bir yükseliş olarak görüyordum — ki, bana göre, 19’uncu ve 20’nci yüzyıllarda “ilerleme” kelimesi de bu anlamda kullanılıyordu. Cehaletin karanlık çağlarını, buhar makinelerinin olmadığı, uçakların/nükleer gücün/bilgisayarların/veya sırada ne varsa onun olmadığı ilkel çağları arkamızda bıraktık. İlerleme eskiyi bir kenara atıyor ve bizi daha yeniye, daha iyiye, daha hızlıya, daha büyüğe vesaire götürüyor. Bununla olan sorunumu görüyor musun? Bu doğru değil.

Evrim buna nasıl uyum sağlıyor?

Evrim harika bir değişim sürecidir; farklılaşmayla, çeşitlendirmeyle, karmaşıklıkla dolu, sonsuz ve olağanüstü bir şey. Ama herhangi bir sonucunun diğerlerinden genel hatlarıyla “daha iyi” veya “daha üstün” olduğunu söyleyemem. Sadece belli açılardan. Sıçanlar koalalardan daha zeki ve daha uyumludurlar ve bu iki üstünlük sıçanları hayatta tutarken koalalar ise yok oluyorlar. Diğer taraftan, etrafta okaliptüsten başka yiyecek hiçbir şey olmasaydı sıçanlar anında ortadan kaybolurdu, koalalar ise gelişirdi. İnsanlar bakterilerin yapamadığı her türlü şeyi yapabiliyorlar. Ama eğer hangisinin küresel çapta, gerçekten uzun vadede hayatta kalacağı üzerine bahis oynamam gerekseydi paramı bakterilere yatırırdım.

2014’teki Ulusal Edebiyat Ödülü Onur Madalyası kabul konuşmanda, “Zor zamanlar geliyor,” demiştin.[8]

Kesinlikle Donald Trump’ı öngörmemiştim. Daha uzun vadeli zor zamanlardan bahsediyordum. 30 yıldır söylüyorum, dünyayı yaşanmaz bir hâle getiriyoruz, Tanrı aşkına. Tam 30 yıldır!

Ve sonra, seçimin hemen ardından savaşçıyı değil de suyu yücelten, yeni bir direniş modeliyle çıkageldin: “Bir nehrin akışı, benim için zor zamanlarda devam etmemi sağlayan bir cesaret örneği oluşturuyor. Beni kötü yerlerde, kötü zamanlarda ayakta tutan bir cesaret. İstediği için itaat eden ve sadece gerektiğinde güç kullanan bir cesaret.”[9]

Lao Tzu ve Tao Te Ching’de[10] sıkıca kök salmış bir düşünce bu. Benim de derinliklerime işledi, ta gençlik yıllarımda.

Erken dönem çalışmalarında da var olan bir düşünce mi bu?

Gerçek çalışmalarımın birçoğu kurgusaldı, onlarda böyle şeyleri doğrudan ifade etmezsiniz. İçinde inşa edersiniz. Karanlığın Son Eli (1971) romanımda olduğu gibi. Kahramanı George biraz suya benzer. Eskiden dedikleri gibi, olayları akışına bırakır. Suyla ilgili o yazıyı bloğumda yayınlamak konusunda kararsızdım. Çok açık sözlüydü ve kulağa bir çeşit guru olmaya çalışıyormuşum gibi geliyordu.

Sen zaten açık sözlü bir insansın.

Yapabildiğim zamanlarda böyle şeyleri kurgunun içine saklamayı seviyorum. Ama artık neredeyse hiç kurgu yazmıyorum.

Bir-iki yıl boyunca bir daha hiç yazmayacağını düşünmüştün.

Ama sonra aniden Catamaran için “Calx” adında küçük bir hikâye yazdım,[11] sonra eylülde de “Acıma ve Utanç” adında uzun bir tane daha.[12] Bütün iyi bilimkurgu yazarlarının bildiği şeyi hatırlamam gerekirdi: tahmin bizim oyunumuz değil.

Onurlandırılmaktan ve ünlü olmaktan yoruluyor musun?

Unutma, bir kadınla konuşuyorsun. Ve bir kadın için tüm edebi ödüller, onurlar ve herhangi bir şekilde önemsenme yokuş yukarı tırmanmak gibidir. Ve eğer gelenekleri küçümsemekte ve bilimkurgu, fantazya ve tarifsiz şeyler yazmakta ısrar ediyorsa bu daha da zordur.

Ya şimdi?

Ödüllerin abartılı olduğunu düşünmüyorum. Bence onları hak ettim. Benim için hoş ve faydalılar çünkü kendime duyduğum saygıyı destekliyorlar. Çünkü o saygı yaşlandıkça ve eskiden yaptığınız şeyleri yapamadıkça sarsılıyor.


Röportaj: David Streitfeld
Çeviri: Burak Mermer
Editör: M. İhsan Tatari


Dipnotlar:

[1] Şu an için 5 tane şubesi bulunan, Portland Oregon merkezli dünyanın en büyük bağımsız kitabevi.

[2] Streitfeld’in burada kullandığı kelime “fecundity” aynı zamanda doğurganlık anlamına da geliyor.

[3] Türkçeye Mehmet Harmancı çevirisiyle Everest Yayınları tarafından kazandırılan bu eser başta Pulitzer olmak üzere birçok ödül aldı.

[4] Bu konuşma, Metis Yayınları tarafından yayınlanan “Kadınlar Rüyalar Ejderhalar” isimli derlemede yer alıyor.

[5] Le Guin’in babası Alfred ve annesi Theodora antropologtu.

[6] Le Guin burada 2016 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Bob Dylan’a atıfta bulunuyor. Dylan ödülü kazandığının açıklanmasının ardından uzun bir süre ses çıkarmamış, bu da tepki ve dedikodulara sebep olmuştu.

[7] Mary Godwin, ya da kızlık soyadıyla Mary Wollstonecraft, 1759-1797 yılları arasında yaşamış olup tarihteki en önemli feminist metinlerden “Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi”ne (1792) imza atmıştır. William Godwin ile evlenen yazar, aynı zamanda Frankenstein’in yazarı olan Mary Shelley’in de annesidir.

[8] Bu konuşmanın tamamını genel yayın yönetmenimiz M. İhsan TATARİ’nin çevirisiyle buradan okuyabilirsiniz.

[9] Bu ifade, Ursula K. Le Guin’in burada yayınlanan blog yazısında geçiyor.

[10] Ursula K. Le Guin’in, 7. yüzyılda yaşamış Lao Tzu’ya ve Tzu’nun Tao öğretisi üzerine yazdığı Tao Te Ching’e büyük bir ilgi duyduğu biliniyordu. Hatta Metis Yayınları geçtiğimiz günlerde Ursula K. Le Guin’in Tao Te Ching yorumunu Bülent Somay çevirisiyle bizlerle buluşturmuştu.

[11] Bu öyküyü buradan orijinal dilinde okuyabilirsiniz.

[12] Bu öyküyü ise buradan orijinal dilinde okuyabilirsiniz.

  • 54
    Shares




1993’te Sivas’ta doğdu. Ortaöğretimini de burada tamamladıktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Okumayı, izlemeyi ve bilgisayar oyunlarını çok sever. Hayatın anlamının Radiohead şarkılarında gizli olduğuna inanmakta, başka dünyalara duyduğu tutku sayesinde yaşamayı sürdürmektedir.

İsmi Olmayan Şeyleri Yazmak: Bir Ursula K. Le Guin Söyleşisi için 5 yorum

  1. mit dedi ki:

    Muazzam bir röportaj olmuş. Çok kitap okumadan yazar olunmaz yakarışını Ursula’nın ağzından da duymak kadar kadın bir yazar olarak çektiği zorlukları, geçtiği yolları ve yaşadıklarını okumak güzeldi.

    Bunun yanı sıra artık iyice yaşlandığı için bazı şeyleri yapamadığını ve bunun farkında olduğunu okumak da bir o kadar üzücüydü. Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir röportaj olmuş. Toprağı bol olsun. En sevdiğim kısmı şurası oldu sanırım:

    Burak Mermer’in çevirisi de yine çok başarılıydı :slight_smile: Keşke düzeltisini yaptığım her çeviri bu kadar rahat olsa… Eline sağlık.


  2. Tadı damağımda kaldı röportajın. Ellerinize sağlık Burak ve İhsan.

    Le Guin gibi değerli insanların beyin kıvrımları içinde, düşünce ağları arasında gördüğüm en ufak tavsiye kırıntısı benim için çok önemli.

    Şu akıl yürütmenin güzelliğine bakar mısınız?


  3. zehir dedi ki:

    Senin de ellerine sağlık abi. Sadece çeviriyi keyifle okunabilir bir hale getirdiğin için değil, ayrıca her seferinde bir sonraki çeviriye cesaret verdiğin için de teşekkürler. :krs:

    Size de teşekkürler @Gurlino, beğenmenize çok sevindim.

    Le Guin’in yazdığı, hatta Le Guin ile ilgili yazılan her şey ona daha çok hayran olmamı sağlıyor. Böyle bir yazarla aynı dönemde yaşayabildiğim, bir şekilde fırsat bulup eserlerini okuyabildiğim için çok şanslı sayıyorum kendimi.

    Bir de Le Guin’in bu röportajdaki her cevabı şahane gerçekten de, ama özellikle "Bir sürü hikâye dinlemeden, ardından nasıl yazılacağını öğrenmeden önce bir hikâye anlatamazsın." sözünü çerçeveletip evimin baş köşesine asabilirim.


  4. Bu kadını okumayı seviyorum.

    Sadece romanlarını değil aynı zamanda verdiği bu röportajları da. Her biri ayrı şey katıyor insan hayatına. Yerdeniz’de olduğu gibi sanki karşımızda kelimelerin önemini bilen, buna vakıf bir Ged çıkıyor. Ve söyledikleri, yaşadıkları, ne olursa olsun hak ettiği ödüller ve buna verdiği cevaplar itici durmuyor, bilakis ona duyduğum saygıyı daha da arttırıyor.

    Röportajın en başında, sağlığıyla ilgili sorulan soruya “İyi,” cevabını vermesi, hemen ardından yaşlılığın getirdiği sorunlar yüzünden yapmak istediği birçok şey olmasına rağmen genellikle olumsuz yanıt vermek zorunda kalışı o kadar üzücü ki.

    Diğer yorum yapan arkadaşlarım da söylemiş bunu ama alıntılamak, tekrar tekrar göze sokmak iyi olur diye düşünüyorum:

    “Bir sürü hikâye dinlemeden, ardından nasıl yazılacağını öğrenmeden önce bir hikâye anlatamazsın.”

    Sevgili @zehir’e ve @mit’e bize bu güzel söyleşiyi buluşturdukları için ayrıca teşekkürler!


  5. Elinize, emeğinize sağlık!!!:pray:

    “İki kişi üç işi yapabilir ama bir kişi iki işi birden yapamaz. Yani, bazen yapabilir ama bu onun canına okur.”
    :))


İsmi Olmayan Şeyleri Yazmak: Bir Ursula K. Le Guin Söyleşisi

Ursula K. Le Guin’in aramızdan ayrılmadan önce gerçekleştirdiği son röportajı sizler için çevirdik.

  • 54
    Shares

 

 

Başa dönün