Patrick Rothfuss’tan Daha Önce Hiç Duymadığınız İtiraflar

Kralkatili Güncesi serisinin sempatik ve bir o kadar da açık sözlü yazarı Patrick Rothfuss, The A.V. Club adlı bir internet sitesine verdiği röportajda kendisiyle ilgili oldukça ilginç bazı gerçeklere değindi.

The A.V. Club’ın sürekli olarak düzenlediği ve ilginç insanlara ilginç sorular sorduğu 11 Questions bölümünün son konuğu hepimizin yakından tanıdığı bir isim, Patrick Rothfuss’tu.

Kendisini en son Sessizliğin Müziği adlı novellasıyla kütüphanelerimize konuk ettiğimiz (detaylı incelememizi gözden kaçırdıysanız buradan buyurun) ve şu sıralar Kralkatili Güncesi’nin üçüncü kitabı üzerinde çalışan Rothfuss yine tüm sorulara her zamanki içtenliğiyle (hatta belki de abartılılığıyla) yanıt vermiş.

İşte sizler için derlediklerimiz:

Bugüne dek çalıştığınız en kötü iş hangisiydi?

Doğrusu şu ki insanların boktan bir iş olarak adlandırabilecekleri pek çok şeyde çalıştım ama hiçbirinden gerçek anlamda nefret etmedim. Örneğin otobüs muavinliği yaptım ve insanların yarısı yenmiş yiyeceklerine dokunmanın iğrenç bir şey olduğunu söylememi beklersiniz. Ama değildi. Taco Bell’de (Meksika yemekleri satan bir fast-food zinciri) de çalıştım ve bundan keyif aldım. Bir hastanede hademelik yaptım ve kuru paspas atmayı gerçekten sevdiğimi fark ettim. Sekiz saat boyunca mutlu mesut paspas atabilirdim. Bu benim için bir tür Zen tecrübesi gibi bir şeydi.

Sanırım bir amacı olan her işten keyif alıyorum. Belki de bu beni tuhaf biri yapıyor. Bir açıdan (şimdi söyleyeceğim şey kulağa berbat gelecek) yazarlık şimdiye dek çalıştığım en berbat iş. Çünkü benim için çok çok daha önemli, hata yapma şansınız çok yüksek ve bana güvenen bir sürü insan var. Başka bir açıdan bakıldığında da en keyifli, en tatminkar ve karşılığını en çok veren iş. İlginç… daha önce bunu hiç düşünmemiştim.

Taco Bell’de ne yapıyordunuz?

Her şeyi. Kıdem sıralamasında en alttaydım. Müşterilere bakıyor, tacoları hazırlıyor, guacamole tabancasını kullanıyordum.

Guacamole tabancası mı?

İçinden guacamole sosu çıkan, büyük bir silikon tabancası gibi bir şey. Bunun dışında restoranı temizliyor, masaları silip paspas atıyor ve tuvaletleri temizliyordum.

Kendinizi ilk kez ne zaman başarılı hissettiniz?

Bir yazar olarak, kendimi ilk kez başarılı hissetmeye kitabım basılmadan önce başlamıştım. Kitabımın basılması bunu onaylıyordu; ama bir yazar olarak kendimi en çok başarılı hissettiğim an, taslağımı okuması için birine verdiğimde ve sabahın ikisinde eve geri döndüğümde dışarıda yağmur yağıyor olmasına rağmen o kişiyi kitabımın bir sonraki bölümünü okumak için kanepemde otururken bulduğum zamandı. İşte o anda, “Tamam, nihayet bu işi doğru yapıyorum. Nihayet bu kitabı yeterince iyi olduğu bir noktaya taşıyorum,” diye düşünmüştüm.

GÖZ ATIN  G.R.R. Martin’in Müthiş Derlemesi “Düzenbazlar” Raflarda

Eğer süper güçleri olan bir kötü adam olsaydınız dünyayı ele geçirme planınız ne olurdu?

Kesinlikle Dr. Korkunç tiplemesi olurdum. Dünya berbat bir yer ve onu benim yönetmem gerek. Kesinlikle hayırsever bir tiran olurdum. Her şeyi kontrol altına alır ve herkesin boktan huylarını düzeltirdim. Herkesin nasıl daha iyi bir hâle getirileceğini biliyorum ve bıraksalar hemen yapabilirim. Aslında bu karakterime o kadar da ters değil, sadece bir yanardağ mağaram yok, hepsi bu.

Çocukken nasıl biriydiniz?

Kime sorduğunuza göre değişir. Sizin perspektifinize göre ya çok tatlı, büyümüş de küçülmüş bir çocuktum ya da çok bilmiş bir baş belası. Bir keresinde annem beni hayvanat bahçesinde kaybetmişti. Tekrar bulduğundaysa bir adamla kızının yanında duruyor ve onlara bir açıklamada bulunuyordum. Çünkü adam iki hörgüçlü olanların deve, tek hörgüçlü olanlarınsa lama olduğunu söyleme hatasına düşmüştü. Ve görünüşe göre ben de ikisinin arasındaki farkı açıklamaya girişmiştim. Sanırım 4 ya da 5 yaşındaydım.

Hazır laf lamalardan açılmışken, en son konuştuğumuzda bir lamayı öpmek üzereydiniz. Bunu yaptınız mı?

Yaptım. Aslına bakarsanız o iş büyük bir maceraya dönüştü çünkü o ekstra hedefe bağış kampanyası sona ermeden üç gün önce ulaşmıştık. Sanırım 750.000 dolardı. O yüzden… [Gülüyor]. Sorun şu ki, lamaların istedikleri zaman oldukça vahşi hayvanlar olabildikleri ortaya çıktı. İnsanlar çiftliklerini korumak için onlardan faydalanıyordu falan. Bir lama kelimenin tam anlamıyla diğer vahşi hayvanların canına okuyabiliyor ve öteki canlılar ondan kaçıyor. Yani ne gibi bir belaya bulaştığımın farkında değildim. Kuzey Wisconsin’de bu işi gerçekten yapan bir yer bulduk. Küçük bir yatak, kahvaltı… Bir avuç lamaları vardı ve işleri “gel ve lamayı öp” idi. Ben de harika, ben varım dedim. Dört saatlik bir mesafedeydi ama biliyorsunuz ya, hayır işi içindi. Sorun şu ki bunu hemen o sıralar yapmam gerekiyordu, çünkü hedefi tutturmuştuk ve bağış kampanyası sona ermeden bu işi halletmem lazımdı. Böylece hava kararmadan önce oraya varabilmek ve fotoğrafları çekebilmek için kasım ayının ortasında, bir kar fırtınası sırasında 300 kilometre yol teptim. “Öleceğim. Ölümüm bu şekilde olacak işte,” diye düşünüyordum kendi kendime. Gazetelerde şöyle yazacaktı: “Çiçeği burnunda yazar Patrick Rothfuss, bir bağış kurumu adına yaptığı gösteri sırasında bir lamayı öpmeye gittiği için üçüncü kitabını yayınlayamadan önce öldü.” Çok tehlikeli bir işti. Ama lamalar sevimliydi.

GÖZ ATIN  Patrick Rothfuss'tan Daha Fazla Yorum Duymak İster misiniz?

Gençken hayran olduğunuz ünlüler kimlerdi?

Gençken hayranlık duyduğum biri aklıma gelmiyor. Duvarlarımda posterler ya da onun gibi şeyler yoktu. Ama artık genç olmamama rağmen şimdi bir sürü var [Gülüyor]. Yani burada bir tür geç gelişmişlik durumu söz konusu. Belki Robin Williams olabilir. Aslına bakarsanız çocukken odamın kapısında bir Mork ve Mindy posteri vardı, yani evet, Robin Williams diyorum. Ya da daha doğrusu Mork.

Eğer bir giriş müziğiniz olsaydı bu ne olurdu?

Aslında bu soruya daha yeni cevap verdim. Yakında bir podcast’a çıkacağım ve beni tanıtırken hangi müziği çalmalarını istediğimi sordular.

Peki ne seçtiniz?

Eh, Carmina Burana’dan “O Fortuna”yı seçecektim. Kocaman, abartılı ve operasal bir şey. Ama o kadar gösterişli biri olmadığımdan sonunda Firefly dizisinin müziklerinden birini seçtim.

Bu harika.

Evet. Aynı zamanda da bana daha uygun. Daha bir halk tipi, daha fantastik-bilimkurgu.

Hangi parça olduğunu hatırlıyor musunuz?

Bir adı yok çünkü yalnızca enstrümantal bir müzik. Pilot bölümünün sonunda Reavers’ın onları kovaladığı kısımda çalıyor. Eğer dinlerseniz muhtemelen şöyle dersiniz: “Bu müzik beni geriyor ama nedenini bilmiyorum.”

Hiç başka bir ünlüyle karıştırıldığınız oldu mu? Olduysa kiminle?

Çok fazla değil. Ama insanlar şaka yollu olarak bana Brian Blessed diye takılıyorlar. Flash Gordon’da ve Black Adder dizisinde oynamıştı. Kocaman, Shakespeare’e özgü bir aktördü. Eğer onu Google’da aratırsanız temelde bana benzediğini ama hacim ve genişlik dahil olmak üzere her açıdan benden %20 daha büyük olduğunu görebilirsiniz. Karmakarışık, kıvırcık saçlara ve çalı gibi, kocaman bir sakala sahiptir. Fıçı gibi bir adamdır. Onun fotoğraflarını gördüğümde vay be, aynı bana benziyor diyorum. Daha da iyisi, 50 yıl önce ekranlarda olmam.

GÖZ ATIN  Patrick Rothfuss - Brandon Sanderson Röportajı

Eğer başka bir işte çalışmak zorunda kalsaydınız CV’nize hangi yeteneklerinizi yazardınız?

Herkese her şeyi satabilirim. Aslına bakarsanız bu benim süper gücüm. Pazarlık ve ikna konularında gerçekten de çok iyiyimdir. Eğer bir nükleer atık fıçısına düşseydim ve yeteneklerimden biri diğerlerinin önüne geçseydi sanırım bu o olurdu. Anlaşma yapmaktan büyük keyif alıyorum. Dürüst olmak gerekirse bu biraz tehlikeli ve böyle bir güç sizi süper kötülerin tarafına geçirebilir. Ben de bu yeteneklerimi hayır işlerine yöneltmeye çalışıyorum. İnsanlara iyi biri olma konseptini satmayı ve dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmeyi deniyorum [Gülüyor]. Başka nede iyiyim? Kanepelerin yerini değiştirme konusunda iyiyimdir. Bir de Alfredo sosunu şaşırtıcı derecede güzel yaparım.

Bunun bir püf noktası var mı? Bir reçetesi ya da tekniği?

Var… çılgın bir bilim adamı gibi yemek pişiririm. Pek çok ilham alırım, bir sürü dramatik başarısızlığa imza atarım ve arada bir de görkemli başarılar elde ederim.

Alçı atmakta da iyiyimdir, ayrıca harika öpüşürüm. Aşağı yukarı bütün yeteneklerim bunlardan ibaret.

Bir şey topluyor musunuz? Topluyorsanız ne ve neden?

Gerçek anlamda bir koleksiyoncu sayılmam ama anahtarlara ve bozuk paralara karşı tuhaf bir zafiyetim var. Beni kendilerine çekiyorlar. Buna neyin sebep olduğunu bilmiyorum. Mantıksız bir şekilde hoşuma gidiyorlar, hepsi bu. Onları görüyorum, onları istiyorum ve elimde zaten bir avuç eski anahtar bulunmasının hiçbir önemi olmuyor. Eğer başka bir tane görürsem onu da istiyorum. Sanırım bu da beni bir nevi koleksiyoncu yapıyor.

Ne kadar Aurisiniz.

[Gülüyor.] Sanırım aramızdaki en büyük ortak özellik bu. Ve muhtemelen Auri hakkında yazmamı biraz daha kolaylaştırıyor. Aslına bakarsanız burada durup raflarıma bakıyorum ve evet, etrafımda bir sürü anahtar var. Organize edilmiş, kutulara konmuş ya da etiketlenmiş falan değiller. Sadece… [İçini çekiyor.] Kendimi gerçek bir koleksiyoncu gibi görmememin sebebi işte bu. Ben sadece bu şeyleri istiyorum. Katıksız bir ejderha dürtüsü bu. Farklı bir çağda yaşasaydım onlardan kocaman bir yığın yapar ve üzerlerinde uyurdum.

The A.V. Club’a ve Patrick Rothfuss’a bu keyifli röportaj için teşekkür ederiz.

  • 26
    Shares

Genel Yayın Yönetmeni
Yirmi yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest yazar olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Patrick Rothfuss’tan Daha Önce Hiç Duymadığınız İtiraflar

Kralkatili Güncesi serisinin sempatik ve bir o kadar da açık sözlü yazarı Patrick Rothfuss, The A.V. Club adlı bir internet sitesine verdiği röportajda kendisiyle ilgili oldukça ilginç bazı gerçeklere değindi.

  • 26
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Röportaj
John Scalzi, Tor’la İmzaladığı Anlaşma Hakkında Kendisiyle Röportaj Yaptı

Yaşlı Adamın Savaşı’yla hayatlarımıza giren, devam kitaplarıyla da gönlümüzdeki yerini iyice sağlamlaştıran John Scalzi Tor’la...

Kapat