Piksellerin Ardındaki Diyarı Keşfetmek: Lorekeeper Ekibiyle Söyleşi

Sevilen oyunların külliyatlarını Türkçeye çevirip bizlerle paylaşan Lorekeeper'ın kurucusu Can Arabacı ve editör ekibinden Ezgi Pajecki ile kendileri ve Lorekeeper’ın geleceği hakkında keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Hangimiz uzun zamandır büyük bir heyecanla beklediğimiz bir oyunun Türkçe seslendirmesi ya da Türkçe altyazısı olmadan piyasaya çıkacağını öğrendiğimizde hayal kırıklığı yaşamadık ki?

Can Arabacı, kendi tabiriyle “Oyun Tarihçiliği” yaparken üstte kısaca değindiğimiz hayal kırıklığına merhem olmayı başaran sayılı kişilerden biri. Can, kurucusu olduğu Lorekeeper sayfalarında, oyunların hikâyelerini, külliyatlarını, karakterlerini ve daha bir sürü detayı Türkçeye çevirip bizlerle paylaşıyor. Bu zor görevi yerine getirirken elbette bir grup kahraman yol arkadaşı da kendisine destek oluyor. Ezgi Pajecki o isimlerden birisi.

Kayıp Rıhtım olarak, Lorekeeper’ın arkasındaki ekibi daha yakından tanımak, onların güncel konulardaki görüşlerini almak ve Lorekeeper’ın geleceğini konuşmak üzere bir söyleşi gerçekleştirelim istedik. Biz sorduk, Can ve Ezgi samimi yanıtlar verdi ve ortaya aşağıda okuyacağınız keyifli röportaj çıktı.

Can ve Ezgi’ye emekleri için bir kez daha teşekkür edip sizi bu dopdolu röportajla baş başa bırakıyoruz.


Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Kimsiniz, kimlerdensiniz?

Can: Tabii ki bahsederiz! Üç kedim ve eşimle birlikte Hollanda’nın minik, şirin bir kasabasında yaşıyorum ve kendimi neredeyse bildim bileli yazmaya ilgi duyuyorum. 13 yaşımda bir internet sitesinde yazarlığa başladım ve daha sonra kendimi geliştirmek adına çeşitli sitelerde yazmaya devam ettim; son birkaç senedir Oyungezer dergisinde oyun incelemeleri yazıyorum, Lorekeeper’da da kendi tabirimle “Oyun Tarihçiliği” yapıyorum.

Ezgi: Ben ise eşimle birlikte Polonya’nın küçük şehirlerinden birinde yaşıyorum. İş yazmaya gelince Can’dan çok da farklı bir şey söylemeyeceğim: Çocukluğumdan beri yazmaya ve okumaya büyük bir ilgim var, hatta bu durum üniversitede oldukça idealist bir yaklaşım sergilememe sebep olarak edebiyat okumaya kadar gitti. Çalışma hayatımda bu ilgimi yönlendirebileceğim, edindiğim bilgileri ve deneyimi kullanabileceğim fırsatım olmadı ancak Lorekeeper’da bu açlığımı dindiriyorum diyebilirim.

Hadi Lorekeeper hakkında konuşalım. Nedir Lorekeeper, ne zaman kuruldu ve böyle bir siteyi hayata geçirmenin fikri nasıl ortaya çıktı?

Can: Lorekeeper bundan yaklaşık 4,5 sene kadar önce kuruldu. (Vakit ne kadar çabuk geçiyormuş yalnız!) Sitenin fikri ve ismi eşim Burcu’dan çıktı aslında. Benim için oyunların hikâyesi hep en önemli yeri tuttuğundan bu durum incelemelerime de yansıyordu; incelemelere girişte oyunların hikâyesini anlatmak ya da hikâyeleştirmek bir nevi artık imzam hâline gelmişti. Bu yazıları bir yerde toplasam mı diye düşündüğüm bir sırada, “Aslında bunlar üzerine daha çok yazacağın bir site yapsak ya,” diye çıkageldi Burcu ve Lorekeeper doğmuş oldu. O zaman kafamdaki plana göre kişisel olarak tek başıma sırtlanmayı düşünmüştüm ama sonra bir ekip hâline geldik ve böylesi çok daha iyi oldu bence. Ekibe nasıl katıldığını anlatmayı da Ezgi’nin kendisine bırakıyorum o yüzden.

Ezgi: Lorekeeper’dan haberdar olmam aslında ortak arkadaşımız Ekrem sayesinde oldu. O zamanlar içerik hazırladığım farklı bir siteden ayrılalı nispeten uzun zaman olmuştu. Ne Can’ı ne de Burcu’yu tanıyordum ama Ekrem bir yerlerde yazma azmiyle dolup taştığımı fark edip bana Lorekeeper’dan bahsetti. Ben de bir süredir bir şeyler yazamamamın getirdiği hevesle hemen iletişime geçmek istedim. Sitenin fikri çok hoşuma gitmişti, o yüzden yazıları İngilizceye çevirmek için aralarına katıldım. Ama doğruyu söylemek gerekirse çok ama çok uzun bir süredir Warcraft’ın hikâyesini kaleme almak istiyordum ve bu yüzden hazırladığım bir taslağı Can’a attım. O da beğenince asıl uğraşım çevirmekten ziyade yazma tarafına kaydı; zaten sitenin İngilizce tarafını bir süredir aktif tutmuyoruz.

Siteyi şöyle bir gezen herkes Blizzard oyunlarına ve onların arkasındaki hikâyelere ağırlık verdiğinizi görecektir. Bu seçimin nedeni nedir? Blizzard’ı diğer yapımcılardan ayıran farklılıklar nelerdir?

Ezgi: İş oyunların hikâyelerini anlatmaya gelince Blizzard oyunlarından uzak durmak gibi bir durum pek söz konusu olmuyor aslında. Özellikle arka plan hikâyeleri oldukça uzun ve derin birçok oyuna sahip oldukları, takipçi kitlemizin de bu oyunlara karşı büyük merak beslediği düşünülünce ister istemez biz de daha fazlasını yazmaya hevesleniyoruz. Hâl böyle olunca da sitede ilgili yazıların sayısı da ona göre artış gösteriyor. Şahsen üzerine eğilmek istediğim başka diyarlar da var; örneğin Dragon Age, Mass Effect, The Elder Scrolls gibi ama işin içine çalışma hayatı, özel hayat, yayınlar, öncelik verilmesi gereken yazılar girince pek zaman kalmıyor maalesef.

Can: Açıkçası özellikle Blizzard oyunlarına yüklenelim diye bir seçimimiz olmadı hiç. Hatta ben aksi yönde, “Blizzard dışı oyunlara da yüklenelim!” diyorum sıklıkla. Sonra ben de dâhil olmak üzere hepimiz dönüp dolaşıp Blizzard oyunlarını yazıyoruz tabii yine. Ama bu daha çok Blizzard oyunlarının Türk oyuncular arasındaki popülerliğinden ve oyunların dünyasının “lore” olarak zengin olmasından kaynaklanıyor sanırım. Anlatacak çok şey, girilecek çok detay var. Eh, okurlar da özellikle o yönde istekte bulununca bizim ibremiz de Blizzard oyunlarına kayıyor ister istemez.

Lorekeeper ile bağlantılı çok sayıda grup, sayfa ve kanal yönetiyorsunuz. Lorekeeper ekibini ilerleyen süreçte ne gibi ortamlarda, neler yaparken göreceğiz? Yeni projeleriniz nelerdir?

Can: Kafamızdaki projeler ve fikirler çok ama onları hayata geçirmekte biraz zorlanıyoruz doğrusu. O yüzden en azından yakın dönem için ilk atacağımız adımlardan biri muhtemelen ekibi yeniden yapılandırmak olacak. Yeni ekibin oturmasıyla birlikte özellikle Twitch yayınları ve Youtube videoları konusunda güzel, dolu dolu bazı program fikirlerimiz var. Aynı zamanda siteye yapmak istediğimiz ekler, hatta eşim Burcu’nun fırsat buldukça ufak ufak geliştirmekte olduğu bir mobil uygulama gibi planlarımız da var.

Ezgi: Aslında Can’ın söylediklerinden fazlasını aramızda konuşuyoruz ve planlıyoruz ama onlar çok daha uzun vadede atılabilecek büyük adımlar olduğundan anlatmak için henüz çok erken.

Can: Sonra söz verip de yapamadık gibi olursa bizim içimize daha çok dert oluyor zira.

Yaptığınız mükemmel çeviriler ve kullandığınız hoş Türkçeleştirmelerinizle (Horde = Orda gibi) büyük bir açığı kapattığınızı düşünüyorum. Özellikle Blizzard oyunlarının evrenlerinin çok derin hikâyeleri var ve bu evrenlerde geçen oyunlar, romanlar, filmler ve diğer eserler çok nadir Türkçe olarak piyasaya sürülüyor. Bir gün bunların tamamına Türkçe olarak ulaşabileceğimizi düşünüyor musunuz? Bunu sağlamak için biz son kullanıcıların ne yapması gerekiyor?

Can: Teşekkür ederiz öncelikle bu şekilde düşündüğün için. Zira bazen bunu duymaya ihtiyacımız oluyor; özellikle örneğini verdiğin Horde = Orda çevirisi konusunda çok başımız ağrıyor. “Çevirmeyin, Horde olarak kalsın,” diyenden tut, “Yanlış çevirmişsiniz, Orda değil onun Türkçesi,” diye iddia edene kadar tonla mesaj alıyoruz. Hâlbuki kelimenin orijinal kökeni bizden; etimolojik kökeni Orda’yken yabancılar alıp Horde yapmışlar.

Ezgi: Bu konuda ne kadar başımızın ağrıdığını anlatabilmemizin imkânı yok. Bir noktada o kadar gerildik ki sitemizde neyi, neden çevirdiğimize dair detaylı bir yazı bile yayınladık. Fakat bir yandan oyuncuların ve takipçilerin bakış açısıyla da yaklaşmakta fayda var zira oynadıkları oyunların veya okudukları kaynakların birçoğuna İngilizce üzerinden başlıyorlar. Hâl böyle olunca Türkçe karşılıklarını gördüklerinde garipsemeleri oldukça doğal ancak aldığımız tepkilerin büyük bir çoğunluğu yaratıcı eleştiriden o kadar uzak ki bazen ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Aynı örnek üzerinden gitmem gerekirse Horde’u ilk başlarda “Güruh” olarak çeviriyorduk ancak hem anlamı tam karşılamaması hem de negatif çağrışım yaratması sebebiyle, “Neden biz bu kelimenin etimolojik kökenine inmiyoruz?” dedik ve Orda yapmaya karar verdik. Tarihte bunun en güzel örneği Altın Orda’nın Golden Horde olarak bilinmesidir ama konuyu çok dağıtmayayım. (İş çevirilere gelince kendimi tutamadığım doğrudur.)

Can: Güruh olarak çevirmeye başlamamızın sebebi de zamanında Türkçeye çevrilmiş Warcraft kitaplarında o şekilde çevrilmiş olmasıydı. İşe ilk girişirken, “Millet yabancılık çekmesin, kitaplarda böyle kullanılmış,” diyerek o kararı almıştık ama bir türlü içimize de sinmedi doğrusu. Dayanamayıp değiştirdik o yüzden. İkimizde de bir mükemmeliyetçi yaklaşım var o açıdan ve bazen kendi başımıza çok fena iş açıyoruz.

Bir gün bunların tamamına Türkçe olarak ulaşabilir miyiz, bilemiyorum ne yazık ki. Zira Türkiye firmaların şu anda giriş yapması için biraz riskli bir pazar. Sony konsol oyunlarında en kötü ihtimalle Türkçe alt yazıyı son birkaç senedir norm hâline getirdi mesela ancak ekonomik çalkantılar yüzünden fiyatlandırmaları tavana vurdurunca oyuncuların çok haklı tepkisini çekti ve önümüzdeki dönemde bu Türkçe alt yazılı oyunları devam ettirebilecekler mi, şüphelerim var açıkçası. PC tarafında CD Projekt, Ubisoft gibi büyük firmaların bazı Türkçe çalışmaları oldu, Blizzard’ın Türkiye’ye yönelik Topluluk Yöneticisi vb pozisyonlarda alımları oldu… Ama bunların da devamı gelecek mi bilemiyoruz şu noktada. Bizim son kullanıcı olarak yapabileceğimiz en mantıklı hareket bu konuda ciddi bir istek ve potansiyel olduğunu göstermek olacaktır. Sonuçta günün sonunda bu firmaların da istediği şey girdikleri pazardan zarar etmeden çıkmak ve mümkün olduğunca çok kişiye ulaşmak. Ekonomik dalgalanmalara rağmen kemik ve ciddi bir oyuncu potansiyeli görürlerse Türkiye pazarına girmeye daha hevesli olacaklardır.

Ezgi: İşin güzel tarafı bizim bu konuyla ilgili olarak geçmişte direkt Blizzard üzerinden fikir alma şansımız da oldu. Gamescom 2017 sırasında Blizzard’ın partisine davetliydik ve orada Oyun İçi Sinematik Proje Direktörü Terran Gregory’ye yerelleştirmeyle ilgili sorular sorduk. Bizim de tahmin ettiğimiz üzere bunun düşünülenden çok daha büyük bir proje olduğunu, sadece yazı çevirmekle bitmediğini, yerel takipçiye hitap edecek şekilde düzenlenmesi gerektiğini ve özellikle oyunların ne kadar uzun süredir piyasada olduğuna bakıldığında çok zahmetli bir süreç olabileceğini anlattı. Aynı zamanda bu işin seslendirme ve pazarlama taraflarının da tabii ki yerelleştirilen dil üzerinden gitmesi gerektiğinden bunun maalesef 1-2 kişiyle yapılamayacak bir iş olduğunu ve özel departman kurulması gerektiğini de ekledi.Ancak bu noktada Terran yine de Türk oyuncuların seslerini duyurmalarını da söyledi ve gerçekten böyle bir talepleri varsa özellikle forumlar üzerinden dile getirmelerini istedi.

Firmalar Türkçe yerelleştirme yapamazlar mı? Tabii ki yapabilirler ancak işbu noktada başka bir konu devreye giriyor: Sonuçta Blizzard da diğer oyun firmaları da birer şirket ve yerelleştirme de büyük bir yatırım. Böylesine bir yatırım yaptıktan sonra geri dönüşünü almaları, kâra geçmeleri veya en azından yapılan harcamayı karşılamaları gerekiyor; yoksa kurumsal açıdan bakarsak şirkete hiçbir kazanç sağlamayacak bir işe girmeleri pek olası değil.

Neden hâlâ bir Türk ismin fantastik ya da bilimkurgu türündeki fikri üzerinden dünya çapında başarı elde edecek bir ürün (film, oyun vb.) ortaya çıkartamıyoruz? Nerede hata yapıyoruz? Neden bizim de bir Witcher’ımız, Warcraft’ımız olmuyor?

Can: Hiç çıkartamıyor değiliz aslında. Örneğin Mount and Blade, yabancı basın ve oyuncuların bile çok severek oynadığı ve beklediği bir seri aslında. Ama başka bir örnek daha ver desen muhtemelen veremem ya da şu an aklıma gelmiyor. Hâliyle yeterli olmadığı konusunda hemfikirim.

Ezgi: Mount and Blade dışında benim aklıma bir arkadaşımın da üzerinde çalıştığı ve Kickstarter projesi olarak başlatıp güzel destek aldıkları, sıra tabanlı RPG “Stygian: Reign of the Old Ones” geliyor. Türkiye dışından da özellikle destek gördüler ancak oyun 2019 içerisinde çıkacak ve asıl ondan sonra nasıl bir kitleye ulaşacağını göreceğiz. Beklenen ilgiyi görmeyen başka çalışmalar da oldu.Hiçbir şey yapmıyor değiliz ama istisnalar dışında yeterli sayıda ve kalitede yapmadığımız da bir gerçek.

Can: Aslında yeterince orijinal ve ilginç bir fikirle gayet dünya çapında başarı elde edilebilir. Bizim sanırım bu konudaki en büyük sıkıntımız yaptığımız işleri “yerel” olarak sınırlamak. Dışarıya açılmak ya da dünya çapına yayılmak için çok bir çaba sarf etmiyoruz, yerel olarak tatmin edici bir başarı almak bile yetiyor genellikle. O yüzden gözü biraz daha yükseklere dikmek, hedefi büyük tutmak lazım bence. Benim yıllardır aklımda dönen ve ne yazık ki yazıya dökmeye hâlâ cesaret edemediğim bir fantastik hikâyem var aslında. Eğer bir gün endişelerimi aşıp da yazabilirsem doğrudan İngilizce olarak mı yazmalıyım acaba diye düşünüyorum o sebepten.

Ezgi: Yapılan işleri yerel olarak sınırlandırma konusunda Can’a katılıyorum. Örneğin belirttiğin dallardan birinde yazılmış bir kitap Türk okuyucular tarafından tutulsa bile yurt dışına açılması için ya yeterince girişim olmuyor ya da kaynak sağlanmıyor. Kolay bir iş de değil açıkçası zira düzgün bir şekilde çevirisinin hazırlanması, basımını üstlenecek yayınevinin bulunması, anlaşmalar yapılması ve tüm bunların maddi karşılığının sağlanması gerekiyor. Bunların ayarlanabileceği kaynak olmaması da çok olası zira bu tarz çalışmalara yeterli değerin verilmediğini de düşünüyorum. Sadece eseri hazırlayan kişinin değil, girişimcilerin de bu noktada ellerini taşın altına sokmaları gerekiyor. Bu durum filmler ve oyunlar için de geçerli. Ülkemizdeki genel izleyici profilinin fantastik ve bilim kurgu eserlerine çoğunlukla hiç ilgi göstermemesi de ya baştan savma ve kaliteden yoksun yapımlara girişilmesine ya da hakkıyla yapılmak istenen eserlerin önünün açılmamasına sebep oluyor.

For the Horde? For the Alliance? Ne olacak bu World of Warcraft: Battle for Azeroth’un hâli? Hastayı kurtarabilecek miyiz?

Ezgi: Tabii ki For Azeroth! Oyuna Horde olarak başlamış ve 8 sene kadar Horde olarak devam etmiş olsam da Warlords of Draenor’un yarısında Alliance’a geçtim ve orada kaldım. Hem Warcraft hikâyesini her açıdan sevmem hem de iki tarafın da neler yaşadığını detaylarıyla görmem sebebiyle fraksiyon ayırt etmeksizin büyük keyif alarak oynuyorum. Bir tarafa eğilmeyi sevdiğimi pek söyleyemem, fraksiyon savaşından da açıkçası zerre hazzetmiyorum; o yüzden şu anki çatışma ortamı beni çok rahatsız ediyor. Legion’da ne güzel kenetlenmiştik, o günleri arıyorum açıkçası. Savaşı seven oyuncular da var tabii ki ama yetmedi mi çarpışıp durmamız? Battle for Azeroth bu yüzden beni biraz erken sıktı diyebilirim ama gelecek içeriklerle ilgili bilgileri yine de takip ediyorum ve ilerleyen aylarda şu anda önümüze konulanlardan farklı bir şeyler sunacaklarından umutluyum.

Can: For Azeroth! Her ne kadar Warcraft III günlerinden gelen bir Night Elf sempatim olsa da iki tarafı da oynamayı çok seviyorum ve zoraki birbirimize düşürüldüğümüz bu günlerde hikâyenin gittiği yönden endişe duyuyorum. Önümüzdeki yamalarla ilgili olumlu sonuç verebilecek bazı duyurular yapılmış olsa da Legion’da yaşadığım heyecan seviyesine ulaşmaktan çok uzağım doğrusu. Özellikle şu son BlizzCon’da yaşanan hayal kırıklıklarının ardından şahsen pek umutlu değilim Battle for Azeroth’un geleceğinden de. Umarım yanılırım da bu dediklerimi yedirir bana Blizzard.

Yapım aşamasındaki Amazon’un Yüzüklerin Efendisi ve Netflix’in Witcher dizileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu evrenleri işleyen yapımların sayısının artması sizce olumlu bir gelişme mi? Yoksa diziler çıktıkça kaynak eserler değerlerini mi kaybediyor? Mesela Warcraft dizisi gelsin ister misiniz?

Can: Açıkçası endişeli yaklaşıyorum ben. Yüzüklerin Efendisi benim kutsalım gibidir; filmleri bile çok sevmeme rağmen sıklıkla eleştiririm kitaptan saptıkları noktalarda. Shadow of Mordor/War gibi oynanış mekanikleri açısından şahane ve çok eğlenceli olan ama “lore”da yaptığı değişikliklerle beni kalpten götürmeye yaklaşan eserleri gördükçe dizilerde ne yapacaklar acaba diye endişe duyuyorum doğrusu.

Ezgi: Yüzüklerin Efendisi’ne hiç girmeyeyim zira benim için de kutsal sayılan muhteşem bir eseri yapacakları tuhaf seçimlerle bozmalarından çok korkuyorum.

Can: The Witcher dizisi konusunda ise umutlarım daha yüksekti… geçen haftaya kadar. Açıklanan kadroyu görünce hevesim bayağı baltalandı, zira Harry Potter filmlerine bile, “Yalnız kitaplarda okuldayken öyle serbest kıyafet giymiyorlardı, cübbe giyiyorlardı! Hatta Ron’un babası pantolon görünce şaşırmıştı!” diyerek sinir olabilen bir insan olarak kitaplarda tasvir edilenden çok farklı kişileri o rollerde görmek hoşuma gitmedi. Bu biraz da tartışmalı ve hassas bir konu tabii, bunu dile getirdiğimde genellikle, “Irkçı mısın?!” yaftası geliyor ama olay benim gözümde kaynak eserin dışına çıkmaktan ibaret sadece. Kaynak materyallere saplantı derecesinde fazla bağlıyım ben. Bir karakterin saç tokası kitapta yeşil diye yazıyorsa mesela ve sarı olarak aktarılmışsa yine homurdanmaya başlıyorum, o derece. Yine de muhtemelen çıktığında en azından bir ilk bölümüne bakarım.

Warcraft’a gelirsek… düzgün bir şekilde yapılacaksa isterim tabii. Ama filmdeki gibi araya çeşni olsun diye Garona ve Lothar romantizmi falan eklemeyeceklerse.

Ezgi: Kaynak materyal yeterince güzel olduğu için o kadar tutuluyor zaten, neden değiştirmek veya kendilerince daha “uygun” şeyler eklemek için kastıklarını hiçbir şekilde çözemiyorum. İnsanlar onu zaten olduğu hâliyle sevmiş, bir rahat durun!

Warcraft konusunda aslen kalbim oyunlardaki gibi yalnızca CGI olarak yapılacak bir seri istese de bunun ne kadar zahmetli ve vakit alabilecek bir iş olabileceğini yine Terran Gregory ile yaptığımız sohbette kendi ağzından dinlemiştik. “Live-action” olarak yapılması da ayrı zor zira birbirinden çok farklı ve gerçek insanlar kullanıldığında istenen görselliği vermeyecek birçok ırk var. Keşke olsa tabii ama kaynak eserden sapacaklarsa hiç yapmasınlar, daha iyi.

En son oynadığınız oyun, izlediğiniz film/dizi ve okuduğunuz kitap nelerdi? Bunlarla ilgili fikirlerinizi alabilir miyiz?

Can: En son Thronebreaker: The Witcher Tales’i bitirdim. Uzun zamandır yaşamadığım türden hoş bir sürpriz yaşattı bana ve beklediğimden çok daha fazlasını buldum. “Hikâyeli Gwent” bekliyordum, bayağı yepyeni ve nefis bir Witcher oyunu yapmışlar meğerse… Oyungezer Online için yazdığım incelemesini de bu röportajdan çok kısa bir süre önce bitirdim hatta.

Dizi olarak eşimle bu aralar Netflix’te The Good Place’in üçüncü sezonunu izliyoruz. Brooklyn Nine Nine ve Parks & Recreation’ın yapımcılarından çıkan, tam yine o ayarda absürt ve çok başarılı bir dizi. Gariptir, ismi diğer iki dizi kadar çok duyulmamış ama nedense.

Kitap olarak da Mistborn’un ilk üçlemesini bitirmeye çalışıyorum ve fırsat buldukça övüyorum zaten. Orijinal dünya yaratma, o dünyayı inanılabilir ve ilginç karakterlerle doldurma ve tabii ki seriyi arşa ulaştırma konusunda muazzam bir iş çıkartmış Brandon Sanderson. Kesinlikle bütün fantastik kitapseverlere şiddetle öneriyorum.

Ezgi: En son (gülmeyin!) Two Point Hospital’a sarmıştım. Oyun, 1997 yılında çıkan Theme Hospital’ın manevi takipçisi aslında ve vakti zamanında Theme Hospital’ı delicesine oynadığımdan büyük bir istekle satın aldım, müthiş eğlenerek de oynuyorum. Bir hastane kurma ve yönetme simülasyonu ancak yoğun mizah öğeleriyle ön plana çıkıyor ve oynarken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Onun dışında MMORPG seven biri olarak bir yandan WoW ve ESO da oynuyorum.

Dizi kısmına gelirsek… Açıkçası çok uzun zamandır pek dizi izlemedim. Eşim şu aralar Stargate: SG1 ve Stargate: Atlantis’i tekrar izlemeye başladı, ben de arada yancılık yapıyorum.

Kitap tarafında en son Christie Golden’ın Warcraft evreni için kaleme aldığı Before the Storm’u bitirmiştim. Son birkaç aydır elime kitap almadım maalesef –ki bu beni gerçekten rahatsız ediyor zira mezun olduğum bölümü de düşünürseniz kitap okumayı ne kadar sevdiğimi görebilirsiniz. En kısa zamanda bu durumu düzeltmem gerek!

Unutamadığınız, sizi çok etkilemiş film, dizi, oyun ve kitap ile röportajı noktalayalım.

Ezgi: Film tarafında aslında birbirinden farklı iki isim var benim için. İlki Yüzüklerin Efendisi çünkü her ne kadar kitaplarla filmler arasında farklar olsa da fantastik bir dünya sunan bir eserin oldukça güzel bir adaptasyonuydu. İkincisi ise Dead Poet Society; ilk izlediğimde üzerimde bıraktığı etki muazzamdı. Bonus olarak The Green Mile’ı da eklemek istiyorum.

Muhtemelen fark etmişsinizdir ama öyle çok dizi izleyen biri değilim, o yüzden geniş bir yelpaze sunamıyorum ama seçimim Avatar: The Last Airbender. Hikâyesi, felsefesi, farklı halkların farklı kültür yapıları ile eğlenceli yanları harmanlanınca gerçekten doyurucu bir yapımdı. (Can kesin FMA diyeceği için ayrıca onu da eklememe gerek yok fakat onun yeri de çok ayrı gerçekten.)

Unutamadığım ve beni en çok etkileyen oyun kesinlikle açık ara Mass Effect serisidir; özellikle de Mass Effect 2. Bende öylesine büyük bir hayranlık oluşturdu ki koluma bir N7 dövmesi bile yaptırdım.

Kitap kısmına gelirsek çok net bir şekilde Yüzüklerin Efendisi diyebilirim. Tolkien’in kurduğu o muhteşem dünya dışında kendi yarattığı dillere de ayrı bir ilgi duymama sebep olmuş bu üçleme, beni fantastik kurgu dünyasının içine atan eserlerdi. Ayrıca kitapların o edebî dili de edebiyat okumayı tercih etmeme yol açan sebeplerden biridir.

Can: Oyun kısmı çok kolay bak. Her fırsatta da söylerim zaten, Planescape: Torment benim hayatımda en derin iz bırakan, beni en çok etkileyen oyun olmuştur. Gözümde onun daha da yanına yaklaşabilen olmadı bugüne kadar zaten.

Film ve diziyi verip anime seçebiliyor muyum onlar yerine? Eğer seçebiliyorsam Full Metal Alchemist: Brotherhood diyeceğim zira. Geçenlerde dördüncü kere baştan sona izledim, yine sanki ilk sefer izliyormuşum gibi etkilendim.(Avatar’a da mansiyon ödülünü takdim ederim ama)

Kitap olarak ise… Silmarillion. Özellikle de Beren ve Lúthien’in hikâyesi beni çok etkilemiştir hep.

Sorularımıza içtenlikle cevap verdiğiniz için çok teşekkür ediyoruz!

  • 57
    Shares
Etiketler:  




Hikaye anlatıcısı, okur-yazar-inceler, sinemasever, birincilik ödüllü amatör bir öykü yazarı, hayatı dolu dolu yaşamaya hevesli, öğrenmeye aç bir ruh. Meslekten inşaat mühendisi, doğuştan hayalperest, bir tutam bilimkurgu/fantastik kurmaca.

Piksellerin Ardındaki Diyarı Keşfetmek: Lorekeeper Ekibiyle Söyleşi için 5 yorum

  1. Nemo dedi ki:

    Güzel bir röportaj olmuş. Saygı duyulası bir ekip gerçekten.


  2. Beğenmene sevindim.

    Kesinlikle öyleler. Mütevazilikleri de takdir edilesi.


  3. Ben de keyifle okudum, elinize sağlık. Yaptıkları işi pek takip eden birisi değildim ancak ne kadar değerli olduğu ortada. Orphea’nın hikayesini göz ardı etmemeleri ile de ayrıca sevgimi kazandılar :smile:. Her ne kadar sürekli Blizzard oyunlarıyla vakit geçirsem de şirket için işlerin pek iyiye gideceğini sanmadığımı söylemeliyim. Özellikle Mike Morhaime’in ayrılışından sonra dedikodular hiç iyi değil. Yine de yarının ne getireceği bilinmez, umarım doğru düzgün bir yönetim anlayışı ile işleri yoluna koyarlar demekten başka bir çare yok.


  4. mit dedi ki:

    Severek okuyup (dergide) severek takip ediyordum (sitede). Şimdi de severek konuk ettik :slight_smile: Keyifli bir söyleşi olmuş, eline sağlık @Gurlino.


  5. Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. Lorekeeper’ı tanıtmış olması açısından anlamlı bir röportaj oldu.

    Blizzard’ın hisselerinin çakılması durumun ne kadar karanlık olduğunu gösteriyor zaten. Güven kaybolursa oyuncu kitlesi de oyunları bırakır. Sonrasını konuşmak bile istemiyorum.

    @mit Teşekkürler üstat. Röportaja katkıların için ben teşekkür ederim.


Piksellerin Ardındaki Diyarı Keşfetmek: Lorekeeper Ekibiyle Söyleşi

Sevilen oyunların külliyatlarını Türkçeye çevirip bizlerle paylaşan Lorekeeper’ın kurucusu Can Arabacı ve editör ekibinden Ezgi Pajecki ile kendileri ve Lorekeeper’ın geleceği hakkında keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

  • 57
    Shares

 

 

Başa dönün