in ,

Uyurgezerler Üçlemesi – M. Sami Türk | Çevirmenin Çemberi: “Modern Romanın Ulaşılması Güç Zirvelerinden”

M. Sami Türk, modernist edebiyatın öncü eserlerinden Hermann Broch imzalı “Uyurgezerler Üçlemesi”nin çeviri sürecini tüm detaylarıyla Kayıp Rıhtım okurları için kaleme aldı.

Uyurgezerler Üçlemesi - M. Sami Türk

M. Sami Türk, Hermann Broch’un önemli yapıtlarından “Uyurgezerler Üçlemesi”nin Türkçeye tercüme macerasını anlattı.

Ketebe Yayınları tarafından üç cildi bir arada yayımlanan Uyurgezerler Üçlemesi, yazara Nobel Edebiyat Ödülü adaylığını da getirmişti.

* * *

Uyurgezerler Üçlemesi Çeviri Süreci

Bu kitabın çevrilmesindeki itki, başlangıç açısından aşağı yukarı Niteliksiz Adam’ınkiyle aynı. Ortada kallavi bir roman var. Nereye baksan modern edebiyatın başyapıtlarından deniyor, sürekli atıf görüyor, dahası yazılışının üstünden, biraz abartayım, bir asır geçmiş ve Türkiye’de yok, Türkçede yok. Bu başlı başına bir meydan okuma olmak için yeterli. Üstelik Alman filoloğu olarak durumu vazife bellemem gibi bir yönü de var işin. Öyleyse çevrilmeli deyip kolları sıvadım. Hikâye buraya kadar Uyurgezerler için de aynı, şu farkla ki öbür başyapıt için en azından kayda değer bir girişim varken bu eser, yazarı bilinse de hemen hiçbir şey ifade etmiyordu, hatta akademik camiada bile karşılığı yoktu demek fazla olmaz.

Bu temel saikin yanında Ketebe Yayınları’nın ne istediğini bilen yayın yönetmeni Furkan Çalışkan’ın ısrarı da belirleyici oldu. Musil yüzünden epey aksayan doktora çalışmamı bitirme gayreti içindeyken bir başka mesleğim olan çeviriyi bir süreliğine de olsa terk etmeye mecbur kalmanın verdiği yoksunlukla, özlediğim diğer işime geri dönebilmek uğrunda doktorayı bahane ederek ertelediğim ne kadar teklif varsa sözlerimi yerine getirmek için hepsine he demem gerekti.

Uyurgezerler Üçlemesi - Hermann Broch

Uyurgezerler için sözleşmeyi imzalarken 2021 senesi için yetişmesi gereken devasa çevirilerle karşı karşıyaydım. Bu çevirilerinin istisnasız her birinin başlıca doğrultum olan edebiyat alanından bambaşka sahillerde dolaşması da cabası. Nitekim biri, amatör bir müzisyen olarak ilgimi çeken, bir İstanbullu olarak da vefa borcu duyduğum Tanburi Cemil Bey’le ilgili nefis bir müzikoloji çalışmasıydı ki ilk kez bir metnin başına geçip bana çeviremeyeceğim hissiyatı vermesiyle yeri ayrıdır. Hemen sonrasında düşünce tarihinin köşe taşlarından, koca cüsseli bir Devlet Aklı çalışmasıyla göğüs göğse geldim. Ardından hacminin yanında bir bilim çalışması olarak da daha önce koşmadığım bir kulvarda bambaşka bir tecrübe yaşayarak şark meselesi ve 19. yüzyıldaki Emperyalizm ve Denge siyasetiyle ilgili bir tarih çözümlemesiyle cedelleştim. Araya bir tane yaklaşık 500 sayfalık gerilim türü bir roman sıkıştırdım. Yetmez gibi bir de matematik felsefesinin kurucu babalarından Frege’nin başlıca makalelerinin yayını girdi araya. İşte böylesine yoğun bir gündem içindeyken geçen sene tam bu sıralarda Uyurgezerler’e başladım.

“Hermann Broch, Bir Eşine Daha Zor Rastlanacak Bir Yazar”

İtiraf etmeliyim, Niteliksiz Adam’ın aksine bu romanı daha önce okumamıştım. Aslında çeviri yoluyla biraz da bu eksiği gidermek söz konusu olacaktı, her ne kadar bu gideriş epey dolaylı ve külfetli sayılsa da. Yine itiraf etmeliyim, Niteliksiz Adam’ın entelektüel ağırlığından sonra özellikle Pasenow cildi, yani ilk cilt çok hafif kaçtı ve beklediğimi bulamadım. Üslup açısından çok daha rahat ve düpedüz hikâye anlatan bir kitap. Ama esas mesele, modernleşmenin çilesinin amentüsünü yazan Musil’in hem hemşerisi hem çağdaşı olan Broch’un da modernleşmeyle alıp veremediklerinin olmasını umarken ilk ciltten neredeyse elim boş dönmemdi. Çünkü Musil “Kakanya” adını verdiği kakofoni içerisinde modernleşmenin açtığı yarılmaları cuk diye teker teker gediklerine oturturken Broch, hem de sahneyi Almanya’ya taşıyarak bu dertten kaçar gibiydi. Oysa yüzyıllardır Habsburg Hanedanı altında yaşlı kıtadaki en büyük imparatorluklardan biri dünya savaşıyla ortadan kalkmıştı ve bu bir süreçti, kökleri hiç yoksa bir asır daha geriye çekilebilecek bir süreç. Öyleyse sabretmeli, zaten çevirme yükümlülüğü var, zaten yazar her cilde başlığını koyarken önüne bir de tarih atıvermiş, demek sebatkâr davranıp hikâyenin gelişmesine izin vermek gerekli. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Buna kesinlikle değdi. Broch, bir eşine daha zor rastlanacak, kadirbilmezliğe uğramış dehşetli bir yazar, Uyurgezerler Üçlemesi ise modern romanın ulaşılması güç zirvelerinden.

Üç Cilt Bir Arada Yayınlama Kararı

Yaklaşık iki buçuk aylık çeviri sürecinin ardından ikinci cilde başladım. Bambaşka bir hikâye, üslup da, anlatı ve anlatım da değişmiş. Güzel; yeni bir tecrübe dedim, yeni ve taze bir solukla ikinci kitaba giriştim. Üç cilt bir anda yayınlanmalı kararında yayıneviyle başından beridir hemfikirdik, aslında karar elbette yayınevinindi ama gerekçeler piyasa gereklerine çok uygun olduğu, sözleşmemiz de son cildin teslimine kadar daha yaklaşık on aylık zaman tanıdığından benim de aklıma yatmıştı. İşi olağan seyrinde yürütüyorduk ki sevip saydığım, üstelik tam bir bibliyofil olan bir meslek büyüğümden, gece vakti, olmadık saatte bir mesaj almışım. Sabahları çok erken kalktığımdan mesaj geldiği saatte uykudaymışım haliyle. Uyurgezerler’in ilk cildi başka bir yayınevince piyasaya sürülmüş. Hoppala, yani bunca yıl beklesin, beklesin, ben kolları sıvayınca mı çıkar derken gene böyle talihsiz bir başka tecrübem geldi aklıma. İletişim Yayınları’ndan sayın Tanıl Bora’yla Berlin’de tanışmıştık, bir çalışmamız olsun demişti, memnuniyetle kabul etmiştim. Yaklaşık 200 sene, dile kolay, öylece bekleyen müthiş bir hazine vardı, Hoffmann’ın Kedi Murr’un Dünya Görüşü, romantizm döneminin şaheserlerinden. Çevirdim, yayınlandı, istesen denk getirmezsin, ikişer hafta arayla iki farklı yayınevinden daha çıktı. Talihsizliğin yanına yayın camiasındaki koordinasyonsuzluğu da, heba edilen emeği de koy. Çünkü kıymetli meslektaşlarım da dahil hepimiz başka yerlere kanalize olarak Alman edebiyatının tozlu raflarda bekleyen nice cevherini tanıtmaya harcayabilirdik çabamızı.

“Rekor Denilebilecek Bir Süre”

Toparlayayım, ortada bir üçlemenin başka yayınevinden çıkmış bir cildi ve benim bitirmek üzere olduğum ikinci cilt vardı. Üstelik diğer yayınevinden çıkan ilk cildin başlığında kritik bir hata: Almanca dönem adı olan “Romantik” Türkçede sıfattır, isim olarak kullanılmaz, dönem adı olacaksa romantizm demek gerek, aksi takdirde döneme değil temsilcisine işaret eder ki ilgili yayının tanıtımlarında yazdıklarına bakılınca diğer ciltlere verdikleri isimlerle maksatlarının o olmadığı açık.  Ketebe’yle hemen acil bir telefon trafiği. Yeni bir strateji. Benim teklifim, yayınevi beni yakalarsa ben, üstelik hacimce en kalın olan son cildi diğer ikisini çevirdiğim sürenin yarısında çeviririm, bu arada diğer ciltlerin redaksiyonları biter, yayına hazırlanırlar, üçle birlikte piyasaya sürülürler. Aldığım cevap elbette son derece olumlu ve yapıcıydı. Furkan Bey sağ olsun, hem çok nazımı çekti hem elinden gelenin en iyisini yaptı. Ben deyim yerindeyse yemeyi, içmeyi bıraktım, var gücümle çeviriye asıldım. Çalışma hırsımın sınırsızlığını beni tanıyanlar bilirler. Çalışma süremle ilgili kendimi kandırmamak için, çok değerli bir dostumdan öğrendiğim bir yordamı uygularım, kronometreyle çalışırım ki bütün ayartışlar, çeldirişler, dalgınlıklar çıktıktan sonra som çalışma süremi göreyim. Boş bir saniye geçirmeksizin üçüncü cildi, rekor denebilecek bir sürede, beş haftada bitirdim, son okumasını yapıp yayıncıma yolladım. Bu arada üniversitede haftada 24 saat ders vermeye, aile ve sosyal ilişkilerimi de sürdürmeye devam ettim, mecburen. (Eşime ve kızıma sorulduğunda aksini söyleyecek olmaları gerçeğini bir kenara koyarsam tabii.)

Uyurgezerler Üçlemesi - Hermann Broch

Böylelikle üçleme, çevirisinden yayına hazırlanış sürecinin tamamına kadar müthiş hızlı ve titiz bir gayretle okuyucuyla buluştu. Biraz arka planda kaldıkları için emekleri hak ettiği saygıyı belki görmeyen kapak tasarımcısından, dizgicisine, musahhihinden, editörüne hepsine ayrı ayrı teşekkürü borç bilirim.

“Üçüncü Ciltle Rahat Bir Nefes Aldım”

Tüm bu çeviri serencamına dalınca eserin beklentimi ıskalaması eksiğini atladım sanılmasın. Üçüncü ciltle birlikte rahat bir nefes aldım. Bunun pek çok sebebi var. En önemlisi, Broch’un, her üç cilt arasında eşine az rastlanacak organik bir bağ kurmuş, bir kılavuz çizgisi çekmiş oluşu. Kitap başlıklarındaki tarih, isim ve dönem adlandırmaları müthiş isabetli. Pasenow’un eskiye hasret romantizminden, Esch’in savrukluğuyla belirginleşen anarşizmine, oradan da Huguenau’nun hepsini alt (üst) eden realizmine kadar sağlamlığını hiç kaybetmeyen bir izlek görülüyor. Şüphesiz tıpkı Musil’deki gibi, değerlendirip yargılayıcı değil daha ziyade belirleyip tespit edici bir modernleşme çözümlemesi ve bunu çağdaş ve vatandaş iki yazarın, o dönemde bu çapta başka örneğine rastlanmayacak bir esaslılık ve etraflılıkla yapması son derece önemli ve anlamlı. Çünkü çokuluslu ve çokkültürlü bir imparatorluk olmak bakımından Avrupa’daki konumu biricik bir ülkenin, yüzyıl dönümündeki büyük kırılmayı bizzat yaşayıp yaşantılayan iki yazarı burada söz konusu olanlar. Nitekim yaşadıklarının hesabını da, hem de eşsiz bir maharet ve edebî olgunlukla yine onlar görüyorlar. Benzer bir tecrübe yaşamak açısından Türk okur ve yazar kamusunun muhakkak başvurmaları, defalarca okuyup incelemeleri, kafa yormaları, irdelemeleri ve esinlenmeleri gereken bir roman, Broch’un üçlemesi.

Naçizane İstekler

Yazının sonuna yaklaşırken birkaç naçizane istek veya öneri veya iyiniyetli tembih niyetine şunları söylemekte yarar var. İlki ve en başlıcası aralarındaki organik bağı tespit etmek için üç cildi de muhakkak okumaya çabalamalı. Bir başkası; yüzyıl dönümünden, kırılmadan bahsettim yukarıda, bunun gerek dünyaya-bakışta, gerek dili kullanışta günümüze kıyasla bambaşka olması kaçınılmaz alışkanlıklardan beslenişi dolayısıyla anlaşılmayan yerde üstünde durmaktan, tekrar okumaktan, icabında sözlüğe bakmaktan erinmemeli. Sonuncusuysa, eleştiriler baş üstüne, fakat mail yazarken ad, soyad söylemeyi unutmadan ve adaba uygun yazmalı ve benden ücretsiz nüsha istememeli, çünkü alacağım zaman ben de para veriyorum, ayrıca böyle güzel ve yararlı işlerin yapılabilmesi için minik bir karşılık ödemekten kaçınmamalı.

M. Sami Türk


Uyurgezerler hakkındaki yorumlarınızı bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz. Sitemizde yer alan diğer çevirmen maceralarını buradan okuyabilirsiniz.

Konuk Yazar

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz!

İletişim: [email protected]

kanye west kitap okuma

Rap Müzisyeni Kanye West, Hiç Kitap Okumadığını Açıkladı: “Okumak Benim için Brüksel Lahanası Yemek Gibi”

II. Ramses Döneminden Kalma Mezar

İsrail’de II. Ramses Döneminden Kalma Indiana Jones Filmlerini Aratmayan Bir Mezar Bulundu