Gök Cennetin Altında: 8. Yüzyıl Uzak Doğu’sunun Büyülü Gerçekliği

Guy Gavriel Kay, 8. yüzyılın Çin'ini alarak bir Uzak Doğu destanı yaratmış. Bunu yaparken de tarihi kaynakları bol bol kullanmış. Sonra onu gerçek kültürel ögelerle detaylıca donatmış, bir tutam fantastik eklemiş. Ortaya da Gök Cennetin Altında çıkmış.

Biliyorsunuz, bizim Biz Bunu İstiyoruz diye bir projemiz var. Şu ana dek Kralkatili Güncesi, The Witcher ve Asimov’un Robot Serisi’ni gündeme getirmiş ve “Biz bunu istiyoruz!” demiştik yayınevlerine. Bir kısmı dikkate alındı ve dilimizde okuduk. Bir kısmı içinse çalışmalar sürüyor.

İşte bu projemiz kapsamında önümüzdeki zamanlarda gündeme getirmek istediğimiz ve çok ama çok merak ettiğimiz yazarlardan biri de Guy Gavriel Kay idi. Kendisinin tarihi fantastik ve alternatif tarih türlerinin büyük bir ustası oluşu başımızı döndürüyordu. Sizlerle paylaşmak, sizlerle birlikte okumak için “Biz Bunu İstiyoruz” demeye hazırlanıyorduk. Kayıp Rıhtım kadrosu olarak bulabildiğimiz pek çok bilgiyi derliyorduk. Peki sonra ne oldu? Pegasus Yayınları Guy Gavriel Kay’in bir eserini dilimize çevirdi. Ne de güzel etti!

Gök Cennetin Altında, tarihi kurguları sevenler için oldukça güzel bir eser. Dahası, Kaplan ve Ejderha’yı sevenlerle Uzak Doğu kültürüne ilgi duyanlar için de bir o kadar değerli. Hatta bir şey diyeyim mi? Kitap her ne kadar Çin’de geçiyor olsa da, imparatorluk devri Kore’sinde geçen dizilerin sevenleri bile bu kitapta zevklerinden bir şeyler bulacak.

Guy Gavriel Kay, 8. yüzyılın Çin’ini alarak bir Uzak Doğu destanı yaratmış. Bunu yaparken de tarihi kaynakları bol bol kullanmış. Sonra onu gerçek kültürel ögelerle detaylıca donatmış, bir tutam fantastik eklemiş. Ortaya da Gök Cennetin Altında çıkmış. Ama bununla da kalmamış. Çünkü Kay’in kurgusu Gök Cennetin Altında’nın geçtiği dönem kadar, o dönemde yaşanmış gerçek olay ve kişilerin de adını değiştirmek suretiyle neredeyse bir ayna niteliği taşıyor. Gerçekten inanılmaz…

Gök Cennetin Altında bize ne vadediyor dersiniz? Bize ne anlatıyor? Fantastik demeyi pek de doğru bulmadığım, low-fantasy türüneyse çok yakışan bu eserin konusu şöyle:

Başkarakterlerimizden kurgudaki fitili ateşleyen karakter olan Shen Tai, bir ortanca oğul. Babası General Shen Gao’nun başarılı kariyeri ve ölümünün ardından, başdüşmanları Taguranlar ile onlar arasında kalmış bir savaş meydanına binlerce ölüyü gömmeye gidiyor. Böylece her gece hayaletlerin inleyişi altında 2 sene boyunca onları gömüyor. Bu sırada Taguran’daki kendi memleketlisi olan Kitan prensesi (Beyaz Yeşim Prensesi) ona, Kitan’ın yıllardır sahip olmak için yırtındığı ve Kitai İmparatorluğu’nun Taguran’a karşı en büyük kıskançlığı olan, Cennet Atları lakaplı Sardia atlarından tam 250 tane hediye ediyor. Ancak bir şart var ve bu şartın ortaya atılışı da kitapta olay örgüsü içinde işleniyor. Şart ne mi? Tai bu atları bizzat almalı. Ama bundan da öte; bu bir hediye mi, yoksa bir ceza mı?

Shen Tai, kurguda en çok yer tutan karakterken, tek başkarakterimiz de değil. Kız kardeşi Li Mei, kurguda umulmadık bir anda öne çıkıp o dünyanın bambaşka bir yönünü bize göstermek için kurguya dahil olacak. Tai’nin aşık olduğu güzeller güzeli Sardialı hayat kadını ve müzisyen Bahar Yağmuru, sıra dışı bir karakter olarak bizlerle olacak. Kitan savaşçısı güçlü kadın Wei Song da öyle.

İçinde entrika kadar zaman zaman aşk, Uzak Doğu filmlerine yaraşır akıcılıkta dövüş sahneleri, şarkılar, şiirler (hele ki repliklerde alıntı yapılan şiirlerle dönemin ruhuna dokunmalar) ve hanedanlık dönemi Çin’i ile bezenmiş bir kitap bu. Dahası, içindeki Moğol veya Türkler’den esinlenilmiş Bogü kavimleriyle de tanıdık esintiler sunuyor.

Kitapta iktidar savaşı, bol bol politika ve saray mensuplarının ayak oyunları, birçok entrika ve bunların arasında hanedanlık dönemi Çin’inin dolu dolu kültürü yer alıyor. Kadın erkek ayrımı olmadan seçilen, sözünün eri  ve eşsiz dövüş yetenekleriyle siyah giymiş Kanlin savaşçıları; onların yolu ve öğretileri; efsanevi kızıl tüylü Sardia atları; gömülecek binlerce ceset; yası tutulan babalar ile şamanlar ve yörükler de öyle. Özellikle replikler ve döneme ait kültürel imgeler kitapta öne çıkıyor. Yazarımız  dönemi okura fazlasıyla solutuyor. Tekrar ediyorum, özellikle repliklerdeki o konuşma tarzı dönemin aşırı saygı çerçevesindeki yapısına çok uygun. Kitabın geçtiği çağı son raddede hissedebiliyoruz.

Kay, tarihi kurmacalarını inşa ederken bol bol araştırma da yapan bir yazar olduğu için içinizi ferah tutun. İnternetten rastgele toplanmış bilgilerle ortaya konmuş alelade bir eser yok karşımızda. Zaten Kay böyle bir yazar olsaydı asla şu anki ustalık mertebesine ulaşamaz ve zaman içinde silinip giderdi. Oysa kendisi zaman geçtikçe bulunduğu konumu daha da güçlendirdi.

Tarihi gerçekler demişken yazarın bu yönüne dair kitaptan birkaç örnek de verelim hadi:

  • Bozkırlarda yaşayan Bogüler, Türk veya Moğol kavimlerinden esinlenilmiş. Kaynaklarda da Türk ya da Moğol esinlenmesi olduğu doğrulanılıyor. Bir kağan tarafından yönetilmeleri ve göçebe yaşamlarıyla daha ilk izlenimlerinde bile bunu destekliyor.
  • Kitai’ın (ya da dilimizdeki haliyle Hitay/Kitay) halkı tarihte gerçekten yaşamış bir halk.
  • Sardia atları, yine tarihte yer alan Ferghana atlarından esinlenme ve benzer değere sahipler.
  • Kitan Hanedanı’nın can düşmanı Taguran İmparatorluğu Tibet’i temsil etmekte.
  • Kitan İmparatoru Taizu’nun tarihe geçmiş dört güzelin dördüncüsü olan gözde eşi Wen Jian (Kıymetli Refika), yine Çin’in dört güzelinden biri olan Yang Guifei‘den esinlenmedir.
  • Wen Jian’ın kuzeni ve bakan olan Wen Zhou, Yang Guozhong‘dan esinlenme olmakla birlikte, Yang Guozhong da tıpkı Jian ile Zhou gibi Yang Guifei’in kuzenidir.

Daha pek çok şey var aslında, ama ben şimdilik burada keseyim de gerisi sizin merakınıza kalsın.

Şamanizmin Kurguda Yer Buluşu ve Şaman Büyüleri

Moğol veya Türk kavimleri esinlenmeli Bogüler kurguda yer alınca şamanizm de kaçınılmazdı elbette. Kitabın az sayıdaki fantastik sahneleri aslında tam da bu çerçevede toplanmış hâlde.

Kay’in şamanları ve büyülerini tasvir ediş biçimi oldukça inandırıcı ve zaman zaman insanı ürperten cinsten. Yazarın bu inandırıcı anlatısına bir sonraki bölümde özel olarak değineceğim, ama bu yönününü en güçlü hissettiğim kısım kesinlikle şamanların olduğu yerler oldu. Dahası, kitabın o az sayıdaki fantastik etmenleri de şamanlar aracılığıyla bizlerle buluşuyor. Bu bakımdan da az ama öz bir yer tutuyorlar.

Bogüler ile ilgili olarak kurguda yer alan kimi etmenler tarihi gerçeklere dayanmıyor. Bu ne olursa olsun bir kurmaca ve yazarın da eklediği unsurlar mevcut. Zaten böyle de olmalı, yoksa bu bir tarih kitabı olurdu; tarih kurmacası değil.

Şamanlar, görmeyi beklemediğim ama gördüğüme mutlu olduğum ögelerdi. Kağanların yanındaki yerleri, kavimler arası iktidar savaşlarındaki konumları ve kimi ustalarının münzevi yaşamlarıyla birlikte Uzak Doğu kültürüyle bezeli bu kurguda Türkiye okurlarına çok tanıdık bir yönünü de gösteriyor.

Son olarak, o şaman büyülerinin kurguda önemli bir yeri de var. Başkarakterlerimizden birinin öyküyüsü bu şaman büyülerinin ışığında şekillenecek ve hayatı bu mistik unsurla değişecek. Kim olduğunu dahi söylemiyorum özellikle.

Guy Gavriel Kay, İnandırıcılığı ve Anlatısı

Yazarın tarihi gerçeklere ve yaşamış halklara yer verişiyle sahicileşen kurgusu, kendisinin diliyle de adeta taçlanıyor. Kitap boyunca okuduğum kimi yerlere oldukça inandığımı fark ederek kendi hâlime şaşırdım. Mesela, 50’li sayfalara doğru ilk kez arka kapakta bahsi geçen Sardia atları anlatılmaya başlanandığında birden kendimi her kelimesine inanır hâlde buldum. Kitai gok-cennetin-altindaİmparatorluğu’nun bu atlara asla erişemezken,can düşmanları Targuranlar’ın çoktandır sahip oluşları, bu atların özellikleri ve en önemlisi, neden bu atlara sahip olmanın bu kadar önemli oluşu gayet inandırıcı biçimde aktarılmıştı.

Bir de şu var elbette: Ben daha mistik, daha fantastik bir neden beklerken stratejik bir nedenle ilişkilendirilmiş Sardia atları. Bu da inandırıcılığı üst seviyelere çıkarmış.

Kitabın anlatımındaki akış başta ağır bir yön taşıyor. Yazar bize 660 sayfa kadarlık bir kurgu sunmuş ve bu kurguda birçok detay var. Kay bize dönemin atmosferini solutmak için hem başlarda ağır bir tempo seçmiş, hem de onu detaylarla bezemiş. Bence bazı kısımlar olmasa da olurdu; ama tarihi kurguda detaylandırma da oldukça önemli bir yer taşıyor.

Kay’in dönemin ruhunu bize soluturken kendisinin de bir o kadar tadıyor oluşu takdire değer. Dönemin kültürlülük ve statü göstergesi olan şiiri bizzat kurgusunda kullanışıyla kitap lirik bir yön de kazanıyor. Karakterlerin yazdığı şiirler, doğaçlama şiirlerle atışmaları, şarkılar ve nicesi Kay’in ahenkli diliyle bizlerle buluşuyor. Ne mutlu ki bu kısımların Türkçeleştirilmesi de bir o kadar güzel!

Çeviri ve Editörlük

Çeviride özellikle dönemin ruhunu yansıtmak adına pek çok eski Türkçe kelime kullanılmış. Bunu takdir ettim doğrusu. Çeviriyle ilgili bir şeye takılmadım da, kimi yerlerde kelimelerin ayrık yazımı (örnek: anlay ışının gibi ayrı yazılma) çoktu. Neden öyle ayrıldılar, anlamadım. Baskı sırasında bir hata mı oluştu? Birkaç da yazım hatası mevcut ve ama bu ayrık yazım bir yerden sonra yoğunlaşıyor. Yine de insanın gözlerini kanatan raddeye pek gelmiyor. Birkaç ek hatası da cabası.

Özellikle dönemin ruhuna uygun kelime seçimleri ve şiirle şarkı çevirileriyle benden büyük bir takdir topladı çevirmen Cem Özkan ile editör Kemal Küçükgedik. Yine de o ayrık yazılan kelimeler ve yanlış ekler olmasaydı çok daha büyük bir başarıya imza atacaklardı. Ayrıca Kitai yerine Hitay ya da Kitay denmesi hoş olurdu. Biz dilimizde bu şekilde anıyoruz onları.

Son Olmasın Sakın

Guy Gavriel Kay, kesinlikle beklediğime değen bir yazar olarak çıktı karşıma. Dilerim biz onun daha nice eserini dilimizde okuma şansına erişiriz.

Gönlümde yatan 2008 Wolrd Fantasy Award’ı kucakladığı Ysabel ve Orta Çağ İtalya’sını çağrıştıran ancak bambaşka bir yerde geçen Tigana.

Pegasus Yayınları bu yazarın peşini bırakmasın derim. Bize anlatacak daha pek çok kurgusu var.

Genel Yayın Editörü
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gök Cennetin Altında: 8. Yüzyıl Uzak Doğu’sunun Büyülü Gerçekliği

Guy Gavriel Kay, 8. yüzyılın Çin’ini alarak bir Uzak Doğu destanı yaratmış. Bunu yaparken de tarihi kaynakları bol bol kullanmış. Sonra onu gerçek kültürel ögelerle detaylıca donatmış, bir tutam fantastik eklemiş. Ortaya da Gök Cennetin Altında çıkmış.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün