Gece Uçuşu: Gökyüzünün Karanlık Koynuna Doğru Bir Yolculuk

Milyonlar Antoine de Saint-Exupery adını Küçük Prens ile tanıdı. Oysa usta yazarın pek çok harika eseri var. Karanlık gecenin kollarında ve ışıltılı yıldızların arasında geçen bir macera... "Gece Uçuşu"nu inceledik.

En büyük tutkusu uçmak olan bir yazardan bahsediyoruz, Antoine de Saint-Exupery’den. Daha küçük yaşlarda içine düşen uçmak sevdasına ailesinin karşı gelmesi sonucu bir süreliğine gem vuran yazar, askerde aldığı uçuş eğitimi ile birlikte içindeki tutkunun peşinden sürükleniyor. Hatta ömür boyu dinmeyen uçmak tutkusu yazarın ölümüne de neden oluyor. ABD ordusunda yüzbaşı rütbeli yazarın uçağı 31 Temmuz 1944’te Marsilya açıklarına düşüyor. Fakat ölüm onu bulmadan evvel ömrüne birçok uçuş ve bu uçuşlar sayesinde gelişen hayal dünyasıyla birçok eser sığdırıyor. 1929 yılında pilotluğun ve uçuşun meyvelerini “Güney Postası” isimli ilk eserine dönüştürüyor. 1931’de yayımlanan “Gece Uçuşu” romanı Femina Ödülü’ne layık görülüyor. Avrupa’da savaş yılları devam ederken yazdığı “İnsanların Dünyası” isimli eseriyle Fransız Akademisi Roman Büyük Ödülü’nü kazanıyor. Ve son olarak da tüm dünyanın onu tanımasını sağlayan eseri olan “Küçük Prens”i 1943 yılında okurlarıyla buluşturuyor.

Gökyüzündeki yıldızların arasında edebi dünya kuran bir yazar Antoine de Saint-Exupery ve zifiri karanlık gökyüzünde ışığı arayan bir hikâye, Gece Uçuşu.

Kuralları Ayrı İki Dünya

Gece Uçuşu, gökyüzü ve yeryüzü olarak ikiye ayırıyor dünyayı. Birbirinin zıttı iki dünya. Hangisine gidersen git diğerine hasret kalacağın iki mahal. Yeryüzü ayakları yere sağlam basan bir güven aşılarken, gökyüzü sonsuz bir özgürlük vadediyor. İşte bu iki aşılmaz durumun arasında kalıyor posta pilotu Fabien. Yerdeyken Güney Amerika’nın uçsuz bucaksız semalarına hasret kalıyor, gökte ise tepelerinde güvenle inşa edilen çatılarıyla birlikte kendi inşa ettikleri aile huzuruna. Ne yerden vazgeçebiliyor ne de gökten. Hem eşini özlüyor hem de gökyüzünü. Uçuşların güvenle sürmesinden sorumlu gece bekçilerinin ise tek bir düşünceleri var: Postaların tam vaktinde ulaşmalarını sağlamak.

GÖZ ATIN  DEV ÇEKİLİŞ: Timaş Yayınları Dünya Edebiyatı Seti

Önce İş

Posta uçaklarının kalkışından, izleyeceği güzergahtan ve vaktinde inişinden sorumlu gece bekçilerinin hayatlarının en önemli olayı bu. Ne olursa olsun postalar vaktinde ulaşmalı ulaşması gereken yerlere. Havadaki sorunların hiçbiri buna engel olmamalı. Kuralları uygulayan gece bekçisi Riviere, bu kurallardan tıpkı pilotlar gibi pek de haz etmese bile onlara uymak ve uydurmak zorunda. Fakat Riviere’yi yavaş yavaş saran yaşlılık belirtileri onu uyuması gereken kurallar konusunda nihayete ermeyecek düşüncelere sevk ediyor. Onun için varması gereken yere vaktinde varan her uçak yeni bir zafer sayılsa da ve işler her ne kadar tıkırında gitse de bazen bazı terslikler önlenemiyor.

Oysa barış falan yoktur. Belki zafer de yoktur. Bütün postaların mutlak varışı da mümkün değildir.”

Gökkubbe Savaşı

Geri dönüşü olmayan bir yol ve bu yola kendi rızalarıyla giren neferler. Yeryüzünün insanları tonlarca ağırlıktaki demirden bir kuşla, aşağıdan bakınca gayet uysal görünen gökyüzünün kollarına dolanıyor. Alacakaranlığın içinde, bilinmeyen bir girdaba doğru ilerliyor pilotlar. Hiçbir şey yok önlerinde. Boşluk ve sonsuzluk. Yükseliyorlar, yer çekimine karşı geliyorlar, özgürleşiyorlar, bir zamanlığına de olsa yeryüzünün tüm kurallarını çiğniyorlar. Fakat unuttukları bir şey var, gökyüzünün kolları yerden bakıldığı gibi pek uysal değil, acımasız yüzünü gösterdiği vakit ise demirden kuşlar, pilotlar için içinden çıkılamaz hapishanelere dönüşüyor. Ve işte Exupery bizlere, gökyüzünde her gece gerçekleşen destansı bir savaşı anlatıyor. Gökkubbe savaşını.

“İnsanlar gecenin en derin karanlığının kalbine inmeli ve bu derinliğin içinde ellerinden ve kanadından başka hiçbir şeyi aydınlatmayan bir küçük madenci lambası bile olmadan o bilinmez geniş omuzların arasından geçip gidebilmelidir.”

Sesimi Duyan Var mı?

Gökyüzünde savaş başladıktan sonra pilotların aradığı tek şey ise küçük bir ışık. Yol gösterecek, kurtuluşa götürecek küçük bir ışık huzmesi arıyorlar. Çok uzaklarda bir yerleri ısıtan güneşe, duymayacağını bile bile sesleniyorlar. Şafak vakti, gökyüzünün alacakaranlığında kaybolmuş, ışığa hasret bir pilottan başka kimse tarafından bu kadar tutkuyla beklenmiyor. Işığa hasret kalınan bu noktada ise belki de Exupery’i yazmış olduğu eserlere ve yaşamındaki uçuş tutkusuna kapılmasının sebebi yıldızlar parıldamaya başlar. Ortaya çıkan yıldızlar çok kuvvetli olmasalar ve demirden kuşa kurtuluş yolunu gösteremeyecek olsalar da çaresiz pilotun yolunu harikulade bir manzaraya dönüştürüyorlar. Ki zaten insanın başına gelen kötü şeyler gelse de sadece kişinin kendi rızasıyla girdiği yolda gelmeli. Yazar uçmayı ne kadar sevse de her uçuşunun aslında bir intihar uçuşu olduğunu biliyor ve bunu Gece Uçuşu kitabının satırlarına işliyor.

“Bu karanlığın içinde her şey bir çözüme kavuşacaktı, iyi ya da kötü…”

Hem belki yazar bir uçuşu esnasında Tunus’ta bir çöle zorunlu iniş yapmayıp, bir bedevi tarafından bulunana kadar dört gün çölde dolaşmasa ve belki de o dört gün içinde ‘küçük’ dostuyla tanışmasa bizler bizi epey yaralayan Küçük Prens kitabını okuyamayacaktık.

GÖZ ATIN  Can Avar ve Arkadaşlarının Maceraları "Gizemli Karanlık Sinema" İle Devam Ediyor

Pahasız Hayatlar Pahalı Uçuşlar

Geriye Gece Uçuşu’nun yanıtsız soruları kalıyor. Exupery’nin bütün okurlarına kitap boyu sorduğu sorular: Hangisi daha mühim? Vaktinde varması gereken posta uçuşları mı yoksa postaları vaktinde ulaştırmak için gecenin tehlikeli koynuna giren insan hayatı mı? Kim haklı? Postaların vaktinde ulaşması için katı kurallar uygulayan gece bekçileri mi yoksa gökyüzüne her ne kadar tutkulu olsa da elinde sonunda güvenli çatısının altına dönmek isteyen pilotlar mı? Bir insanlık tartışması bu. Kimin haklı olduğu önemli değil önemli olan alacakaranlık gökyüzünün vereceği karar.

Hayat öyle çelişkilerle dolu ki sadece ona ayak uydurduğun sürece içinden çıkabiliyorsun.”

Şafak Sökmeden…

Antoine de Saint-Exupery’nin kaleme aldığı Gece Uçuşu kitabını 2017 yılında Timaş Yayınları’nın yapmış olduğu çeviri ile okudum. Kitabı Fransızca aslından dilimize kazandıran isim ise Sibel Kuşca Güngörmedi. Timaş Yayınları’nı ve kıymetli çevirmeni de yapmış oldukları çeviriden dolayı kutluyorum.

Gece Uçuşu okurunu gökyüzündeki gece uçuşlarına davet ediyor. Basit bir posta uçuşu gibi görülen bu yolculuğun içerisinde bizi gökyüzünün en karanlık ve en korku verici yerlerine sürüklüyor. Yeryüzü kurallarının gökyüzünde hükümsüz kaldığını, sonsuz boşluğun içinde süzülen pilotların düştüğü çaresiz durumları, gökyüzünde yaşanan savaşları, karanlığın içinde aranan kurtuluş ışıklarını ve yeryüzünden gökyüzündekileri bekleyenleri yerine göre sert ve acımasız ve çaresiz bir dille aktarıyor.

Yazar, posta uçaklarının yaptığı seferlerin ışığı altında daha mühim bir konuya parmak basıyor. İnsan hayatı ne kadar değerli? Yazarın bu eseri savaş yılları devam ederken yazmış olduğunu düşünürsek, dünyada insan hayatının en değersizleştiği günlerde bu soruyu sormak belki de insanlığı kurtuluşa götürecek ilk adımdır.

1998 yılında Mardin’de doğdum. Mardin’de yaşıyor ve Artuklu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde eğitim alıyorum. Okumaya Jules Verne eserleriyle başladım. Yaklaşık beş yıl önce Sait Faik ile tanıştım. O günden beri öykü yazmaya çalışıyorum. İnsanlığı bütün sorunlarından sadece kitap okumanın kurtarabileceğine ve Spider-Man’a inanıyorum.

Gece Uçuşu: Gökyüzünün Karanlık Koynuna Doğru Bir Yolculuk

Milyonlar Antoine de Saint-Exupery adını Küçük Prens ile tanıdı. Oysa usta yazarın pek çok harika eseri var. Karanlık gecenin kollarında ve ışıltılı yıldızların arasında geçen bir macera… “Gece Uçuşu”nu inceledik.

 

 

Başa dönün
Daha fazla Edebiyat, Geek, İnceleme
Stephen King
Stephen King ve Onun En Sevdiği 10 Roman

Korku edebiyatının usta ismi Stephen King'in favori kitapları neler olabilir? Listede hangi dehşet verici romanlar,...

Kapat