Doksan Dokuz Hafta: Bir Peri Masalı

Edebiyatın yaşayan kraliçesi Ursula K. Le Guin ‘işsizlik’ konusuna dair bir öykü yazmış. Daha doğrusu bir peri masalı kaleme alarak Amerika’daki işsizliğe atıfta bulunmuş. Öyle ki, iktidarın kullandığı o güzel dilin, o tatlı sözcüklerin ardında yatan gerçekleri çıkartmış ortaya. Kendi üslubuyla, bir masal edasıyla…

Bir varmış, bir yokmuş. Karısı, kızı ve küçük oğluyla birlikte ormanın kıyısında yaşayan bir oduncu varmış. Adam sıkı çalışır ve işini severek yaparmış. Ama arazinin çoğu, ormanı kendilerine saklayan zengin ogrelere aitmiş. Yakacak odun o kadar pahalıymış ki, sıradan aileler evlerini kömürle ısıtmaya başlamış. Oduncu kapı kapı dolaşıp yakacak odun satmaya çalışmış, ama her defasında kapılar yüzüne kapanmış. Karısı topalmış ve bu yüzden uzak mesafeleri yürüyemiyormuş, ama gene de mutfağı ve bahçeyi çekip çevirmesini iyi bilirmiş. Kızı ve oğlu kasabadaki okula gitmişmiş. Genç Janet, her öğleüzeri, okul dağıldıktan sonra valinin bebeklerine bakarmış. Küçük Bob ise orada burada ufak işler yapar, birkaç kuruş kazanırmış. İki çocuğun kazandığı üç kuruş para, koca ailenin yegane geliriymiş. Üstelik çocukların kazandığı para da ev sahipleri olan ogrelere gidiyormuş hemen. Ne yeni kıyafetleri ne de yeni ayakkabıları varmış. Sadece bahçelerinde yetişenleri yemek zorundalarmış. Hayatları zorlaşmış ve kış gelmekteymiş.“Belki de kömür madeninde bir iş bulabilirsin John?” demiş Oduncu’nun karısı.

O da ta kömür madenlerine dek tam on mil yürümüş ve iş istemiş, ama tıpkı korktuğu gibi, zanaat öğrenmek için çok yaşlısın demişler ve onu eve yollamışlar.

İyimser bir mizacı olmasına rağmen evine yorgun argın, hayal kırıklığı içinde dönmüş oduncu. Akşam olmuş olacakmış. Gölgeler yolun üzerine doğru uzanmış. Gölgelerin arasında uzun boylu güzel bir kadının durduğunu görmüş. “Oduncu,” demiş kadın. “Neşelen! Ben senin Hediye Peri’nim, sana ve ailene yaşamanıza yetecek kadar para vereceğim. Yemeğiniz olacak, oğluna ve kızına yeni ayakkabılar alabileceksin!”

“Yardımsever hanım,” demiş Oduncu, “çok naziksiniz. Hediyenizi hak etmek için ne yapabilirim?”

“Hediyemi hak etmek için çalışmamalısın Oduncu. Çalışmamalı ama her gün iş aramalısın,” demiş kadın. “Günde dört kere iş aramayı denemelisin. Bulunacak bir iş olmasa bile, aramayı bırakmamalısın. Seni izleyeceğim. Eğer bıkarsan veya cesaretin kırılırsa bilirim. Eğer bir ay iş aramazsan hediyem kaybolur gider.”

“Hanımım,” demiş Oduncu, “bir işim olmasını çok isterim, ama eğer günde dört kere iş istersem, sürekli aynı insanlardan istemiş olacağım. Burası küçük bir kasaba, millet çok geçmeden benden bıkacaktır.”

“Bu benim sorunum değil,” demiş kadın.

“Acaba bana para vermek yerine bir iş verebilir misiniz? Her türlü işi yaparım,” demiş, bildiğimiz gibi iyimser bir adam olan Oduncu. “Yeni bir zanaat öğrenmek için çok yaşlı değilim. Her işi yapmaya hazırım ben.”

“Bu benim bölümüm değil,” demiş kadın. “İş Perileri şu anda çalışmıyor. Sana tek önerebileceğim bu söylediklerim.”

“Kabul ediyorum,” demiş Oduncu iç çekerek. “Ben ve ailem size minnettarız.”

“Uygun,” demiş uzun boylu kadın ve akşamüstünün uzun gölgeleri arasına karışmış.

Oduncu evine gitmiş. Daha evine girer girmez, elini cebine atmış ve bir şey hissetmiş. Cebinden çıkarıp bakmış ve aman tanrım, gümüş bir paraymış bu! Bir haftalık masraflarını çıkarmaya yetermiş. Oduncu içeri girdiğinde karısı ve çocukları etrafına toplanıp heyecanla sormuşlar: “Madenlerde iş bulabildin mi baba?”

“Hayır beni almadılar,” demiş adam. “Ama sihirli bir hanımla tanıştım ve bana bunu verdi.” Gümüş parayı havaya atıp döndürmüş. Ve onlar parayı aralarında elden ele geçirip bakarlarken, sihirli hanımın her hafta para vereceğini, bunun için sorabileceği her yerde iş araması gerektiğini anlatmış onlara.

“Şimdi Bob,” demiş adam, “gidip bu parayı hancıda bozdur. Onda bozuk para vardır. Gelirken de bir sürahi bira al ki kutlama yapalım. Janet, sen de gidip kasaptaki hesabımıza dört kalın pirzola yazdır. Ve sevgili karıcığım, çocuklar geri gelene kadar bana güzel bir öpücük ver bakalım.”

Ve o gece kutlama yapmışlar.

Ertesi gün Oduncu kasabaya inip her kapıyı çalmış ve iş istemiş. Bunu her gün inançla yapmaya devam etmiş. Ta ki kasabalılar birbirlerine, her gün geri çevrildiği halde ertesi gün yine gelen John Woodcutter’ın salak olduğunu söylemeye başlayana dek. Hem her taraf işsiz doluyken nasıl iş bulmayı bekliyormuş ki bu adam?

Hancının karısı ona bir iş teklif etmiş. Artık inek beslemediği için ahırını temizletmeyi önermiş. Ama iki veya üç günlük bir işmiş: bunun için bir gümüş, hatta yarım gümüş bile veremezmiş. Bu yüzden Oduncu kabul etmemiş. Bu olaydan sonra, handa insanlara içki koyarken, John’un sürekli iş aradığını, biri ona iş teklif ettiğinde ise tembelliğinden kabul etmediğini söylemiş. Bazıları bilgece başlarını sallayarak, “Karşılığında hiçbir şey yapmadan, verilen parayı kabul eden birinden ne bekleyebilirsin ki?” demişler. Diğerleri ise, “Periler işe yaramazlara ve serserilere para dağıtarak hiç iyi bir iş yapmıyorlar,” demiş.

Ve Vali, “Perilerin parası haram paradır. Kabul edeni yozlaştırıyor,” demiş. “Sözlerimi mimleyin, er ya da geç John’u ipek elbiseler giymiş karısıyla at arabası sürerken göreceğiz.” Hepsi düşünceli düşünceli başlarını sallamışlar. Yol yapımındaki işini kaybedip kederini soğuk birayla dökmek için hana gelen bir adam dışında. Adam birasını kafaya dikmiş ve John’un periyi gördüğünü söylediği mekâna doğru yola çıkmış. Uzun boylu, güzel kadın oradaymış. Adama teklifini sunmuş, adam da kabul etmiş.

John sürekli kendi kasabasına ve çevre kasabalara iş sormak için gidip durmuş. Dürüstçe ekmek parası kazanmak istiyormuş, ama periden daha az para getiren kısa süreli işleri kabul edemezmiş. ‘Çalışan bir adam’ olarak bilindiği günler çok geride kalmışmış bu yüzden. Karısı Mary’nin romatizması gittikçe kötüleşiyormuş ve daha şimdiden fena haldeymiş, o yüzden Oduncu ve Janet evi çekip çeviriyormuş. Oğlan Bob okulu bırakıp marangozun yanına çırak olarak girmiş. Onunla gurur duyuyorlarmış, ama fiyatı aldıkları gümüşün yarısıymış ve Bob çıraklık yaparken eve para getiremiyormuş. Koca bir sene geçtikten sonra, John neredeyse madenden döndüğü gün kadar kötü hissediyormuş kendini. O akşamüstü yolda yürürken uzun boylu ve güzel kadının ileride durduğunu görmüş.

“Hanımım,” demiş adam, “iş bakıyorum, sorup soruşturuyorum. Ama hiç iş yok. Hem insanlar da benden, her gün iş sormamdan ve verdiklerini de kabul etmemden bıktılar.”

“Aramayı bırakabilirsin,” demiş kadın. “Ne zaman istersen.”

“Ama bu anlaşmamızı bozar.”

“Evet,” demiş kadın. “İş arayarak umut dolu bir adam olduğunu, iyi insanların öyle ya da böyle para bulacağına inandığını kanıtlamış oluyorsun. Aramayı bırakman, bu inancından vazgeçtiğini ve cesaretinin kırıldığını gösterir. Hediye Perileri cesaretten yoksun insanları göremezler. Benim için görünmez olursun ve hediyem solar gider.”

“Ah, pekala,” demiş John. “Umudu kaybetmeyeceğiz demek ki.”

Ve böylece aylar geçmiş, Oduncu yorgun argın yollar tepmiş, Mary’nin hastalığı yüzünden yenisini alamadığı ayakkabılarını eskitmiş. Genç Bob’un iştahı da yerindeymiş. Janet bebek bakıcılığı işinden kovulmuşmuş, çünkü Valinin karısı kıyafetlerinin çok sefil olduğunu söylemiş. Kızlarının sırtına güzel bir elbise geçiremedikleri için uzun uzun ağlamış Mary. Bu yüzden John kalan üç kuruş paralarıyla bir top kumaş almış ve karısı, Janet için bu kumaştan yepyeni bir elbise dikmiş.

“Cık cık. Şu Oduncunun kızına bak. İpek elbiseler içinde caka satıyor. Babası da hiçbir iş yapmadan perilerden para alıyor…”

Haftalar geçmiş ve her hafta John cebinde sihirli bir gümüş para bulmaya devam etmiş. Derken, hafta boyunca gelmesini heyecanla beklediği bir gün elini cebine attığında hiçbir şey hissetmemiş.

Birkaç dakika bekleyip tekrar cebini aramış, ama para falan yokmuş.

Gidip patates tarlasına tohumları ekip geri gelmiş ve tekrar cebini yoklamış. Hiçbir şey yokmuş. Diğer cebini ve ötekini de denemiş, hatta olur ya belki cebinden yere düşmüştür diye evin etrafına bile bakmış. Yokmuş.

Akşam olduğunda, uzun boylu ve güzel kadınla karşılaştığı yola gitmiş. Kadın yine oradaymış. “Ah hanımım,” demiş John. “Hediyeniz bu hafta gelmedi. Mary’nin durumu giderek kötüleşiyor, çok ihtiyacımız var.”

Hediye perisi sessizce ona bakmış. “John Woodcutter değil mi?” demiş en sonunda. “Seni zar zor görebiliyorum. Doksan dokuz haftan dolmuş.”

“Ne doksan dokuz haftası?”

Kadının sesi sanki çok uzaklardan geliyormuş. Bakışları John’a değil de arkasındaki bir şeye yönelmiş sanki. “Bir iş bulmak için doksan dokuz haftan vardı. Hiçbir şey bulamadın. Şu andan itibaren resmi olarak umudunu kaybettin.”

“Ama hanımım, neredeyse iki yıl olmasına rağmen, her gün aynı eskisi gibi canla başla iş arıyorum – gerçekten umudumu kaybetmedim. Ben hâlâ umutluyum!”

“Resmi olarak umudunu kaybetmiş durumdasın, resmi olarak iş aramayı bıraktın ve resmi olarak hediye perilerine görünmez oldun.”

“Ah hanımım,” diye ağlamış John çaresizlik içinde. “Ne zamana kadar?”

“Sonsuza kadar,” demiş kadın silik ve soğuk bir sesle.

Ve bundan sonra John, ne kadar ağlayıp yakardıysa da ne bir cevap alabilmiş ne de kadının onu görüp duyduğuna dair bir işaret.

En sonunda, mahzun mahzun evin yolunu tutmuş. Ama gece çökmek üzereyken yol üstünde ev sahibi zengin ogreyle karşılaşmış. “Sen,” demiş ogre, siyah atından aşağıya bakarak. “Sen ormanın kıyısındaki barakada yaşayan baş belasısın. Aylardır kiranı tam ödemedin. Bu hafta bitmeden boşaltın orayı.”

“Bay Ogre,” demiş John. “Eğer kiranın tamamını verseydik, Hediye Perisi’nin bize verdiği paradan yemek için bir şey artmazdı. Bundan böyle hiç para vermeyeceğini söylüyor şimdi de.”

“Hediye Perisi öyle mi!” demiş Ogre. “Perilerin sırtından geçinmek ha – tahmin etmeliydim! Bilmem farkında mısın, ama senin bu perilerin, çocuklara dinsizlik aşılayan okulların ve uzun zaman önce kiranı ödemediğin için seni içeri tıkması gereken polisin masraflarını karşılayacağım derken benim vergilerim arttırıyorlar – BENİM vergilerim! Periler! Bu ülkede ne sorun varsa, hepsi perilerin suçu! Çabuk, seni kırbaçlamadan yıkıl karşımdan. Gözüm görmesin seni!” diye böğürmüş John’a ve atını dizginleyerek gecenin karanlığında gözden kaybolmuş.

Haftanın geri kalanında John iş aramış. Ne olursa olsun, ne kadar getirirse getirsin, kabul edecekmiş. Ama nerede ararsa arasın hep ondan önce birinin daha geldiğini söylemişler.

Artık Bob’un çıraklık ücretini ödeyemeyeceklerini duyan marangoz, çocuğu eve yollamış. Bob’un kız kardeşi Janet okulunu henüz bitirmiş. İki genç kafa kafaya vermişler ve bir plan kurmuşlar.

Haftanın son gecesi iki kardeş babalarının Hediye Perisiyle karşılaştığı yola gitmişler. Ve oraya vardıklarında uzun boylu ve güzel kadını görmüşler ama kadın onlara bakmıyormuş.

“Hanımefendi,” demiş genç Bob, “sürekli iş arıyorum ama bulamıyorum, acaba iş bulana kadar bana da gümüş para verebilir misiniz?”

Ama kadın Bob’u kaale almamış.

“Hanımefendi,” demiş genç Janet. “Artık okulu bitirdim, bir yerde öğretmenlik yapabilirim. Bebeklere bakabilir, hastalarla ilgilenebilirim. Hatta bahçıvanlık, aşçılık, ne olursa olsun her işi yaparım. Ama annemin bana ihtiyacı var ve ben kasabada iş bulamıyorum. Acaba bulana kadar bana da gümüş para verebilir misiniz?”

Ama kadın onu dikkate bile almamış.

Bob yakarmış, Janet ağlamış, ama ne fayda. Güzel hanım onlara bir kere bile bakmamış.

Çalılıklardan küçük kırmızı bir tilki çıkmış ve kıkırdamış. “Boşuna uğraşmayın gençler, o sizi göremez,” demiş tilki. “Görünmezsiniz.”

“Ama ben umut doluyum,” demiş Janet. Bob da, “Ben de umudumu kaybetmedim!” diye duyurmuş. İkisi bir ağızdan, “İkimiz de hemen onun önündeyiz!” demişler.

“Belki de öyle,” demiş tilki. “Ama siz bundan önceki işinizi kaybetmediniz.”

Janet ve Bob tilkiye bakmışılar. “Daha önce bir işimiz olmazsa, nasıl kaybedebiliriz?”

“Güzel bir soru,” demiş tilki. “Ama daha önce hiç çalışmadığınız için, resmi olarak bir iş gücüne dahil oluyorsunuz: bu yüzden Perilerin sağladığı faydalar için uygun değilsiniz. Görünmezsiniz. Perilerin düşünüş şekline hayranım, özellikle neyi görüp neyi göremediklerine. Bana kalırsa, son zamanlarda zengin ogreleri gerektiğinden fazla dinliyorlar. Eğer geri kalan yüzde doksan dokuzluk kısmın sözünü daha fazla dinleseler daha iyi bir iş yaparlar.”

Ama genç Bob ve Janet çoktan omuzlarını düşürmüş ve alt dudaklarını sarkıtmış bir şekilde, ağlamamak için kendilerini zor tuta tuta, ailelerine evi boşaltmaya yardım etmek için evlerine dönen yolu tırmanmaya başlamışlar bile.

Tilki iki kardeşin gecenin karanlığına karışmasını izlerken, dar omuzlarını silkerek başını iki yana sallamış. “İnsanlar tilkileri hiç dinlemez zaten.”

Yazar, Ursula K. Le Guin

* * *

Bazı Kurnaz Tilki Notları

Resmi İstatistik Bürosunun, (Official Bureau of Labor Statistics – BLS) 2010 verilerine göre:

14 milyon insan resmi olarak işsiz.
(Bu insanlardan 5,9 milyonu 27 hafta veya daha uzun süredir işsiz.)

İşsiz insanlar veya yarı zamanlı çalışıp işsiz sayılan insanlar:

8.9 milyonu mecbur olduğu için yarı zamanlı çalışıyor. (İmkânları olsa tam zamanlı çalışacaklar)

6.1 milyonu çalışmak istiyor, ama aktif olarak iş aramıyor.

Bunlardan 2,5 milyonu geçtiğimiz sene içinde iş aramış. BLS’ye göre, geri kalanlar şanslarını bile denememişler, çünkü iş bulmayı ummuyorlarmış (“Umutlarını kaybetmişler”), veya belirli bir özür, sakatlık, öğrencilik, çocuk sahibi gibi durumlara sahip oldukları için bir işi kabul edememişler.

Ayrıca Amerikan hapishanelerinde BLS tarafından sayılmayan 2 milyon mahkûm mevcut.

Toplam sayılmayan işsiz insan sayısı en az 17 milyon. Şu anki sayı olan 14 milyona eklediğinde, 31 milyon kişinin içten çıkarıldığını görüyoruz.

Resmi işsiz sayısının 14 milyondan 13,9 milyona düşürüldüğü bir dolap çevrildi. Böylece Amerika’nın “sadece” yüzde dokuzu resmi olarak işsiz görünecekti. Bu düşüşün nedeni genel olarak “uzun süreli işsizlik” kategorisinin “iş aramıyor” kategorisine dönmesiydi. Kısacası, aynı bokun laciverdi.

Gerçek işsizlik rakamları yüzde 16 ila yüzde 25 arasında değişiyor.
(Bizim gibi rakamlarla dolap çevirmeyen Avrupa ülkelerinde de böyle.)

Yardım alan işsiz insanların oranı (neredeyse yarısı) son zamanlarda büyük bir düşüş yaşadı: medyanın insanlara söylediği gibi “kriz sonrası toparlanma dönemi” yüzünden değil üstelik. Azaldı, çünkü insanlar 99 hafta işsiz kaldıklarında yardım alma haklarını kaybediyorlar.

Resmi işsiz görünen 14 milyon insanın bile yaklaşık yüzde 30’u devletten yardım alamayacak kadar uzun zamandır işsiz.

Kongresel Bütçe Ofisi’ne göre, işsizlik yardımlarına harcanan her dolar ülkenin ekonomisine 1.90 dolar katkı sağlıyor. Bu bir pazarlık der küçük tilki (fakat Fox News hemfikir olmaz elbette).

Öykünün Ninety-Nine Weeks: A Fairy Tale adlı orijinal metnine buradan ulaşabilirsiniz. Bu metin CAN İNAL tarafından çevrilmiş olup, HAKAN TUNÇ ve OZANCAN DEMİRIŞIK tarafından redakte edilmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doksan Dokuz Hafta: Bir Peri Masalı

Edebiyatın yaşayan kraliçesi Ursula K. Le Guin ‘işsizlik’ konusuna dair bir öykü yazmış. Daha doğrusu bir peri masalı kaleme alarak Amerika’daki işsizliğe atıfta bulunmuş. Öyle ki, iktidarın kullandığı o güzel dilin, o tatlı sözcüklerin ardında yatan gerçekleri çıkartmış ortaya. Kendi üslubuyla, bir masal edasıyla…

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün