Hatıraların Ağırlığı – Cixin Liu

Hugo Ödülü'nü kazanan ilk Çinli yazar olma başarısını gösteren Cixin Liu'dan (Üç Cisim Problemi) hamile bir annenin karnındaki bebekle konuşabildiği, doğumun saflığı ve yaşamın zorlukları üzerine ilginç bir bilimkurgu öyküsü.

Anne: Bebeğim, beni duyabiliyor musun?

Fetüs: Neredeyim ben?

Anne: Aman Tanrım! Beni duyabiliyorsun. Ben senin annenim.

Fetüs: Anne! Gerçekten de karnında mıyım? Suyun içinde yüzüyorum…

Anne: Ona ami-ani-amniyon sıvısı deniyor. Söylemesi zor, biliyorum. Ben de henüz bugün öğrendim.

Fetüs: Bu ses ne? Çok uzaktan gelen bir gök gürültüsü gibi.

Anne: O benim kalp atışım. İçimdesin, hatırladın mı?

Fetüs: Bu yeri sevdim; sonsuza kadar burada kalmak istiyorum.

Anne: Bunu yapamazsın! Doğman gerekiyor.

Fetüs: Hayır! Dışarısı beni korkutuyor.

Anne: Ah… bunu daha sonra konuşacağız.

Fetüs: Göbeğime bağlanan bu ip de ne anne?

Anne: O senin göbek bağın. Anneciğinin içindeyken hayatta kalmak için ona ihtiyacın var.

Fetüs: Hmmm. Anne, sen daha önce benim olduğum yerde hiç bulunmadın değil mi?

Anne: Bulundum! Doğmadan önce ben de annemin içindeydim. Ancak orada olmanın nasıl olduğunu hatırlamıyorum, işte bu yüzden sen de hatırlayamıyorsun. Bebeğim, anneciğinin içi karanlık mı? Bir şeyler görebiliyor musun?

Fetüs: Dışarıdan gelen soluk bir ışık var. Kızıl-turuncu bir parıltı, aynı Xitao köyünde güneş dağın arkasında kaybolurken gökyüzünün aldığı renk gibi.

Anne: Xitao’yu hatırlıyor musun? Orası benim doğduğum yer! Öyleyse anneciğinin nasıl göründüğünü de hatırlıyorsundur.

Fetüs: Nasıl göründüğünü biliyorum. Hatta bir çocukken nasıl göründüğünü de biliyorum. Anne, kendini ilk kez gördüğün anı hatırlıyor musun?

Anne: Ah, onu hatırlamıyorum. Herhalde bir aynada olmuştur. Büyükbabanın kırılıp üç parçaya ayrılan ama geri yapıştırdığı bir aynası…

Fetüs: Hayır, o değil anne. Kendini ilk kez sudaki yansımanda gördün.

Anne: Ha-ha… Sanmıyorum. Xitao Kansu’da, yani Gobi Çölü sınırlarında her zaman su sıkıntımız vardı ve hava da rüzgârın kaldırdığı tozla doluydu.

Fetüs: Bu doğru. Ninem ve dedem her gün su getirmek için kilometrelerce yürümek zorundaydılar. Bir gün, sen beş yaşına bastıktan hemen sonra, ninemle beraber kuyuya gittin. Dönüş yolundayken güneş en tepedeydi ve sıcak da neredeyse dayanılmazdı. Çok susamıştın ancak ninemin kovasından içecek istemeye cesaret edemiyordun çünkü kuyunun yanındayken yeteri kadar su içmediğin için sana bağıracağından korkuyordun. Ama kuyunun önünde o kadar çok köylü sıraya girmişti ki senin gibi küçük bir çocuk onları geçememişti. Kurak bir seneydi ve kuyuların çoğu kurumuştu. Etraftaki üç köyün tümünden insanlar, su almak için o derin kuyuya gelmişlerdi… Her neyse, ninem eve dönerken bir mola verdiğinde serin suyu koklayabilmek, kuru yüzünde nemi hissedebilmek için kovanın üzerine doğru eğildin…

Anne: Evet bebeğim, şimdi hatırlıyorum!

Fetüs: …ve kovada kendi yansımanı gördün: toz tabakasıyla kaplanmış, akan terinin yağmurun kumlu balçıkta açtığı oluklara benzeyen çizgilerle doldurduğu yüzünü… Kendini gördüğün ilk hatıran buydu.

Anne: Ama nasıl olur da benden daha iyi hatırlayabilirsin?

Fetüs: Sen de hatırlıyorsun anne; sadece artık belleğini istediğin anda çağıramıyorsun. Ama benim aklımda bütün hatıraların sanki dün yaşanmışlar gibi tertemiz.

Anne: Ne söyleyeceğimi bilemiyorum…

Fetüs: Anne, yanında başka biri olduğunu hissediyorum.

Anne: Ah evet, o Dr. Ying. Birbirimizle konuşmamızı sağlayan bu makineyi o tasarladı, her ne kadar amniyon sıvısının içinde yüzerken gerçek anlamda konuşamasan da.

Fetüs: Onu tanıyorum! Senden biraz daha yaşlı,  gözlük takıyor ve uzun beyaz bir ceket giyiyor.

Anne: Dr. Ying harika ve çok bilge birisi. O bir bilim insanı.

Dr. Ying: Selam!

Fetüs: Merhaba? E… Galiba beyinler üzerine çalışıyorsun?

Dr. Ying: Doğru. Ben bir nöroloğum, yani beyinlerin düşünceleri nasıl ürettiği ve hatıraları nasıl kurduğu üzerine çalışıyorum. Bir insan beyni, Samanyolu’ndaki yıldızların sayısından daha çok nöronla beraber muazzam bir bilgi depolama kapasitesine sahip. Ama görünen o ki beyin kapasitesinin büyük bir kısmı kullanılmıyor. Benim özel alanım pasif kalan o alanlar.  Beynin aslında boş olduğunu düşündüğümüz kısımlarının devasa miktarlarda bilgi depoladığını öğrendik. Ve yeni yaptığımız keşif de bu hatıraların atalarımızdan geldiğini gösteriyor. Az önce söylediğim şeyi anladın mı çocuğum?

Fetüs: Birazını anladım. Bunları anneme defalarca açıkladığını biliyorum. Onun anladığı kısımları ben de anladım.

Dr. Ying: Aslında hatıraların kalıtımla aktarılması farklı türler arasında oldukça yaygın. Mesela içgüdü dediğimiz birçok bilişsel süreç – örümceğin nasıl ağ öreceğini bilmesi ya da bir arının nasıl kovan inşa edileceğini anlaması gibi – gerçekte sadece kalıtımla aktarılan bellek parçaları. Yeni keşfedilen, insanlar arası hatıra aktarımı ise diğer türlere göre çok daha eksiksiz. Söz konusu olan bilgi miktarı genetik kodla aktarılamayacak kadar fazla, onun yerine hatıralar, atomlardaki kuantum halleri aracılığıyla atomik seviyede DNA’ya kodlanıyor. Bu kuantum biyolojisi çalışmalarını da içermekle beraber…

Anne: Dr. Ying, bunlar bebeğim için fazla karmaşık.

Dr. Ying: Özür dilerim. Sadece bebeğinizin diğer çocuklara kıyasla ne kadar şanslı olduğunu bilmesini istemiştim. İnsanlar kalıtsal hatıralara sahip olsalar da bunlar genellikle beyinde pasif ve keşfedilmemiş durumda kalıyorlar. Şimdiye kadar kimse var olduklarından bile haberdar değildi.

Anne: Doktor, yalnızca ilkokula gittiğimi unutma. Daha basit anlatman gerekiyor.

Fetüs: İlkokuldan sonra birkaç sene tarlalarda çalıştın, sonra iş bulmak için evi terk ettin.

Anne: Evet bebeğim, haklısın. Artık Xitao’da kalamazdım, oradaki suyun tadı bile daha acı geliyordu. Farklı bir hayat istiyordum.

Fetüs: Çeşitli şehirlere gittin ve göçmen işçilerin yaptığı her türlü işte çalıştın: restoranda bulaşık yıkamak, başka insanların bebeklerine bakmak, fabrikada karton kutu yapmak, inşaatta aşçılık yapmak. Bir süre için, durum gerçekten zorlaşınca, geri dönüşüme satabileceğin şeyler bulmak umuduyla çöpleri karıştırmak zorunda kalmıştın…

Anne: Aferin oğlum. Devam et. Sonra ne oldu?

Fetüs: Sana anlattığım her şeyi zaten biliyorsun!

Anne: Yine de anlatmaya devam et. Annen konuşmanı dinlemeyi seviyor.

Fetüs: Geçen seneye kadar çabaladın, Dr. Ying’in laboratuvarında hizmetli olarak iş bulana kadar.

Anne: Daha en başta Dr. Ying beni sevmişti. Zaman zaman, işe erken geldiğinde ve beni koridorları süpürürken gördüğünde durur ve sohbet ederdi, hayat hikâyemle ilgili sorular sorardı. Bir sabah beni ofisine çağırdı.

Fetüs: Sana “Eğer tekrar doğabilecek olsaydın nerede doğmayı isterdin?” diye sordu.

Anne: Ben de “Burada tabi! Büyük bir şehirde doğmak ve bir şehir sakininin hayatını yaşamak isterdim.” diye cevap verdim.

Fetüs: Dr. Ying bir süre sana baktı ve gülümsedi. Tam olarak anlayamadığın bir gülümsemeydi. Sonra “Eğer cesaretin varsa rüyalarını gerçekleştirebilirim.” dedi.

Anne: Şaka yaptığını sanmıştım ama sonra bana bellek kalıtımını anlattı.

Dr. Ying: Annene döllenmiş bir yumurtadaki genleri değiştirerek pasif duran kalıtsal hatıraları etkinleştirebileceğimiz bir teknik geliştirdiğimizi söyledim. Eğer işe yararsa bir sonraki kuşak, miras aldıklarının üzerine inşa ederek çok daha fazlasını başarabilecekti.

Anne: Şok olmuştum. Dr. Ying’e “Böyle bir çocuk doğurmamı mı istiyorsun?” diye sordum.

Dr. Ying: Başımı salladım ve annene dedim ki, “Bir çocuk doğurmayacaksın, onun yerine doğuracağın şey–”

Fetüs: “–kendin olacak.” Dediğin buydu.

Anne: Onu anlayana kadar, dediği şeyleri uzunca bir süre düşünmem gerekmişti: Eğer bir başka beyin seninle aynı hatıralara sahipse, o kişinin seninle aynı insan olduğu anlamına gelmez mi bu? Ama böyle bir bebeği hayal edemiyordum.

Dr. Ying: Ona doğuracağı şeyin aslında bir bebek olmayacağını açıkladım, bir bebeğin vücudundaki yetişkin biri olacaktı. Doğar doğmaz- hatta şimdi senin durumunda olduğu gibi daha doğmadan konuşabileceklerdi; yürümeyi ve diğer dönüm noktalarını sıradan bebeklere göre çok daha önce başarabileceklerdi ve hali hazırda bir yetişkinin tüm bilgi ve tecrübesine zaten sahip olacakları için diğer çocukların gelişiminden yirmi küsur yıl önde olacaklardı. Elbette birer dahi olup olmayacaklarını bilemezdik ama onlardan sonra gelecek nesillerin olağanüstü olacağı kesindi çünkü kalıtsal hatıralar her geçen nesilde birikerek artacaktı. Birkaç nesil sonra bellek kalıtımı hayal edilemeyecek mucizelere olanak sağlayacaktı! Bu insan medeniyeti için çığır açıcı bir sıçrama olacaktı ve sen, bu büyük çalışmanın öncü annesi olarak tarih boyunca hatırlanacaktın.

Anne: Ve işte sana sahip olmaya böyle karar verdim bebeğim.

Fetüs: Ama babamın kim olduğunu bilmiyoruz.

Dr. Ying: Teknik sebeplerden dolayı in vitro döllenmeye1 başvurmamız gerekti. Sperm donörü kimliğinin saklı tutulmasını istedi ve annen de kabul etti. Gerçekte kim olduğu zaten önemli değil. Diğer çocukların babalarına kıyasla babanın senin hayatına olan katkısı önemsiz, çünkü bütün hatıralarını kalıtımla annenden aldın. Her iki ebeveynin de kalıtsal hatıralarını etkinleştirebilecek teknolojiye sahibiz ama dikkatli olmak adına sadece anneninkileri aktive ettik. İki insanın hatıralarının aynı anda tek bir zihinde etkin olmasının ne gibi sonuçlara yol açacağını bilmiyoruz.

Anne (derin bir nefes alarak): Sadece benim hatıralarımı etkinleştirmenin ne gibi sonuçlara yol açacağını da bilmiyordunuz.

Dr. Ying (uzun bir sessizlikten sonra): Bu doğru. Bilmiyoruz.

Anne: Dr. Ying, daha önce sormaya cesaret edemediğim bir sorum var… Siz de gençsiniz ve çocuğunuz yok, neden benimki gibi bir bebeğe sahip olmadınız?

Fetüs: Ying Teyze, annem bencil biri olduğunu düşünüyor.

Anne: Öyle deme bebeğim.

Dr. Ying: Hayır, çocuğunuz doğru söylüyor. Böyle düşünmeniz oldukça normal, ben gerçekten de bencilim. En başta kendi hatıralarımı aktarabileceğim bir bebeğe sahip olmayı düşünmüştüm, fakat bir şey bana engel oldu: İnsanlarda bellek kalıtımının uyuşuk doğası bizi şaşkına çevirmişti. Eğer kullanılmıyorlarsa böyle hatıralara sahip olmanın anlamı neydi ki? Ek çalışmalar gösterdi ki bunlar apandise benziyorlardı, yalnızca evrimsel kalıntılardı. Modern insanların uzak ataları muhakkak etkin kalıtsal belleğe sahiptiler, ama zamanla bu hatıralar bastırılmıştı. Evrimin bu kadar önemli bir avantajı kaybetmemize neden yol açtığını bir türlü açıklayamadık. Ama doğanın her zaman kendi sebepleri vardır. Bu hatıraların kapatılmasına neden olacak bir tehlike olmalı.

Anne: Temkinli olduğunuz için sizi suçlamıyorum Dr. Ying. Ama ben bu deneye gönüllü katıldım. İkinci defa doğmak istiyorum.

Dr. Ying: Ama doğmayacaksın. Bildiklerimize bakılırsa kendine değil de bir çocuğa hamilesin, bütün hatıralarına sahip olan bir çocuğa.

Fetüs: Katılıyorum anne. Ben sen değilim, ama bütün hatıralarımın senin beyninden geldiğini hissedebiliyorum. Sahip olduğum gerçek hatıralar etrafımı saran su, senin kalp atışın ve dışarıdan gelen kızıl-turuncu soluk ışıktan ibaret.

Dr. Ying: Hatıraları kopyalamanın kişiyi de kopyalamak için yeterli olacağını düşünerek korkunç bir hata yaptık. Bir kişi hatıraların yanı sıra birçok şeyin toplamıdır, kopyalanamayacak şeylerin. Bir insanın hatıraları bir kitaba benzer, farklı okurlar farklı duygular hissedecektir. Doğmamış bir çocuğun bu kadar ağır, kasvetli bir kitabı okumasına izin vermek korkunç bir şey.

Anne: Doğru. Bu şehri seviyorum ama hatıralarımdaki şehir bebeğimi dehşete düşürüyor olmalı.

Fetüs: Bu şehir ödümü patlatıyor! Dışarıdaki her şey korkunç anne. Doğmak istemiyorum!

Anne: Bunu nasıl söyleyebilirsin. Elbette doğman gerekiyor.

Fetüs: Hayır anne! Xitao’daki kış sabahlarını hatırlıyor musun, dedem ve ninemin sana bağırmalarını?

Anne: Elbette hatırlıyorum. Annem ve babam eskiden beni daha güneş doğmadan uyandırırlardı ki ağılı temizlemek için onlarla beraber gidebileyim. Kalkmayı hiç istemezdim. Dışarısı hala karanlık olurdu ve rüzgâr da teni bıçak gibi keserdi. Bazen kar bile yağardı. Battaniyeme sarındığım yatağım o kadar sıcaktı ki yuvadaki bir yumurta gibiydim. Hep biraz daha uyumak isterdim.

Fetüs: Biraz daha değil. Sıcak battaniyenin altında sonsuza kadar uyumak isterdin.

Anne (duraklayarak): Evet, haklısın.

Fetüs: Dışarı çıkmayacağım! Asla!

Dr. Ying: Seni temin ederim çocuğum, dışarıdaki dünya bir kış fırtınasındaki sonsuz bir gece değil. Parlak gün ışığının ve bahar esintilerinin olduğu günler de var. Hayat kolay değil, ama bol miktarda sevinç ve mutluluk da var içinde.

Anne: Dr. Ying doğru söylüyor! Annen birçok mutlu anı da hatırlıyor, evi terk ettiğim gün gibi: Xitao’dan dışarı çıktığımda güneş daha yeni doğmuştu. Esinti yüzümü serinletiyordu ve kulağım kuş cıvıltılarıyla doluydu. Kafesinden yeni kurtulmuş bir kuş gibi hissediyordum… Ya şehirde ilk kez kendi paramı kazandığım zamana ne demeli! Süpermarkete girdiğimde mutlulukla doluydum, etrafımda sonsuz sayıda seçenek vardı. Sevincimi hissedemiyor musun bebeğim?

Fetüs: Her iki zamanı da oldukça iyi hatırlıyorum anne, ama bunlar korkunç hatıralar. Köyü terk ettiğin gün, en yakındaki kasabaya gelen otobüsü yakalamak için dağların arasında otuz kilometre yürümen gerekmişti. Patika sert ve zorluydu ve cebinde yalnızca on altı yuan vardı, hepsini harcadığın zaman ne yapacaktın? Dışarıdaki dünyada neyle karşılaşacağını kim bilebilirdi ki? Ya o süpermarket? Bir karınca yuvasını andırıyordu, birbirini ezen insanlarla doluydu. Çok fazla yabancı vardı ve çok korkutucuydu…

Dr. Ying (uzun bir sessizlikten sonra): Evrimin insanlardaki kalıtsal belleği neden engellediğini şimdi anlıyorum. Zihinlerimiz büyüdükçe daha hassaslaşıyor, doğumumuzda bize eşlik eden o cehalet aslında bizi dünyanın acı gerçeklerinden koruyan sıcak bir kulübe gibi. Çocuğunun yuvasını elinden aldık ve onu çevreye maruz kalacağı perişan bir düzlüğe fırlattık.

Fetüs: Ying Teyze, göbeğime bağlanan bu ip de ne?

Dr. Ying: Galiba bu soruyu annene zaten sormuştun. O senin göbek bağın. Sen doğmadan önce sana oksijen ve besin maddelerini sağlıyor. O senin hayatının bağlı olduğu şey.

***

İki yıl sonraki bir bahar sabahı.

Dr. Ying ve genç anne bir halk mezarlığının ortasında yan yana durdular, anne kollarında çocuğunu tutuyordu.

“Dr. Ying, aradığınız şeyi bulmayı başarabildiniz mi?”

“O her ne ise, hatıralardan başka, bir insanı olduğu kişi yapan şeyden mi bahsediyorsun?” Dr. Ying yavaşça başını salladı. “Elbette hayır. Bunun bilimin bulabileceği bir şey olduğunu zannetmiyorum.”

Yeni yükselen güneş etraflarındaki mezar taşlarından geri yansıdı. Çoktan sona ermiş sayısız hayat yumuşak, turuncu ışıkla tekrar parladı.

“Söyle bana, nerde yetişir sevda; gönülde mi, hayalde mi?”2 diye mırıldandı Dr. Ying.

“Efendim?” Anne Dr. Ying’e baktı, aklı karışmıştı.

“Bir zamanlar Shakespeare’in yazdığı bir şey.” Dr. Ying kollarını uzattı ve anne bebeği ona verdi.

Bu, kalıtsal hatıraları etkinleştirilen bebek değildi. Genç anne laboratuvardan bir teknisyenle evlenmişti ve bu onların çocuğuydu.

Annesinin bütün hatıralarına sahip olan o fetüs, konuşmalarından birkaç saat sonra göbek bağını koparmıştı. Görevli doktor ne olduğunu fark edene kadar doğmamış hayat çoktan sona ermişti. Daha sonra, o küçük ellerin böyle bir işi gerçekleştirecek gücü nerden bulduğunu kimse çözememişti.

Şimdi iki kadın, insan ırkı tarihindeki en genç intiharın mezarı önünde duruyorlardı.

Dr. Ying kollarındaki bebeği bir deneye bakar gibi inceledi. Ama bebeğin bakışları onunkilerden farklıydı. Bebek, küçük kollarını uzatıp kavak ağacının pamuksu çiçeklerini yakalamaya çalışmakla meşguldü. Hayret ve neşe parlak, siyah gözlerini doldurmuştu. Dünya yeni açan bir çiçek, güzel, devasa bir oyuncaktı. Kendisini bekleyen uzun, dolambaçlı hayat yolu için tamamen hazırlıksızdı, işte bu yüzden her şeyi karşılamaya hazırdı.

İki kadın mezar taşlarının arasındaki yolda yürüdüler. Mezarlığın sonunda anne bebeğini Dr. Ying’ten geri aldı.

“Kendi yolumuza gitme zamanı,” dedi gözleri heyecan ve sevgiyle parlarken.


Dipnot:

  1. İn virto döllenme: Tüp bebek
  2. Venedik Taciri, William Shakespeare. Remzi Yayıncılık, çevirmen: Bülent Bozkurt

Yazar, Cixin Liu
İllüstrasyon, Richie Pope
ÇevirmenBurak Mermer
DüzeltiBülent Özgün

1993’te Sivas’ta doğdu. Ortaöğretimini de burada tamamladıktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Okumayı, izlemeyi ve bilgisayar oyunlarını çok sever. Hayatın anlamının Radiohead şarkılarında gizli olduğuna inanmakta, başka dünyalara duyduğu tutku sayesinde yaşamayı sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hatıraların Ağırlığı – Cixin Liu

Hugo Ödülü’nü kazanan ilk Çinli yazar olma başarısını gösteren Cixin Liu’dan (Üç Cisim Problemi) hamile bir annenin karnındaki bebekle konuşabildiği, doğumun saflığı ve yaşamın zorlukları üzerine ilginç bir bilimkurgu öyküsü.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün