Lúthien: Tolkien’in Amansız Elf Prensesi | Bölüm 1

Tolkien'in ölümsüz eseri Silmarillion'da yer alan en özel, en destansı, en unutulmaz hikâye olan "Beren ile Lúthien'e Dair" için yazılmış, detaylı bir makaleyi sizler için çevirdik!

Not: Okuyacağınız bu makale ilk olarak Jeff LaSala tarafından Tor.com için yazılmıştır. Kendilerine bu yazıyı Türkçeye çevirip sizlerle paylaşma izni verdikleri için bir kez daha teşekkür ederiz. Yazı çok uzun olduğundan (22 A4 sayfası!) size okuma kolaylığı tanımak adına bölüm bölüm yayınlamaya karar verdik. Dost deyiverin ve öyle başlayın okumaya!

***

Bence kurtarılmayı bekleyen genç kız figürünün çağdaş fantezi edebiyatında bir süredir azaldığını söylemek yerinde olacaktır. Ancak bu edebi kalıbı –klişeyi–  1970’lerde bile yerle bir eden bir karaktere ışık tutmak istiyorum: Lúthien Tinúviel. J.R.R Tolkien’in efsane dünyasında iyi bilinen bir aşk hikâyesinin yıldızı bu ünlü Elfkızı, bir bilgisayar oyunu prensesi gibi kurtarılmaya ihtiyaç duymuyordu. Lúthien esaretten kaçıp görevdeki erkek arkadaşını kurtarmış, bütün seviyeleri geçerek büyük düşmanların icabına kendisi bakmıştır. Bu sanki… Orijinal oyunda Zelda¹ olarak oynadığınızı, Zelda ile Ganon’un hapsinden kaçtığınızı, Triforce’un parçalarını Link ile topladığınızı ve Ölüm Dağı’nı (Death Mountain) beraber savaşarak aştığınızı hayal edin.

Açık konuşalım. Fantastik türünde sayısız harika kadın kahraman var ve liste her geçen gün uzuyor. Yalnızca söylediğim şu ki Lúthien,  kavramsal olarak, en iyilerinden biri. Bu amansız kahraman masalsı güzelliği ve doğuştan sahip olduğu Eldar ayrıcalığıyla ortaya çıkıp elini taşın altına koyuyor ve sorunları yetişkin bir kadın gibi çözüyor. Lúthien ve ölümlü nişanlısı Beren, etraflarındaki ölümsüz ve sözde bilge varlıklar bunu görmezden geldikleri zaman bile birbirleriyle eşittiler. Onlar kararlılık ve kaderin iki kişilik ordusuydu. (Adil olmak gerekirse maceralarında büyülü bir köpeğin/bir kişinin yardımına sahiptiler – Bu kişi hakkında ileride konuşacağız.). Her sıkıntı karşısında birlikte durdular: Lúthien’in babası,  kin güden çeşitli Elfler, aşağılık canavarlardan oluşmuş bir birlik ve dehşet dolu kehanetlerin sürekli baskısı.

Eminim Éowyn’i tanıyorsunuzdur. Birçok erkeğin kol gezdiği kocaman bir kitapta göze çarpan bir kadın. Gerçek manada hiçbir erkeğin yapamayacağını yapan, Cadı Kral’ın kıçına tekmeyi basan ve bunu kehanetteki boşluktan dolayı değil, ona meydan okuyacak kadar cesur olduğu için başaran birisi. Ve tabii ki, hem bilge hem de güçlü olan Galadriel’i de tanıyorsunuz ancak kendisi Üçüncü Çağ’ın son günlerinde düşman katletmekten çok kâhinlik ve yol göstermekle ilgileniyordu. Büyük bir ihtimalle Arwen’i de tanıyorsunuz, o daha çok arka planda hareket eder ve Aragorn’un en büyük manevi destekçisi olur. Arwen’in bu çekingenliğini –pasifliğini ve Tolkien’in onu gözlerden uzak tutma kararını– küçümseyebiliriz ancak Yolgezer, Arwen’siz Kral Elessar’a dönüşemezdi. Yine de bu üç kadın Lúthien’in –bana göre– büyük resimdeki hayati önemini artıran kişiler çünkü Lúthien Orta Dünya’da bir mühim işler yapan kadınların atası. Bu üçlü ve daha fazlası onun amansızlığının yankıları.

Bazılarımız J.R.R. öykülerinde daha fazla, karmaşık kişilikte ve güçte kadın karakterler görmek ister miydi? Tabii ki isterdi. Gerçek şu ki 1977’de basılan Silmarillion’un sayfalarında düşündüğünüzden daha fazla etkili kadın var. Bu öykü, Lúthien’in hikâyesi, özel bir yan taşıyor; kanla, zehirle ve büyüyle önümüze sunulan bir yan.

Eğer Silmarillion’un 19. Bölümü olan Beren ve Lúthien’e Dair’i okumadıysanız sizi bunu yapmaya ikna etmeyi umuyorum. Daha önceki bölümleri okumak Orta Dünya’daki –Birinci Çağ’daki– vaziyeti anlamanız için yardımcı olacak olsa da bu bağımsız bir öykü gibi. Şahsen kendimi bu öyküyü diğerlerine nazaran daha fazla tekrar okurken buluyorum. Yüzüklerin Efendisi’ndeki macera ve huşuyla dolu anlar olağanüstüdür ancak Tolkien’in özellikle bu öyküyle okurunu nasıl vurduğunun yanında sade kalır. Elfler, insanlar ve aşk bir yana; bu öykü güçlü sihirler, büyülü silahlar, kurt adamlar, vampirler, büyülü köpekler, karşılıklı şarkılar, ölürken söylenen son sözler ve kötü şöhretli Morgoth’un kendisiyle dolu. (Sauron’un efendisi olarak da bilinir.)

Anke Eismann: “Lúthien”

Bu öyküde takdir edilecek bir başka şey de kadın ve erkek kahramanın hesabı ortak ödemeleridir. İkisi de ana karakter değildir ve biri diğerini gölgede bırakmaz, bunun yerine Morgoth’un taht salonuna ve Orta Dünya’nın cehenneme denk yerlerine beraber girerler. Dürüst olmak gerekirse, cinsiyet eşitliğinin oturması biraz sürüyor ancak bu da hikâyenin size sunduğu yolculuğun bir parçası. Silmarillion’un halk edebiyatı türündeki anlatım tarzına rağmen karakterlerinde bir miktar şovenizm2 bulunur. Ilúvatar’ın İlk Çocukları Elfler bile kadınları kahramanları arasında pek sık saymazlar. Neyse ki, en azından, Valar arasında Lord olduğu kadar Leydi de vardır. Orta Dünya’nın güçlü çiftlerindeyse üstün olan genellikle kadındır: Galadriel ve Celeborn’a bakın veya bu öyküdeki Melian ve Thingol’e.

Her ne kadar Beren Lúthien’i her şeyden çok sevse ve onurlu bir insan olsa da,  en başlarda onun potansiyelini göremez ve Lúthien’i zarar görmekten korumaya çalışır, tabii bu ancak Lúthien bu durumu reddedene kadar sürer. Beren’in gururunu ve Lúthien’i korumaya dair yoğun tutkusunu aşmak üç deneme gerektirir. Bundan sonra her erkeğin kendisinin daha bilge veya daha güçlü olmadığını anladığı zaman yapması gerektiği gibi Beren de insafa gelir.

Ama bunu biraz destekleyelim. Bu kadın kimdir ve onun öyküsü neden bilinmeye değer? Tolkien, günümüzde fantastik edebiyattaki bugün klişe dediğimiz unsurların tutulmasını sağlayan kişi, Lúthien ile peri masalı prensesi fikrini tamamen farklı bir yönde kullandı. Bunu mitolojilerin ve halk öykülerinin yenilenip sunulmasına duyduğu sevgiyi bilmemize rağmen yaptı. Bunun için Lúthien’in ve Tolkien’in daha fazla takdir edilmesini istiyorum.

Birçok okur Beren ve Lúthien’in öyküsünü ilk defa, en kısa haliyle, Yüzüklerin Efendisi’nin 11. bölümü olan Karanlıkta Bir Bıçak’ta, Hobbitler ve Aragorn Fırtınabaşı’nda ateş yakıp toplanmışken Aragorn’un ağzından dinler. Geçmiş hakkında bilgili olduğunu sezdikleri için Hobbitler ona sorular soruyordur. Samwise ise özellikle Elfler hakkında bir şeyler duymak istediğini belirtmiştir ki bu dikkate değer, çünkü Yüzük Savaşı sırasında Elfler yavaş yavaş Orta Dünya’dan göçüyorlardı.

‘Size Tinúviel’in öyküsünü anlatacağım,’ dedi Yolgezer. ‘Kısaca, çünkü bu sonu bilinmeyen uzun bir öyküdür ve artık Elrond’dan başka bu öyküyü eskiden anlatıldığı gibi doğru dürüst hatırlayan kimse kalmadı. Bütün Orta Dünya öyküleri gibi güzel ama acıklı bir öyküdür, yine de içinizi açabilir.’

Ve Aragorn gerçekten “kısaca” anlatıyor. Lúthien’in öyküsünün özeti denebilecek şeyi ilk önce biraz şarkı daha sonra da büyükçe bir paragraf ile düzyazı olarak okuyoruz. Gerçek hayatın tarihiyle, Tolkien bu hikâyeyi epik bir şiir olarak 1920’de yazmıştır. (Bu şiiri bitmemiş haliyle “The Lays of Belariand” adlı kitapta bulabilirsiniz.). Yani henüz Yüzüklerin Efendisi üzerinde çalışmaya başlamamışken. Yine de Aragorn’un ateş başında anlattığı hikâye Hobbitler için yeterlidir ve en önemlisi kendisinin ve Arwen’in sahne arkası denecek hikâyeleri için paralel bir zemin hazırlıyordur. Gerçekte Aragorn’un ve Arwen’in aşkı cefakâr ve son derece zor kazanılmış olsa da, ilk çağdaki ataları kadar süratli ve ateşli değildi. Demek istediğim, Aragorn’un hikâyesinde çok daha az canavar, büyü, av, zindan ve büyülü köpek var.

Ah, doğaüstü köpeklerden bahsetmiş miydim? Bu hikâyede onlardan bir sürü var!

Lúthien’in öyküsü kahramanların tepki göstermesi için illa ki kötülükle karşılaşması gerekmemesi açısından da oldukça benzersizdir. Beowulf’ten Odysseia’ya, Yıldız Savaşları’ndan Yüzüklerin Efendisi’ne dek birçok klasikte iyi adamlar harekete geçer çünkü yapmazlarsa kötü bir şeyler olacaktır. Grendel ve annesi içeri dalarak Beowulf’u intikam almaya zorlarlar. Odysseus işine karışan tanrılar hayatını zorlaştırırken yalnızca evine dönmeye çalışır. Stormtrooperlar Luke’un Nem Çiftliği’ni havaya uçurduklarında yaşlı, bilge bir keşiş saklandığı yerden çıkar ve gezegenleri havaya uçurma planları olan babasını tanımayan Luke’u ona karşı çıkması için teşvik eder (Kısaca böyle sanırım?). Ve Yüzüklerin Efendisi’nde, Sauron yeni ordularıyla kayıp mücevheratını ararken güç kazanır ve bu Gandalf’ı onun karşısına çıkacak kahramanlar bulmaya iter.

Ama Lúthien’in öyküsünde, büyük düşman Morgoth yalnızca kara tahtında oturup karanlık şeyler düşünüp –aslında yalnızca ve mümkün olduğu kadarıyla– ve kendi işine bakar. Bir anda ortaya çıkıp karşısına dikilenler iyilerdir. Tabii ki Morgoth Orta Dünya’daki tüm kötülüğün failidir ve genellikle sırf Ilúvatar’a nispet olsun diye İlk Çağ Elfleri’ni kışkırtır. Ancak Beren’in görevi boyunca Morgoth, Lúthien ve Beren’le her fırsatta onların soydaşlarını kendi emrindekilere öldürtmek dışında kişisel olarak ilgilenmiyordu. Ama dürüst olmak gerekirse Morgoth bunu her zaman yapıyordu. Olağan bir şeydi bu.

Hikâye belli başlı şekilde şöyle ilerliyor ve bunun gerçekten kısaltılmış olduğunu söylediğimde bana inanın.

Morgoth’un çeşitli intikam duygularıyla oluşmuş listesinde ilk sıralarda yer alan Beren adındaki bu adam, canavarlarla dolu topraklarda savaşarak ilerliyordu. İşler onun için öylesine tehlikeli hale gelmişti ki Dehşet Dağları’na kaçmak zorunda kalmıştı, Elf dilinde bu dağlar Ered Gorgoroth’dur. Cidden, Norveçli bir black metal grubunun adını aldığı bir yere kaçmak için işlerin ne kadar kötü olması gerekir? Bayağı kötü. Bu dağların “uçurumları dimdik” olsa da, “dehşet ve delilik” yabanda kol gezse de; Beren yorgun, sersemlemiş ve tökezler halde güzel bir ormanlık alana ulaşmayı başarır. Ve orada, bu hastalıklı halinin devam ettiği bir gece, Lúthien’in mehtapla aydınlanan bir boşlukta dans ettiğini görür. Beren gönlünü fena kaptırır ve kısa süre sonra Lúthien de ona. Beren ona Tinúviel ismini verir ve bu isim Bülbül (Nightingale) veya Alacağakaranlığın Kızı (Daughter of Twilight) anlamına gelir.

Anke Eismann: “Daeron, Beren ve Lúthien’i Gözetlerken”

Beren avare gezerken bilmeden Doriath’a, Gizli Krallık’a girmiştir ve burası Silmarillion’da anlatılan birçok gizli Elf diyarından biridir. Doriath’ın Kralı ve aynı zamanda Lúthien’in babası olan Thingol’un hiddetle karşı çıkmasına rağmen bu çift ırklar arasında eşi görülmemiş bu ilişkilerini yürütmeye kararlıdır. Ancak ölümsüz bir Elf olan Lúthien ile ölümlü bir insan olan Beren ortak bir nihai kaderi paylaşamazdı. Çünkü –Tolkien’in eserinde bu önemli bir durumdur – İnsanlar ve Elflerin öteki dünyası aynı değildir. Elfler öldüklerinde Valinor’da, uzak batıdaki fiziksel bir diyarda tekrar hayat bulurlar. Hatta bazen Orta Dünya’ya geri dönerler. İnsanlarsa hayatlarını yitirdiklerinde bu dünyanın ötesindeki tamamen farklı bir yere göçerler, çünkü onlar Orta Dünya’ya Elfler gibi bağlı olmaktan çok misafir gibidirler. Faniler göçerken, Elfler yaşar ve tekrar yaşarlar.

Kral Thingol bunun farkındaydı ve kızının bu kısa ömürlü, bedbaht İnsanın sefaletini paylaşmasını istemiyordu. Beren’le sert konuşarak kendisini kim sandığını ve ne cüretle kızının aşkını kazanmayı istediğini bilmek istedi. İlk anda cesareti kırılmış olan Beren yerine Lúthien konuştu. Tolkien’in kadınları pek uzun süre sessiz kalmazlar.

‘O, Barahir’in oğlu Beren, İnsanların efendisi, Morgoth’un güçlü kuvvetli düşmanı; yapıp ettikleri Elfler arasında dahi şarkı olmuş dolaşıyor.’

Lúthien bir “hayran kız” değil. O yalnızca âşık olan ve Beren’le birlikte olmayı seçtiği için gurur duyan genç bir kadın. Ve onun bu çıkışı Beren’e kendi adına konuşup soyunu savunacak cesareti verir. Ancak bu Thingol için yeterli değildir. Elf Efendileri için hiçbir zaman yeterli olmaz zaten, değil mi? Thingol Beren’e imkânsız bir görev verir, bu adamdan tam manasıyla kurtulabileceğini düşündüğü bir vazife. Sayısız Elfin ve ordunun geçmişte defalarca deneyip başarısız olduğu bir görev: Silmarilleri Morgoth’tan geri almak, en azından birini.

Silmariller de ne ki? Bunlar üç adet, herkesin gözünün kaldığı yüce taşlar ve Silmarillion’daki birçok çatışmanın kaynağı onlar. Destansı MacGuffinler4 düşünün. Bir Elf Prensi ve döneminin en iyi zanaatkârı olan Efsanevi Fëanor tarafından yapılmışlardır. Kırılmaz taşlardır ve anlatılamayacak kadar güzeldirler. Valinor’un Ağaçları’nın ışığının son izlerini muhafaza etmeleri için yapılmışlardır. Bu efsane ağaçlar öyküye bundan öte etki etmeseler de kadim zamanlarda dünyanın üzerinde ışık ve ihtişamla parlayan, güneşe ve aya benzetilen, devasa sütunlar olduklarını söylemek yeterli olacaktır. Bu ağaçların yok edilmesi ve ardından gelen Orta Dünya’nın kararması Morgoth’un işiydi. Ki daha sonra –hiç de tesadüfi olmayarak– Silmarilleri çalıp kendine saklamıştır. Evet, Tolkien’in birçok eseri insanların mücevherat için kavga etmesinden oluşuyor.

Silmarillerin ışığı –Valinor’un Ağaçları’nın ışığının son kalıntıları– Morgoth’un iblis vücudunu bile yakabilir. Morgoth Silmarilleri tacına yerleştirmişti ve sırf nefret ettiği düşmanlarına haddini bildirmek için o tacı acı çekerek takıyordu. Bunun Morgoth’un ne kadar iddialı olduğunu gösterdiğini kabul etmelisiniz.

Beren’e dönelim. Eğer Lúthien ile evlenmek istiyorsa bu taşlardan birini Morgoth’un tacından almak durumundaydı. Thingol bu imkânsız görevi Beren’e vererek kendini beğenip zeki görürken eşi Melian bu durumdan pek hoşlanmamıştı. İlk olarak Lúthien’in annesi bir Elf değildi –ki şimdi düşündüm de belki de Thingol sırf bu yüzden ırklar arası ilişkiler konusunda çenesini kapatmalı– ancak bir İnsan da değildi. Hayır, Melian bir Maia; Balroglar, Istari Büyücüleri (Mavi Büyücüler) ve Sauron ile eşdeğer bir çeşit ruhani varlıktı. Gerçekte kocasının krallığını güvenli yapan Melian’ın koruyucu güçleriydi. –Burada biraz yorumluyorum.– Yani Tüm Şeytanlıkları Dışarıda Tutan Görünmez Bir Engel +5. Herkesin güvende olmasının ve evlilik yeminlerinin soyluluğunu konuşabilecek kadar ayrıcalıklı olmalarının nedeni Melian’dı.

Anke Eismann: “Beren’in Yargılanması”

Bu yazı Lúthien hakkında olduğu için –Hayır, gerçekten onun hakkında– bir saniyeliğine durup annesinin meleğimsi bir vitrin eşi5 olmadığını söylemeliyim. Thingol tamamen hiddet ve kibir doluyken (Hugo Weaving’in hiddet dolu kaşları geliyor gözlerimin önüne) Melian’ın Thingol’un krallığına getirdiği aklı başında ve bilge danışmanlığı karşısında soylu kocası çocuksu kalır. Melian kehanetler hakkında da bir-iki şey biliyordur ve ne gördüyse onu söyler:

‘Ey Kral, fikriniz pek kurnazca. Ama eğer gözümün bir parça görüşü kaldıysa, Beren bu görevi başarsın ya da başarmasın, sizin için hiç de hayırlı olmayacak. Çünkü ya kendinizi, ya da kızınızı yaktınız. Ve şimdi Doriath, kendisinden kudretli bir ülkenin yazgısı içinde sürükleniyor.’

Bir Silmarili çalmak için verilen görev şakası edilecek cinsten değildir. Fëanor’un Yemini işe karışır ve bu genellikle kötü haberdir. Bahsettiğimiz yemin Fëanor ve yedi oğlunun Morgoth Silmarilleri çaldığında ettiği yemindir. Silmarilleri onun soyundan alıkoymaya cesaret edenlere ölüm ve yıkım getirecektir. Demek oluyor ki eğer Beren bir Silmarili çalmayı başarsa –yok, sadece arasa– bile Fëanor ve Oğullarının gazabına uğrayacaktır. Fëanor’un Yemini bir lanettir ve Thingol Silmarilleri, Lúthien’in başlık parası niyetine isteyerek işin içindeki herkesi bu lanete çekiyor. Akıllıca değil, hırsla yapılmış bir hareket.

Cesur, güçlü ve aptal –ve her şeyden öte âşık– Beren kralın ültimatomuna güler ve der ki:

‘Elf kralları, kızlarını böylesine ucuza satıyorlar: mücevherler, el becerisiyle yapılmış şeyler karşılığında. Ama eğer arzunuz buysa, Thingol, yerine getireceğim. Ve bir dahaki görüşmemizde, Demir Taç’ın üzerindeki Silmarillerden birini elimde tutuyor olacağım, çünkü Barahir’in oğlu Beren’e son kez bakmıyorsunuz.’

Ve çıkıp gider. İmkânsız görevinde tek başınadır. Alışılmış bir peri masalında beklediğimiz gibi. Oğlan kızla tanışır, kızın babası oğlanı sevmez ve ona intihar niteliğinde bir görev verir. Kız geride kalmıştır. Çünkü prensesler öyle yapar değil mi? Daha durun.

 – Birinci bölümün sonu –

* * *

İkinci bölüme ulaşmak için tıklayın.

* * *

1  The Legend of Zelda adlı video oyununun başkişisi.

2 Şovenizm burada genellikle kullanılan milliyetçilik anlamı dışında kullanılmış: Bir kişinin mensup olduğu herhangi bir grubun körcesine, aşırı taraftarlığını yaptığı ve özellikle de bu taraftarlığın rakip gruplara karşı üstünlük iddiası, garez ve nefret içerdiği durumları da kapsar. Bu durumlara bazı yaygın örnekler olarak, erkek şovenizmi, bölge şovenizmi, mezhep şovenizmi, spor takımı şovenizmi gibi fanatizmin çeşitli özel biçimleri sayılabilir.

3 Fangirl: Saplantılı şekilde bir şeylere hayranlık duyan kadın.

4 MacGuffin kurguda bir anlatı aletidir. Bir çeşit hedef, arzulanan bir nesne veya kahramanı harekete geçmeye itecek herhangi bir şeydir. Ve bu nesne veya hedef hakkında pek az veya hiç bilgi verilmemesi genel özelliklerindendir. Bir başka özelliği ise kurguda pek de önemli olmayışıdır. Silmariller burada tam bu görevi üstlenir. Hikâyeyi ilerletirler ancak asıl hedef değildirler.

5 Trophy wife: Genellikle yaşlı, zengin ve konum sahibi adamların gösteriş için evlendiği genç ve güzel kadın. Adamın yaşına rağmen hâlâ arzu edilebilir olduğunu gösterirken ne kadar güçlü ve zengin olduğunun diğer insanlara verilen bir işaretidir. Kadın ise bir çeşit servet avcısıdır.


Yazan: Jeff LaSala

Çevirmen: Yusuf Ekici

Editör: Bülent Özgün

Not: Tek tırnak içinde yapılan Silmarillion alıntıları İthaki Yayınları baskısından alınmıştır. Çevirmen: Berna Akkıyal

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lúthien: Tolkien’in Amansız Elf Prensesi | Bölüm 1

Tolkien’in ölümsüz eseri Silmarillion’da yer alan en özel, en destansı, en unutulmaz hikâye olan “Beren ile Lúthien’e Dair” için yazılmış, detaylı bir makaleyi sizler için çevirdik!

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün