Terminatör 2: Yapay Zekâ, İnsanlığın Göreceği Son Durak mı?

Gelin, günümüzde sıklıkla tartışılan yapay zeka sorununa Terminator 2'nin gözünden bakalım.

Sıra dışı bilinç düzeyine sahip, insanlığı kendi varlığı için bir tehdit olarak algılayan tehlikeli bir oluşum düşünün. Yapay bir zekâ. Nükleer bir soykırımı tüm insanoğlu açısından kaçınılmaz kılmaya çalışan bir varlık… Cyberdyne Sistemleri tarafından kurulan Skynet’ten söz ediyoruz elbette. Tüm insanlığın savunucusu olan Direniş’e karşı kurduğu terminatörler ordusu ve üstün becerisi sayesinde geliştirdiği zaman yolculuğu sayesinde karanlık tasarılarını nihayete erdirmeye kararlı olan Skynet…

Terminatör 2: Mahşer Günü takvimiyle 29 Ağustos 1997, Skynet’in dünyayı sona erdirdiği seneydi. Yani neredeyse tam 20 yıl önce… Ancak o habis gün, doksanlı yıllara damgalarını vurmuş kahramanlar sayesinde aslında hiç gerçekleşmedi ve biz bugün Skynet tarafından yok edilmemiş bir vaktin taze havasını soluyabiliyoruz. Şimdi, siz derin derin nefes alırken ben de Terminatör 2’den bahsedeyim biraz. Ve ardından yapay zekânın insanlığın geleceğindeki rolüne değinelim.

Zamansız Bir Klasik

Yaşanmamış bir zamanın, kopmamış bir kıyametin üzerinden geçen 20 senenin ardından herhalde bu film hakkında söylenebilecek ilk şey, “fevkalade” olacaktır. Peki, neydi bu filmi böylesine mükemmel kılan ve tozlu yılların ardından onu üç boyutlu haliyle yeniden beyazperdeye taşıyan?

Terminatör 2, bugünün teknolojisiyle çekilen aksiyon filmleri arasında bile bir sanat eseri olarak kabul edilebilir. T-800 ve T-1000 model terminatörlerin aralarında geçen ölümcül randevuları, hatta en basiti filmin o sürükleyici “otobanda kovalamaca” sahnesini hatırınıza getirin. Sonra da Linda Hamilton’un Sarah Connor rolüyle sergilediği eşsiz performansını. Belki sırf bunlar bile filme ilişkin bu tür bir inancın doğmasına yeterli olabilirdi. Ancak Terminatör 2: Mahşer Günü bize bunlardan çok daha fazlasını vaat ediyor.

Madem en son Linda Hamilton dedik, öyleyse ilk önce Sarah Connor ile başlayalım söze. Yetişkin Sarah’ın Terminatör 1’deki genç, ürkek, ağlamaklı halinden eser yok bu devam filminde. Pescadero Akıl Hastanesi’ne tıkılı kalmış olan bu atletik kadın katı, azimli ve filmin daha ilk sahnelerinden itibaren gözü pek bir portre çiziyor. Tüm bu sonradan edinilmiş karateristik özellikleriyle Sarah’ın hayattaki yegâne arzusu, oğlu John Connor’ı hayatta tutmak. Ve bu uğurda film boyunca düşmanlarına karşı öfkeli ve acımasız bir kadın, oğluna karşı ise şefkatsiz bir anne olmaktan kaçınmıyor. Sarah’taki ürküten karanlığı, onun Skynet’in siyahi yaratıcısı Miles Bennett Dyson’a yönelik suikast girişiminde apaçık görüyoruz. Skynet’in ortadan kaldırılmasına dair gerekliliğin Sarah’ya yüklediği misyon onu, ailesinin ardına korkuyla sinmiş olan Miles’ın karşısına silahla ve bir nevi terminatör olarak çıkmaya zorluyor. Ancak hemen arkasından Sarah’nın en az T-1000 kadar mekanik bir düşünme tarzıyla hareket ettiğini, duygudan yoksun bir makineye dönüşmeye başladığını fark ettiği o an… Oyunculuğun hakkını vermek diye buna denir işte!

Robert Patrick, oynadığı T-1000 rolüyle filmde ön plana çıkan diğer bir azılı karakter. John Connor’ın ardından var gücüyle koşarken, T-800 ile kansız düellolara girişirken gösterdiği o soğukkanlı, mekanik tavırlar gerçekten tüyler ürpertici. Fiziksel görünümü belki ona bu rolün hakkını vermesinde avantaj sağlamış olabilir ancak bir terminatör olarak etrafında akıp giden hayata karşı kayıtsızlığı, sadece ve sadece onun rol yeteneğinden kaynaklanabilir.

Gelelim filmin sonunda iki sıkı dost olmuş gibi görünen Edward Furlong (John Connor) ile T-800 Model 101’e, yani Arnold Schwarzenegger’e.

Furlong’un insana “nereden nereye” dedirten şu anki kariyeri ile on dört yaşındaki kariyer başlangıcı arasında gerçekten devasa bir uçurum olduğunu biz John Connor hayranları iyi biliyoruz şüphesiz. Ancak Furlong’un sonraki süreçte geldiği noktayı tamamıyla göz ardı ederek, onun genç John olarak; argo söylemleri, uzun havalı saçları ve asi yönü ile kesinlikle Holywood camiası için bir yetenek, hatta tabiri caizse bir altın madeni olduğunu vurgulamak lazım. Furlong, filmde insanoğlunun kurtuluş ümidi olma rolünü hakkıyla veriyor ve yetmişli yılların sonları, seksenlerin başlarında doğan neslin kahramanı haline geliyor adeta.

Ve Schwarzenegger. “Arnie” lakaplı bu kaslı oyuncunun Amerikan aksiyon sinemasının en önemli isimlerinden biri olduğu tartışılmaz bir gerçek zaten. Belki Conan ve Terminatör serisindeki rolleriyle daha çok içimizdeki şiddet eğilimini ve güç arzusunu besliyor Arnold. Ancak onun yüreğimizde, hatta kaslarımızda yarattığı kıpırdanmaları her aktörün başaramayacağından emin olabilirsiniz. Terminatör 2’deki T-800 rolüyle düşmanının karşısına dikildiğinde, biz seyircilere muazzam şiddette çarpışmalar sunuyor ve tam da az önce vurguladığım o hisleri sonuna kadar yaşamamıza imkân tanıyor.

Çığırından Çıkan Yapay Zekâ

Peki, Terminatör 2’yi bizim için kıymetli kılan tek unsur oyuncu kadrosu mu? Elbette ki hayır. Film teknolojik bir devrimi selamlayan bir ihtilalci misali salınıyor doksanlı yılların başında ve o devrim her ne kadar bugün evrildiği nokta itibarıyla beklentilerimizi katbekat aşmış olsa da, bizi James Cameron’a şu an bile saygı duymaktan alıkoyamıyor.

Fakat Terminatör 2’yi gelmiş geçmiş en iyi filmler sıralamasında zirveye yaklaştıran şey, filmden 8 yıl sonra çekilen The Matrix’te hissettiklerimiz gibi makinelerin, daha genel bir tabirle yapay zekânın (düşünebilen, öğrenebilen, insanlar yerine kendi düşmanını kendisi seçebilen ki en sonunda Skynet, asıl tehlikenin insanlık olduğuna karar veriyor) ulaşabileceği noktadaki sınırsızlık ve kuşkusuz böylesi bir güce karşı, John Connor öncülüğünde oluşturulan direnişin bizlere hissettirdikleri kanaatimce. Film boyunca, John Connor’ın geçmişe gönderilen bir terminatör tarafından öldürüldüğü takdirde, insanlık adına bir gelecek olmayabileceği düşüncesiyle tedirginliği iliklerimize kadar hissediyor, Skynet’in hiçbir zaman yaratılmadığı bir zaman akışının var olmasını temin edecek olan küçük John Connor’ın hayatta kalabilmesi için benliğimizden sessiz bir duanın yükselmesine müsaade ediyoruz.

Sorular, Sorular…

Terminatör 2: Mahşer Günü‘nden 2017’de bile övgüyle bahsetme gerekçemiz bunlar işte: Üstün oyunculuk, muhteşem efektler ve hepsinin ötesinde benzerine az rastlanan bir kurgu.

Ve muhtemelen yaşamımızın herhangi bir anında mutlaka kafamızı kurcalayan ve düşüncelerimizi Terminatör serisinin o yapay ve mekanik dünyasına sürükleyen bazı sorular bulunuyor:

Terminatör 2’de seyrettiğimiz, yapay bir zekânın bilinç kazanıp Amerika, Rusya ve dünyanın diğer bölgelerinde üç milyar insanın yok oluşuna neden olan nükleer felaketi olanaklı kılması bugün ne kadar gerçekçi kabul edilebilir?

Günümüz dünyasında Skynet benzeri bir oluşumu tetikleyebilecek hamleler atılıyor mu?

Ünlü fizikçi Stephen Hawking’in dikkat çektiği türden umutsuzluk barındıran ihtimaller ve senaryolar insanoğlu açısından kaçınılmaz kabul edilmeli midir? Teknolojik devrimle yapay zekâdan türeyen bir makineler ordusunun dünyayı parçalanmanın eşiğine getirmesi söz konusu olabilir mi?

Sualler çok belki, ancak yanıtlar kuşkusuz yalnızca bilgi birikimimiz ve deneyimlerimiz ile karşılayabileceğimiz kadarıyla var olabilirler.

İlk sorumuz (Direniş’in filmde önünü almaya çabaladığı nükleer facia ile de doğrudan ilişkili bu) filmin öngördüğü şekilde yapay zekânın dünyayı uçurumun eşiğine getirmesinin ne denli olası olduğu. Yapay zekânın teknolojik dönüşüm ile evrilebileceği noktayı bugün itibarıyla bilemeyiz belki. Ancak insan zekâsının bu işi makineler yerine bizzat gerçekleştirmesi pek muhtemel görünüyor. 1945 tarihli Hiroşima ve Nagasaki’de yaşananlar bu konuda en iyi misaller belki. İnsanların kusurları veya ihmallerinden kaynaklanan 1986 Çernobil ve Mart 2011 Fukushima hadiselerini anımsamamız da bu yönde bir kanaat geliştirmemiz için kâfi herhalde. Terminatör 2: Mahşer Günü‘nün dünyanın yazgısına yönelik tahminlerini, yapay zekâ yerine kendi zekâmız ile gerçekleştirebilecek olmamız ürkütücü değil mi?

Skynet gibi bir yapılanmanın temelleri üzerinde yükselmesinin mümkün olup olmadığı diğer bir soru. Microsoft’un Yapay Zekâ API Servisleri’ni bu kapsama dâhil etmeye kalkmak sizi ikna etmeyecektir hiç kuşkusuz. Ancak SpaceX’in kurucusu Elon Musk tarafından kurulan ve kar amacı gözetmeyen Open AI şirketinin robot sistemlerinde gerçekleştirdiği atılım, Skynet’in çok daha az gelişmiş bir sürümünün ürküten esintisini hissetmek gibi. Öyle ki, o esinti gelecekte şiddetli bir kasırgaya dönüşürse şaşırtıcı olmayacak. Gerçi kendisine verilen bir vazifeyi tek bir kez izlemek suretiyle aynen insanlar gibi eksiksiz şekilde yerine getirebilen (nesnelerin konumlarını tespit etme ve işin icrası) robotların, insan ırkını varoluşun her zerresinden kazımaya adanmış bir terminatörler ordusuna dünyanın kapılarını aralaması ihtimali düşük. Ancak yine de insanoğlunun attığı her adımın yapay zekânın gölgesinde kalıp kalmayacağını bir kontrol etmesinde yarar var.

Peki, evrenin sınırlarını Einstein’ın dehasının bile ötesine çekmeyi başaran ve kuantum fiziği ile genel görelilik kuramını hiç olmadığı kadar ustalıkla birleştiren Hawking’in yapay zekânın kendisini yeniden biçimlendirebileceği, biyolojik hudutlara hapsolmuş insanlığın bu kudretle boy ölçüşemeyeceğine dair söylemleri ne denli gerçekçi? Dünyanın en önde gelen bilim insanı Hawking’in aksine, yapay zekânın üretimi için gerekli algoritmaların geliştirilebilmesinin güç olduğu ve etkisinin belli iş kollarında insan yerine makine gücü kullanılmasına neden olmakla sınırlı kalacağını düşünenler de azımsanmayacak bir sayıda. Ancak her iki düşünce tarzının ortak noktası, yapay zekânın bir gün yaşamlarımızı derinden etkileyeceği. Ve kim ne düşünürse düşünsün; hangi kesimin haklı olduğunu önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde ve belki acı bir deneyim dâhilinde öğreneceğiz gibi görünüyor.

Yazan: Sertaç Yapıcı

PORTAL YORUMLARI

  1. Okan Akıncı dedi ki:

    Terminator evrenine ve Skynet’e hayranlık duysam da itiraf etmeliyim ki ilk iki filmden sonraki filmleri sevmemiştim, özellikle de Terminator: Genisys tam bir faciaydı ama Terminator: The Sarah Conner Chronicles dizisine bayılmıştım, Battlestar Galactica’dan sonra en sevdiğim diziydi ve yayımdan kaldırıldığında çok küfretmiştim.

    Terminator’ün ikinci filmden sonra devam etmesinden rahatsızlık duyanlar için bir not: Sinemada gösterilmemiş olsa da DVD’de alternatif bir son var. Bu alternatif son; Skynet’in kesin olarak yok edildiği, John Connor’ın parkta çocuğuyla oynadığı, Sarah’ın da oğlu ve torununu huzur içinde izlediği bir sahne. Yani serinin devam etmesi için hiçbir açık kapı bırakmıyor. Youtube’da bulabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Terminatör 2: Yapay Zekâ, İnsanlığın Göreceği Son Durak mı?

Gelin, günümüzde sıklıkla tartışılan yapay zeka sorununa Terminator 2’nin gözünden bakalım.

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün