A. Orçun Can ile “Gökyüzüne Düşen Kız” Üzerine

Küçük bir kız, gökyüzüne düşer ve her şeyin tersiyle karşılaşırsa ne olur, hiç düşündünüz mü? Bu soru, geçtiğimiz haftalarda çıkan bir ilk yazarın kitabında cevap buldu. A. Orçun Can’ın ilk kitabı olma özelliğini taşıyan Gökyüzüne Düşen Kız raflardaki yerini henüz almışken, kendisiyle hem kitabı hem de diğer ilgi alanlarını kapsayan keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Hakan Tunç: Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz? Kısaca kimdir Nil’in maceralarını bizlerle buluşturan kalem sahibi?

A. Orçun Can: Tabii… Nasıl ve ne kadar bahsetmeliyim bilmiyorum ama; Alanya’da doğdum. Ankara’da büyüdüm. İstanbul’da yaşıyorum.

 

Hakan: Her şeyi tersine döndürme fikri nasıl çıktı ortaya? Bir kızın gökyüzüne düşmesi ve orada yaşadığı maceraları kâğıda dökmeyi tetikleyen unsurlar nelerdi?

Orçun: Kırmızı saçlı bir kız var. Bir gece uyuyamadığı zaman bana telefon açmıştı. Ben de ona bir masal uydurmaya başladım. Fazla zıpladığı için gökyüzüne düşüyor ve geri dönmeye çalışıyordu. O yirmi dakikalık konuşmada “Aksel” karakteri, ayın üzerinde uyumaları, parıldayan balıklar, gökyüzündeki beyaz adam hep çıkmıştı ortaya aslında. Sonrasında kuzenim Nil onun için bir kitap yazmamı istedi. Kırmızı Saçlı Kız da uzun süre bu hikâyeyi yazıya dökmem için diretince daha fazla dayanamadım. Gerçi en başında galiba yıllar önce, “acaba yerçekimi gibi gökçekimi de olsa nasıl olurdu?” gibi küçük bir soru var.

 

Hakan: Yani olayların başlangıcında bir masal yatıyor diyebiliriz o zaman? Kitabın yayınevi tanıtımında da ifade edildiği şekilde “genç işi” olan bu romanın sadece çocuklara yönelik olmaması belki de bundan kaynaklanıyordur?

Orçun: Evet, anneannelerimizin yemek yedirmek için, uyutmak için uydurduklarından fazlası değil aslında. Sadece çocuklara yönelik olmamasıyla ilgili de ben ne kadar yorum yapabilirim bilmiyorum. Eminim ki benim gibi hâlâ çocuk kitapları okumayı seven insanlar vardır. Hatta çoğu zaman bizi etkileyen çocuk kitaplarını yıllar sonra dönüp tekrar okumanın ilginç bir deneyim olduğu söylenir. Eğer insanlar yaşlarından bağımsız olarak tat alabilecekse benim çocuk kitabımdan, ne mutlu bana.

 

Hakan: Aslında burada biraz durup konuyu irdelemek lazım. İçimizdeki o çocuksal duygular harici, okuduklarımız, etkilendiklerimiz de bizi bu tür hayaller kurmaya yönlendiriyor nihayetinde. Senin de “Göyküzüne Düşen Kız”ı kaleme alma şeklini, daha doğru bir tanımla yazım sürecini etkileyen benzer üsluplar, kitaplar, isimler olmuş olabilir. Bunlardan bahsedebilir misin?

Orçun: Galiba en başta -ve en eski olarak- J.K. Rowling var. Hatırlıyorum, kitabı yazarken de “Harry Potter” serisinin ilk kitabını tekrar okumuştum. Kitabın bölümlere ayrılması ve bu bölümlerin kurgulanması açısından çok yardımı olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında teker teker saymayacağım; ama benim çocukluğumda büyük yeri olan diğer kitaplar, “Küçük Prens”, Muzaffer İzgü’nün “Anneannem” serisi, “Tombulyürek” ve daha nicesi şu ya da bu şekilde yazım sürecimi etkiledi. Kitaptaki “Muhteşem Gökyüzü Sirki”nin bir şarkısı varsa bunun nedeni Tolkien’in, Gaiman’ın ve daha pek çok yazarın da aynı oyuna başvurmuş olmasıdır. Bir de, 123 grubunun müziklerini dinleyerek yazdım kitabın büyük kısımlarını. Neticede benim çocukken okumak isteyeceğim türde bir kitap yazmaya çalıştım.

 

Hakan: Buradan da geliyoruz çocuklara ve onların ulaşılamaz hayal güçlerine. Sence bir metin ne kadar sade olmalı ya da ne kadar temposu yüksek şekilde yazılmalı? Arada bazı düşünceler, durgun haller olduğunda çocukların sıkılıp kitabı bırakacağı gibi bir kaygı var yayıncılarda. Doğru mudur bu? Seni etkileyen isimlerden biri de Rowling’miş örneğin. Biz kitabın hep ne kadar iyi olduğunu, ne kadar muhteşem bir dille yazıldığını konuştuk. Fakat hiçbir zaman bu kitaplara editoryal metin olarak müdahale edilip edilmediğini duymadık. Her zaman Rowling yazdı ve o yazı aynı şekilde basıldı olarak bildik. Neticede çok sayfalı yapıt olmasına rağmen milyonlarca çocuk okurunun belki de aynı gün içinde o kitapları bitirdiğine şahit olduk. Buradaki asıl etken nedir sence?

Orçun: Bence çocuklar sadece güzel hikâyelerin peşinde koşuyor. Onlara bir sonraki sayfayı çevirtecek, bir sonraki bölümü okumadan uyumayacakları, bir sonraki kitabın çıkışını heyecanla bekletecek hikâyelerin peşindeler. Hikâye sürükleyici olduktan sonra (elbette yazarın dilini de hesaba katmalıyız ama) editörlerin hakkı verilmeli. Anlatıcı paradigması denilen bir şey vardır (“Storyteller’s Paradigm”). Ben o kitap üstünde o kadar çok uğraşıyorum ki; artık çok bariz olsa bile pürüzleri, hatta büyük sıkıntıları göremez hale geliyorum. Bu noktada da anlattığım hikâye ne kadar iyi olursa olsun, onun en doğru, en düzgün şekilde anlatıldığında emin olacak, yukarıdan bakabilecek birine ihtiyaç var. Neyin hikâyeye hizmet ettiğini, neyin sadece ben istiyorum diye orada olduğunu görebilecek biri. Dolayısıyla ana etkenin hikâyenin cazibesi olduğunu söyleyebilirim; ama editörlerin özenli çalışmasının o cazibeyi bir elmas gibi parlatabileceğini, ya da özensizliğin kömüre dönüştürebileceğini düşünüyorum.

 

Hakan: Peki bazı büyük insanların çocuk gözleriyle bakabildiği savına ne kadar katılıyorsun?

Orçun: Paul Auster’ın “Yükseklik Korkusu” kitabındaki duruma benziyor bu. Çocukluğun bittiği an insanların süper güçleri ellerinden alınıyor adeta; ama o güçleri saklamanın, çocukluğu elde tutmanın mümkün olmadığını kim iddia edebilir ki?

 

Hakan: Çok doğru! Madem editörlerden bahsettin, o kısımdan devam edelim. Kitabın editörü Filiz Özdem ile nasıl bir iletişim içindeydiniz? Özellikle bu süreç yazın hayatına ne gibi yenilikler kattı? Filiz Hanım’ın “Gökyüzüne Düşen Kız”a dokunuşu sonrası ortaya çıkan ürünle ilki arasında genel olarak neler değişti?

Orçun: Filiz Özdem’in editörüm olması çok büyük bir şanstı. Gerek tecrübesi, gerek sezileriyle kitabı her anlamda ileri taşıdı. Süreç boyunca hiçbir zaman sözünü sakınmadı. Üstelik metin üzerinde çalışırken pek çok kez beni aradı, çağırdı, fikrimi sordu, birlikte düşündük. Hiçbir zaman “kitabım”ın rızam dışında değiştirildiği hissine kapılmadım ve bana kalırsa bir yazar için bu çok önemli bir şey. Umarım sonraki kitaplarımda da kendisiyle çalışma şansım olur. Değişiklik konusunda da herhalde bahsedebileceğim tek şey kitabın başı. Nil’in gökyüzüne düşmesinden önce yaklaşık yirmi beş sayfa daha vardı ilk taslaklarda. Demin söylediğim gibi, hikâyeye hizmet etmiyordu. Buraları olabildiğince kırpmam gerektiğini düşündü Filiz Hanım. Neticede ana hikâyeye girmeden önce bizi oyalamaktan başka işe yaramadıklarını fark etmemi sağladı.

 

Hakan: Filiz Hanım’a ve onun nezdinde gerçek anlamda editörlük yapan isimlere selamlarımızı da yollayalım o zaman. Editoryal düzelti harici ayrıca kapak ve iç çizimler de kitabın kendisi kadar tatlı bana göre. Sen ne düşünüyorsun? Yazım sürecinde hayal ettiğin Nil ve mekân ile bu görseller ne kadar bağdaşmış?

Yazarın bahsettiği iç sayfa çizimi...

Yazarın bahsettiği iç sayfa çizimi…

Orçun: Gerek kapağa, gerekse iç çizimlere bayılıyorum. Çizimleri yapan Buket Topakoğlu ile önceden konuşma fırsatımız olmamıştı. Dolayısıyla o çizimleri yaparken benim aklımda neler olduğunu bilmiyordu. Bu benim hoşuma giden bir durum; çünkü gerçekten de merak ediyordum başka insanların kafalarında neler canlandırdığını. Çizimleri ilk kez gördüğümde de haliyle tatlı bir sürpriz yaşamış oldum. Hemen hepsi de aynı kafamda canlandırdığım gibiydi. Hatta söylemeden edemeyeceğim; karakterlerimizin donmuş bir gölde uzandığı bir çizim var ki her seferinde tekrar gülümsetiyor.

Hakan: Eh, bunu bilmek kitabı daha da güzelleştiriyor. Şimdi de gelelim yayın sürecine. Özellikle bir “ilk roman” yazarının işi oldukça zor. Yayınevi bulmak, yazdığın metni kabul ettirmek gerçekten sabır isteyen bir süreç. Senin için bu süreç nasıl geçti ve Yapı Kredi ile anlaşmanız nasıl oldu?

Orçun: Açıkçası benim için bir dizi büyük tesadüf ve inanılmaz bir şansla oldu. Yekta Kopan’ın “Fil Mezarlığı” adlı öyküsünü kısa filme uyarlamıştım. Bu vesileyle onun eserlerini temsil eden Nermin Mollaoğlu’yla, Kalem Ajans’la tanışmış oldum. Elimde bir çocuk kitabı vardı ve ne yapacağımı bilmiyordum. Bir fikir verebileceğini düşünerek Nermin Hanım’a danıştım. Hiç beklemediğim bir şekilde, bana YKY’nin kitapla ilgilendiğini söyledi. Hala bunu nasıl başardığını bilmiyorum; ama doğaüstü güçleri olduğuna dair ciddi şüphelerim var. Ardından Filiz Hanım’la kitap üzerine konuştuk, iki taslak daha hazırladım ve 2013’te yayımlanmak üzere yayın programına alındı.

 

Hakan: Eh o zaman yazdığı öykü vesileyle Yekta Bey’e de selam edelim. Öykü lafı geçmişken ondan da bahsedelim istiyorum ama öncesinde bu ajans olayını konuşalım istersen. Kalem Ajans’ın bu konuda en iyi kuruluşlardan bir tanesi olduğu bilinmekte. Çok önemli yazarların eserlerini temsil etmekteler ki artık sen de bunlardan birisin. Yazarların ajanslarla çalışmasının ne kadar önemli bir etken olduğunu da fark ediyoruz aslında yaşadığın bu örnekle. Sen ne düşünüyorsun peki? Ajanslarla anlaşmak ve onlarla devam etmek ne kadar doğru? Yapılan anlaşmalar yazarın lehine veya aleyhine mi? En önemlisi her yazarın bu ajanslarla çalışma şansı var mı? Süreç nasıl işliyor?

Orçun: Özellikle internette Türkiye için bu konuyla ilgili çok fazla bilgi olmadığının farkındayım ve merak edenler varsa cevabım yeterince tatmin edici olmayacaktır. O yüzden peşinen özür diliyorum. Şahsen ajansların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu fark etmek o kadar da zor değil. Yazıyorsunuz. Bitiyor. Oh, tamam diyorsunuz ve sonra kalakalıyorsunuz. Yayınevi bulmak, bulabilirseniz sözleşmeyi imzalamak, sonrası, bir sonraki kitap, bir yandan işin parasal boyutuna dair hesap işleri… Tüm bunlarla da ilgilenmeniz gerekiyor ve o kadar çok bölününce ne yeteri kadar iyi yapabilirsiniz bunları, ne de doğru yapabilirsiniz. İngiltere’de ve Amerika’da – yanılıyorsam düzeltin – çoğu yeni yazar kitapları bittiği zaman bir yayınevi değil ajans arayışına girişiyor. Adını çok andık; ama J. K. Rowling bunun en iyi örneklerinden biri. Zannediyorum ki sırf bu durum bile ne kadar önemli olduklarını açıklamaya yetecektir. Kendi deneyimimde Kalem Ajans bünyesine katılmak harika bir fırsattı ve sürecin her bir aşaması apayrı bir heyecan oldu. Bunun ötesinde de bir deneyimim olmadığı için yorum yapamıyorum. Kusura bakmayın.

 

Hakan: Umalım ki ülkemizde de ajans kavramı ve yayıncılık sektörüne katkıları daha da gelişsin. Gelgelelim öykülere. Yazın hayatında öykülerin önemli bir yer kapladığını internet üzerindeki yayınlarından biliyoruz. Nedir peki hayatında öykülerin yeri tam olarak? “Gökyüzüne Düşen Kız” bir novella olsa da diğer yazdığın öykülerle arasında ne çeşit farklılıklar vardı?

Orçun: Bu düşünce tam olarak nasıl oluştu bilmiyorum; ama her iyi öykücünün iyi bir romancı olabileceğine, her iyi romancınınsa iyi bir öykücü olamayacağına inanıyorum. Bir okuyucu olarak Kinder sürpriz yumurta gözüyle bakıyorum onlara. Baktığınız zaman küçük, ufak tefek; ama içini açtığınızda yapacağınız şeyin ne olduğunu, ne kadar büyük olduğunu bilmiyorsunuz. Bu inanılmaz bir şey bence. Gökyüzüne Düşen Kız’ın yazdığım öykülerden farkına gelecek olursak – dediğin gibi karşılaştırma yapmak yapıları gereği zor – herhalde yaş grubu diyebiliriz. Yazdığım öykülerin çoğu çocuklar için değil.

 

Hakan: O zaman şunu soralım: Var mı yakınlarda bir öykü kitabı projesi?

Orçun: Bir dosyam var; ama henüz bir şey söylemek için çok erken.

 

Hakan: Ya “Gökyüzüne Düşen Kız”ın devamı için bir şeyler var mı? Kitapta bazı kısımların açıkta kaldığı ve devamının geleceği sinyallerini alıyoruz. Nil’le ve gökyüzüyle olan maceralarımız devam edecek mi?

Orçun: Devam ettirmek istiyorum. Şu anda ikinci kitap üstünde çalışıyorum.

 

Hakan: Ayrıca, sinemayla ilgili de birkaç kelam edelim istersen. Londra’da, film ve televizyon üzerine yüksek lisans eğitimi aldın. Kısa film denemelerin oldu. Özellikle “Rüyagezer Günlükleri”ni senden bir şekilde haberdar olmuş çoğu kişi izlemiştir. Kısa film çekmekle kalmadın sadece, senaryo denemelerin, bir ara internet dizisi, yine klip çekimi gibi işlerle de uğraştın. Ya günümüz durumu nedir? Sinemayla olan bağın ne durumda?

Orçun: Bu sene maalesef istediğim gibi ilgilenemedim. Ankara-İstanbul arası mekik dokumaktan, belirsizliklerden ve elbette maddi durumlardan ötürü yeni bir şey çekemedim; ama heyecanlandıran projeler var. Özellikle de umarım yakın zamanda çalışmalara başlayacağımız bir klip/kısa film projesi.


Rüyagezer’in Günlüğü

Hakan: Son olarak okurlara, takipçilerine ve senin gibi ilk kitabını bastırmak için arayışlarda olan genç yazarlara söylemek istediğin bir şeyler var mı?

Orçun: Okurların sonsuza kadar okur kalmalarını diliyorum. Takip edenler için internet sayfamı ve muhtemelen daha iyi bir kaynak olan Kayıp Rıhtım’ı öneriyorum, genç yazarlara ise sabır ve metanet diliyorum. Elinde bitmiş bir dosyası olan herkesin neler yaşadığını, hissettiğini az çok anlayabiliyorum ve gerçekten sabrın en önemli şey olduğunu düşünüyorum. Sabretmekten vazgeçmemeli, atmaktan, yenilmekten korkmamalı, olumsuz gelişmelerle yılmamalılar. İhtiyacınız olan tek şey birazcık şans. Onun da ne zaman nasıl geleceği belli olmuyor.

 

Hakan: Verdiğin bu güzel ve keyifli cevaplar için Kayıp Rıhtım adına teşekkür ediyorum. Umuyorum okuru bol olur ve devam kitapları ve elbette öykü kitapların da gelecek zamanlarda raflardaki yerini almış olur.

Orçun: Asıl ben teşekkür ederim. Yanlış şeyler söylediysem ilk kez bir röportaj verdiğim mazeretiyle affınıza sığınıyorum. Röportajı Kayıp Rıhtım’la, sizinle yapmak da ayrıca anlamlıydı benim için. Bu fırsat için de tekrar teşekkürler.

Site Kurucusu ve Genel Yayın Editörü

Tekniker. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi. Kitap okumayı, film izlemeyi ve özellikle animeleri çok sever.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

A. Orçun Can ile “Gökyüzüne Düşen Kız” Üzerine

Küçük bir kız, gökyüzüne düşer ve her şeyin tersiyle karşılaşırsa ne olur, hiç düşündünüz mü? Bu soru, geçtiğimiz haftalarda çıkan bir ilk yazarın kitabında cevap buldu. A. Orçun Can’ın ilk kitabı olma özelliğini taşıyan Gökyüzüne Düşen Kız raflardaki yerini henüz almışken, kendisiyle hem kitabı hem de diğer ilgi alanlarını kapsayan keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün