Klasik Türk Şiirinde Fantastik Unsurlar #5: Sîmurg Ankâ

Edebiyatımızda fantazyanın şiirsel yansımalarına göz attığımız yazı dizimizin beşinci bölümünde küllerinden yeniden doğan, üzerinde her kuştan bir renk bulunan, Kâf Dağı’nın ardında yaşayan ve kanatlı olan her şeyin padişahı Simurg, Zümrüd-ü Ankâ’yı ele alıyoruz.

Kültürümüz, beslendiği diğer kültürler ile birlikte muhakkak ki efsanevi ve kadim yaratıklar bakımından oldukça zengindir. Bunların arasında kendine ait azameti, kudreti ve efsanesi olan göksel varlık olarak adlandırabileceğimiz yaratıklar da mevcuttur. Tıpkı bir önceki yazıda ele aldığımız ejderha gibi şimdiki yazıda işleyeceğimiz Sîmurg Ankâ da bu semâvî yaratıklardan biridir.

Sîmurg Ankâ; Kâf Dağı’nın tepesinde, direkleri abanoz, sandal ve öd ağacından yapılmış köşk benzeri bir yuvada yaşayan efsanevi bir kuştur. Efsaneye göre otuz kuşun özelliğini taşıdığı için kendisine “sî-murg” denmektedir. Farsça bir sıfat tamlaması olan bu isimlendirmede “sî” otuz, “murg” ise kuş demektir. Yine otuz çeşit renk taşıdığına inanıldığı için kendisine “sîreng” de denmektedir. Bunların yanında renginin yeşil olduğuna dair bir inanıştan dolayı kendisine Zümrüd-ü Ankâ dense de bu isimlendirme “Sîmurg-u Ankâ”nın deforme olmuş halinden başka bir şey değildir.

Cüsse olarak ciddi derecede büyük boyutlarda tasvir edilen bu kuş “Ankâ” ismini de bu sebepten dolayı almıştır. Sâmî dillerinin hepsinde yer alan ‘ank ( Akkadca unqu, İbr. â’nak, A. ‘unk) kökünün taşıdığı manalardan bazıları “boyun, boğaz; boynun uzun olması” ile “gerdanlık”tır. Bu anlamlar Sîmurg Ankâ’nın boynunun uzun olduğu ve boynunda beyaz tüylerden bir halka bulunduğu tasvirini de doğurmuştur.

Cüssesi iri olduğu için uçarken hava kararır. Uçarken sel sesine yahut gök gürültüsüne benzer sesler çıkartır. Aynı zamanda da bu kuşun çok parlak olduğuna inanılır. Bakan gözleri kamaştırdığı için kendisine ateş kanatlı anlamına gelen “âteşînper” yahut altın kanatlı -güneş- anlamına gelen “zerrînper” benzetmeleri yapılır. Çok geniş bir bilgiye ve hünere sahiptir. Kendisine danışan hükümdarlara yahut kahramanlara akıl hocalığı yapar. Tüyleriyle sıvazlayıp yaraları iyi eder. Efsanelerde kuşların padişahı olarak geçer. Tüm bu özelliklerin yanında efsanelerde kötü bir Ankâ’dan da bahsedilir. Yine yüksek bir dağın tepesinde yaşayan bu kuş devasa bir cüsseye sahiptir. “Uçan bir dağ”a yahut “siyah bir bulut”a benzetilir. Pençeleriyle filleri ya da parsları bile kaldırabilir. Zemahşerî, el-Keşşâf isimli eserinde Kur’an’da “Ashâbü’r-Res” adlı eski bir ümmete dair eserleri tefsir ederken bu kuştan da bahsetmiştir. Kendisinin zayıf bir rivayet olarak naklettiği bilgiye göre Ashâbü’r-Res, Yemen’de Hanzala bin Safvân adlı bir peygamberin ümmetidir. Bu kavme vahşi bir kuş musallat olur. Bu kuşa boynu uzun olduğu için Ankâ adı verilmiştir. Feth adlı bir dağda konaklayan bu kuş av bulamadığı zaman küçük çocukları kapıp götürmektedir. Sonunda Hanzele’nin bedduası ile Ankâ yıldırım çarpmasıyla ölmüştür. (el-Keşşâf III, 92)

Efsane ve rivâyetlerin çoğunda Ankâ türünün Hz. Mûsâ, Hanzele bin Safvân ya da Hâlid bin Sinân adlı peygamberlerden birinin zamanında yaşadığı ve av bulamayınca küçük çocukları yahut genç kızları kapıp götürmesi sebebiyle dönemin peygamberlerinin bedduasını alarak son bulduğunu ya da Atlas Okyanusu’ndaki ıssız bir adaya sürüldüğü şeklindedir.

Bunlarla beraber Anka için kalıplaşan ve onun ‘alâmet-i farîkası sayılan özellikler de vardır. Bunlarda birisi Ankâ’nın kayıp (lâ-mekân) olmasıdır. Kimse onun nerede olduğunu bilmez. Yalnızca ismi vardır, cismi yoktur. Hatta bir rivâyete göre Ankâ’yı en son gören insan Hz. Süleyman’dır. Bir diğeri kanaat timsali sayılmasıdır. Asla başkasına muhtaç olmaz, asla leş ile beslenmez. Yalnızca kemik yer ve bir parça kemikle günlerce hatta aylarca yetinir. Son ve en meşhur özelliği ise küllerinden yeniden doğmasıdır. Rivâyete göre Ankâ yedi yüz yıl gibi uzun bir süre yaşamaktadır. Öleceğini anlayınca kendini yakar ve küllerinden yeniden bir Ankâ doğar.

Hakkında bu kadar rivayet bulunan ve kültürümüzde inanç ve efsanelerden masallara kadar sirayet etmiş Ankâ elbette ki klasik edebiyatımızda ele alınmamış olamaz. Hakeza en çok ele alınan ve safi bir övgü edebiyatı olarak tanımladığımız divan edebiyatında güç ve hâkimiyetin tasviri olarak işlenen en yaygın unsurdur diyebiliriz. Biz de bu yazının devamında Ankâ’nın klasik şiirimizde nasıl ele alındığını işleyeceğiz ancak her yazımızda olduğu gibi kavram ve kullanıldığı anlam daha rahat anlaşılsın diye bu işlenişi birkaç safhada ele alacağız.

İlk olarak klasik Türk şiirinde Ankâ’nın hangi özellikleri ile beyitlerde kendisine yer bulduğunu görecek olursak bu özelliklerden birincisi Ankâ’nın kimseye minnet etmemesi ve kanaat sahibi olmasıdır. Fuzûlî’ye ait:

Cife-i dünyâ değil kerkes gibi matlupumuz

Bir bölük ankâlarız Kâf-ı kanâat bekleriz     G 123/3

Şeklindeki beyitte de görüldüğü üzere Fuzûlî kendisini Ankâ’ya benzeterek kanaat ehli olduğunu ve bir akbaba gibi dünya leşi için talepkâr olmadığını söylemektedir. Bir diğer özellik ise Ankâ’nın küllerinden yeniden doğmasıdır. Şeyh Gâlib’e ait:

Öyle yaksın beni kim âteş-i reng-â-rengin

Mürg-i ‘Ankâ çıka hâkister-i hâşâkimden    G 239/7

Şeklindeki bu beyitte de şair bu inanışa telmihte bulunarak rengârenk bir ateşin kendisini yakması ve küllerinden bir Ankâ çıkmasını talep etmektedir. Başka bir özellik ise Ankâ’nın dünyadan uzakta, çok yükseklerde uçmasıdır. Hayâlî’ye ait:

Gönül şehbâzın Simurg-ı Kâf’a hem cenâh eyle

Bu alçaklarda pervâz eyleyen zâg u zegândan geç   G 38/4

Şeklindeki bu beyitte Hayâlî, gönül doğanını Kâf Dağı’nın Sîmurgu’na doğru kanatlandır, onun gibi yükseklerden uçur diyerek hem Ankâ’nın dünyadan uzak, Kâf Dağı’nda yaşadığına hem de yükseklerde uçtuğu inancına telmih yapmaktadır. Bir diğer özellik ise Ankâ’nın güneşe benzetilmesidir. Mesîhî’ye ait:

Açtugınca şeh-per-i zerrinini ‘Ankâ-yı mihr

Zâg-ı şeb kıldukca onun heybetinden intikâl             K 13/31

Şeklindeki beyitte de görüldüğü üzere şair güneş Ankâsı tabirini kullanarak o kanatlarını açınca gece kargasının korkup kaçtığını söyler. Buradaki alegorik dilde Ankâ direkt güneş yerine kullanılmıştır. Başka bir özellikte de Ankâ’nın lâ-mekân yani mekânsız, cismi bilinmeyen ve sadece efsanelerde var olan bir yaratık olarak ele alınır. Nâbî’ye ait:

Gördi yokdur merdüm-i ‘âlemde âsâr-ı vefâ

Girdi ism-i bî-musemmâ şekline ‘Ankâ gibi G 850/3

Şeklindeki beyitte Nâbî, âlemde vefa olmadığını görünce vefanın Ankâ gibi ismi var cismi yok bir şey olduğunu söylerken Necâtî:

Ey Necâtî şekk eder ‘âlem vücûdundan senin

Varlığın ‘Ankâ gibi bir ad kalmışdır hemân G 407/5

Şeklindeki beyitte de âlemin kendi (Necâtî’nin) vücudundan şüphe ettiğini, varlığının ancak Ankâ gibi adının kaldığını söyleyerek bu inanışa telmihte bulunmaktadırlar. Bir başka özellik ise Ankâ’nın tüylerinin renk renk ve türlü türlü nakışlara sahip olmasıdır. Şeyh Gâlib’e ait:

Meğer bu kasr-ı rengârenk bir Sîmurg-ı ma’nâdır

İki şeh-peridir gûyâ iki bağ-ı Behişt-âsâ                   Terkib-bend 70/2

Şeklindeki beyitte şair, döneminde Safiye Sultan tarafından yaptırılan bir köşkü överken bu rengârenk köşk Sîmurg’un iki kanadı gibi Sîmurg manalıdır diyerek bu inanışa atıfta bulunmaktadır. Bu safhanın son bölümünde ele alacağımız özellik ise Sîmurg’un kuşların padişahı olduğudur. Gülşehri’nin Feridüddîn Attâr’ın aynı isimli mesnevisinden Türkçeye çevirdiği Mantıku’t-Tayr adlı mesnevide bu durum:

66 İşidüñ iy kavm bî-noksân bilüñ

__Hâzır olup yol yaragını kıluñ

67 Kim bizüm bir şâhumuz var bî-hilâf

__Ol tag ardında ki dirler Kûh-ı Kâf

68 Adı sîmurg u cemâli bî-kerân

__Kudreti peydâ vü zâtı bî-nişân

69 Ol kılur tedbîri kamu işlere

__Pâdişâh oldur dükeli kuşlara

Şeklindeki beyitlerde bu inanış Hüdhüd kuşunun ağzından “Sizin bir padişahınız vardır. Kâf Dağı’nda yaşar. Adı Sîmurg’dur. Bütün kuşların padişahı odur,” cümleleriyle açıkça işlenmiştir.

Yazımızın ikinci safhasında ise Ankâ’nın klasik şiirimizde nasıl övgü ve yücelik kıstası olarak kullanıldığını ele alacağız. Nef’î’ye ait:

Nice benzer sana tarz-ı pâdişâhân-ı selef

Bir midir pervâz-ı ‘Ankâ ile pervâz-ı cerâd              K 26/29

Şeklindeki beyit zaten bizzat övgü için yazılan kasidelerden birine ait olup şair burada IV. Murad’a “Önceki padişahların tarzı sana nasıl benzer? Ankâ’nın uçmasıyla çekirgenin uçması bir midir?” diyerek IV. Murad’ı Ankâ’ya benzetmiş ve güç, hüner ve padişahlık bakımından bir teşbih kurmuştur. Nedîm’e ait:

Sânına nisbet mülûkun şevketi benzer hemân

Peşşenin Sîmurg’a nisbetle ser ü cânına       K 21/31

Şeklindeki beyitte de görüldüğü gibi şair “Senin sanınla diğer hükümdarların yüceliğinin kıyaslanması sivrisinekle Sîmurg’un hâlinin kıyaslanmasına benzer,” diyerek III. Ahmed’in padişahlığı ile diğer hükümdarların padişahlığını kıyaslamak için Ankâ’yı bir kıstas unsuru olarak kullanmıştır. Yine Nedîm’e ait:

Efendim daima sana ikbâl ü câhın pây-dâr olsun

Değil ukâb u âhû sana ankâlar şikâr olsun    K 33/1

Şeklindeki bu beyitte şair padişaha övgü için ona dua ederken “…sana kartallar, ceylanlar değil Ankâlar av olsun,” diyerek onu yüceltmiştir.

Yazımızın üçüncü ve son safhasında da yine şairlerin ele aldığımız kavramlar üzerinden kendilerini yahut sanat güçlerini övdüğü beyitleri ele alacağız. Hayâlî’ye ait:

Da’vî-yi ‘aşk eylemek Mecnûn’a ben şeydâ ile

Bir meges da’vâ-yi pervâz etmedir ‘ankâ ile            G 485/1

Şeklindeki beyitte de görüldüğü üzere şair “Mecnun için ben divaneyle aşk davasına girmek bir sineğin Ankâ ile uçma davasına girmesi(gibidir),” diyerek aşkını bir kıyasa tabi tutmuş ve kendi aşkının Mecnun’un aşkından daha büyük olduğunu ima ederek kendisini övmüş, yüceltmiştir. Nef’î’ye ait:

Bâl açsa şikâr etmeğe şahbâz-ı hayâlim

Sayd etdiği elbet de yâ Ankâ yâ Hümâdır    K 34/48

Şeklindeki beyitte de gördüğümüz gibi bir kasidenin fahriye bölümüne ait olduğu açıkça belli olan bu beyitte Nef’î “Hayal şahinim avlanmak için kanat açsa ya Hüma avlar ya Ankâ,” diyerek kendi hayal dünyasını ve sanat gücünü yüceltmiştir.

Sonuç olarak Türk, Arap ve Fars mitolojileri ile harmanlanarak tüm kültür coğrafyamızda adından söz ettirmiş olan Sîmurg Ankâ; gücü, azameti, güzelliği, hükümdarlığı ve daha birçok özelliği ile klasik şiirimizin fantastik bir parçasını oluşturmuştur. Vesselam.

Sürdi çıkardı cennet-i kûyından ol mehün

Âdem rakîb-i dîve nice lânet itmesün

Necâtî G 427/5

Klasik Türk Şiirinde Fantastik Unsurlar yazı dizimizin bir sonraki yazısında insanoğlunun ezeli düşmanları şeytan, dev, ifrit, iblis gibi habis varlıkları ele alacağız.

Kaynakça:

– Şeyh Galib Divanı’nda Anka-Simurg Sembolü, Zülfi Güler, 2014
– Mantıku’t-Tayr, Gülşehrî, Kültü ve Turizm Bakanlığı e-kitap hizmetleri http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR-78427/gulsehri—mantikut-tayr.html
– Divan Şiirinin Mitolojik Kuşları: HÜMA, ANKA VE SİMURG, H. Dilek BATÎSLAM, İstanbul, 2002
– İslam Ansiklopedisi, Ankâ Maddesi
– Fehîm-i Kadîm Divanı’nda Hayvanlar Üzerine Bir İnceleme, Hayriye Durkaya


Yazı dizimizin tüm bölümlerine ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

  • 59
    Shares




Nane Molla mahlasıyla ma’ruf olup 10 Mart 1995 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Hikayeleri çeşitli dergilerde yayınlandı. FABİSAD üyesi. 2015 Gio Ödülleri hikaye seçkisi Düşlerin İzinde’de “Bir Büyü’cü Masalı” adlı hikayesiyle yer aldı. Türk Edebiyatı Dergisi Genç Sanat’ın yazı işleri müdürü. Temmuz 2018’de ilk hikaye kitabı “Âlemlerin Çöpçatanı”nı yayınladı. Mitoloji, masal ve fantastik olan her şeye ilgi duyuyor. Türk Edebiyatı Dergisi Genç Sanat adlı dergide eserlerini yayınlamaya devam ediyor.

Klasik Türk Şiirinde Fantastik Unsurlar #5: Sîmurg Ankâ için 1 yorum

  1. Gönül Alpay Tekin hocanın “Güneş Kuşları-Phoenix” makalesi de çok değerli. Academia’dan edinilebilir.

    Düzelti: Kalem ve not defteri çıkardım okudukça. Derslik makale. Sitede Türk edebiyatı üzerine çalışma gördükçe seviniyorum.

    Atlantis? Yani bizde de adı konulmamış olarak mı var?

    Bu genellikle Alevilik-Bektaşilik ve öteki heterodoks mezheplerde Allah için kullanılan bir kavram.

    Nefi’ye haksızlık etmiş oluruz ve hatta Şeyhi’ye de haksızlık ederiz böyle dersek. Tabii “bunlar istisnadır ve istisnalar kaideyi bozmaz.” dersek o başka.

    Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum, arada derslerden-sınavlardan kaçırdıklarım oluyor. Onları da elbet bir gün tamamlayacağım. 6.yazıyı da heyecanla bekliyor olacağım.

    “O ayın mahallesi Cennet’inden sürdü çıkardı/Adem, şeytan rakibe nasıl lanet etmesin?” Nesre Çeviri: Üzeyir Aslan, Mu’idi’nin Necati’ye Nazireleri. Sonlarda kullandığınız beyitlerin nesre çevirisini de ekler misiniz yazılarınıza? Gerçi eklememeniz sayesinde 1 tez 1 makale okudum ama. :slight_smile:


Klasik Türk Şiirinde Fantastik Unsurlar #5: Sîmurg Ankâ

Edebiyatımızda fantazyanın şiirsel yansımalarına göz attığımız yazı dizimizin beşinci bölümünde küllerinden yeniden doğan, üzerinde her kuştan bir renk bulunan, Kâf Dağı’nın ardında yaşayan ve kanatlı olan her şeyin padişahı Simurg, Zümrüd-ü Ankâ’yı ele alıyoruz.

  • 59
    Shares

 

 

Başa dönün