in

KR Kitap Kulübü #6 | Engin Türkgeldi – Orada Bir Yerde

Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü tüm hızı ve heyecanıyla devam ediyor. Altıncı etkinlikte beraber okuyacağımız kitap Engin Türkgeldi’nin “Orada Bir Yerde” adlı eseri oldu. 15 Mart tarihinden itibarense forumda birlikte tartışacağız. Hepinizi bekliyoruz! Özel bir sürprizimiz de var.

Birlikte kitaplar okuyup tartışmanın kıymetini çok iyi biliyoruz. Hem farklı fikirleri görmemizi sağlıyor hem de edebiyattan aldığımız keyfi katlıyor. Bu nedenle Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü bizim için çok ama çok değerli.

Attığımız altıncı adımda sizi harika bir özel etkinlik bekliyor. Bu sefer kulübümüzde bir yazarı ağırlayacağız. “Orada Bir Yerde“nin yazarı Engin Türkgeldi’yi kulübümüze konuk edeceğiz. Kitabı beraber tartıştıktan sonra kendisine hem eseriyle hem de edebiyatla ilgili sorularımızı yazacağız. Etkinliğin detayları için forumdaki etkinlik başlığına bekleriz.

Can Yayınları etiketiyle çıkan fantastiğin kıyısında dolaşan öykü kitabının dünyasına birlikte dalalım. Tanıtım bülteni şu şekilde.
Çenemde demir halatlar vardı sanki, tek tek, yavaş yavaş koptuklarını duyuyordum. Üzerimdeki adamın ağırlığından nefesim bağırmaya yetmiyordu. Cansız bir inleme sürünerek ancak çıktı ağzımdan. Pas tadı geliyordu belli belirsiz. Gözlüklü, dişime asılmaya devam ediyordu. En sonunda bir çatırtı duydum, çene kemiğim parçalanmıştı sanki. İçimde bir boşluk hissettim.

Engin Türkgeldi’nin Orada Bir Yerde’si, benzerine pek az rastladığımız bir öykü dünyası çıkarıyor karşımıza. Alabildiğine görsel, dünya edebiyatının tanıdık öykülerine ve atmosferine göndermelerle ilerleyen, fantastiğin kıyısında bir öykü dünyası bu. Terk edilmiş kasabalar, köleler, peygamberler, cüceler, krallar ve dağ bayır dolaşan bilge kişiler… Bir solukta, düşünerek, şaşırarak okuyacaksınız.
Önemli Not: Kitabın tartışması 15 Mart’ta başlayacaktır.


Son olarak etkinlikler hakkındaki gelişmeleri takip edebileceğiniz Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü’nün ana başlığına hepinizi bekleriz.

Şimdiye kadar yaptığımız tüm etkinliklere buradan (eski etkinlikler her zaman tartışmaya açık) bakabilirsiniz. Aynı zamanda etkinlikleri Goodreads’ten takip etmek için KR Kitap Kulübü’nün grubunu ve Kayıp Rıhtım’ın ana hesabını takip etmeyi unutmayın.

Şimdiden keyifli okumalar dileriz. Etkinlik başlangıcında başlığa uğramayı unutmayın.

Cem Altınışık

1993 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluğunun bir kısmını İzmir’de geçirdi ve şu an İstanbul'da yaşamakta. Psikoloji bölümünde eğitim gördü. Edebiyat, sinema, bilgisayar oyunları, müzik ilgisi ve bunları paylaşma sevgisiyle çeşitli kültür-sanat sitelerinde yazdı.

15 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for debi debi dedi ki:

    Biraz önce son satırlarını okudum, üzerine konuşacağımız anı bekliyorum. Akşama doğru ayrıntılı yorum yapabilirim sanırım. Umarım katılım çok olur etkinliğe ve sevgili yazarı da foruma davet edebiliriz.

  2. Avatar for Karahayalci Karahayalci dedi ki:

    Dün okumaya başladım iki öykü okudum ve Muhteşem Bir Gülüş’ün etkisinden çıkmaya çalışıyorum. Bugünkü olacak sunumumdan bile daha korkunç bir öykü. Dişlere feci takıntılıyım ve adamın dişlerini kerpetenle çektikleri yerde durup bir soluklandım ve son paragraf üstüne tüy dikti. :cold_face:

  3. Avatar for yzkbicak yzkbicak dedi ki:

    Kayıp Rıhtım’daki ilk mesajım. Eğer kitabı okumadıysanız spoiler uyarısı yaparak başlıyorum.

    İlk sayfalarda kitabın bir Dino Buzzatti havası ile başladığını düşündüm. Kendilerinden çok uzaktaki bir savaşa, kendileri ile alakalı olmayan bir sebepten dolayı sürüklenmiş, büyük haberi bekleyen ama bir türlü alamayan insanlar. Hikayenin sonunda itilmişlerin şevkle başa geçmesi bu karamsar sıradanlıktan çok iyi bir dönüş oldu. Pis pis sırıtmıştım. Her hikayeden böyle dönüşler beklemeye başladım. Zaten bir çoğunda da var.

    Bence kitabın en temel bağlayıcı noktası evreninin ötesinde kötülük teması. Bu, Saat Kulesinin Gölgesinde ve Uzaktaki hikayelerinde ucubelerin intikamı diyebileceğimiz bir şekilde ilerliyor. Mükemmel bir Gülüş ve Cüceler Sarayı hikayelerinde bencil/çıkarcı bir kötülük var. Muktedirler etraftaki insanlardan yararlanarak (bu iktisadi olduğu kadar, duygusal da bir yararlanma) amaca ulaşıyor.

    Peygamber hikayesinde iyi niyetle yapılmış, hatta belki ortada bir niyet bile olmadan yapılmış bir kötülük var. Sıradan bir insanın hayatı dini bir inançla nasıl mahvolabilir bunu anlatıyor sanırım. Ana karakter peygamber değil çiftçi bence. Gördüğüm pek çok yorum kitabı olmayan bir peygamber fikrinin çok hoş olduğunu yazmıştı. Bence bu hikayenin vurgusu kitabı olmayan peygamberde değil; çünkü Hristiyan geleneği de İslam geleneği de kitabı hiç olmamış peygamberlerle dolu. Çiftçini asıl ihtiyacı ile hiç bir alakası olmayan bir şey getiriyor peygamber ve çiftçi anlayamadığı bu şeye kendisini kaptırıyor. Bir nevi hayatı mahvoluyor diyebiliriz. İşin trajedisi peygamber de ne söylediğini anlamıyor.

    İyi kalpli yolcu ve Yemek hikayeleri banal bir kötülükten bahsediyor. Yolcunun hastalığı yayması için hiç bir sebebi yok, yine de yapıyor. Yemek’te ise toplumsal olarak genel kabul görmüş bir kötülükten zevk alma durumu var. Yine de eğer bir davranış biçimi bütün toplum tarafından kabul ediliyorsa, buna hala kötülük diyebilir miyiz? Yaptıkları bize kötülük olarak görünüyor, ancak hiç de öyle değil. Topluma ölümüyle başkaldırmış birinin toplum tarafından lanet edilse de yine de normlara uydurulması. Ölerek bile toplumdan kaçamıyoruz yani.

    Kutsal hikayesi de toplumun devamı gözetilerek yapılan bir kötülüğü (zavallı adamın öldüğünü düşünüyorum) anlatarak bu temaya bağlanıyor. Endülüs Köpeğinde kötülüğün sebebi bencil bir korku. Hikayelerin bence en korkuncu sonuncusu, aşkın bir sonucu olarak kötülük. Yine de bu hikayede biraz sıkıldım ben. Hikayelerin sonunda bir dönüş bekliyordum sanırım. Ama bu hikaye baştan kendisini belli etti. Aşk içerisindeki tutkunun iyilik ve kötülükle aynı anda dolu olduğu fikri de bana yeni gelmedi. 89-90’da azıcık bahsedilen ressamı okurken Salvador Dali’yi düşünen başka birisi var mı acaba?

    Kısacası, bence çok güzel bir tema üzerinden çok farklı konuları tatlı bir şekilde ele almış yazar. Hızlıca okuyup geçmek isteyene de gelir, derin derin düşünmek isteyene de gelir :slight_smile:

  4. Avatar for debi debi dedi ki:

    Yazarıyla birebir iletişime geçme fırsatımız olacağı için haddim olmayarak eleştirel bir gözle hatta belki de daha bir irdeleyerek okuduğumu itiraf etmekle başlayayım. Kısacık bir kitap bir oturuşta dahi okunabilir, ancak neredeyse her hikayeye hakim boğucu kötülük beni yordu. (Birçok hikayenin sonunda burnumu kırıştırdığımı hatırlıyorum.) Özellikle mutlu sonlara alışkın bir bünyem olduğu için belki de bilmiyorum.

    (Yorumu yazıp bitirdiğimde farkettim; belki de birçok kötü karaktere hak veriyor olduğumun ayırdına varmaktı beni rahatsız eden, içimdeki kötüyü uyandırdığı için öyküler hoşuma gitmedi belki, bilmiyorum.)

    Okunan kişiye göre değişen sübjektif bir değerlendirmenin ötesinde söylemek istediğim ise yazarın dili akıcı, hikaye örgüsü sağlam, okutuyor kendini, ancak kitaba hakim anlayış olan ivmesi bir anda (çoğunlukla sonuçta) tavan yapan öykü tercihi bir süre sonra sıkıyor, aslında beklenmedik olması gereken beklenene dönüşüyor ve tahmin edilebilir oluyor. İlla vurucu bir son kaygısı güdüldüğünü düşünmüyorum ancak kitabı bitirdiğimde böyle bir düşünce ister istemez aklıma düştü.

    Bunların ötesinde karakterler, mekanlar, zamanlar öyle güzel aktarılmış ki hiç sıkıldığımı hatırlamıyorum okurken. Hatta öyle ki iskeleti bu öykülerden her biri seçilip koca koca romanlar dahi yazılabilir dedim.

    Karakterlerin hissettiklerinin aktarılması da çok başarılıydı. İlk Görüşte Ölüm başlıklı öyküde duyulan sevgiyi, aşkı ve yok etme isteğini öyle duyumsadım ki iliklerimde, hiç yadırgamadım yaptığını karakterin hatta. Sonda olduğu için belki, belki de tamamen içine aldığı için beni İlk Görüşte Ölüm en sevdiğim oldu.

    Kitapta altını çizdiğim satırlardan birkaçını da yazarak sonlandırıyorum yorumumu:

    “Yaşamdan en çok kendilerinin tat aldığını zannederdi böyleleri. Oysa bucak bucak gezmelerinin asıl amacı, ağızlarındaki geçmek bilmeyen yavan tadı bastırmaktı.”

    “Dünyayı anlamak için seyahat ettiğini söyleyen seyyah, henüz insan ruhunu anlayamamış olacak ki…”

    “Sözlerinden kaçabilenler, gözlerine yakalanıyordu.”

    “Aklım, kendisinden esirgediğim sesleri, görüntüleri, kokuları kendi yaratırdı.”

    “Artık sahip olmadığım bir şeyin bıraktığı boşluğun bana tekrar acı vermesini istemiyordum.”

  5. Avatar for Irmak Irmak dedi ki:

    Herkese merhaba,
    Öyküler oldukça akıcı bir dille yazılmıştı, yazarı bu konuda tebrik etmek isterim. Aklımda kalanlara göre -yanlış anımsamıyorsam- çoğu öykünün sonu hüzünlüydü, mutlu sonları seven biri olarak bu durum beni biraz üzdü.

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

10 cevap daha var.

2019 Crunchyroll Anime Ödülleri Sahiplerini Buldu!

91. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu