in ,

Bir Kadın Düşmanı İncelemesi: Reşat Nuri Güntekin’den Mektuplar Üzerine Kurulmuş Psikolojik Bir Roman

Reşat Nuri Güntekin’in 1927 yılında yayımlanan Bir Kadın Düşmanı romanının incelemesi sizlerle. Mektuplar üzerinden kurulmuş, psikolojik bir eser.

Bir Kadın Düşmanı - Reşat Nuri Güntekin

Reşat Nuri Güntekin’in 1927 yılında yayımlanan Bir Kadın Düşmanı romanının incelemesi ile karşınızdayız.

Sonu çok acıklı bir kitap bu. Son mektubun, son satırlarını sesli okursanız sesiniz titreyecek:

“Galiba bir kaza olacak… O gece onunla kenarında dolaştığımız bayırdan yuvarlanacağım… Buna cesaret edersem görüşmemize ancak yedi sekiz saat kaldı Necdet… Şimdilik Allaha ısmarladık.”

– Homongolos

Kitap, Homongolos’un çoktan ölmüş bir dostu olan Necdet’e yazdığı bir mektupla sonlanıyor.

Bir Kadın Düşmanı sürükleyici bir kitap fakat ben Reşat Nuri Güntekin tarzında bir sürükleyiciliği var demek istiyorum burada. Çalıkuşu üzerinde biraz düşünürsek sanırım ne demek istediğim daha anlaşılır olur.

Reşat Nuri Güntekin, okuyucuyu Çalıkuşu romanında bir aşk hikâyesinin nereye varacağını okuyucudan sonuna dek saklayarak sürükler. Bir Kadın Düşmanı’nda ise karşılıklı bir aşk hikâyesinden bahsedemeyiz. Zira taraflardan birinin tavrı gayet aşikâr. Yine de öykünün temelinde bir ilişki var ve okuyucunun kafasındaki soru yalnızca bu ilişkinin nereye varacağından ibaret değil. Okuyucu, aynı zamanda karakterlerin iç dünyalarını merak edebiliyor. Okurken özellikle Homongolos’un neden öyle biri olduğunu merak etmeden duramayacaksınız. Başka bir ifade ile Homongolos’un Bir Kadın Düşmanı olmasının akla yatabilir sebepleri olduğuna ihtimal vereceksiniz. Başına ne geldiğini ve ne yaşadığını ister istemez merak edeceksiniz zira Reşat Nuri karakteri okuyucuyu çok kızdıracak bir şekilde yazmamış.

Bir Kadın Düşmanı: Mektuplar Üzerinden Kurulan Hikâye

Kitabın esas kadını Sara ve kitabın ilk bölümünde zaman zaman Sara’dan babasına, sıklıkla ise arkadaşı Nermin’e yazdığı mektupları okuyoruz. Sara bu mektupları yazdığı esnada akrabalarının düğünü için gitmiş olduğu küçük bir kasabada yaşamaktadır. Kitapta kasabadaki insan manzaraları, sohbetleri ve ilişkileri Reşat Nuri’nin Adapazarı’nı anlatırken yazdığı insan manzaralarına benzer. Reşat Nuri’nin Anadolu’yu ve insanlarını anlatırken genellikle temsilen Adapazarı’nı seçtiğini göz önünde bulundurursak, buradan bahsettiği kasabanın da Anadolu’da olduğunu tahmin etmek mümkün.

Reşat Nuri Güntekin

Sara’nın ziyareti esnasında kasabaya bir grup sporcu gelir. Sporcuların gelişi de Sara ve kasabayı ziyaret ederken etkileşim kurduğu insanlar için bir eğlencenin başlangıcı olur. Aslında sporculardan kendilerine eğlence çıkarmak isterler. Ve bu türden bir eğlence anlayışı anlatırken kulağa ne kadar mütevazı gelse de, Reşat Nuri’nin betimlemeleri, ilişkilerin gerçekleştiği ortamları anlatışı ile varlıklı kimselerin, elitlerin eğlencesine benziyor. O dönemleri bilmiyoruz ama Reşat Nuri hikâyede Sara ve ziyaret ettiği ailenin düzenlediği davetlerden, bu davetlerde edilen danslardan da bahsediyor. Zaten Sara’nın akrabaları bahçeli bir köşkte yaşıyorlar.

Sara karakterinden bahsetmek gerekirse, oldukça şımarık bir kız olduğunu söylemek mümkün. Bu şımarıklık aslında güzelliğinden güç alıyor. Tabii ailesi de Sara’yı şımartmış fakat asıl olan Sara’nın karşı koyulmaz bir güzellikte olduğunun farkında olması. Sara herhangi birinin onunla ilgilenmemesine ihtimal vermiyor. Böyle bir durumla karşılaşınca da afallıyor. Ve aslına bakarsanız gittiği kasabada ilgi görüyor, kasabanın genci, yaşlısı Sara’nın farkında. Fakat bu kasabada Sara’yla ilgilenmeyen, tabiri caizse Sara’ya dönüp bakmayan ve ona yüz vermeyen tek bir kişi var. O da tahmin edebileceğiniz gibi, Bir Kadın Düşmanı olarak anılan Homongolos.

Öyle görünüyor ki, kadınlara düşman kesilmiş bu Homongolos denen adam Sara’yı herkes ile aynı kefeye koyuyor. İlk kısım Sara’nın mektuplarından oluştuğu için, okuyucu da Homongolos’un neden bu şekilde davrandığı veya davranışlarında samimi olup olmadığı konusunda bir fikri olamıyor.

İhmal Edilen Bir Kız

Sara, herkes ile aynı kefeye koyulmayı kabullenmeyen bir karakter. Muhakkak ilgi bekliyor. İlgisiz olan kişi kim olursa olsun, bu durum Sara’nın kafasına takılıyor. Bu durumun psikolojik bir açıklaması var. Sara’nın “Paşa Babacığım” diye başlayan mektuplarına genel bakarsak eğer, Sara’nın babası tarafından ihmal edilen bir kız olduğunu söyleyebiliriz. Bu ihmalkârlık da babasının Sara ile hiç ilgilenmiyor olması şeklinde anlaşılmasın. Şımartacak kadar ilgileniyor da fakat ihmal etmek, karşı tarafa beklediği ilgi ve sevgiyi beklentileri doğrultusunda göstermek kişinin önüne imkânlar sermekten çok daha farklı bir şey. Babası saraya talep ettiği her şeyi maddi olarak sunuyor belki de fakat yine de işi dolayısıyla kızından ayrı olduğunu düşünürsek, aslında Paşa Baba’nın hayatındaki en önemli odak işi gibi görünüyor. Bu da bana ister istemez, Sara’nın bu ilgi doymazlığının babasının babalık rolünü tam anlamıyla yerine getiremiyor olmasından kaynaklandığını düşündürdü.

Böyle düşünmemin bir diğer önemli sebebi de, Sara’nın babasına yazdığı mektuplarda olay örgüsü anlatılmıyor. Hikâyenin olay örgüsü, Sara’nın Nermin’e yazdığı mektuplardan ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, “Paşa Babacığım” diye başlayan ve olaylardan kısıtlı bahseden bu mektuplarla karakterin psikolojik alt yapısı yazılmış diye düşünüyorum.

Netice olarak Homongolos’un ilgisiz ve soğuk tavrı Sara’nın hırçınlaşması ve sonunu düşünmeden davranmasına neden oluyor. Ancak Sara’nın ilgisizlik karşısında aldığı bu tavır herkese hayal kırıklığı getirmekle sonuçlanan bir tavır. Bunu da aslında, Sara, Vesime Abla karakterinin nişanlısı Remzi’yi de kendine çektikten sonra deneyimliyor. Hikâyede göreceksiniz, Sara, Vesime ve Remzi’nin nişanı olmadan evvel Remzi’nin söylediği bir lafa takılıyor.

“Vesime gibisini nereden bulurum,” diyor Remzi. Bu da Vesime’yi herkesten ayrı bir yere koyduğunu, onu çok sevdiğini gösteriyor. Sara ise, kendisi oradayken, bu sözlerin samimi olmadığına en başından beri ikna olmuş durumda. Ve ne yazık ki, bu duruma içten içe herkesi ikna etmek isteyince Vesime ve Remzi’ye de oyun oynuyor. Bunun neticesinde Remzi’nin mutsuz bir şekilde evlendiğini gözlemleyen Sara aslında davranışının herkesi hayal kırıklığına uğrattığını anlıyor. Bu nedenle gitmek istiyor zira bir yandan da mutlu olsunlar istiyor. İhmal edilmiş kız çocuğu hallerinden kaynaklı kompleksi ile özünde olan iyiliği karakterin içsel çatışmalar yaşamasına neden oluyor. Bunu da Vesime, Remzi ve Sara ilişkilerinde görebiliyoruz.

Bir Kadın Düşmanı - Reşat Nuri Güntekin

Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Sara gitmeye karar verene dek, Homongolos’un sürekli huyuna gidiyor. Bunu da Homongolos’un ilgisini üzerine çekmek hatta mümkünse Homongolos’u kendine âşık etmek için yapıyor. Bu konuda çevresindekiler de Sara’yı destekliyor. Burada yaptıklarının dışarıya görünen yüzü, kadın düşmanı bir adama ders vermek. Homongolos’un böyle bir ders almasını herkes istiyor. Olay örgüsünde Homongolos’un kadınlara kaba ve soğuk davrandığını, hatta zaman zaman kadınlar hakkında ileri geri konuştuğunu okuyoruz. Üstelik Homongolos kadın türünün erkek türüne nazaran çok daha zayıf olduğunu dile getirmekten de çekinmiyor.

Homongolos’un Sempatik Kafa Karışıklığı

Yine de okuyucu olarak Homongolos’a bu tavrı konusunda kızmazsınız. Bunun sebebi de karakter hakkındaki kafa karışıklığı. Karakteri çok güzel bir korumaya almış aslında. Tıpkı Sara misali, okuyucu da Homongolos’a karşı merak duyuyor, merak öfkeyi bastırıyor. Homongolos’un ne yapmaya çalıştığını anlayamıyoruz okurken, böylece sürükleniyoruz zaten. Ayrıca hikâyenin ilk kısmını Sara’dan dinlediğimiz için ve Sara hiçbir şekilde karakteri tanımakla ilgilenmediği için merakta kalıyoruz. Sara’nın ilgilendiği tek şey var o da Homongolos’u kendine çekmek, baştan çıkartmak ve bu yolla ona ders vermek. Anlatıcı taraf sürekli bu konudan bahsedince karakteri tanımak için ikinci kısma heyecanla ilerliyoruz.

İkinci kısımda nihayet Homongolos’un da hikâyesini anlayabiliyoruz. Bu kısım Homongolos’un vefat etmiş dostu Necdet’e yazdığı mektuplardan oluşuyor.

Bu mektuplar aracılığı ile kitabın ilk bakışta kötü karakteri olarak tanıdığımız, hatta düşman olarak da anılan Homongolos’un geçmiş hikâyesini öğreniyoruz. Hikâyede Homongolos’un karakter gelişiminde görünen yazım biçimi, edebiyat ve sinemada yaygın olarak kullanılan yazım biçimi aslında. “Kalbi kırılan ve derin yaralar alan karakter, yüreğini tamamen kapatır ve bunun neticesinde soğuk ve kalpsiz davranmaya başlar,” biçiminde bir karakter geliştirmenin söz konusu olduğunu görüyoruz. Homongolos, işte bu şekilde, geçmişi boyunca ziyadesiyle incitilmiş ve sonunda hissetmemeyi tercih etmiş bir adam. Homongolos’un nasıl böyle olduğu hakkında fikir verebilecek önemli bir alıntıyı burada paylaşayım:

“Kuvvetli olmak, kendinden başka kimseye güvenmemek insanlar için olsun cemiyetler için olsun en büyük hakikattir. Ne hazindir ki bu hakikate eren çocuk daha 10 yaşında bile yoktu.”

Sancılı Geçmiş

Homongolos bu sözleri yatılı okulda karşılaştığı çocuklar, güçlü ve eli yüzü düzgün çocuklara normal davranırken, Homongolos’u çirkin olmasından ötürü aşağılarlar. Aslında Homongolos, insanların, güce, görüntüye veya daha farklı dışsal ve somut öğelere taptığını daha çocuk yaşta fark ediyor. Hatta insanların bu ikiyüzlü denilebilecek eğiliminden de payını çok erken yaşta alıyor.

Homongolos’un çirkin bir adam olduğu hem Sara’nın Nermin’e yazdığı mektuplardan, hem de kendi ağzından, başka bir ifade ile Necdet’e yazdığı mektuplardan anlaşılıyor. Bu halinden kaynaklı yaşadığı tatsız deneyimlere bakarak da toplumda çirkin olduğu için dışlandığının ve istenmediğinin farkında oluyor. Kitabın bir yerinde, Homongolos bizde bir söz vardır diyor:

“Yüzü çirkin olanın ahlakı da çirkin olur.”

Travmalar

Reşat Nuri, karakter ağzından bu ifadeyi yazınca bir de üzerine karakteri bir kadın düşmanı yapınca hikâyenin derinine zor fark edilir bir mesaj bırakmış oluyor. Çünkü yüzü çirkin olanın ahlakını da çirkin yapan bu kesin yargıdır mesajı çıkıyor Homongolos karakterinin altından. Neticede, hikâyenin başında Homongolos’un ahlakı çirkin değildi. Çirkinliğin mütevellit gördüğü o berbat muamele en sonunda Homongolos’un sevse de sevilmeyeceği, nezaketine karşılık bulmayacağı ve iyi ne yaparsa komik duruma düşeceği inancını bilinçaltına ekince, Homongolos kimseyi sevmemeyi seçiyor çaresizce…

Bütün bunların sonucunda sürekli kendini müdafaaya mecbur, hissiz, anlayışsız ve soğuk adam maskesini takıyor. Kendisini de spora veriyor zira okuldaki çocuklar onu itip, kakıp, içi pislik dolu bir kavun kabuğunu yedirmeye çalışıyorlar. İşte travması da bu olay. Zamanı gelince Homongolos bu rahatsız edici deneyimin intikamını alsa da ona bunu yapan çocuk kadar ileri gitmiyor. Buradan da anlıyoruz ki, Homongolos’u kötü yapan, sırf çirkin ve zayıf diye onun kötü olduğunu varsayan insanlar. Ne olursa olsun aslında Homongolos o kadar da kötü olamıyor.

Hayal Kırıklıkları

Bir insanı sırf çirkin diye hayattaki her şeyin dışına itmek elbette çok kötü şeylerle sonuçlanacaktır fakat Homongolos buna rağmen hayata tutunuyor. Tüm bunlara rağmen kendini kabul ettirmek istiyor. Bunu da kendini spor adayarak yapıyor.

Fakat hayal kırıklıkları Homongolos’un peşini yine de bırakmıyor. Bu defa Homongolos bir boks müsabakası esnasında hissettiklerini yazıyor Necdet’e:

“Rakibim güzel bir çocuktu. Bana öyle geldi ki, ahali, hele kadınlar benim kadar çirkin bir insanın bu güzel yüzü harap etmesine tahammül edemiyor. Zihnim karıştı. yanlış bir yumruk yedim. Orada olup da ahalinin nasıl sevinçle haykırdığını işitseydin Necdet.. Evet, bu ahali, bu dakikada sırf çehrem için bana düşmandı. Ezilmemi istiyordu.”

Hayal kırıklığının özeti de bu sözleri:

“Yüzümdeki yara iki gün bile kalmadı fakat vakanın yüreğimde açtığı yara senelerce kaldı.”

Bütün bu hayal kırıklarının neticesinde bir insanın kalbinin de hislerinin de buz tutması kaçınılmazdır. Ve tüm bunlara maruz kalan bir insanın hayatının intihar vakasıyla son bulması, ne kadar kalp kırıcı olsa da kaçınılmazdır.

Reşat Nuri Güntekin Fotoğraf - Bir Kadın Düşmanı

Reşat Nuri, Homongolos’un ağzından Homongolos’u şu şekilde tanımlıyor ki bence bu karakterin özeti:

“Yine yalnızlıktan bahseden bir kitap bana şu nasihati verdi. Uzun müddet hareket ve faaliyetten uzak kalan uzuvlar gibi, kalbi de bazı nevi hisleri de uzun bir atalet neticesinde uyuşturmak, söndürüp, körleştirmek mümkündür. Görme kabiliyetini kaybetmiş bir göz, kurumuş bir parmak, söndürülmüş bir hasta ciğer, nasıl yaşayan ve duyan uzuvların konseri içinde atıl ve hissiz yaşarsa, söndürülmüş bir arzu da öylece kalbin bir köşesinde kuruyup kalır.”

Psikolojik Yanı Güçlü Bir Roman

İşte Homongolos aslında herkes gibi Sara’ya ilgi duysa da bunu yaşadığı hayal kırıklıkları nedeniyle saklamayı tercih ediyor.

Belli ki Reşat Nuri Güntekin’in kayda değer bir psikoloji bilgisi var. Romanlarında, kırsal toplum üzerindeki baskı ve korkudan doğmuş riyakârlığı anlatır ama bir kez olsun “riyakâr” kelimesini kullanmadan yapar bunu. Bir Kadın Düşmanı kitabında da, insanların güce ve somuta taptığını benzer şekilde anlatmış fakat “korkuyla insan gibi davranmasını öğrenenler” gibisinden tabirleri hiç kullanmadan yapmış bunu.

İncelemeyi çok sevdiğim bir alıntı ile bitiyorum:

” … insanlar vardı ki, menfaatleri müşterek olduğu için birbirlerini severler. öyleleri vardır ki mesela hayatları bir arada geçtiği için, yahut fikirleri, hisleri birbirine uyduğu için sevişirler. Fakat öyleleri de vardır ki, menfaatleri, hayatları, fikirleri, hisleri birbirine tamamiyle yabancıdır. Fakat buna rağmen yine birbirlerine karşı bir ruh incizabı duyarlar. bence sevginin asıl makbul nevi budur.”

Siz de Reşat Nuri Güntekin’in Bir Kadın Düşmanı romanı hakkındaki yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Ayşegül Yalvaç

1986, Sapanca doğumluyum, çevre mühendisliği eğitimi aldım. Şu anda özel sektörde mesleğimi kıyısından köşesinden icra ediyorum, artan zamanımda suyun yeniden kullanımı üzerine ABD’de bir laboratuvara danışmanlık ediyorum. Buna ve berbat bir zaman yönetimim olmasına rağmen okumaya, gezmeye, yazmaya, izlemeye zaman arttırıyorum. Yazarın hayal gücüne hayran bırakan her hikâyeyi okumaktan, dinlemekten ve/veya izlemekten hoşlanırım. Paylaşmayı seviyorum. En çok da düşünceleri paylaşmayı…

arabesk yeniden

Arabesk Yeniden: 2000’ler Sonrası Arabesk Kültürü İncelendi

The Book of Boba Fett Dizisi

The Book of Boba Fett Dizisi Resmen Duyuruldu