Emre İtaatsizlik, Giderek Azalmayı Gerektirir: …Ve Sonra Hiç Kalmadı

“Geçmişte ya da bugün olmuş hiçbir şey için kaygılanmanın pek yararı yok. Zira çok daha büyük sıkıntılar gelecek başımıza.” - Eric Frank Russell

Eric Frank Russell’ın Metis Bilimkurgu dizisinden çıkan tek kitabı. Ülkemizdeki ilk ve tek kitabı demek de pek tabii mümkün. Dizide yer alan en kısa romanlardan biri olma özelliğini taşıyan kitap, ilk olarak ismiyle tavlıyor okurunu: “… Ve Sonra Hiç Kalmadı”.

Bu dizideki kitap kapaklarını çok seviyorum. Çünkü hepsi buram buram “bilimkurgu” kokuyor ve bu çok hoşuma gidiyor. Kapakların, kitabın içeriğini yansıtması güzel bir olay. Bu kitapta da bu durum geçerli. “Bilimkurgusal kapaklar” olarak adlandırıyorum ben bunları. Olması gerektiği gibi. Başarılı.

Gelelim kitaba. İsim ilgi çekici. Arka kapak yazısı da öyle. Okumadan önce bu kitabı seveceğime dair bir his vardı içimde. Ve öyle de oldu.

“Sonra bin sekiz yüz kalmıştı. Sonra bin altı yüz. Ve sonra hiç kalmadı.”

Russel, başka bir gezegeni ziyaret eden Dünyalılar hakkında yazmış.

Hikayemiz, emir komuta zincirine ölümüne bağlı insanların, bir uzay aracı ile farklı bir gezegene inmesiyle başlıyor. Daha evvelki yıllarda da Dünya’dan birçok insanın ziyaret ettiği bu gezegende yaşayan halk kendilerini “Gand” ırkı olarak adlandırıyorlar. Uzay araçlarıyla gezegenlerini ziyaret eden Dünyalılar’a ise “Antigand” diyorlar.

Özgür bir halk olan Gandlilerin dünyasında kimse kimseden üstün değildir ve hiç kimse bir diğeri için çalışma zorunluluğuna sahip değildir. Herkes içinden geldiği gibi hareket etmekte ve kimse bu durumu bir anormallik olarak görmemektedir. Tabii ki baskıcı bir toplum olan ve mevkilerle birbirinin üstüne çıkmaya çalışan aç gözlü Dünyalılar’ın haricinde.

“Hiç kimse başkasından üstün değildir. Hiç kimsenin başkasının görevlerini tayin etmeye hakkı yoktur.” Durdu, düşünceli düşünceli ona baktı. “Eğer Dünya’da böyle aptalca bir gücü kullanan varsa, bu yalnızca budalalar ona izin verdiği içindir. Onlar özgürlükten korkuyorlar. Emir almak hoşlarına gidiyor. Ne adamlar!”


Dünyalıların gezegenlerine inmelerini umursamayan Gandliler, iletişim kurmaktan da kaçınıyorlar. Bu durum, Gandli yasalarından bihaber olan Dünyalılar’ı sinirlendiriyor fakat ellerinden de bir şey gelmiyor. Konuşmak istemedikleri zaman “Skib!” diyor yerliler ve yürüyüp gidiyorlar.

Oldukça özgün bir halk olan Gandliler’in gezegeninde para olgusu bulunmamakta. Bir şeylere ihtiyaçları olduğunda “mec” yükleniyorlar ve o meclerle yaşamlarını idame ettiriyorlar. Tüm bu düşüncelere yabancı olan Dünyalılar şaşkınlıklarını gizleyemeseler de, ellerinden pek bir şey geldiği söylenemez.

İlk izlenimimiz, gezegenin halkının hümanist düşünceye yakın olduğu yönünde. Russell, bu harika novellasında okurları etkisi altına alabilecek çok güçlü fikirler empoze etmeyi başarıyor. Biz “Antigandler”e yaşadığımız dünyayı ve içerisinde bulunduğumuz düzeni sorgulatıyor. Bu sebeple, bir kez hızlıca okunup geçilecek bir öykü değil, üzerinde uzunca düşünülecek güçlü bir esere imza atılmış. Sonrasında bir şeyleri değiştirmek için fikir sahibi olmamızı sağlayacak denli kaliteli. Dünyamızın dört bir yanındaki mevcut yönetim şekillerinin değişebileceğini ve daha refah dolu hayatların elde edilebileceğini göstermesi bile bu kitabı “iyi kitap” sınıfına sokmaya yetiyor.

“İnsanlar kendi mec’lerini herhangi bir görev duygusundan değil, bir ekonomi sorunu olarak kabul edip, karşılığını ödüyorlar. Hiç kimse kimseye emir vermez, kimse kimseyi oraya buraya karıştırmaz. Ama bu gezegenin yaşam koşullarına uygun olarak konulmuş bir tür zorunluluk vardır. İnsanlar dürüst hareket ederler, ya da acı çekerler. Hiç kimse acık çekmekten zevk almaz, bir budala bile.”-Seth.

Russell’ın anlatım tekniği Douglas Adams ve Ray Bradbury’yi andırıyor biraz. Esprili dille gerçekleri anlatan yazar, okurunu güldürürken düşündürüyor. Hicivsel bir yaklaşım sergileyerek anlatıyor bize hikayesini. Kıvrak bir zekanın ürünü olan eser için Russell’ın başyapıtı demek mümkün.

Gönül isterdi ki Russell’dan daha başka kitaplar okuyalım, ama ne yazık ki şu an ülkemiz sınırları içinde bu pek mümkün değil. Fakat sizler de bu kitabı okumuş ve benim gibi çok sevmiş biriyseniz, minik bir sürprizi hak ediyorsunuz demektir:

1 Ocak 1973 tarihli Türk Dili’nin (Aylık Dil ve Edebiyat Dergisi) “Bilim-Kurgu” özel sayısını bir yerlerden bulursanız eğer, Eric Frank Russell’ın “Tek Çözüm Yolu” adlı kısa öyküsünü okuyabilirsiniz. Ben okudum ve sevdim.

Russell, daha çok okunmayı hak eden, iyi bir yazar.

“Skib!”

1995, Erzurum. Küçük yaşlarımdan itibaren fantastik şeylere merakım vardı. Bunun önünü açan ve bugünkü ben olmamı sağlayan Pokemon, Digimon, Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi gibi serilere minnettarım. Zamanla bu ilgi bilimkurguya kaydı. Sinemaya ve sürpriz yumurtalara olan ilgim de azımsanmayacak boyutta. Şu sıralar amatör haberci ruhumu profesyonel boyuta taşımak uğruna çabalıyor, Kayıp Rıhtım ve Bilimkurgu Kulübü gibi platformlarda yazmaya devam ediyorum.

Emre İtaatsizlik, Giderek Azalmayı Gerektirir: …Ve Sonra Hiç Kalmadı

“Geçmişte ya da bugün olmuş hiçbir şey için kaygılanmanın pek yararı yok. Zira çok daha büyük sıkıntılar gelecek başımıza.”
– Eric Frank Russell

Başa dönün