in ,

“Kuvvetli Bir Alkış” İncelemesi: İnsanların En Hünerlisi, Ölümlülerin En Bilgesi

Kuvvetli Bir Alkış incelemesi: Berkun Oya’nın yeni Netflix Türkiye dizisini, lbert Camus’nün bakış açısıyla inceleyerek yakından değerlendiriyoruz.

Kuvvetli Bir Alkış İncelemesi
- Reklam -

Kuvvetli Bir Alkış incelemesi ile Berkun Oya’nın ses getiren yeni Netflix dizisine Albert Camus’nün Sisifos’u üzerinden bir bakış atıyoruz.

Masum, Azizler, Bir Başkadır, Cici… Şimdi de Kuvvetli Bir Alkış. Berkun Oya senaryosunu, yönetmenliğini veya her ikisini de üstlendiği dijital platform yapımlarıyla özellikle son dönemlerde izleyicinin ilgisini ve beğenisini topluyor. Bu defa seyircinin karşısına Kuvvetli Bir Alkış ile çıkan Oya, hayatın büyük bir umutsuzluk mu, yoksa paradoksal bir şekilde anlamlı mı olduğu üzerine düşünen ve varoluş sancısını derinlemesine ele alan bu mini dizide, seyirciyi etkileyici bir yolculuğa çıkarıyor.

Kuvvetli Bir Alkış dizisini; modern insanın, Türkiye’deki orta sınıfın karmaşık yaşamını ve anne-baba olmanın narsistik arka planını ele alarak incelenmesi mümkün. Sorunlu anne-oğul ilişkisinin freudyen alt metinleri ve gerçekliğin değişen anlamları, derinlemesine incelenmeyi ve eleştirilmeyi hak ediyor. Ancak bu inceleme yazısı, Kuvvetli Bir Alkış’ı Albert Camus’nün Sisifos’unun ve Berkun Oya’nın Metin’inin kesiştiği noktaları açığa çıkarmak amacıyla kaleme alınmıştır.

- Reklam -

Kuvvetli Bir Alkış - Berkun Oya - Dizi

Felsefe, görsel sanatlar aracılığıyla ifade edildiğinde, yapının ana kahramanı “fikir” olur. Kuvvetli Bir Alkış’ı izleyenler fark edecekler ki, dizinin gerçek kahramanı Metin değil, Metin’in hayatla olan ilişkisidir. Metin’in yaşamı boyunca yaşadığı değişimlere rağmen (yaşı, görünüşü, üslubu, yaşama şekli), hayatın anlamını sorgulama hissi, insanların tekdüzeliğine duyulan öfke, absürtlük ve saçmalık gibi temalar sabit kalır. Dolayısıyla, ana karakter aslında bir felsefedir. Belki de ana karakter, “nihilizm, mihilizm takılırım işte” diyerek hayata başlamaktır.

Düşünsel Olarak Saçma, Duygusal Olarak Absürt: “Kuvvetli Bir Alkış” Dizisinin Varoluşu

Kuvvetli Bir Alkış, varoluşu başlangıcı olan anne karnından itibaren ele alır. Metin’in annesiyle ilk karşılaştığı sahnede, annesinin evinin “hırsız evine benzeyen” bir ortam olduğunu görürüz. Her sabah meditasyon yapan sakin Zeynep’in aslında içinde biriktirdiği ve bastırdığı duygularını, Metin’in ilk yaşam alanında fark ederiz. Anneye kendini gerçekleştirememenin verdiği varoluş kaygısı, Metin’e henüz dünyaya gelmeden önce etki eder.

Kuvvetli Bir Alkış İnceleme - Berkun Oya - Netflix

Varoluşu tanımlamak zor bir iştir. Kişinin anlam arayışı, bir anlam bulma çabası olarak nitelendirilebilir. Metin’in, hayatın abartıldığına dair öngörüsü, geç kalmış bir varolmama isteğine dönüşür. Doğmuş olmasının kaçınılmaz olduğunu fark eder çünkü artık düşecek zamanı geçmiştir. Bilinçten önceki hâlini özler ve var olmak zorunda olmadığı bir zamana geri dönmeyi düşler. Bir portakalda sadece bir vitamin olmanın hayalini kurar. Yaratıcının dünyayı ve insanları yaratmış olabileceği ihtimaline bile karşı gelir. Dünya ve yaşamın anlamı olduğu fikrini reddeder.

Varoluş felsefecileri, varoluş felsefesini, insan felsefesinin ve fikirler felsefesinin aşırılığına bir tepki olarak tanımlarlar. Camus da Yabancı romanında ve Sisifos Söyleni kitabında varoluşu, modern insanın değer bunalımı ve anlamsızlık duygusundan başlayarak absürtlüğe, isyana, saçmaya ve uyumsuzluğa ulaşan bir felsefe olarak anlatır.

Absürt olan, genellikle mantıkla açıklanamayan, tuhaf, anlamsız veya beklenmedik bir şekilde garip olan şeylerdir. Saçma, yaşamın içinde anlam verilemeyen veya tutarsız gelen olaylar veya durumlar olarak tanımlanır.

Sisifos

Camus’nün Sisifos’u ve Oya’nın Metin’i için absürt ve saçma, yaşamın kendisidir. Henüz anne karnında bile, annesine bağlıyken, Metin, yaşamın bu absürtlüğünü ve saçmalığını henüz göbek bağıyla annesine bağlıyken sezmiştir:

“Ben ne rahatmışım o portakalda vitaminken. Ne dertsiz başım varmış benim. İstemiyorum yemin ederim. Ne doğmak istiyorum ne ölmek istiyorum. Bu hayatı bu kadar abarta abarta, ne yaptılar bu hayatı böyle? Hayat, hayat, hayat. Neymiş? Çok tatlı anlar varmış. İstemiyorum, lanet olsun, tatlı anları batsın. Abartacak bir şey yok. Durum ortada. Şu andan ortada durum.”

Saçma, Albert Camus’un varoluş felsefesinde, insan zihninin, insana karşı kayıtsız kalan dünyayla yüzleşmesinden doğar. Dünyanın varoluşu veya insanın dünyaya gelerek varoluşu, kişinin isteğiyle gerçekleşmediği için, dünyanın kurallarına uymaya çalışmak saçmadır, Camus’a göre. Saçma bir durumu fark eden varlık için önünde iki seçenek vardır: Başkaldırı ve intihar. Saçmayla başa çıkmak için intiharı tercih etmek, Camus’un sıklıkla bahsettiği ve yaşamın üzerinde durulması gerektiğini düşündüğü yaşam tutkusunu kaybetmektir. İntiharın somut bir ölüm olması gerekmez; yaşamla mücadele etmemek de varlığın, yaşamına son vermesi olarak açıklanabilir.

Kuvvetli Bir Alkış Yorum - Netflix Türkiye

Metin, yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak için uzun süre beklememiştir. Var olmaya dair bir talebi ve rızası olmadığını ani bir bilinçle fark etmiştir. İnsanın yaşamı anlamlandırmasının gerekliliği bile kesin değilken, yaşamla mücadele etmenin gereksiz olduğunu öğrenmek, Metin için ilk öğrenilenlerden biri olmuştur.

Kuvvetli Bir Alkış, modern insanın içinde boğulduğu tüm klişeleri, insanların kendileriyle, birbirleriyle, toplumla ve dünyayla aralarındaki uyumsuzluğu açığa çıkarmayı tercih ediyor. Modern insanın düşünsel yapısının saçma, duygusal yapısının absürt olduğu bir tabloyu 6 bölümde inceliyor.

Dünyanın insan karşısındaki kayıtsızlığının ötesine geçerek, insanın kendi en büyük korkularına ve en derin hayal kırıklıklarına karşı kayıtsızlığını öne çıkarıyor. Metin’in uyumsuzluğu, anne karnında, annesinin dünyayla ve yaşamla uyum sağlayamadığını fark ettiğinde başlıyor. Bedeni, aklı, fikri yorgun olan Zeynep, her şeyi içine atan ve sadece içine ağlayan bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.

Kuvvetli Bir Alkış İncelemesi - Berkun Oya

“Yaşamak” Adlı Korkunç Ceza: “Ama Tek Bir Dünya Var Yalnızca”

Camus uyumsuzluğun ve umutsuzluğun yaşama sevgisine ulaşacağı sonucuna vurgu yapar. Bunu yaparken bir kıyas içindedir. Sisifos ile Oidipus kıyası. Camus’nün Sisifos’u insanın modern yaşamı anlamaya ve sevmeye karşı anlamsız çabasını gösterir. Sisifos yaşamı devam ettirmeyi Tanrılar tarafından verilen bir ceza olarak görür. Cezanın sona ermesine dair bir umudu da yoktur. Camus Sisifos’u, Sisifos Söyleni’nde anlatmıştı:

- Reklam -

“Tutkularıyla olduğu kadar sıkıntısıyla da uyumsuzdur. Tanrıları hor görmesi, ölüme kin duyması, yaşam tutkusu, tüm varlığı hiçbir şeyi bitirmemeye yönelttiği bu anlatılmaz işkenceye mal olur. Yeryüzünün tutkuları için ödenmesi gereken ücrettir bu. Ruhlar ülkesindeki Sisifos konusunda hiçbir şey söylenmez bize. Söylenler, imge gücümüzle canlandırılmak için yaratılmıştır”

Sisifos, Metin’in hayatının saçma bir konumda sıkışmasıdır. “Varsa da yoksa da, varsa da yoksa da, varsa da yoksa da” belirsizliği, hayatın Tanrı gibi kesin ve büyük bir sorumlusunun olmama ihtimalinin verdiği öfke ve emin olmadığı bir kaynaktan üstüne yıkılan hayatı yaşamak istememesi Metin’in hayata, Tanrı’nın da Metin’e kayıtsızlığını fısıldar. Homeros’un “İnsanların en hünerlisi, ölümlülerin en bilgesi” olarak anlattığı Sisifos, Tanrıları (Tanrıları hor görmesi, yalancı ve düzenbaz olması, haydutluğa olan eğilimi sebebiyle) kızdırmasının sonucu olarak bir kayayı, dağın tepesine çıkarmakla cezalandırılan bir kraldır. Sisifos’un yaşamak zorunda olduğu korkunç cezanın saçma yanı, Sisifos kayayı dağın zirvesine çıkardığında kayanın kendi ağırlığıyla aşağı düşmesiydi.

Kuvvetli Bir Alkış İncelemesi - Netflix Türkiye

Tanrılar, kralın kötülükleri için yararsız ve umutsuz bir çabadan daha korkunç bir ceza olmayacağını düşünmüşlerdi. Camus’nün saçması Sisifos’un beyhude çabalar içinde yaşamasında doğar.

Oidipus ise mitolojik bir kral olmanın ötesinde, bugünün psikoloji literatüründe bir kompleks veya karmaşa olarak karşımıza çıkar. Freud’un psikanalitik teorisine göre karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni saf dışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce ve dürtüler Oidipus kompleksidir. Oidipus, annesiyle evlenme kehanetinin gerçekleşmesine ve büyük yasakları çiğneyip kör kalma cezasıyla yaşamasına rağmen “Her şeyin iyi olduğu yargısına varıyorum” demiştir.

Camus Sisifos ile Oidipus’u yaşamın yaşanmaya değer olup olmaması üzerine kıyaslarken “Ama bir tek dünya var yalnızca” demiştir.

Metin’in Sisifos’unda Metin annesinin karnında hayatın ne biçim bir şey olduğunu annesinin yaşama biçiminden öngörmüş ve yaşama dair hüznü çoktan filizlendirmişti. Tüm erken bilincine rağmen dünyaya gelip saçma içinde kalma mücadelesi başkaldırıyı işaret etmiştir. Metin’in hayat içinde yer almayı kendi zihninde konumlandırdığı yer, acımasız bir cezadır. Metin’in kayası, kayıtsız kalamamasıdır. Diğer insanların sokakta yürüyen boy aynaları olduğunu bilmesi, bunu unutamaması ve söylemeden edememesi Metin’in dağın zirvesine çıkardıktan sonra düşen kayasının kendisidir.

Metin’in Oidipus’unda Metin, babasının annesini saçmanın içinde yalnız bıraktığına karşı duyduğu öfkedir. Yaşamdan, kendisinden ve dünyadan uzaklaşan ve vazgeçen annesinin bir tek Metin’den vazgeçmemesi ve yaşama dair tüm umut ve mutluluk ihtimallerini Metin’in istediği gibi yaşaması üzerine yoğunlaştıran Zeynep, çekirdek ailesinin tüm yalnızlığını taşımaktadır. Metin’in 5 yaşında kutuplaşmayı çözen bir çocuktan, yetişkinliğinde portakala dönmek için çırpınan turuncu hâle gelmesi arasında geçen sürede annesinin babasıyla bir ilişki kuramamış olduğunu bilmesi, Metin’in kayıtsızlığa boyun eğmek yerine kayıtsızlığa karşı bir hırs geliştirmesine sebep olmuştur. Metin’i Oidipus kompleksiyle anmamızın sebeplerinin başında annesinin Metin’in hayatındaki diğer kişilere, olaylara ve düşüncelere karşı öne çıkma mücadelesi geliyor. Annenin, Metin 5 yaşındayken arkadaşlık kurduğu kıza karşı Metin’i doldurup arkadaşlıklarını bitirmeye çalışması Metin’i bu kompleksi içinde görmeye başlamamıza neden oluyor. Metin’in annesine, “Müsaade et de babam da girsin aramıza” yakarışında annenin Metin ile sağlıksız bir bağ kurmaya başladığını izliyoruz.

Kuvvetli Bir Alkış Kritik

Camus’nün kıyasının tek umutlu yanı olan “ama tek bir dünya var yalnızca” düşüncesi, Metin’in reankarnasyon ile tanışmasıyla son bulmuş, hayatın başa sarma ihtimali korkunç cezasının sonsuzluğunu bize göstermişti. Camus, insanın dünyayla olan ilişkisini oyuncuyla dekoru arasındaki kopma olarak görüyordu. İnsan yaşamını da bu kopmayla yaşanan uyumsuzluğun ta kendisi olarak açıklıyordu.

Metin’in hayatla anlaşamadığı şey aynılıktır. Birbirinin yansıması olan insanların her şeyi aynı anda hissetmesi, her şeyi aynı şekilde açıklaması, gülmelerin ve kavgaların aynılığı, konuşmaların ve susmaların aynılığı Metin’in hayatla anlaşamamasının nedenidir. Camus’nün Sisifos’u, Oya’nın Metin’i olan herkes için aynılığı anlatmıştı:

“Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, tramvay, dört saat çalışma, yemek, uyku ve aynı uyum içinde Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, cumartesi, çoğu kez kolaylıkla izlenir bu yol. Yalnız bir gün ‘neden?’ yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar… Bıkkınlık makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi, bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır”

Metin’i nasıl bilirdik? Nasıl bildiysek sonunda öyle gördük. Portakalda vitamin olduğu hâlini daha doğmadan özleyen bir insan, hayatının sonuna yaklaşma hevesiyle portakal olmak istemeye başlar. Annesinin karnında güzel bir çerçeve içinde gördüğümüz yılan, Metin’in başucundadır artık. Gözlerini ona dikmiştir. Çocukluğundan beri hayatın bir anlamı olması gerektiğine karşı öfkeli, tutarsız, üzgün ve beyhude bir çabayla kendini arayan Metin, turuncu bir hâlde, annesinin meditasyon rutinine kendini vermeye çalışarak sokakta kalıyor.

Kuvvetli Bir Alkış İnceleme

Anne, her ne kadar kendi içinden tanıdığı yılanı oğlunun başındayken okşasa da bu yılanın oğlunu yiyeceğini bilir. Oğlunun sokakta dilenen hâlinden memnun olmamasına karşın bu yolu destekleyen kazak rengi seçimiyle oğluyla kurduğu sağlıksız dili devam ettirmesi anne-oğul ilişkisini okumak için oldukça etkileyici olmuş.

Metin’in hayatla ilişkisinin annenin yaşayamadığı hayatını tamamlamak için giriştiği anlam ve eylem paradokslarından oluşması, farklı pencerelerden incelendiğinde sayısız inceleme ortaya çıkarabilir. Anne karnındaki nesnelerin bastırılmış çocukluk, gençlik, kadınlık ve cinsellik olduğuna dair simgelerden oluşması tüm hikâyeyi en başından freudyen bakış açısıyla okuma isteği uyandırabilir.

Kuvvetli Bir Alkış dizisi hakkındaki yorum ve görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilir, daha fazlası için bizleri Google News’ten takip edebilirsiniz.

Kuvvetli Bir Alkış İncelemesi – Kaynakça

1. Albert Camus. Sisyphos Söyleni. çev. Tahsin Yücel. İstanbul: Adam Yayınları, 1988
2. Albert Camus. Yabancı. İstanbul: Can Yayınları, 2019
3. Esra Başak AYDINALP. Albert Camus’da Saçma Kavramı: Sisifos’u Mutlu Düşünmek. Söylem Dergisi. 5(2), 2020
4. Gül Eren. Albert Camus: Yabancı ve Sisifos Söyleni ‘Duygusal Bir Deney Olarak Saçmanın Düşünsel Bir Kavrama Yükselişi’. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11 (46): 64-70, 2011
5. İrfan Yalçın. Albert Camus’nun Absürd Kavramı Bağlamında Sen Aydınlatırsın Geceyi Filminin Analizi. Düşünce ve Toplum Sosyal Bilimler Dergisi. 4, 2021
6. John Cruickshank. Albert Camus ve Başkaldırma Edebiyatı. De Yayınevi, İstanbul, 1965
7. Sebahat ÖZDEMİR. Ateş Üstünde Yürüyen ‘Oidipus’lar.

Elif Şeyda Doğan

Eylül 1994’te Ankara’da doğdum. İzmir’de büyüdüm. İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Anabilim Dalında doktora yapmaktayım. Öykü yazıyorum. İki kişi olarak CosmicZion Zine (czz) adlı fantastik edebiyat, uzay ve mitoloji fanzinini çıkartmaktayız.

Henüz yorum yok. Forum'a gelip sohbete katıl.

12 Milyon Yıllık Salyangoz Kabukları Canlı Renk Pigmenti

Senelerce Müzede Sahipsiz Beklemişlerdi: 12 Milyon Yıllık Salyangoz Kabuklarında Canlı Renkler Tespit Edildi

Christopher Nolan Yeni Filmi Senaryo - The Prisoner

“Oppenheimer” ile Oscar’a Damga Vuran Christopher Nolan Yeni Filmini Yazmaya Başladı