in ,

Ömer Seyfettin’in Batılılaşmanın Gündelik Hayattaki Etkilerini Ele Alan “Harem” Öyküsü Üzerine | İnceleme

Ömer Seyfettin’in 1918 yılında yayımlanan “Harem” öyküsündeki Doğu – Batı çatışmasının karakterler özelindeki etkisi üzerine bir inceleme.

Ömer Seyfettin - Harem Öykü İncelemesi
- Reklam -

Ömer Seyfettin imzalı Harem öyküsü üzerine bir inceleme yazısı ile sizlerleyiz.

Ömer Seyfettin, Milli Edebiyat Dönemi’nin kurucu yazarlarından ve ülkemizde öykü anlatıcılığının zeminini hazırlayan isimlerden.[1]

Hatta belki bu sebeple onu, çocuk edebiyatında okuyoruz. Başka bir deyişle ilk öykülerle karşılaşmanın Ömer Seyfettin ile gerçekleşmesinden mütevellit, yazdıklarının çocuklar için zannedilmiş olması ihtimal dahilinde. Fakat bunun kişisel bir yorum olduğunu belirtmek isterim.

- Reklam -

Ömer Seyfettin, Türk edebiyatında öykücülüğün temelini atan bir yazar olmanın yanı sıra şuurlu bir şekilde sade Türkçe kullanımına yönelik çabaları ile dikkat çeker.[2] Yazar, mirasını sade ve gelecek nesillerce anlaşılır bir dil kullanımı ile bırakmaya özen göstermiştir.

Ömer Seyfettin’in Harem Öyküsü Özelinde Karakter Etkileşimleri

Ömer Seyfettin’in Harem isimli öyküsü ilk kez 1918 senesinde yayımlanmıştır. Bu öyküde Sermet Bey’in eşi Nazan Hanım’ı kıskanması ile garip bir olay, bir karşılıklı yanlış anlaşılmalar silsilesi vuku bulur.

Çift, kadınlı erkekli bir davet düzenler. Bu davet esnasında Sermet, eşi Nazan’ı, Refi isimli bir davetliden kıskanır ve Nazan’ın onu evden kovmasını ister. Nazan bu durumu şakaya vurarak geçiştirmeye çalışır ancak Sermet çok öfkelidir. Çiftin tartışmaları salondan duyulur. Nazan salona döndükten bir süre sonra misafirler evden ayrılır. Bu bölüm öncesinde Refi karakteri Nazan’ın günlüğünden okura tanıtılır. Nazan, Refi’nin harikulade giyindiğinden bahseder, “Bütün dehası şıklıktadır,” der. Bu satırlarda Refi’yi gülünç bulduğunu ancak Refi’nin güldürmek için konuşmadığını belirtir ve hatta ondan ironiden anlamayacak kadar masum bir kişi olarak bahseder.

Hikâyenin bu kısmından, Nazan’ın Batı temsili olması ve Refi’nin giyimi için “harikulade” tabirini kullanması nedeniyle Refi’nin öyküde bir temsil aracı olduğunu söyleyebiliriz. Refi, hem Nazan’ın gözünde hem de Ömer Seyfettin’in kaleminde Batıya uyum sağlamaya çalışan (en azından görünüşte) erkek temsilidir. Refi hikâyede direkt Batı temsili bir karakter olarak değil de Batıya benzemeye çalışan bir Türk temsili olarak kullanılan bir araçtır. Bunu öykünün devamında Refi’nin yer aldığı karakter dinamiklerinde daha net görüyoruz. Sermet’in Batılılaşma çabası hakkında, hikâyenin ilerleyen kısımlarında görülen “maymunlaşma” benzetmesi de hikâyenin bu kısmında Nazan’ın Refi’yi komik olmaya çalışmadığı halde gülünç bulması ile doğrulanıyor.

Sermet, hesaplaşma esnasında o gün ne sebeple öyle davrandığına dair bir savunma olarak yazdıklarını Nazan’a okur. Ömer Seyfettin’in Harem öyküsü incelemelerinde Sermet’in kıskanç ve geri kafalı olduğu, karısına haksızlık ettiği ve hikâye sonunda bundan pişman olduğu konusuna değinilir. Bu baştan aşağı yanlış olmamakla beraber, Sermet karakterinin savunmasını yok sayan bir yaklaşımdır. Nitekim o gün Sermet’in sinirlerini bozan, bugünlerin “Doğruluk mu? Cesaret mi?” oyunu misali (oyun dinamikleri tamamen farklı) amacından çok kolay sapabilen ve ilginç niyetlerle de oynanabilen bir oyundur. Davetliler kendi arasında bu oyunu oynamıştır. Sermet bu oyundan şöyle bahseder: “Adeta mükemmel bir ahlaksızlık jimnastiği! Mükemmel bir namussuzluk idmanı!” Bu oyunda herkese birer kâğıt dağıtılması, daha sonra bu kâğıtlara kadın ve erkek isimlerinin yazılması söz konusudur. İsimler katlanır, oyuncular kâğıtları birbirine devreder. Daha sonra kâğıtlara üç sorunun yanıtı yazarlar:

  • Kadın erkek için ne düşünüyor?
  • Erkek kadın için ne düşünüyor?
  • Herkes ne diyor?

Bu oyunda Nazan ve Refi isimlerinin denk gelmesi, Sermet’in hoşuna gitmeyen bir sonuç çıkması ve akabinde Sermet’in Refi ve Nazan’ı sohbet ederken görmesi ile Sermet öfkelenir.

Burada Sermet hedef tahtasına koyulur, içinde bulundukları dönemden bağımsız bir geri kafalı etiketi yiyebilir. Fakat onun gözünde de bu tür davranışlar ilkeldir ve hatta sözlerinden anlaşılacağı üzere hayvanidir. Bu kısımlar karşılıklı günlük okuma esnasında daha iyi anlaşılır.

Olayın yaşandığı zamana dönersek, Sermet ve Nazan oturur karşılıklı konuşur ve anlaşırlar. Nazan misafirler için ocağımı bozamam diyerek Sermet’in evlerinin salonlarını bütün misafirlere kapama talebini kabul eder. Sonra Nazan misafirlerine bir mektup yollar, bu kararı bildirir ancak nedenini yazmaz. Nedenini saklama sebebi misafirleri gözünde küçük düşeceğini düşünmesidir. Mektupta kadınları yalnız kabul edeceğini ve onların da kocaları ile gelmemesini belirtir.

Bir zaman sonra hikâyede geçen tabir ile, Sermet Bey de Refi’nin hanımı ile Nazan tarafından suçüstü yakalanır (hikâyede bu olay için “cürmü meşhut halinde yakalanmışlar” ifadesi kullanılıyor). Bunun üzerine çift bir hafta kadar ayrılır ancak Nazan bazı eşyaları ve hizmetçisi Mari’yi almak üzere Sermet ile yaşadığı eve döner. Hikâye bu ya, Sermet Bey de kitaplarını almak için oraya dönmüştür o sabah. Bu karşılaşma ilk anda karşılıklı bir atışma ve suçlama ile alevlenir. Akabinde karşılıklı savunma biçimine döner. Böylece taraflar birbirlerine günlüklerini okumaya başlarlar.

Karakterlerin ve Mekânların Doğu ve Batı Temsil Araçları Olarak İşlenmesi

Böylece çift, misafirlerini haremlik ve selamlık salonları ile ağırlamaya başlarlar. Bu süreçte Nazan, Refi Bey ile karşılaştığı zaman bir hakir görmeye maruz kalır. Bu hakir görme ise Sermet Bey ve ailesinin geri kafalı, tutucu ve modernleşmemiş olması üzerindendir. Refi Bey ile Nazan Hanım’ın bu karşılaşması Beyoğlu semtinde vuku bulur. Beyoğlu semti burada Batı temsili olarak yer almaktır. “Osmanlı devrinde Beyoğlu, çevre olarak, Batılılaşmanın maddi görüntüsünün odaklaştığı yer durumundadır,” ifadesi Beyoğlu Belediyesi’nin tarihçe sayfasında bulunabilir. Ayrıca “1800’lü yıllarda 10’a yakın sefaret kurulmuş ve çok sayıdaki ticaret adamı, gayrimüslim, üst düzey elçilik görevlileri ve Levanten bölgede yaşamaya başlamıştır,” ifadelerine aynı kaynakta rastlanır.[3]

Harem öyküsü Osmanlı, Türk, Müslüman halkının modernleşme sürecindeki yanlış anlamalarına ve dönemde daha ileri medeniyetler olarak görünen Batılılarının kimi özelliklerinin, toplumun kültürel kodlarına uydurma çabasındaki iğreti duruşa yönelik bir eleştiridir. Bu bağlamda Batılılaşmaya özenen tarafı temsilen Refi, bir Batı temsili gibi görünse dahi yine yer yer özenen olarak Nazan, bu sürecin sağlıksız işleyişine direnerek aradan sıkışan kimlikleri temsilen ise Sermet karakteri ana araçlar olarak kullanılmıştır.

Sermet karakterinden bir alıntı yaparak örneklendireyim:

“Ben büyükbabamın hayatını sevmem. O, görmedim ama mutlaka bağdaş kuruyor, eliyle yemek yiyordu. Çünkü hâlâ Fatih’teki amcaların evinde yemek “sini”de yeniliyor. Ben şalvar giymem. Ben çubuk içmem. Ben enfiye çekmem. Ama maymunluktan da nefret ederim. Frenkleri, Avrupalıları taklit! Dikkat olunursa, bu ne çirkin şey… Frenklerin reveranslarını, adab-ı muaşeret dedikleri adetlerini, mihaniki, gayr-ı meşhur bir gayretle yapmaya çalışmak ne feci angarya.”

Yukarıdaki alıntıda Fatih bir Doğu temsili olarak kullanılmıştır. İlber Ortaylı da araştırmalarında Fatih’in Osmanlı’nın özellikle yerleşime teşvik ettiği bölgelerden olduğundan bahseder. Bölgede bulunan tekke ve zaviyelerden dolayı Fatih halkının çoğu bu tekke ve zaviyelerin mensupları, Müslüman, dindar kesimdir. İlber Ortaylı İstanbul’dan Sayfalar isimli kitabında şöyle bir ifadeye yer vermiştir:

“Fatih medreselerine bitişik olduğundan ulemanın ve ketebenin oturduğu, tarikat merkezi dergâh ve tekkelerin yer aldığı makbul bir mahalle olmuş, aynı zamanda Fatih, Çarşamba gibi suriçi İstanbul’un yüksek bir tepesinde kurulduğundan havadar ve latif sayılmıştır.”[4]

Peyami Safa (Server Bedi) da Fatih Harbiye isimli romanında doğu temsili olarak Fatih’i bir araç olarak kullanır.

- Reklam -

Şehirler konu olduğunda semtlerin, genel ülke coğrafyası konu olduğunda ise şehirlerin temsili bir araç olarak kullanımına başka yazarların eserlerinde de rastlanabilir. Örneğin Reşat Nuri Güntekin de Anadolu temsili olarak Adapazarı ilini kullanabilmektedir.

“Sini” yerde yemek için kullanılan bir nesne. Sini Türk evlerinde halen vardır. Olmalı zannediyorum. Bizim evde ben çocukken vardı ve aktif kullanılırdı mesela. Anneannemin evinde de kocaman bir tane bulunurdu. Fakat misafirliğe gittiğimizde sofranın sini üzerine kurulduğuna rastlamadım. Bu durum birçoğumuzda aynı ise Ömer Seyfettin’in Harem hikâyesinde tespitleri yerinde.

Alıntıda geçen “Frenk” ise herhangi bir Avrupalıya verilen isim, İlber Ortaylı “Avrupa ve Biz” eserinde bunu naklediyor, “Çok ilginç bir şekilde bütün Doğu Avrupa ve Ortadoğu’da Batılılara ortak bir isim takılır, “Frenk” yahut “Frank”.[5]

Bu alıntıdan yola çıkarak Sermet karakterinin aslında gelenekçi veya yobaz olduğu sonucuna varamayız. Buradan Sermet karakterinin modernleşme karşıtı değil ancak Batı karşıtı olduğunu söylemek mümkün olur. Zira Batının kodları tam olarak bu bölgenin kültürü tarafından sindirilemeyebilir görüşü hakimdir. Sermet sini etrafına bağdaş kurarak, elleriyle yemek yemez lakin yabancıladığı bir kültürü de taklit edemez ve bunu taklit edenlere “maymunlaşma” yakıştırmasını yapar.

Ömer Seyfettin üslubu bakımından katı ve soğuk bir şekilde alt mesaj verebilmektedir. Fakat adil tespitlerin katı ve soğuk olmasında gerekliliği edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en büyük dedektifi Sherlock Holmes söyler.[6]

İşte bu yüzünden adil bir şekilde Sermet’i eleştiren ve yargılayan satırlara da Nazan üzerinden yer verir.

Ömer Seyfettin - Harem Öykü İnceleme

Yukarıdaki alıntıda, adab-ı muaşeret için angarya kelimesinin kullanılması Nazan’ı kızdırır. Sermet ise angarya sıfatını Avrupalıların adab-ı muaşereti için kullandığını söyler. O zaman Nazan ona “Türklerin adab-ı muaşereti var mı?” diye sorar. Bu diyalog Nazan’ın “Hani?” sorusu ile mesajını bırakır. İngilizcede “nezaket” kelimesi “kindness” olarak karşımıza çıkar. Bir de “courtesy” kelimesi vardır. “Courtesy” kelimesine karşılık olarak nezaket ve incelik demişiz. Bu da eleştirisinde Ömer Seyfettin’i haklı çıkarır. Başka bir ifade ile dilde kelimeleri oluşturan unsurlarda “kindness”ın da “courtesy’nin de karşılığının aynı algılanması ve aslında ne anlama geldikleri üzerine düşünmek gerekir.

Beyoğlu’nda Nazan ve Refi karşılaşmasında Refi, Nazan ve Sermet’in salonunu Harem yapması ile alay eden tarafken Nazan’ın Refi’yi kadın kıyafetleri ile Harem’e davet etmesi ve onun bunu kabul ederek gelmesi, aslında Sermet karakterinin yanlış anlaşılmış ve iğreti bir Batılılaşma anlayışının soytarılaşma, maymunlaşma olduğu görüşünü haklı çıkaran bir hikâye dinamiği. Bu karşılaşmanın Batı temsili özellikle Beyoğlu’nda gerçekleşmesi de dikkat çeken bir unsur.

Batılılaşma ve Modernleşmenin Benzer Algılanması Üzerine

Kendisi olmanın iyi bir şey olmadığına ikna olmanın ve ardından başkasına benzeme özentiliği temelinde benlikten kopuşun ortaya çıkaracağı riyakar ilişkilere gönderme yapan bir vaziyette son buluyor öykü. Sermet, Nazan’a, Nazan da Sermet’e günlük okuyor ve çift birbirleri gözünde böylece aklanıyor. Olayların içyüzünü gösterme merasimden sonra evli çift acıkıyor. Ve yemek yemeye Refi ile eşinin evine gidiyorlar. Bütün bu angaryaya sebep olan çiftin evine yemek yemeye gitme kararları manidar bir göndermedir. Kendisi olmaktan utanma ile benliğine düşmanlaşma, bir başka kültür temsiline imrenme ile o kültürü absorbe etme çabasında kafaların karışması, böylece tek bünyede tezat kodların çelişmesi ve riyakarlık.

Ömer Seyfettin

Ömer Seyfettin öykü anlatıcılığı başarılı ancak dilde her ne kadar şuurlu bir milli kullanım hedeflese de kulağa ağır bir Osmanlıca gibi gelebiliyor. Dönem farkı sebebiyle öyledir. Hikâyelerin derin, tahlil ve üzerine düşünmeye değer yanı var. Ancak eleştirel üslup ve alt metinden vurgulanan memnuniyetsizliklerin sert ifade edildiğini bilmesiniz. Burada bir iğneleme söz konusu degil burada çuvaldız batırma söz konusu ve hatta yerden yere vurma. Kısacası öykü altında toplumsal eleştiri metni gözünün yaşına bakmayan türden hatta epey merhametsizce. Dönemin Türk kadınları hakkında eleştirisi için Aşk Dalgası isimli öyküyü okuyabilirsiniz.

Yine de bu öykü üzerinden Ömer Seyfettin’in modernleşen dünyaya, yenilik ve değişime karşı olduğunu söyleyemeyiz. Ancak Batılılaşma karşıtı demek mümkün olabilir. Öykü özelinde olduğunu tekrar ediyorum. İleri medeniyetler mertebesine ulaşma ifadesinin üzerine düşününce ileri medeniyetten kastın sadece Batı olmadığını anlamak için dönemsel kurgular okumak lazım belki.

Ömer Seyfettin’in Harem öyküsü hakkındaki görüşlerinizi bizlerle Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

Kaynakça:

  • [1] Dayanç, Muharrem (2012), Millî Edebiyat Dönemi, Milliyetçi Edebiyat ve Millî Edebiyat Kavramı Üzerine Düşünceler
  • [2] Ercilasun, Ahmet B/(2020), Ömer Seyfettin ve Türk Dili
  • [3] Beyoğlu Belediyesi, Tarihçe, https://beyoglu.bel.tr/beyoglu/tarihce/
  • [4] Ortaylı, İlber (İstanbul’dan Sayfalar, İlber Ortaylı)
  • [5] Ortaylı, İlber, Avrupa ve Biz
  • [6] Doyle, Arthur Conan, Dörtlerin İmzası, “Tespit katı bir bilimdir ya da öyle olmalıdır. Ve aynı soğuk, duygusuz tavırlarla ele alınmalıdır.”

Daha fazlası için bizleri Google News’ten takip edebilirsiniz.

Ayşegül Yalvaç

Çevre mühendisiyim. Yeşilist'te İklim Değişikliği Hakkında Her Şey yazı dizisinin yanı sıra çevre konularında farkındalık uyandıran birçok makale kaleme aldım. Bilimkurgu Kulübü'nde öykü ve makaleler yazdım. "Sev Beni" adlı öyküm İLKYAZ'da yer buldu. "Bir İstanbul Efsanesi" adlı ekolojik kurgu ve fantazya türündeki romanım 2022 yılında Antares Yayınları tarafından yayımlandı.

Henüz yorum yok. Forum'a gelip sohbete katıl.

The Wheel of Time 3. Sezon Çekimleri Tamamlandı

Amazon’un “The Wheel of Time” Dizisinde 3. Sezon Çekimleri Sona Erdi

Joker 2 Filminde Ünlü Şarkıların Yorumlarına Yer Verilecek

“Joker 2” Filminde Ünlü Şarkıların Yeniden Yorumlarına Yer Verileceği Ortaya Çıktı