The Boys: Farklı Bir Süper Kahraman Dizisi

Amazon Prime'ın yeni dizilerinden The Boys ile tanışmış mıydınız? Bu sefer karşımızda biraz farklı bir süper kahraman işi var. Tam hayıflanmalık: "İnsanı durduk yere yeni bir süper kahraman dizisine başlatıyor!"

Size dürüst olacağım, The Boys dizisi ilk çıktığında, “Yeni bir süper kahraman dizisine daha başlamayacağım,” demiştim. Takip ettiğim süper kahraman dizileri birbirlerine o kadar benzerlik gösteriyorlardı ki yeni bir tanesine daha ihtiyacım yoktu. Süper kahramanların sürekli buhran içerisinde oldukları ve “bu benim sorumluluğum” diyerek gezdikleri yeni bir diziye daha başlamayı hiç düşünmüyordum. Yine de biraz merakla biraz da arkadaş tavsiyesiyle The Boys’un ilk bölümünü zorlana zorlana açtım. Bilgisayar başından kafamı kaldırdığımda ise sezon finalini çoktan bitirmiştim.

Süper kahraman deyince akla insanlığın her konuda erişebileceği en üstün hali gelir. Gerek güçleriyle gerek ahlaki moralleri ile onlar insanlığın, en üst noktasıdır. Kendilerini bağladıkları kuralları vardır ve ahlaki kurallardan vazgeçmektense ölmeyi tercih ederler. Bazen kötü kararlar verdikleri olur ama bu seferde diğer kahramanlar onu kötü adam ilan ederek ona karşı dururlar.

Bütün bunlar iyi hoş ama bizim dünyamıza uyarlandığında gerçekçi gelmiyor işte. Hani hiç mi kötü bir karar vermez bu süper kahramanlar? Aralarında kadınlara düşkünlüğü başına bela olan biri olamaz mı mesela? Ya da uyuşturucu bağımlığı olan bir süper kahraman olamaz mı yani? The Boys dizisi de tam olarak süper kahramanlar aramızda yaşasaydı nasıl olurdu sorunun gerçekçi bir cevabı.

The Boys dizisindeki süper kahramanlar The Vought isimli bir şirket içerisinde birleşerek kendilerini dünyayı kötülerden korumaya adamışlar. İrili ufaklı onlarca süper kahramanın en iyi yedisi The Seven isimli bir konseyde birleşiyor ve diğer süper kahramanlar için hem örnek hem de liderlik teşkil ediyorlar.

The Boys

Dizimiz ise bu yedi süper kahramanlardan biri olan A-Train’in yanlışlıkla Robin adındaki bir genç kıza çarpıp öldürmesiyle başlıyor.

A-Train’in, Robin’e çarpmasından sonra her süper kahraman dizisinde gördüğünüz gibi süper kahramanın buhranlardan buhranlara koşmasını, kendini bir yalnızlık kalesine hapsedip bu dünya için uygun olmadığını düşünmesini, kendisini affettirmek için her şeyi yapmasını bekliyorsunuz ama The Boys size bunu vermiyor. Tıpkı bizim dünyamızda olduğu gibi A-Train basın önüne çıkıp basit bir özür diliyor, Robin’in ailesine ve sevgilisi Hughie’ye gizlilik karşılığında sus payı veriliyor hatta olanlar için Robin “caddenin ortasından yürüyordu” diyerek suçlanıyor ve siz, “Evet,” diyorsunuz, “bunlar gerçek dünyamızda görebileceğiniz türden süper kahramanlar.”

Bugüne kadar işlenen hemen hemen bütün süper kahramanların bir mentoru, bir akıl hocası vardır. Süper kahramanlar ahlaki eğitimlerini bu insanlardan alırlar, bu yüzden güçlerini doğru yönde kullanırlar. Clark Kent, Kansas’ta kendi halinde yaşayan Martha ve Jonathan Kent sayesinde Superman olmuştur. Peter Parker, ailesi öldükten sonra kendisine bakan Ben Amca sayesinde Örümcek Adam olmuştur.  Eğer Superman Kansas’a düştüğünde karısını döven ve içki içen bir aileye düşseydi belki de bir genci intihardan vazgeçirmek için saatlerce karşısında konuşmadan duran adam olmayacaktı. Yine güçlü olacaktı evet ama ahlaki olarak aynı adam olmayacaktı.

The Boys’un karşımıza çıkarttığı süper kahramanlar gerçekten güçlüler evet ama onları Ben Amca ya da Jonathan Kent yetiştirmedi. Onları ortalama bir Amerikan ailesi yetiştirdi ve onlar da büyüdükleri zaman ortalama bir insan oldular. Ahlaki değerleri bizden fazla olmadıkları için onlar da kamera önünde örnek bir insan gibi görünseler de aslında tanıdığımız diğer ünlüler gibi yozlaşmaya yüz tutmuşlar. Onlar da en az Louis C.K. gibi, Kevin Spacey gibi, Michael Jackson gibi yozlaşmışlar, ahlaki çöküntüye uğramışlar, kötü birer insan olmuşlar.

Dizimiz bu yozlaşmayı iki koldan inceliyor. Biri Robin’in sevgilisi Hughie’nin ölen sevgilisinin ardından, hiç tanımadığı Billy Buthcher karakterinden süper kahramanların gerçek yüzünü öğrendiği kısım. Diğer kısım ise küçüklükten beri The Seven’a katılma hayalleri kuran bir süper kahramanın yani Annie’nin kahramanlarıyla tanıştığında, onların aslında düşündüğü insanlar olmadığı gerçeğiyle yüzleştiği kısım.

İki kısım da kendi içerisinde, amacına çok iyi bir şekilde hizmet ederek diziyi sırtlıyorlar.

The Boys

Hemen ilk kısmımızdan başlayalım ve Hughie’den konuşalım. Hughie hayatınızda görüp görebileceğiniz en düz insan. O kadar normal bir insan ki iki gün önce bir alışveriş merkezinde ya da bir sokakta görmüş olabilirsiniz. Teknoloji dükkanında çalışması sebebiyle teknolojiden anlamasının haricinde hiçbir ekstra özelliği yok. İnsanların uçarak gökdelenler arasında geçtiği bir dünyanın ortasındaki Hughie inanılmaz sıradanlığıyla sizi bu dünyanın gerçekçiliğine inandırıyor.

Hughie sevgilisinin bir süper kahraman tarafından öldürüldüğü güne kadar, süper kahramanların dünyasında olan herkesin olacağı gibi bir süper kahraman hayranı aslında. Billy Butcher diye bir adam hayatına girene kadar o da bizim gibi süper kahramanların sütten çıkmış ak kaşık kadar temiz olduklarını sanıyor. Billy ile vakit geçirdikçe o da siz de görüyorsunuz ki The Boys içerisindeki kahramanlar hiç de göründükleri kadar temiz değiller.

İkinci kısmımızın başrolü Annie ise doğuştan süper güçle doğmuş ve The Vought’un en güçlü süper kahramanlarının içinde bulunmak için çok çalışmış bir kızcağız. Annesi yüzünden bütün çocukluğunu o süper kahraman çekimi senin bu süper kahraman çekimi benim gezmiş. Annie hayali olan The Seven’dan bir koltuk kaptığında o da aynı Hughie gibi süper kahramanlığın sandığı ve hayal ettiği şey olmadığını görüyor. The Vought’un diğer büyük şirketlerden tek farkının, içerisinde süper güçleri olan insanlar çalıştırması olduğunu anlayan Annie’nin büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını söylememe gerek yoktur.

The Boys dizisinin en güzel yaptığı şey, dizinin alametifarikası olan göndermeleri. Gerek süper kahraman kültürünün dünyamızdaki etkilerine yaptığı göndermeler, gerek neredeyse her kadının iş dünyasında yüzleştiği sorunlara ayna tutması, gerek de politik mesajları olsun her şey inanılmaz yerinde ve güzel. Dünyadaki az bilinen süper kahramanlara dizi, diğer büyük süper kahramanlara ise film çekerek bir Vought Sinematik Evreni kurması kendisin de dahil olduğu bir janra harika bir göndermeydi mesela.

The Boys

Dizinin tek kötü yanı ise bana göre tepkilerin yetersiz olması.

Dizi, sizin süper kahramanlardan nefret etmenizi, onlara sinirlenmenizi sağlıyor ama sizin gösterdiğiniz bu öfkeyi karakterler birbirine göstermiyor. Siz de ekrana bağırırken buluyorsunuz kendinizi. Yine de burada Karl Urban’a bir parantez açalım, hem rolünün hem de öfkesinin hakkını sonuna kadar veriyor üstat. Adam bağırdıkça sizin yağlarınız eriyor, daha fazlasını istiyorsunuz. Gerçekten dizinin en güzel yanlarından biriydi.

The Boys dizisi bütün bu özelliklerin yanı sıra son zamanlarda sinema ve televizyon ekranlarında, özellikle süper kahraman janrında çok konuşulan ama aslında hiç konuşulmaması gereken şeylere de yer veriyor. Dizide siyahi süper kahraman da var, LGTBİ üyesi kahraman da. Ama ne bunlar sizin gözünüzün içine sokuluyor ne de kenarda köşede önemsiz roller oynuyorlar. Her şey olması gerektiği gibi çok doğal bir şekilde işleniyor. Hiç öyle “ilk siyahi süper kahraman” ya da “ilk LGTBİ üyesi süper kahraman” gibi saçmalıklara girmeden iki öğeye de yer veriyor ve bizim kalbimizi bir kez daha kazanıyor.

Toplamda sekiz bölümden oluşan ve başlamanızla bitirmenizin bir olacağı The Boys için daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Zira eğer biraz daha açarsam diziyi komple anlatmaktan korkuyorum. The Boys, saçma sapan süper kahraman buhranlarının olmadığı, eğlenceli, güzel bir hikâyenin etrafında güzel göndermeleri olan ve oyunculukların gayet iyi olduğu harika bir dizi. Sezon finali de aklımızda bir sürü soru işareti bıraktı ki hiç sormayın. Bir sonraki sezonu heyecanla bekleyeceğiz artık.

Eğer The Boys dizisini izlemediyseniz yapıma mutlaka bir şans vermenizi tavsiye ediyorum. Eğer çoktan izlediyseniz ve bu yazının gelmesini beklediyseniz gelin Kayıp Rıhtım Forum’nda beraber konuşalım.

Etiketler:  
1994’te Erzurum’un soğuk bir kış gününde doğan, beyaz saçlarını ailesinden genetik yoluyla alan biri. Daha geçen seneye kadar dünyayı kurtarabileceğini sanan Çevre Mühendisi. Film, kitap, dizi, karikatür oyun ve müziğin her türlüsüne ilgisi vardır ama parası yoktur. Denize ve denize yazılan bütün şiir, öykü ve hikayelere aşıktır. Bağımsız ve amatör olan bütün yapımlar onun için tutkudur. Onu her yerde ‘’Tavşan’’ diye bulabilirsiniz. | İletişim: halitkocak@kayiprihtim.com

The Boys: Farklı Bir Süper Kahraman Dizisi için 6 yorum

  1. narpal dedi ki:

    İlk bölümünü izleyebildim ama şimdiden en sevdiğim süper kahraman dizisi olabilir.


  2. Nette alt yazılı mevcut mu acaba ??


  3. Mevcut. En azından benim takip ettiğim sitede.


  4. narpal dedi ki:

    Evet var. (20 karakter)


  5. Dört bölüm dört bölüm iki günde bitirdim. Açık ara en iyi süperkahraman dizisi.


The Boys: Farklı Bir Süper Kahraman Dizisi

Amazon Prime’ın yeni dizilerinden The Boys ile tanışmış mıydınız? Bu sefer karşımızda biraz farklı bir süper kahraman işi var. Tam hayıflanmalık: “İnsanı durduk yere yeni bir süper kahraman dizisine başlatıyor!”

Başa dönün