Paldır Küldür: İsmiyle Müsemma Bir Güldürü

Kurt Vonnegut'ın “Otobiyografiye en çok yaklaştığım eser” diye tanımladığı “Paldır Küldür” adlı kara güldürüsünü inceledik.

Kurt Vonnegut ile tanışmam NPR (Natioanal Public Radio) sitesinin 5.000 bilimkurgu ve fantastik eseri kapsayan ve 60.000’den fazla oyla 2011 yılında oluşturduğu “En İyi 100 Fantastik ve Bilimkurgu Kitabı” isimli listeye dayanır. Yazarın Mezbaha 5 isimli eseri listede 19. sırada kendine yer bulmuş ve dikkatimi çekmişti. Dile kolay, eseri 60.000 kişi 5.000 kitap arasından seçmişti. Hemen okuma listeme ekledim ve eseri aramaya başladım. Fakat ortada bir sorun vardı. Baskısı tükenmişti!

“Acaba yeniden basılır mı, basılmaz mı?” gibi düşünceler içindeyken April Yayıncılık duruma el koydu ve geçtiğimiz şu son iki yılda yazarın Gece Ana, Daha Ne Olsun, Kedi Beşiği, Şampiyonlar Kahvaltısı, Mezbaha 5 gibi kitaplarını ve son olarak da eylül ayında Paldır Küldür‘ü yeniden yayınladı. Ben de böylece Mezbaha 5’e kavuşmuş oldum.

Vesaire…

İpin ucunu kaçırmadan asıl konumuza dönmeliyim. Öncesinde April Yayıncılık aracılığıyla, Hacıyatmaz ismiyle basılan eser bu sefer farklı bir isimle okuyucuların karşısına çıkıyor. Paldır Küldür!

Kitabı (yazarın tabiriyle anılarına adadığı, Laurel-Hardy filmleri gibi düşmeli kalkmalı bir komedi) okurken keyif aldığımı söyleyebilirim. Aslında beni eserdeki düşüşlerin dramatik ve yükselişlerin ironik olması etkiledi. Gerçek hayatta da böyle değil midir? Kısmi olarak evet! Kaldı ki yazar kitap için “Yazıp yazacağım, otobiyografiye en yakın şey bu,” diyor. Yani kısmi olarak bir otobiyografi var karşımızda!

Mark Twain İtalya’da izlediği bir operadan sonra “yetimhane kül olup gittiğinden beri” öyle bir şey duymadığını söylemiş.

Vonnegut kitaba başlamadan önce girizgâh isimli bir bölüm kaleme almış. Bu bölümde romanın konusunun aklına geldiği ve kurgunun temellerinin atıldığı anda içinde bulunduğu durumu anlatıyor. Ağabeyiyle beraber amcalarının cenazesine giderken karşılıklı nezaket içinde konuşmalarını, espri yapmalarını ve geçmişi yad etmelerini… Sonra koskoca Empire State Binası’nda sadece üç kişinin kaldığını hayal ediyor. Yaşlı bir adam, torunu ve torunun sevgilisi… Ardından 100 yaşında ve Amerika’nın son başkanı olan bu yaşlı adamı kendi hayatını anlatırken düşlüyor ve böylece eserimiz başlıyor.

Dehanın Formülü

Zengin bir ailenin Eliza ve Wilbur isminde, Neandertallere benzeyen ikizleri dünyaya gelir. Doktorlar çocukların zekalarını gelişmeyeceğini ve 14 yaşına gelmeden öleceklerini söyler. Ebeveynleri bunun üzerine ikizleri dışlar ve gözlerden ırak bir malikaneye kapatır. Çocukların beyinleri ise sanılanın aksine yan yanayken etkileşime geçip dâhi statüsüne yükselirken birbirlerinden uzaklaşınca ortalama bir zekaya inmektedir.

Böylece ayrıldığımız anda ölen, bir araya geldiğimiz anda yeniden doğan bir dâhinin dünyaya gelmesini sağladık.

Çocuklar ailelerinin ve malikane çalışanlarının kendilerine olan bakış açısını anlar ve zekâ yaşlarını sahiden de geri gösteren bir oyuna kalkışır. Tabii herkesin sonsuz hoş görüsü karşısında her türlü şımarıklığı yapabiliyorlar. 15 yaşına geldiklerindeye onlardan sadece “bı”, “du” gibi kelimeler duyan ebeveynleri artık bu duruma daha fazla dayanamaz ve isyan ederler. Bunu gören çocuklar da gerçek zekalarını ebeveynlerine göstermeye karar verirler.

Onları uzun zamandır 2 metre boyunda ve zekâsı gelişmemiş biri olarak kabullenmeye çalışan babaları bir anda karşısında zeki insanlar bulur. Çocuklar babalarına, “Artık her şey daha eğlenceli olacak”, “Bakın biz zekiyiz” gibi söylemler sarf etmelerine rağmen trajik bir durum ortaya çıkar. Babaları bu yeni durumu da kaldıramaz ve sonsuz hoşgörüyü rafa kaldırır. Çocuklar bunu idrak ettiklerindeyse iş işten geçmiştir. Fakat yine de “du”, “bı” gibi kelimeler sarf ederek eski hallerine bürünmeye çalışırlar. Babaları yine ağlar…

Sonuç olarak ikizlerden Eliza akıl hastanesine, Wilbur ise Harvard Tıp Fakültesine gönderilir. Biz de eserde Dr. Wilbur Nergis-11 Swain’in yaşam hikâyesini okuyoruz. Wilbur’un öyküsünde bu düşüşleri ve yükselişleri bolca görüyoruz. Ben onları size bırakıp eserde bulduğum tespitlere ve atıflara geçmek istiyorum.

Çinliler Çıldırmış Olmalı

Çin, çağımızda üretim ve pazarlama konusunda en etkili ülkelerden biri. Onlar her şeyi üretip her şeyi herkese pazarlayarak dünyayı etkiliyorlar. Paldır Küldür’ü okuduktan sonra sadece pazarlama ve üretim sektöründe olduklarına sevindim doğrusu. Çünkü eserde dehanın formülü olan tek bir beyinden ziyade, etkileşime girebilen beyinler olduğunu çözüyor ve teknoloji konusunda ilerliyorlar.

Bugün üretim ve pazarlama kısmını abarttıkları gibi eserde de teknolojiyi abartıyorlar. Bu abartı kendi boylarını küçültmekten tutun da dünyanın yer çekimini değiştirmeye kadar gidiyor. Esere eğlenceli, şaşırtıcı ve absürt olarak yansıtılırken konu arasında (inceleme yazımızda olduğu gibi) bir görünüp bir kayboluyorlar.

Çinlilerin yazımızda kaybolmasıyla sahneye Dr. Wilbur Swain geri dönüyor. Ailesinin zengin olduğunu söylemiştim ve Rockefeller soyundan geldiğini de ekleyeyim. Wilbur’un yolculuğu ise “Artık Yalnız Değilsiniz” kampanyası ve “Büyük İşler Büyük Adam Gerektirir” sloganıyla Amerikan başkanlığına kadar gidiyor. Amerika’nın en çirkin ve son başkanı oluyor.

Eseri okurken bu atıflar aklıma hep Abraham Lincoln’ü getirmişti. Abraham kendi çirkinliğiyle dalga geçip bunu konuşmalarında kullanırdı. 1.93 boyundaydı ve köle-efendi gibi insanlar arasındaki büyük ayrımcılığı kaldırmıştı. Wilbur ise 2 metre boyunda, kayıtsız ve aile bağları ile oluşan ayrımcılığı kaldırıyor. İkisi de başkanlıkları sırasında yaptıkları değişiklikler sonucu iç savaşla karşı karşıya kalıyorlar. Ayrıca dini görüşleri de benzer, dinsel kuşkucuydular. Aile bağları demişken biraz da ondan bahsetmem gerektiğine inanıyorum.

Yapay Kuzenler ve Kardeşler

Wilbur’la Eliza yan yanayken zekalarının dâhi statüsüne çıktığından daha önce de bahsetmiştim hatırlarsanız. İkili o dönemde bazı fikirler ortaya atıyorlar. Bunlardan biri de aile bağları hakkında. Bir bilgisayar yardımıyla toplumdaki her bireye göbek ismi atamaktan bahsediyorlar. Bu isimlerle de rastgele bir şekilde büyük aileler oluşturulacaktı. Örneğin rastgele belirlenmiş göbek adınızın Nergis 11 olduğunu varsayalım. Artık siz göbek adı Nergis 11 olan herkesle kardeş ve diğer Nergis 1-2-3-4… göbek isimlilerle de kuzen oluyorsunuz. Böylelikle çekirdek aile dediğimiz kavram kayboluyor ve herkesin yapay kuzenleriyle yapay kardeşleri oluyor.

Tabii insanlar sevmedikleri yapay akrabaları olursa ne yapacaklarını soruyorlar. Wilbur da bunun her zaman karşılaştığımız bir durum olduğunu belirtip onlara “Haydi kardeşim, başka kapıya! Hadee, hadee, yürrrrüüüü!” diyebilirsiniz diyor. Fakat işler beklenildiği gibi yürümüyor. Aileler arasında büyük gruplaşmalar ve ayrımcılıklar ortaya çıkıyor. Üzerine de Arnavut Gribi, Yeşil Ölüm ve Enerji Krizi eklenince başlıyor Amerika’nın ironik düşüşü! Geri kalanlar ise kayıtsızca bu düşüşü izliyor.

Nazarlarında bu adada tıklım tıkış yaşamış onca insanın en büyük başarısı, ada bize kalabilsin diye ölmeleri.

Kısmi Otobiyografi

Kurt Vonnegut Almanya’dan Amerika’ya göç eden varlıklı bir ailenin ferdi. Bu ailenin çocukları nesillerdir Alman dili, edebiyatı, tarihi ve müzikleriyle büyüyüp genç yaşlarında Avrupa turnesi yapıyor. Devamındaysa bir aile kurmak ve babalarının işlerini devralıp rahat bir hayat sürmek için Amerika’ya geri dönüyorlar.

Yazar ise 1. ve 2. Dünya Savaşlarının olduğu bir döneme denk geldiği için turneden ziyade Avrupa’ya savaşmaya gidiyor. Amerika’da görülen ‘Alman olan her şeye düşmanlık’ sonucundaysa hem ailesinin işleri bozuluyor hem de daha önceki nesillerde olduğu gibi Alman dili, edebiyatı veya müziğiyle büyümekten ziyade onlara düşman oluyor.

Tarih bir sürprizler listesinden ibarettir. Buna rağmen bizi, sadece şaşırmaya hazırlayabilir. Lütfen bunu not edin.

Yazarın ailesiyle arasındaki bu kopukluk Wilbur’un ailesiyle olan ilişkiye benziyor. İkilinin daha birçok ortak yönleri bulunuyor. Benim dikkatimi asıl çekense gerek savaş ortamında bulunan yazarın gerekse de iç savaşlar içinde bulunan karakterin dünyanın çivisi çıktığı zamanlarda yaşıyor olmasıydı.

Eser 1982 yılında “Another Kind in Slapstick” ismiyle ve Steven Paul yönetmenliğinde sinemaya da uyarlanmış. Jerry Lewis ve Madeline Kahn’ın başrolleriyle çekilen film kötü tepkiler almış. Film için Kurt Vonnegut’un eserlerinden sinemaya uyarlananlar arasından en kötüsü olduğu söylenmiş.

Kapak Tasarımı, Çevirmenlik ve Editörlük

April Yayıncılık aracılığıyla 2012 yılında yayınlanan Hacıyatmaz yine aynı yayınevi ve aynı çevirmen Ekin Uşaklı ile karşımıza Paldır Küldür olarak çıkıyor. Yeni ismi Paldır Küldür eserin içeriğine tam uymuş diyebilirim. Editörlüğünü ise Algan Sezgintüredi devralıyor. Kapak tasarımındaysa Eralp Güven var ve daha önceki baskı kapağına göre daha hoş bir kapak olmuş diye düşünüyorum.

Eserin çeviri ve editörlüğünü gayet başarılı buldum. Yalnız arka kapakta bulunan kelime hatasının dikkatli okuyucuların gözünden kaçmayacağını düşünüyorum. Bu bazı okuyucularda metin hakkında şüpheler oluşmasına sebep olabilir. Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki o şüpheler bende gayet yersiz olarak kaldı.

Kurt Vonnegut’u daha önce okumayanlar için hem üslubuyla tanışmak hem de hayat hikayesini (kısmi olarak) okumak için bu eseri ilk sıraya almalarını tavsiye edebilirim. Yazarın diğer kitaplarını okuyanlaraysa kaçırmamaları gereken bir hikaye olduğunu belirtmek isterim.

Arnavut Gribi, Yeşil Ölüm, Ölüm Adası, Çinliler, Artık Yalnız Değilsiniz, Çok Şükür Yalnızım, Enerji krizi, makinelerin miladı dolması…

Vesaire…

Das Ende

1986 Kırcaali doğumluyum. Kırcaali, İzmir, Ankara ve Bolu gibi bir yol haritam oldu. Bu yolculukta Veteriner Hekim oldum ve çalışmaya başladım. Evlendim ve şeker mi şeker kızım dünyaya geldi. Aynı zamanda bilimkurgu ve fantastik eserler arasında bitmek tükenmek bilmeyen bir yolculuğum var. Çok sevdiğim eşim ve biricik kızım Asu ile günümü gün ederken edebiyatın gel-git etkisiyle kendimi Kayıp Rıhtım'da buldum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paldır Küldür: İsmiyle Müsemma Bir Güldürü

Kurt Vonnegut’ın “Otobiyografiye en çok yaklaştığım eser” diye tanımladığı “Paldır Küldür” adlı kara güldürüsünü inceledik.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün