AD ASTRA Filmini İzlemeden Önce Bilmeniz Gerekenler [Ön İnceleme]

Brad Pitt, Liv Tyler ve Tommy Lee Jones'lu yeni bilimkurgu filmi "Ad Astra"yı basın gösteriminde izledik. Filmi görmeden önce yapıma dair bilmeniz gereken bazı meseleleri spoiler'sız değerlendirdik.

Ad Astra, kadrosu düşünülünce tanıtımı çok az yapılmış ama bir kesim izleyicinin de uzun zamandır merakla beklediği bir filmdi ve sessiz sedasız geldi.

James Gray çok ünlü oyuncularla çalışmayı seven bir yönetmen ve bu filmde de elini korkak alıştırmamış. Tommy Lee Jones, Liv Tyler ve Brad Pitt filmin başrollerinde.

Lakin filmin önceden bilmenizin iyi olabileceği bazı sıkıntılı yanları da var. James Gray’in filmleri genel olarak buhranlıdır. Evet, filmde o da bolca var ama bu defa bahsetmek istediğim sıkıntı o türden bir sıkıntı değil.

Filmin bir mesajı var

Ad Astra inceleme

Hem de çok basit ve dümdüz bir mesajı var. Filmin her sahnesi hiç alternatif yorum alanı bırakmayacak kadar kör göze parmak şekilde sırf o mesaja hizmet etmek için yerleştirilmiş. Filmin tüm gerçekliği tek bir mesaj etrafında şekillendirilmiş. Bu aşırı seçilmiş, zorlama bir gerçeklik.

Üstelik film mesajını bir varsayım üzerinden veriyor fakat ellerinde o varsayıma ulaşmalarına yetecek veri olduğuna ben ikna olamadım. Böylece daha büyük bir problem olan ikinci maddeye geçiyoruz…

Filmin bilimsel yönü çok zayıf

Ad Astra inceleme

Bilimkurguda “fictional science” diye bir tabir vardır, yani tamamen kurgu-bilim. Bu tür filmlerde dinamiklerini bilmediğimiz farazi bilimsel araçların kullanıldığı bir hikâye izleriz, (Bakınız: TARDIS) dolayısıyla da gerçekliğini sorgulamayız. Bir de Ad Astra gibi gerçekçi temeller üzerine oturan, en azından nasıl çalıştığını bildiğimiz mekaniklerin, fizik kurallarının kullanıldığı bilimkurgular vardır. İşte bu ikinci tür gerçekçi filmler en basit fizik kurallarını bile ihmal ederlerse o hikâyenin gerçekliğine inanmakta güçlük çekeriz.

Kendi adıma konuşacak olursam, ben gerçekliğine ikna olamadığım bir hikâyenin vereceği mesajı almaya da isteksiz olurum çünkü o şartlarda olayların o şekilde gerçekleşemeyeceğini bilirim. Ad Astra’yı akıl, mantık, yeme, içme, yakıt, kaynak, lojistik, yer çekimi, zaman, mesafe gibi şeyleri düşünmeyi bir kenara bırakarak izleyin. Bunları düşündüğünüz her an film çöküyor. Filmdeki her şey tamamen yazar istediğini söyleyebilsin diye öyle.

Filmdeki sosyal yapının görünen bir sebebi yok

Ad Astra inceleme

Sadece bilimsel yönü değil, filmin toplumsal yönü de çok zayıf. Filmde uzay çalışmalarının erken döneminin sonlarındayız. Bu aşamada insanlık neden böyle bir durumda olsun? Evet insan doğası böyle, evet insanlar bunun için savaşırlar. Ancak şu aşamada bu hemen böyle olur mu? İşte Ad Astra’yı izlerken aklınızda böyle sorular beliriveriyor.

Uzaya çıkıp, ikmal yapıp, orada yaşamını sürdürebileceği tesisleri inşa edebilecek duruma gelmiş bir toplum varsa oraya kadar gitmişken neden böyle davransın? Kurgu-bilim bir eserde olsa çok çekici olabilecek popüler bir konsept, şu zaman ve ortamda anlamsız kaçıyor. Daha doğrusu, gerçekçi temeller üzerine oturmuyor. “İnsan doğası” cevabı bunun için yetersiz. Sırf filmin mesajına hizmet etsin diye yerleştirilmiş sosyal yapıyla ilgili bilgiler içeren bu sahneler ne yazık ki o mesajdan bağımsız değerlendirildiğinde oldukça havada kalıyorlar.

Düşük bütçeli izlenimi veriyor

Ad Astra inceleme

Aslında film 80 milyonluk bütçesiyle günümüz filmleri arasında nispeten küçük bütçeli sayılabilir, evet. Fakat filmin özellikle küçük görünmeyi seçmesi tamamen bir tercih meselesi. Filmin çok geniş sahneleri yok. Dünyanın geri kalanı ne durumda, toplumun ahvali nedir? Toplumlar ve sosyal sınıflar arası şartlar ne haldedir? Bunlara dair sadece göndermeler var.

Neredeyse hiç dış çekim yok. Film yine mesajıyla paralel olarak bol bol yalnızlık, sıkıcılık, boğuculuk içermesi için uzay araçlarının dışında bile sürekli kapalı küçük ortamlarda, evlerde, odalarda bir iki kişi arasında dönüp duruyor. Diğer ana oyuncuları çoğu zaman monitörden, kayıttan ya da fotoğraftan gördüğümüz için de pek oyunculuk seyretme şansımız olmuyor. Bunun da yine yalnızlık hissini pekiştirmesi için tercih edildiği belli.

İnsanın iç dünyasına dönük bir film

Geniş açı sahneler, insanın küçüklüğünü vurgulayan, alıştığımız türden görkemli uzay sahneleri ve benzer tarz bir görsellik yönetmenin tercihi olmamış. Tersine, anlatım görsellikten ziyade aşırı lafa dayalı. Film boyu süren kapalı alanlardaki yakın çekimler, çevreyi göremeyişimiz, karakterin sürekli konuşan iç sesi tam da amaçlandığı gibi birinin kafasının içinde kısılıp kalmışız hissi veriyor ve bir noktadan sonra bu filmden kopmanıza yol açabilir. Bu yüzden de…

Kolaylıkla sıkıcı gelebilecek bir film

Üstelik sıkıldığınıza değmiş hissedeceğinizi de garanti edemem. Ben filmin sonunda “Vay!” diyeceğim bir noktaya varmadım. Filme bunları bilerek ve beklentinizi ona göre ayarlamış olarak gitmenizi öneririm. Bu filmden alacağınız keyfi büyük oranda etkileyecektir.

Son olarak…

Filmin hangi zamanda, tam olarak nasıl bir düzende geçtiğini anlayabilmek pek olası değil.

Fragmanda da göreceğiniz üzere film, “Yakın Gelecek” diye farazi bir dönemde geçiyor, yapay yer çekimi gibi büyük bir şey icat edilmiş, muazzam uzay ve gezegen üsleri inşa edilmiş. Tahminen 2100’lerin başındayız diye düşünürken bir de bakıyoruz karakterin gençlik fotoğrafları siyah beyaz?

Filmle ilgili sevdiğim bir husus varsa o da figüran olan karakterlerin neden öyle davrandıklarını çok iyi anlayabiliyor oluşumuz oldu. Özel şirketlerin elinde iyice suyu çıkmış prosedürler var, kopuk iletişim ve izole çalışma alanları içinde görevlerini yapmaya çalışıyorlar ve kendilerine söylenenlerin hangisinin gerçek olduğunu bilme şansları sıfır. Ellerinden gelen tek şey söylenenlere uymak ve yazılı olanı uygulamak. Bunun duygusu seyirciye çok iyi geçiyor.

Ad Astra filminden anlıyoruz ki yazarın söylemek istediği bir şey varmış ve bunu söyleyebilmek için uzaydı bilimdi toplumdu çok düşünmeden kafa göz dalmış, uyar mı uymaz mı demeden ittire kaktıra istediğini istediği gibi yerleştirmiş. Filmin kompleks bir kurgusu yok, oldukça yalın bir film. Bugüne kadar uzaya hep geniş açıdan baktık, Ad Astra “ya öyle değilse?” diyerek uzay konseptine farklı bir açıdan bakmaya çalıştığı için farklı bir film ve ilginize mazhar olmayı hak ediyor. Neticede oldukça karamsar ve bu karamsarlığın içinde seyirci için bir umut ışığı arayan bir film ortaya çıkmış.

Türün ilginç bir örneği olduğu için izleyin de “bir de böyle bir şey vardı” diye aklınızın bir kenarında bulunsun.

1990 İstanbul doğumlu tiyatro insanı, yazar ve çizer. Hoşnutsuz kişi. Dedektiflik ve bilimkurgu sever.

AD ASTRA Filmini İzlemeden Önce Bilmeniz Gerekenler [Ön İnceleme]

Brad Pitt, Liv Tyler ve Tommy Lee Jones’lu yeni bilimkurgu filmi “Ad Astra”yı basın gösteriminde izledik. Filmi görmeden önce yapıma dair bilmeniz gereken bazı meseleleri spoiler’sız değerlendirdik.

Başa dönün