Beren ile Lúthien: Orta Dünya’nın Epik Aşk Hikâyesi

Orta Dünya'nın en hüzünlü destanı için hazır olun! Yüzüklerin Efendisi'nin yazarı J.R.R. Tolkien’in, eşi Edith'e olan aşkından ilhamla yazdığı “Beren ile Lúthien” eserini detaylıca inceledik.

Çok uzun zamandır beklediğimiz Beren ile Lúthien kitabı ağustos ayının başında Türkçe olarak İthaki Yayınları tarafından yayımlandı. J.R.R. Tolkien’in ölümünden sonraki birçok el yazmasını ve notlarını toplayarak yayıma hazırlayan Christopher Tolkien, bu epik aşk hikâyesini de bizlere sunan isim. Kendisi artık oldukça yaşlandı ve söylediğine göre ‘muhtemelen’ bu kitap onun yayımlayacağı son kitap. Kitap da zaten bu önsözle başlıyor ve bu baba oğlun bize sunduğu dünyaya hızlı ve duygusal bir şekilde giriş yapmamızı sağlıyor.

Kadim Günler’in Üç Büyük Öyküsü’nden Biri

Kitapla ilgili söylenebilecek ilk şey bu hikâyenin aslında Silmarillion’da anlatılmış olduğudur. Bu kitap Hurin’in Çocukları kitabında olduğu gibi Silmarillion içerisinde anlatılan hikâyeyi alıp genişleterek sunmayı hedeflemiyor. Beren ile Lúthien’in Yüzüklerin Efendisi veya Hobbit gibi tam bir devamlılığı da bulunmamakta. Kitapta Tolkien’in 1917’den ölümüne kadar üzerinde uğraştığı ve Kadim Günler’in Üç Büyük Öyküsü’nden biri olarak isimlendirdiği aşk hikâyesi Beren ile Lúthien’in farklı versiyonları bulunmakta.

Kadim Günler’in Üç Büyük Öyküsü Tolkien tarafından şöyle tanımlanıyor: Hurin’in Çocukları, Beren ile Lúthien ve Gondolin’in Düşüşü. Hurin’in Çocukları’nı Orta Dünya meraklılarından okumayan kalmamıştır diye düşünüyoruz. Beren ile Lúthien ise Türkçeye çevrilen bir başka büyük öykü. Kadim Günler’in son büyük öyküsü Gondolin’in Düşüşü ise henüz kitap halinde bulunmuyor fakat üzülmeyin! Yakında o da kitap halinde yayımlanacak.

Akademik Bir Esere Daha Yakın

Beren ile Lúthien Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu kitapta tek ve bütün bir hikâye metni yok. Aynı hikâyenin yıllar içerisinde evrimleşmiş, değişmiş versiyonlarını okuyoruz. Açıkçası kitap yer yer akıcılığını yitiriyor diyebiliriz. Fakat bu kitaptan ne beklediğinizle ilgili. Kitap klasik bir roman gibi okunabilecek bir eser değil. Christopher Tolkien, babasının Beren ile Lúthien hikâyesini yazım sürecini kendi notlarını da ekleyerek anlatmış ve editörlük anlamında gerçekten başarılı bir iş çıkarmış.

Eğer bu incelemeyi yazan bendeniz gibi fantastik edebiyatın yazım sürecinden ziyade kurgunun oluşturulmasına ayrı bir ilginiz varsa okurken çok keyif alıp yeni şeyler öğrenmeniz mümkün. Örneğin bir yazar için yarattığı evreni düzene sokmak ve tutarlı hale getirmek her zaman büyük bir sorundur. Hobbit, Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion gibi kült eserler çıkarmış, nam-ı diğer modern fantastiğin babası, Tolkien’in bile kendi içindeki tutarsızlıklarını oğlu bize oldukça güzel yansıtıyor.

Geçen 50 küsur yıl içinde hikâyenin değişmesi, örneğin ilk versiyonda yer alan Tevildo ve kediler evinin daha sonraki versiyonlarda yok olması, ya da sürekli dallanıp budaklanması, Felagund Finrod’un ve Nargothrond’un hikâyeye sonradan dahil edilişi hayal gücünüz yüksekse bir hikâyenin hiçbir zaman tam anlamıyla bitemeyeceğini ortaya koyuyor.

Sauron’un bu hikâye boyunca adının Thu olması ya da Thingol’un Tinwelint diye anılması gibi birçok isim değişikliği de hikâye içinde mevcut. Gimli adında bir elfin sadece ilk versiyonda ortaya çıkması ve sonra da tamamen yok olması gibi bir durum bile var. Tolkien bu ismi beğenmiş olmalı ki Yüzüklerin Efendisi’ni yazarken onu önemli bir karakterin ismi olarak seçmiş.

Gnom, Noldor, İnsan?

Maceranın gelişen versiyonları arasındaki en kafa yoran farklılıklarından biri de Beren’in önce bir elf, sonra ise bir insana dönüşmesi olabilir. İlk hikâyelerde Gnom soyundan gelen bir elf/peri olarak karşımıza çıkan Beren, daha sonraları insana dönüşüyor ve bu aradaki imkânsız aşkı oldukça besliyor diyebiliriz.

Gnom kelimesine gelecek olursak… Şüphesiz hepimiz duyduğumuzda küçük bahçe cücelerini düşünüyoruz ve Tolkien de bunun bilincindeydi. Hatta kafasında hikâyenin son versiyonunu (hikâye bundan sonra da defalarca şekil aldı aslında) oluşturduğu 1930 yıllarının sonlarında sanki Tolkien’e inat İngiltere’de bu bahçe cüceleri çok popüler oluyor. Tolkien de daha fazla inatlaşmayarak daha sonraki versiyonlarda Gnom soyunu tamamen yok ediyor.

Sanılanın aksine Tolkien’in Gnomları cüce ya da yeni bir ırk değil. Noldorin soyunun ilk ismi olarak seçiyor bu kelimeyi Tolkien. Antik Yunancadaki bilmek kelimesinden türetilen bu kelime beklediği etkiyi yaratamayınca mecburen bundan vazgeçiliyor. Yerine Noldor/Noldoli kelimesi getiriliyor getirilmesine fakat bu sefer de Beren karşımıza –önceden Gnom Egnor olan- insan soyundan Barahir’in oğlu olarak karşımıza çıkıyor.

Tolkien isteyerek ya da istemeyerek aynı karakterlerin farklı hikâyelerde farklı şekilde isimlendirilmesine olanak tanıdı ve gerçekten de bir folklor kültürü yaratmış oldu. Bazı metinlerde sadece Tinúviel olarak geçen Lúthien’in daha sonradan asıl ismi değiştirilirken, Tinúviel lakabı haline geldi. Ya da Ard-Galen’in güneyinde bulunan ve Forest under Night olarak çevrilen Taur-nu-Fuin’in Dorthonion, Orod-na-Thon, Delduwath gibi birçok farklı ismi oldu.

Bunlar evreni karmaşık hale getiriyor gibi dursa da aslında Tolkien’in bir mitoloji yaratmayı amaçladığı düşünüldüğünde bunlar mitleri besleyen kaynaklar haline geldi. Ama hepsinin ötesinde yazarın oğlu Christopher’a bir kelime üzerine yakınması sizi güldürebilir. Tolkien hiçbir zaman Elf kelimesini sevmemişti. Bugün hepimiz Elf deyince hemen Tauriel, Legolas gibi uzun saçlı ve yarı uhrevi varlıkları gözümüzde canlandırıyoruz fakat Tolkien ömrünün sonuna kadar bu kelimeyle tam barışamadı.

Beren ile Lúthien kitap inceleme

Tevildo ve Kediler Evi

Hikâyenin ilk versiyonunda, Lúthien ile Beren’in karşısına, Morgoth’un kötücül hizmetkarı Kedilerin Efendisi Tevildo çıkıyor. Tolkien İngiliz mitlerinde sıkça karşılaştığımız konuşan ve perimsi hayvan tiplemesinden yararlanıyor. Köpek ve kedi ırklarının ezeli düşmanlığına dayanan bu zıt güçlerin karşılaşması her ne kadar hikâyeyi güçlendirse de çocuk masalı havası nedeniyle yeterince güçlü bir mit ortaya koyamıyor diyebiliriz.

Belki de birçoğumuzun hikâyedeki favori karakteri olan Huan’ı da ilk kez burada Tevildo’nun ezeli düşmanı, ormanlarda başıboş yaşayan bir tazı olarak görüyoruz. Daha sonra bu da değiştirilerek Huan, Ölümsüz Topraklar’da Orome’nin yanında avlanmış, Feanor’un çocuklarından Celegorm’un sadık dostu ve mistik güçlere sahip bir tazı olarak karşımıza çıkıyor. Huan ilk hikâyede Tevildo’yu, daha sonraki versiyonlardaysa Carcaras’ı, alt ederek Beren ile Lúthien’in yolculuğundaki büyük engellerin önünü açıyor.

Tevildo, Kedilerin Prensi, yıldızsız gece kadar siyah tüylü ve kan rengindeki gözleriyle tasvir ediliyor. Tinúviel’in Öyküsü’nden sonra kendine Beren ile Lúthien destanında yer bulamayan karakterimiz karşısına çıkan herkese korku salacak kadar büyük bir kedi. Bilindiği şekilde Tevildo gerçekten de bir kedi değil, Morgoth’un sadık hizmetkarlarından karanlık bir Maia. Morgoth’un büyüsü sayesinde kendisine bir kale yaratıyor ve kedilere yaptığı büyülerle onları da devleştirerek bir ordu kuruyor.

Aslında Tolkien’in ‘dev kediler’ fikrine en başından beri sıcak bakmadığını da buradan görüyoruz. Çünkü aslında hikâyenin bu versiyonunda bile dev kedi diye bir şey yok, büyüyle kedi formuna girmiş bir Maia ve yine büyüyle devleştirilmiş başka sokak kedileri var. Huan ve Tinúviel, Huan’ın planı sayesinde, Tevildo ve sadık hizmetkarı Oikeroi’yi ormanda tuzağa düşürdüklerinde ondan bu tılsımı öğreniyorlar. Bu sayede Kediler Evi’ni yerle bir edip kedileri de normal boyutlarına döndüren Tinúviel, sevdiği Beren’i kurtarıyor.

Beren ile Lúthien

Lúthien Tinúviel, Doriath’ın Prensesi!

Kurgu eserler okurken aşk hikâyelerinin eklendiği kısımlar şüphesiz hepimizi olayın içine daha çok sürüklüyor. Fakat bu aşk hikâyesi itici bir şekilde eklenmişse, yani sırf var olsun diye var edilmişse çok itici hale gelebiliyor. Ya da âşık olan taraflardan biri sığ, düzgün işlenmemiş bir karakterse bu aşkın okuyucuya geçmesini bırakın, gereksiz hale bile gelebiliyor.

İşte büyük yazarların marifetlerini en çok gösterdikleri yerlerden biri de bu. Hikâye içindeki karakterler öyle detaylı, öyle özel işlenmişler ki onları okurken kurgusal bir metin okuduğunuzu düşünmüyorsunuz. Sanki eskiden gerçekten yaşanmış ve dilden dile, nesilden nesle aktarılmış bir halk hikâyesi okur gibi hissediyorsunuz.

Bu muhteşem ustalıkla işlenen karakterlerden biri de şüphesiz Orman Elflerinin Kralı Thingol’un ve kudreti muazzam Maia Melian’ın kızı Lúthien’dir. Ne Orta Dünya’da ne Ölümsüz Topraklar’da onun gibi raks edeni görülmemiştir. Sesi bülbülleri kıskandırır, raksı göreni büyüler. İlk versiyonlarda Lúthien’in kardeşi/gönül dostu olarak görülen Dairon onunla beraber müzik yapardı ve onun raksını izlerdi. Bu yüzden de her zaman Beren’i kıskanmıştır ve bu durum da Thingol’e olan sevgisinin sarsılmasını başlatan olaydır.

Aşk destanı, halk hikâyesi dendiği zaman hem modern hikâyelerde hem de eski çağ destanlarında çoğu zaman kahramanlığı yapan ve cesareti ile öne çıkan erkektir. Kadın ise elde edilmesi gereken güzel varlık olarak öne çıkar. Ama Tolkien’in muhteşem yazım gücü ve İskandinav mitlerinin de etkisiyle eşit sayılabilecek iki taraf ortaya çıkmış denilebiliriz.

Güzel olduğu kadar aşkına sahip çıkan cesur Lúthien, Beren’in peşinden karanlık ormanlara dalacak kadar gözü kara biri. Ayrıca annesinden aldığı efsun yetenekleri ve zekasıyla babasının onu koyduğu yerden yüksekte merdivensiz kafesten kaçabilecek kadar da zeki bir karakter. Son derece zeki, cesur ve anlayışlı olmasıyla Lúthien, sadece güzelliğin yetmeyeceğini de göstermek için müthiş bir örnek.

Anke Eismann: “Beren’in Yargılanması”

Feanor’un Oğulları ve Huan Hakkında Birkaç Cümle

Bu kısımda Feanor’un Oğulları’ndan bahsetmek istedim. Her ne kadar Feanor’u, onun davasını ve oğullarını sevenler olsa da benim için her zaman bu karakterler kötü tarafta yer almışlardır diyebilirim. Bana kalırsa Feanor, davasının sadece çok küçük bir kısmında haklıydı ve neredeyse her hamlesinde yanlış yaparak fazlasıyla haksız hale geldi. Örneğin Valar’a baş kaldırıp Ölümsüz Topraklar’a gitmesi belki de en masum hataydı ve Telerin’in gemilerini almak için soykırım yapması zaten onun kafasının nasıl çalıştığını çok iyi gösteren bir kısımdı. O hatasından sonra Feanor’a hiçbir zaman sempati duyamadım.

Bu nedenle onun davasını takip edenleri ve oğullarını da hiçbir zaman sevemedim. Bir tek Maedhros’a elini kaybettiğinde acıma duygusu hissetmiş ve üzülmüştüm. Aralarında sevdiğim tek oğul ise bu kitabın sonunda da adından bahsedilen Maglor’dur. Kendisi Sirion Limanları’nda yaşayan Earendil’in halkını Silmaril için katletse de Elros ve Elrond’un ölmesine izin vermez. Onları himayesine alarak kendi çocukları gibi yetiştirir. Bu hareketiyle de bence en çok sevilen Feanor çocuğudur.

Hikâyede asıl yeri kaplayan Feanor’un oğulları ise Curufin ve Celegorm. Bu iki kardeş evrene hâkim isimlerin bildiği gibi Beren ile Lúthien efsanesi yaşanırken Nargothrond’da Felagund’un yanında ikamet etmekteydi. Sıklıkla meclis arasında karmaşa çıkaran, Felagund’un zayıflayan gücünden beslenerek halkı arkasına ve tahtı kendilerine almaya çalışan bu iki kardeş oldukça kötü bir formda karşımıza çıkıyor diyebiliriz. Huan da hikâyenin bu versiyonlarında Celegorm’un sadık dostu olarak karşımıza çıkıyor. Onunla ilgili kehanet de işte burada söyleniyor.

“Huan ölümüne kadar yalnız üç kez konuşabilecek ve ölümü de bugüne kadar yaşamış en büyük kurdun elinden olacak.”

Felagund, Beren’e Silmaril görevinde yardım etmek için en iyi on adamını alarak yola koyulunca Curufin ve Celegorm Nargothrond’da nüfuzlarını daha da arttırıyorlar. Tahta Orodreth geçse de Curufin ve Celegorm kısa sürede onu indirecekleri için mutlulukla sırıtıyorlar. Bu sırada Lúthien ormanlarda naçar (yine Çiğdem Erkal sayesinde öğrendiğimiz bir kelime, biçare demek) gezerken Curufin ile Celegorm onu Nargothrond’a kapatıyorlar. Sonradan Sauron’a evrilecek Thu’nun kulesinde işkenceler gören Felagund, Beren’i korumak için ölüyor.

Huan sahibinin ve kardeşinin bu durumlara karşı sessiz kalması ve Lúthien’i resmen mahkûm haline getirmelerine daha fazla dayanamıyor. Onunla beraber kaçıyorlar Nargothrond’dan ve Beren’in yanına gidiyorlar bir koşu. Sonunda vardıklarında Beren’i Felagund’un başında yas tutarken görüyorlar ve onu kurtarıyorlar. Daha sonra ormanda gezerken Curufin ve Celegorm onları öldürmeye çalışıyor ve işte Huan burada sahibine ihanet etmek zorunda kalıyor. Beren ile Lúthien’i koruyor ve bu şekilde Feanor’un Oğulları gazaplarını salamadan kaçıyorlar.

Anke Eismann: “Beren Bir Silmaril’i Geri Alırken”

Baskı, Çeviri ve Editörlük

İthaki Yayınları şüphesiz ki Tolkien eserlerine büyük bir değer ve dikkatle yaklaşıyor. Kitabın çevrisi birçok Orta Dünya kitabında olduğu gibi yine Çiğdem Erkal tarafından yapıldı. Tolkien ve oğlunun ağdalı dilini muhteşem bir ustalıkla çevirmek de ancak onun kadar yetkin birine düşerdi zaten. Her okuduğumuzda takdir ettiğimiz, resmen bilmediğimiz Türkçe kelimeler öğrendiğimiz bu serinin bu kadar başarılı bir şekilde okuyucuya geçmesinin en büyük sebeplerinden biri de şüphesiz Çiğdem Erkal’ın muhteşem çeviri gücü ve dili kullanış yeteneğidir.

Tahmin ediyorum ki takipçilerimizden bazıları İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyordur ya da bu alanla ilgilidir. Onlar Tolkien’in dilinin günümüzdeki yazarlardan farklı olarak Shakespeare’e kayan ağdalı bir yapısı olduğunu bilecektir. Çiğdem Erkal 20 yıldır yaptığı gibi yine büyük bir ustalıkla çevirmiş kitabı. Üstelik bu kitapta manzum kısımların da sıkça bulunduğunu düşünürsek, başarılı birçok kafiye yaptığını da söylememiz gerek.

Dönüş, Karanlık Ada gibi büyük kitlelere ulaşan kitapların da kapağını tasarlayan Hamdi Akçay hepimizin hayran kaldığı kapak tasarımını yaptı. Her ne kadar küçük çaplı editoryal hatalar göze çarpsa da kitabın ilk baskısına göre oldukça başarılı olduğunu söylüyor ve editör Alican Saygı Ortanca’yı da takdir ediyoruz.

Son Sözler

Yukarıda anlattık anlatacağımızı lakin özetleyeceklerimizi özetleyelim yeniden. Kitap hakkında klasik bir roman, sadece bir okuma kitabı gibi düşünceleriniz varsa onlardan vazgeçin. Bu kitap daha derin bir içeriğe sahip, yarı akademik sayılabilecek bir kitap. Fakat bir hikâyenin oluşma sürecini takip etmeyi sevenler içinde hazine değerinde bir eser. Ayrıca kitap Orta Dünya’ya giriş yapmak için şüphesiz ki doğru kitap değil. Hobbit, Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion ve hatta Hurin’in Çocukları okunduktan sonra okunması gereken bir kitap Beren ile Lúthien.

J.R.R. Tolkien’e bize bu muhteşem evreni verdiği ve Christopher Tolkien’e kitabın bize ulaşmasında emeği geçtiği için sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Sizin de kitap hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyoruz. Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz.

Orta Dünya’ya dönmeyin, daima orada kalın! Esen kalın!

* * *

Beren ile Lúthien kitabından tadımlık ÖN OKUMA için tıklayın!

1998’in sonbaharında, İstanbul’da dünyaya gözlerini açan yazar hala doğduğu semtte yaşamakta. Küçük dünyaların büyük hayalcisi olması nedeniyle zaman zaman kabına sığamıyor. Eskinin öğretmen lisesi şimdininse Çapa Fen Lisesi’nde okurken lise fanzinine yazdığı şiirlerle ilk eserlerini okuyucuya sunmaya başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Matematik Mühendisliği okurken aynı zamanda da edebiyat ve sinemayla ilgileniyor. Gezmeyi, izlemeyi ve yazmayı bir bütün haline getirdiği eserler verme hayali içerisinde yaşarken şimdilik sadece sitelere birkaç haber yazmakla yetiniyor. | İletişim: oguzhankoc@kayiprihtim.com

Beren ile Lúthien: Orta Dünya’nın Epik Aşk Hikâyesi

Orta Dünya’nın en hüzünlü destanı için hazır olun! Yüzüklerin Efendisi’nin yazarı J.R.R. Tolkien’in, eşi Edith’e olan aşkından ilhamla yazdığı “Beren ile Lúthien” eserini detaylıca inceledik.

Başa dönün