Dünden Bugüne: Dracula Efsanesi

Mehmet Berk Yaltırık'ın uzun yıllardır internette bulunan ve son halini Kayıp Rıhtım için derlediği "Dracula Efsanesi" yazısına birlikte göz atalım!

III. Vlad Dracula’nın Ortaya Çıkışı

1431’de Dan’ın ölümünün ardından yerine Mircea’nın oğlu I. Aleksandru Aldea (1431-1436) geçer. Burada, Mircea’nın oğullarından II. Vlad’ın 1395’ten önce Eflak’ta doğmuş olduğunu, tahminen Mircea’nın Macarlarla imzaladığı ittifak anlaşması akabinde teminat için Budin’e gönderildiğini, hem Macar Krallığı’nı hem de Nürnberg’e gitmesi hasebiyle Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ile bağlantısı olduğunu hatırlatmak gerekir.

Nitekim dönemin imparatoru Sigismund (1387-1437) Vlad Dracul’dan bahsederken “sarayımızda yetişti” ifadesini kullanmış hatta Katolikliğe intisap ettiğini dahi vurgulamıştır. Vlad Dracul’un bir bağlılığı gerçekten de söz konusudur, Büyük Mircea 1418 yılında ölünce Budin’deki ikameti sona erse de bir şövalye adayı olarak Sigismund’un sarayında kalmayı sürdürmüştür. İmparatorun maiyetinde Nürnberg’den Prag’a, Budin’e, Roma’ya ve Erdel’in (Transilvanya) çeşitli şehirlerine seyahatlere katılmıştır. İmparator’un mensubu olduğu Alman kültürünü ve imparatorun Fransız kökenli ilk eşinin tesiriyle de Fransız kültürünü görmüştür. Seçkin bir eğitim aldığı ve soyluluk değerlerini, şövalyelik kurallarını, bürokrasiyi de öğrendiği muhakkaktır. Vlad Dracul, saray entrikalarına ve Alman kültürüne pek soğuk yaklaşsa da siyasi destek kazanabilmek için bu tip zorluklara katlanmak zorunda kalmıştır. Nitekim 8 Şubat 1431’de Nürnberg’de Ejderha Tarikatı’na (Societas Draconistarum) kabul edilir. Birçok şövalyelik tarikatı gibi hem askeri hem dini bir yapıda olup, görünürdeki amacı Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun çıkarlarını savunmak, hakiki amacı ise Katolikliği koruyup yayılmasını sağlamaktır.

İlk kurulduğunda siyasi gerekçelerle gizli tutulmuş bu yapılanma, Vlad dâhil olduğunda yirmi dört kişiden oluşmaktadır ki bunlar yeşil (kırmızı üniforma üzerine) ve bazı günlerde siyah pelerin kuşanıp, Nürnbergli usta bir mücevhercinin elinden çıkma ejderha şeklinde madalyonu olan bir gerdanlık taşımaktadırlar. Ayrıca Vlad Dracula buradaki şenlikler esnasında bir şövalye düellosuna da katılmış, burada düelloyu kazanınca adı meçhul bir Romen hanımın ayaklarına fırlattığı altın bir kemer almıştır. Üzerinde kemeri yapan Nürnbergli ustanın isminin de yer aldığı bu kemeri ölene kadar taşımıştır, ölümünden sonra da Vlad Dracula’ya intikal etmiştir. (Bu kemere ileride Drakula’nın mezarı konusunda değinilecektir)

Vlad Dracul, İmparator Sigismund’un huzurunda bağlılık yemini edip, Katolikleri ve Fransisken rahiplerini de kendi Ortodoks ülkesinde korumak için söz verip, karşılığında kendisine “Eflak Prensi” (muhtemelen Transalpinarum) unvanı ile hitap edilir. Ülkesine döndüğünde Ejderha Tarikatı’ndan mülhem paralarına ve kalkanlarına ejderha işlettiğinden lakabını da buradan kazanmıştır. Latince Draco yani ejderhadan gelme “Dracul” lakabı, sonradan “Şeytan” anlamında (Aziz George ile Ejderha kıssasına binaen, Dracul ejderha veya şeytan anlamına gelebilmektedir) zikredilmiştir ancak bu bir yakıştırmadır. Nitekim Vlad Dracula bizzat imzalarında kullandığı “Dracula” ismini, “Ejderhanın oğlu” yani Ejderha Tarikatı’nın mensubu olan babasının varisi olmasından mülhem taşımıştır. Tarihçiler de Vlad Dracul’un soyundan bahsederken (sonraki gelenler için) Draculeşti adını kullanıp, Vlad Dracul’un çocukları için de “Dracula” lakabını kullanmışlardır.

Sighişoara'da Drakula'nın doğduğu evi gösteren levha

Sighişoara’da Drakula’nın doğduğu evi gösteren levha

Siyasi gerekçelerle Eflak’a giremeyip Sighişoara’da kalmaya başlayan Vlad Dracul’un oğlu meşhur “Drakula” bu sene içerisinde (1431) dünyaya gelir. Drakula’nın Sighişoara’da doğduğu ev halen günümüzde mevcuttur. Vlad Dracul’un bilinen tek tasviri bu evde bir duvar resminde nakşedilmiş olarak ortaya çıkarılmıştır.

Eflak’tan Osmanlı Esaretine Vlad Dracula’nın İlk Seneleri

1435 yılında Vlad Drakul Eflak Bey’i olduktan sonra yine karşısına rakip olarak Dan ailesinden II. Dan’ın oğlu III. Dan çıkmıştır. 1439’da III. Dan bir süre Eflak beyliğini elinde tutmuşsa da, Osmanlılar’a iltica eden Vlad Dracul 1441-42’de her sene on iki bin duka ve devşirme-pencik töresi gereğinde her sene beş yüz çocuk vermek şartıyla ikinci defa Eflak beyliğini elde edip Dan’ı kaçırmıştır. 1444’te Edirne-Szegedin Antlaşması imzalanıncaya kadar hem Osmanlılara vergi veren hem de Macarların himayesine giren II. Vlad Dracul, Varna Savaşı zamanında meşhur Macar soylusu Erdelli (Transilvanyalı) Janos Hunyadi (Hunyadi Yanoş diye de geçer) ile birlikte Osmanlı ordusuna karşı harekete geçmiştir. Hatta rivayete göre Janos’u on beş bin kişiyle Türkleri yenebileceğini düşünmesinin itidalsizlik olduğunu söyleyip, Osmanlı padişahlarının sadece ava çıktıklarında bile bundan fazla maiyeti olduğunu ifade etmiştir. Demek ki yıllara dayanan Eflak-Osmanlı ilişkilerinin, siyasi gelişmelerin yanı sıra kültürel anlamda da Osmanlı’yı iyi tanıdıkları çok açıktır. Nitekim Varna Savaşı’ndan (1444) sonra Walerand de Wavren kumandasındaki Burgundia donanmasına Eflak Voyvodası Vlad Drakul, Bulgar tarafındaki Rusiko Kalesi’nin Tutrakan’dan daha büyük ve daha önemli olduğunu söyleyip alınması talebinde bulunmuştur. Burgundia donanması kaledeki küçük Osmanlı garnizonuna yaklaştığında muhafızlar Yergöğü ve Tutrakan’daki garnizonların akıbetini bildiklerinden kaleyi ve yakınındaki köyü ateşe vererek kaçmışlardır. Sırp despotu olan Georg Brankovic ile (Vulkovic, Osmanlı kaynaklarında Vılkoğlu) II. Murad arasındaki münasebetlerde anahtar rolü oynamıştır; Sırp despotunun merkezi Semendire’de olup bitenden padişahı haberdar etmiştir. Osmanlı üstünlüğünü kabul eden Georg, bunun bir göstergesi olarak kızı Mara’yı II. Murad’a nikâhlamak istediğinde gelini Semendire’den almaya giden düğün heyetine İshak Bey’in hanımı önderlik yapmıştır. Bu devreye ait hadiseleri karışık olarak veren Âşıkpaşazâde’ye göre Murad Bursa’da düğün yaparken Sırp despotu, İshak Bey’in oğlu Deli Paşa lakabıyla anılan Paşa Bey’i esir almış ve aradaki münasebetin bozulmasına yol açmıştı. Ancak Âşıkpaşazâde bunu daha erken tarihli olaylar arasında zikreder. Sırp despotunun Osmanlı hâkimiyetini tanımasından sonra oğlu Gregor’un İshak Bey ile birlikte İşkodra’ya sefer yaptığı bilindiğine göre bu olayın söz konusu sefer sırasında yahut sonrasında vuku bulmuş olduğu söylenebilir. Nitekim bunun hemen ardından İshak Bey’in II. Murad’a, Sırp despotuna ve Eflak Beyi Drakul’a güvenilmemesi gerektiği, despotun Macarlar’la yakın ilişki kurduğu, hatta Karamanoğlu ile Macarlar arasındaki gizli irtibata aracılık ettiği yolunda haberler gönderdiği belirtilmektedir. Nitekim Aşıkpaşazade’ye göre ikisinin de oğulları rehin alınır ve Anadolu’ya sürülür; Vulk’un oğulları Tokat’a, Dracul’un oğulları ise Kütahya’daki Eğrigöz Kalesi’ne. Dracul’un oğulları daha sonradan Edirne’ye geleceklerdir.

14 Ekim 1465'te Vlad Drakula'nın kardeşi Güzel Radu tarafından Bükreş'te yazılmış bir mektup

14 Ekim 1465’te Vlad Drakula’nın kardeşi Güzel Radu tarafından Bükreş’te yazılmış bir mektup

Vlad Drakula’nın ve kardeşi Radu’nun Osmanlı Devleti’nde bulundukları sırada aldıkları belli bir eğitimden geçirildikleri çok açıktır. Nitekim Fatih dönemi tarihçilerinden Kritovulos eserinde bununla ilgili olarak Fatih’in tahta geçtikten sonra terbiye ve bakımlarına pek ziyade itina ettiğini yazmıştır. Enderun daha ziyade Fatih döneminde gerçek anlamda teşkil edildiğinden ve Enderun’undan sonraki dönemlerde de Hristiyan olduğu halde buradan yetişen kimseler görüldüğünden (Dimitri Kantemir gibi) Vlad ve Radu kardeşlerin de belli bir eğitime tabi tutuldukları bellidir. Nitekim Molla Gürani’den ders aldıkları, Kur’an hükümleri ile birlikte Aristo mantığını, kuramsal ve uygulamalı matematik öğrendikleri düşünülebilir. Soylu olması hasebi ile Latinceyi, dini eğitimine binaen Kilise Slavcasını ve ordusunun konuştuğu Romence’yi bilen Drakula’nın, Osmanlı Sarayı’nda Türkçe’yi öğrendiği de aşikârdır. Burada bir ünlü isimle birlikte daha eğitim görür: Arnavut Ligasının kurucusu meşhur Alexandr Kastrioti (İskender Bey-Skander Beg)…

GÖZ ATIN  Fantastik Yaratıkların Edebiyatta Bıraktıkları İzler

Fatih Sultan Mehmed’in en yakınındaki Bizanslı tarihçi Kritvulos’un kaleminden Vlad Drakula’nın Osmanlı ile ilk dönem ilişkileri: Kritovulos Tarihi’nden (yazılışı 1451-1467)

“…Bu esnada Ulahların (Eflak) hükümdarı Drakula’nın bir hayli askeri tahşid ederek (toplayarak) evvelce kendisine Ulah memalikinin hâkimliğini bahş etmiş olan Padişah Hazretleri aleyhine müsellah-ı kıyam eylediği haberi varid oldu (silahlı isyan kalkıştığı haberi geldi). Macarlar ve Ulahların hükümdarı olan Yanko, mukaddema kuvva-i askeriyesiyle Ulah hıtasına (bölgesine) hücum ettiği zaman Drakula’nın pederini itlaf ederek (öldürerek) hükümeti merkumun (onun) biraderlerinden birine tevdi etmiş ve Drakula’yı diğer biraderiyle mezkur hıtadan def ve tebaid eylemiş idi. O zaman Drakula ve biraderi, Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin babası Sultan Murad’a iltica ettiklerinden Sultan müşarileyh henüz son(?) tıfuliyette (küçük yaşta) bulunan bu iki biraderi hüsn (iyi) kabul eyleyerek saray-ı Hümayun’da iaşe etmiş idi. Sultan Murad’ın vefatında taht-ı Osmaniyye’ye cülus eden Sultan Mehmed Han hazretleri de bunların terbiye ve iaşesine pek ziyade itina eylemişti. Bilahare Ulah hükümetinde tehadis eden bazı vaka-i siyasiye neticesi olarak biraderi hükümetinden def ve nef olunduğu zaman padişah hazretleri Drakula’yı kuvva-i azime-i askeriye ile vatanına göndererek Ulah memalikinin idaresini ona tevdi eyledi. Padişaha karşı daima dost ve muhab (seven) kalacağını ve muahede-i münakide ahkamına (anlaşma koşullarına) riayet eyleyeceğini esasen yemin ile temin etmiş olan Drakula az zaman sonra bunların hepsini unutarak padişah hazretleri aleyhine kıyam ve bir hayli kuvva-i askeriye ile Tuna Nehri’ni mürur eyleyerek (geçerek) hükümet-i Osmaniyye’ye tabi Niğbolu ve Vidin kıtalarına (bölgelerine) akın eyledi ve bir çok nüfusu katl ve itlaf ve bir çok emval ve ganaim çapul ettikten sonra yine nehri geçerek memleketine avdet etti…”

Macaristan’ın Erdel yani Transilvanya lordu olan ve Osmanlılara karşı başarılı mücadelelerde bulunan, aslen Transilvanyalı olup Macarlar tarafından ailesine Hunyad kalesi verilince Hunyadi soyadını alan ünlü komutan Yanoş Hunyadi Drakula ailesinin güvensiz tutumları nedeniyle onlara karşı bir nefret duyması II. Vlad Dracul’un sonunu hazırlamıştır. Hunyadi, Eflak tahtına başka birini geçirmek için Prens İkinci ve Üçüncü Vlad’ı Türklerle işbirliği yapmak ve sahte müttefiklikle suçlayarak ordusuyla 1447’de Eflak’a girmiştir. Ülkenin önde gelen asillerinden çoğu Hunyadlar’ın gözüne girip Eflak tahtına geçebilmek için onun safına geçmiştir. Drakula’nın ağabeyini yakalayıp işkence ettiler ve diri diri toprağa gömdükten, babasını da Bükreş yakınlarında yakalayıp öldürmüşlerdir.

GÖZ ATIN  Polonya'da Gerçek Vampir Mezarları Bulundu

Meşhur Dracula efsanesinin belki de asıl başlangıç noktası budur…

Dracula’nın İlk Tahta Çıkışı

Ejder Tarikatı

Ejder Tarikatı

Drakula’nın babasının ölüm haberinin Edirne Sarayı’na ulaşması ile alakalı Romanya’da 20. Yüzyıla kadar anlatılan yerel bir efsane vardır. Vlad Dracul, ölmeden önce Cazan adlı danışmanına 1431’de Nürnberg’de aldığı Toledo kılıcını ve ejderhan motifi bulunan gerdanlığını teslim ederek oğluna, Edirne’ye götürmesini emreder. Oltenia’dan yola çıkan Cazan, Dobruca üzerinden Tuna’yı aşıp Edirne’ye ulaşarak hem emanetlerini hem de ailesinin korkunç sonunu anlatır. Bunun üzerine Vlad Dracula cinayetlerin öcünü almak ve rakibi II. Vladislav’ı öldürmek üzere ant içer.

Tesadüfen 1448 yılında Hunjadi Janos’un Tuna Nehri’ni aşarak Sırbistan’da Dracula’nın bir dönemler tanıştığı Arnavut İsyanı’nın önderi İskender Bey ile buluşmak üzere harekete geçmesi o dönemde Türklerce desteklenen ve askeri-idari eğitimine itimat edilen Vlad Dracula’nın karşısına bir fırsat olarak çıkar. Bu dönemde vuku bulan meşhur II. Kosova Meydan Muharebesi sonucu Vlad Dracula, Eflak tahtı için harekete geçer. Osmanlı sipahilerinin ve Tuna Beyi Hasan Paşa’nın desteğiyle Macarların tepkisine rağmen Eflak’ı ele geçirir. Lakin bu hükümdarlığı iki ay kadar sürecektir, II. Vladislav Boğdan Prensi II. Petru’nun (Drakula ile akrabalığı da vardır) yardımıyla Vlad Drakula’yı yenilgiye uğratır, üstüne yerini sağlamlaştırmak için Osmanlılarla yakınlaşır.

Ancak o tarihlerde Tuna Nehri havalisindeki bu amansız politik rekabet sona ermeyecektir. Edirne’ye kaçmış olan Drakula buradan ayrılarak Boğdan Sarayı’na sığınır. Ekim 1451’de Prens II. Bogdan’ın tahttan indirilmesiyle oradan da kaçarak Karpat Dağları üzerinden Braşov kentine gelir. Burada II. Vladislav karşıtı boyarları yanına çekip bir darbe planlar. Hünyadi Janos’un baskısına rağmen bu civarda saklanmaya devam eder. Bu esnada bir suikasttan da kurtulan (istihbarat faktörünü iyi değerlendirdiği aşikardır) Dracula, II. Vladislav ile Hünyadi Janos’un aralarının açılmasını fırsat bilerek Janos ile yakınlaşır. Dracula iktidar için bir süre intikamını ertelerken, Janos Hunyadi de sultanlığı muhtemel olan Şehzade Mehmed’i ve Osmanlı ordusunu tanıması hasebi ile ezeli düşmanı ile anlaşma yolunu seçmiştir. Hunyadi’nin ordusunda bir subaydır artık ve nüfusu Saksonlardan oluşan Sibiu şehrine yerleşmiştir. Erdel sınırını Türklere karşı korumak için burada bulunmuş ve bir müddet ikamet etmiştir. Nitekim 1453’te Konstantinopolis’in düşüş haberini de bu şehirdeyken öğrenecektir…

GÖZ ATIN  Yerel Söylencelerin Peşinde: Osmanlı Vampirleri

Fatih Sultan Mehmed’in 1456’da Belgrad Muhasarası’nı başlatması Vlad Dracula’nın tarihinde yeni bir sayfa açmasını sağlamıştır. Vlad Dracula, Hunyadi tarafından Erdel sınırını Türklere karşı savunmak üzere Sibiu’da bırakılır ve hatta Türk ordusunu Tuna civarında oyalamak için istediği zaman Eflak tahtındaki rakibi II. Vladislav’a saldırabilmesine müsaade edilir. Belgrad Muhasarası’nın doğu kanadının muhafazasından sorumludur. Kendi ordusunu toplayarak Karpatları aşarak Tirgovişte şehrine saldırarak şehri ele geçirir, babasının katili II. Vladislav’ı da rivayete göre bir mübarezede (düello, teke tek kapışma) yenilgiye uğratıp öldürür. Böylece 1456’da Eflak tahtını yeniden ele geçirir. Aynı dönemde gökyüzünde görülen Halley Kuyruklu Yıldızı’nı zaferinin bir nişanesi olarak Braşov’da bastırdığı ejderha motifli sikkeler üzerinde görebilmek mümkündür. Tahta çıkınca unvanını Macar Kralı V. Lazslo’dan alır: “Büyük Vlad’ın oğlu, Macar Eflak’ın, Amlaş ve Fagaraş dükalıklarının yöneticisi ve hâkimi, Prens Vlad”. Tabi gelenek haline gelmiş Eflak voyvodalarının “denge siyaseti”ni tatbik etmekten de kaçınmayarak yıllık 2 bin duka altını vergi ve Erdel akınlarında Eflak’tan geçiş müsaadesi karşılığında Tirgovişte’ye gelen Osmanlı elçileriyle anlaşmıştır.

Vlad Dracula Sikke 2

Vlad Dracula Sikke

Tahtı ele geçirdikten sonra ekseriya gözden uzak manastırlarda kalmayı tercih etse de sonradan hâkimiyetini taçlandırmak adına Tuna boyundaki kalelerden biri olan “Dimbovita Irmağı Kalesi”ni şehre dönüştürüp, güçlü surlarla çevirip yerleşir. Bu yer günümüzde Romanya’nın başkenti olan Bükreş’tir. Burası 1476’daki son hükümdarlığında idare merkezi olmuştur. Ancak bundan önce gönderdiği emirlere ve yazışmalara bakıldığında bunların çoğunun dedesi Mircea döneminde de Eflak’ın o dönemki başkenti

Drakula'nın yaptırdığı Chindia Kulesi. Gözcülük haricinde kazıklanmış insan ormanını seyrettiği yer. 15. yüzyıl.

Drakula’nın yaptırdığı Chindia Kulesi. Gözcülük haricinde kazıklanmış insan ormanını seyrettiği yer. 15. yüzyıl.

olan Tirgovişte’de yazıldığı görülmektedir. Bugün Tirgovişte’de Dracula’nın dedesi Mircea’nın yaptırdığı Prenslik Sarayı’nın kalıntıları (temelleri, mahzenleri) ve Dracula’nın yaptırdığı meşhur Chindia Kulesi (kazıklara vurulan insanları seyrettiği yerlerden birisidir) mevcuttur. Hatta o civardaki Kutsal Ruh Kilisesi ile sarayı birbirine bağlayan yer altı geçidi de ayaktadır. Dracula’nın Türk elçilerinin kavuklarının ve bir rivayete göre Kırım Kefe’den gelen Ceneviz elçilerinin takkelerinin kafalarına çivilendiği, yine bir rivayete göre dilencilerle sakatların yakılmadan önce davet edildikleri meşhur taht odasının kalıntıları da bugün görülebilir. Bükreş’te ise Dracula’dan geriye kent merkezindeki saray kalıntıları (Curtea Domneasca) kalmıştır.

Dracula’nın sur ve duvar tutkusu Bükreş surlarını, Snagov surlarını ve sair dağlık bölgelerde küçük kaleler inşa etmesinden anlaşılabilmektedir. Lakin bunların içlerinde bir tanesi vardır ki yapılışı ve yaşadıklarıyla korku hikâyelerine taş çıkarmaktadır: Argeş’teki meşhur Poenari Kalesi…

Dracula’nın hikâyesinin kanlı, korkulu kısımları da bundan sonra başlamaktadır…

  • 57
    Shares
Sayfalar: 1 2 3 4 5
Etiketler:  


Tarihçi ve yazarım. Tarihi korku hikâyeleri yazıyorum. Çeşitli internet sitesi ve fanzinlerde, çeşitli inceleme yazıları ve hikâyelerim yayınlandı. “Anadolu Korku Öyküleri-2”, “Gio Ödülleri 2013 Seçilmiş Öyküler”, “Güçoburlar” ve “Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikâyeleri-1” çalışmalarında yer aldım. “Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnanışları“ adlı bir akademik makalem de mevcut.

Dünden Bugüne: Dracula Efsanesi

Her ne kadar Drakula bize hayal ürünü gibi gelse de, kökleri açısından tarihi bir şahsiyete dayanmakta. Vlad Drakula olarak bilinen bu şahsın pek çok isimlendirmesi varsa da kendi dönemindeki isimlendirmeye en yakın olanın bu olduğunu bilmekteyiz.

  • 57
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Dosya, İnceleme
Oz Diyarına Kesin Dönüş: Tin Man

Tin Man, sonlandığında içimizde yeniden Oz’a dönme isteği uyandıran, her türlü geliştirmeye müsait hamuruyla oluşturulmuş...

Kapat