Incal: Dipsiz Bir İlham Kuyusu

Dune filminin küllerinden doğan ve Beşinci Element, Blade Runner ve Alien gibi pek çok ünlü esere ilham kaynağı olan Incal’i inceledik.

Bir çizgi roman düşünün, her sayfasında başlı başına bir bilimkurgu romanına veya filmine konu olabilecek konseptler bulunsun. Okuduğunuz her karesinde ya çok sevdiğiniz bir eserin ilham kaynağı olabilecek bir şeyle karşılaşın ya da beyninizdeki nöronların çarpışıp sizi yeni hikâye fikirlerine sürüklediğini hissedin. Üstelik bu çizgi roman 1980’lerde yazılmış olsun ama hâlâ orijinalliğini korusun. Incal tam olarak böyle bir eser işte…

Deneysel filmleriyle tanınan, sürrealist yönetmen Alejandro Jodorowsky ile Blueberry çizgi romanının ünlü çizeri Jean “Moebius” Giraud’nun ortak çalışması olan Incal, en basit tabirle bir uzay operası olarak tanımlanabilir. Ama onu böylesine kısıtlı bir kalıba sokmak hem kendisine haksızlık olur hem de çok yetersiz kalır. Çünkü Incal her ne kadar ilk bakışta gezegenlerarası bir macerayı konu alan bir çizgi roman gibi görünse de aslında mistisizmden sembolizme, Budizm’den dualiteye, toplum eleştirisinden cinselliğe, hatta mizaha dek pek çok unsuru barındırıyor içerisinde. Hâl böyle olunca da daha önce okuduğunuz hiçbir şeye benzemiyor kendisi, aradan geçen onca zamana rağmen…

Dune’un Küllerinden Doğan Çizgi Roman

Incal’in ortaya çıkış hikâyesi de en az kendisi kadar ilginç. Jodorowsky 1970’li yıllarda Dune’u sinemaya uyarlamak için Frank Herbert’la birlikte çalışmaya başlamış. Kendisi tam bir Dune hayranıdır ve seriyi Proust gibi edebi yazarların eserleriyle kıyaslar. Bu yüzden filmin senaryosunu yazmaya ve oyuncu seçimlerine başladığında çıtayı çok ama çok yüksek tutmuş. Örneğin Padişah İmparator IV. Shaddam rolü için Salvador Dali’nin ta kendisiyle anlaşmış! Ekranda görüneceği her dakika için ünlü ressama 100.000 dolar teklif etmesi gerekmiş elbette… ama en nihayetinde onu ikna etmeyi başarmış. Baron Vladimir Harkonnen rolü içinse Dünyalar Savaşı’nı radyoda canlı okuyarak küçük çaplı bir paniğe neden olan ünlü radyocu Orson Welles’le anlaşmış. Bununla da kalsa iyi; Feyd Rautha rolünü The Rolling Stones grubunun solisti Mick Jagger’a, Duncan Idaho içinse ismine bilhassa aşina olduğumuz Alain Delon’a vermiş. Filmin müziklerini de Pink Floyd ve Magma yapacakmış. Son olarak görsel efektler için dönemin en sıra dışı çizerleri olan Jean “Moebius” Giraud ve H.R. Giger’ı ekibe dâhil etmiş. Efsane bir kadro kurmuş sizin anlayacağınız.

Moebius’un Dune için yaptığı konsept çizimlerden biri.

Ama ortada bir sorun varmış; Jodorowsky’nin yazdığı senaryo 14 saatlik bir filme denk geliyormuş. Frank Herbert onu “Bir telefon rehberi kalınlığındaydı,” diye tanımlıyor hatta. Hâl böyle olunca stüdyoların hiçbiri bu filmi çekmeye yanaşmamış ve proje iptal olmuş. Daha sonra da David Lynch’in Dune’u çekilmiş zaten. Moebius ve H.R. Giger’ın bu film için yaptığı konsept çizimlerden bazıları daha sonra Alien filminde kullanılmış. Hatta USS Nostromo’nun ve mürettebatının kıyafetleri Moebius’un çizimlerinden birebir alınmış. Telefon rehberi kalınlığındaki senaryo ve taslak çizimlerden geriye kalan bazı konseptler Beşinci Element, Terminatör ve Star Wars gibi filmlerde kullanılmış. Dahası Blade Runner, Akira ve Flash Gordon’a da ilham kaynağı olmuş.

GÖZ ATIN  Moebius'tan Çizerler İçin Zamana Meydan Okuyan 18 Öğüt

Hayallerindeki filmi hiçbir zaman çekemeyeceğini anlayan Jodorowsky ise Moebius’la anlaşıp tüm fikirlerini yepyeni bir çizgi romana aktarmış: Incal…

Aptal John

Incal uzak mı uzak bir gelecekte, distopik bir şehirde geçen bir dedektiflik öyküsüymüş gibi başlıyor. Ama sayfalar ilerledikçe işin hiç de öyle olmadığını fark ediyorsunuz yavaş yavaş. Çizgi romanın daha ilk karesinde bir grup adam tarafından feci şekilde dövülmekte olan John DiFool ile tanışıyoruz önce. Kendisine “kahramanımız” demek isterdim ama John bu sıfatın tam zıttı. Hatta bir anti-kahraman bile değil. R Sınıfı, önemsiz bir dedektif olan John kendisinden ve uçkurundan başka bir şey düşünmeyen, dini imanı para olan, korkak, küstah ve beceriksiz bir adam. Zaten sesli olarak okunduğunda The Fool (Aptal) manasına gelen DiFool soyadı da buna işaret ediyor. Jodorowsky’nin tarot destesindeki “Aptal” kartından esinlenilerek yarattığı John, tüm eser boyunca insanoğlunun ahmaklığını, bencilliğini ve hırslarını gözümüze gözümüze sokma görevini üstleniyor.

John bir sayfa boyunca bir güzel dayak yedikten sonra saldırganları tarafından İntihar Geçidi denen bir yerden aşağı atılıyor. Ama kısmen şansı kısmen de kaypaklığı sayesinde uçurumdan hallice bu geçidin dibindeki asit gölüne çakılmaktan son anda kurtuluyor. Ardından hızla gelişen olaylar sonrasında kendini android polis birliği Robaynasızlar tarafından yakalanıp sorguya çekilirken buluyor. Ve başlıyor o noktaya gelince kadar başından geçenleri anlatmaya… Biz de böylece konuk olduğumuz bu depresif dünya hakkında daha fazla şey öğrenme fırsatı yakalıyoruz: yerüstü konisinde yaşayan, haleli aristokratlar; yeraltına mahkûm edilmiş mutantlar; papağana benzeyen, gerçekliklerinden şüphe duyulan uzaylı Bergler; kurt kafasına ve insan bedenine sahip kızıl halka ahalisi; beton binalara sıkışıp kalan ve bütün gün izledikleri “3D televizyonlar” tarafından beyinleri yıkanan orta sınıf insanlar… diye gidiyor. Bunlar sadece ilk birkaç sayfa boyunca karşılaştığımız ırklar ve kavramlar.

John’un Robaynasızlara anlatmadığı şeyse talihsizliklerle dolu bu macerası sırasında eline Incal adında, ışıklar saçan, küçük ve gizemli bir piramidin geçtiği… İlk başta Incal’in önemini anlamaz ve kimse bulamasın diye onu beton martısı Deepo’nun içine saklar. Ve böylece Incal’in ilk mucizesine tanık oluruz çünkü Deepo hem bembeyaz kesilip ışık saçmaya başlar hem de konuşma yetisi kazanır. Üstelik oldukça bilgece laflar etmektedir. Çok geçmeden hem Bergler hem de mutantlar Incal’in peşine düşer ve şehirde bir iç savaş başlar. John ilk başta inat edip Incal’in tavsiyelerine kulak tıkasa da er ya da geç o da bu gizemli nesnenin bilgeliğine teslim olur. Böylece Metabaron, Animah, Tatanah, İtkafa Kill ve Solune gibi her biri birbirinden ilginç yoldaşlar eşliğinde gezegenlerarası bir macerada bulur kendini, son derece gönülsüzce de olsa…

GÖZ ATIN  Yayınevlerine Sorduk: "Ne Olacak Bu Ekonominin Hâli?"

Görüntü Var, Ses Yok

Incal toplamda 6 sayılık, oldukça hacimli bir ciltten oluşuyor. Ve şimdiye dek anlattıklarım ilk sayının yarısını bile kapsamıyor. Çizgi roman yeni fikirlerle, enteresan kavramlarla ve değişik konseptlerle öyle bir dolu ki neredeyse her sayfasında yepyeni bir olguyla tanışıyorsunuz okurken.

Bu bir yandan ufuk açıcı bir deneyim olsa da aynı zamanda Incal’in en büyük problemini de oluşturuyor. Çünkü ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kitaba kendinizi ne kadar verirseniz verin yaşananlara ve olaylara asla tam olarak hâkim olamıyorsunuz. Bazen öyle anlar oluyor ki aynı sayfada bambaşka bir galaksiye ve konuya geçmiş vaziyette buluyorsunuz kendinizi. Ek olarak Alejandro Jodorowsky durmadan, aralıksız bir biçimde yeni karakterler fırlatıyor üstünüze: Metabaronlar, İmparoriçe, Kara Incal, Gölge Yumurtaları, Amok, Teknopapa, Pis Gorgo ve Megaaziz bunlardan sadece ve sadece birkaçı…

Aynı şekilde enteresan olduğu su götürmemekle birlikte kurguya hizmet etmeyen bir sürü olay da yaşanıyor çizgi roman boyunca. Mesela Incal’in “Kaç tane John DiFool var?” diye sorduğu kısım gibi… İlginç mi? Çok! Peki kurgunun geneline bir katkısı var mı? Yok… Eserle ilgili şahsi bir sıkıntım da karakterlerin, özellikle de John’un hiç gelişme göstermemesi oldu. Onca mucizeye şahit olduktan ve evrenin kaderini belirleyen bir çok işe imza attıktan sonra bile durmadan şikayet etmeye, aptalca öfke patlamaları yaşamaya ve eşeklik etmeye devam ediyor. Çizgi romanın sonlarına yaklaştığımızda bile tek düşüncesi bir an evvel bir puro yakıp bir homeofahişeyle gününü gün etme arzusu oluyor. Eşeklik baki kalır deyişinin sözlük anlamı desem yeridir kendisi için.

İşin kötü yanı Jodorowsky iyi başladığı hikâyeyi ileriki sayılarda bilimkurgudan uzaklaştırıp iyice Budizm ve mistisizme yaklaştırıyor. Hatta bir bölümde galaksinin kurtuluşu için herkesin, tüm evrenin meditasyon yapması bile gerekiyor. Sürrealizmin dozu arttıkça sizin de kavrayış dereceniz azalıyor. Bir yerden sonra kafanızın iyice allak bullak olduğunu söylememe gerek yok sanırım? Kısacası işin senaryo kısmı oldukça karmaşık ve olayları anlamak için ciddi bir emek sarf etmeniz gerekiyor. Ek olarak konu bütünlüğü ve karakter gelişimi gibi şeyler sizin olmazsa olmazlarınızsa Incal bu açıdan sizi bir parça hayal kırıklığına uğratabilir. Ama hikâyenin bir sonu var ki… Of! İşte o anda iyi ki okumuşum diyor insan.

GÖZ ATIN  İhtiyar Logan: Savaş Alanları Çıktı!

Öte yandan Moebius’un çizimleri gerçekten muazzam. Henüz ikinci sayfada yeteneklerini sergilemeye başlayan ödüllü çizer, sayfalar ilerledikçe karakterlerine ve evrene daha çok ısınıyor ve son sayfalarda kelimenin tam anlamıyla zirve yapıyor. Sergio Aragones’in Groo’sunu andıran karikatürize karakterler ile Enki Bilal’in Nikopol’ünü çağrıştıran fütüristik çevre, mimari ve teknoloji çizimleri çizgi roman boyunca bize kelimenin tam anlamıyla görsel bir şölen sunuyor eser boyunca. Ama o bile bazı yerlerde takip edilmesi zor panellere imza atmış. Öyle ki yeri geliyor önce kim konuşmuş, hangi kare önce yaşanmış anlamıyorsunuz. Neyse ki bunların sayısı oldukça az.

Çeviri ve Editörlük

Incal dilimize ilk kez 2000 yılında, İthaki Yayınları tarafından “Kara Incal” adıyla kazandırılmıştı. Ancak daha sonra o sayının devamı ne yazık ki gelmemişti. Gerekli Şeyler ise Kara Incal’i de kapsayan 6 fasiküllük tek bir ciltle sunuyor çizgi roman tarihinin bu kült eserini bizlere. Çevirisini Eren Paykal’ın, editörlüğünüyse Gökçe Tuncer Erbabacan’ın üstlendiği çizgi romanın dili… nasıl desem? Biraz fazla aslına sadık. Ya da biz çevirmenlerin tabiriyle motomot. Bazı yerlerde baloncukta ne gördülerse onu yazmışlar ve ufak bir kelime değişikliği, minik bir bağlaç eklentisiyle çok daha bizden, çok daha Türkçe, çok daha akıcı olabilecek cümleler biraz çiğ kalmış. Örnek vermem gerekirse, yabancı bir uzay gemisiyle karşılaşan bir droid şu sözü sarf ediyor:

“Burası kontrol robotu. Derhal kimlik tespiti.”

Sizin de fark edebileceğiniz gibi, “Derhâl kimlik tespiti,” cümlesi çok ham duruyor burada. “Derhâl kimliğinizi bildirin,” denebilir pekâlâ. Metnin Fransızca aslını kontrol etme fırsatı bulamadım ama bu satırın İngilizce çevirisi şöyle:

“Ben robotik bir kontrol ünitesiyim. Lütfen kimliğinizi bildirin.”

Çizgi roman boyunca bu tür ufak tefek şeyler sık sık gözüme çarptı. Kesinlikle anlamanıza engel olacak, hatalı çeviriler değiller. Ancak ufak bir dokunuşla daha güzel, daha akıcı hâle getirilebilirlermiş.

Uzun lafın kısası bazı kusurları olsa da kesinlikle eşsiz bir çizgi roman var karşımızda. Mark Millar’dan tutun da Brian Michael Bendis’e dek günümüz çizgi roman piyasasının en başarılı isimleri tarafından 38 yıl sonra bile hâlâ bir başyapıt olarak gösterilmesi kesinlikle boşuna değil. Alien, Blade Runner, Gerçeğe Çağrı, Matrix, Flash Gordon ve Beşinci Element gibi önemli filmlere, anime efsanesi Hayao Miyazaki ile Akira’ya ilham kaynağı olması da öyle elbette… İster bu türün hayranı olun ister olmayın, İncal’in son sayfasını çevirdikten sonra ister istemez hepiniz aynı şeyi söyleyeceksiniz: “Daha önce hiç böyle bir şey okumamıştım.”

  • 61
    Shares

Editör
Yirmi yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest yazar olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Incal: Dipsiz Bir İlham Kuyusu için 2 yorum

  1. Jean “Moebius” Giraud çizimlerine bayılırım. Alejandro Jodorowsky’yeyse, çılgın-sanatçılığı sebebiyle uzaktan saygı sunabilmekle yetindim. Sinema dergisinin kült filmler köşesinde, Jodorowsky’nin ilk bombası Fando y Lis tanıtılmıştı. Jodorowsky ismiyle ilk o zaman tanışmıştım. Filmi hakkın okuduklarım, beni hem büyülemiş hem de ürkütmüştü. Yazıda, zombiler, delilik ve diğer tuhaf şeylerle yüklü bir yolculuk filmi olduğuna değiniliyordu. İzleyenleri tam manasıyla “çıldırtan” bir film olmasıysa en ilgincime giden ayrıntıydı. Gala gösterimi sonrası filmden huzursuzlanan tepkili kalabalık Jodorowsky’yi rahat bırakmamış; o da, polis eşliğinde, sinemadan ancak kaçabilmiş. Filmlerinin fragmanları bile, beni kendisinden uzak tutmaya yetmiştir. Hayır, beğenmemezlik, değil benimkisi. İzlemediğim şeyi beğenmemek, düşünülemez. Yani, tarzı sebebiyle bana hitap etmediğini düşündüm hep.

    Yaratıcılığına ve hazır cevaplılığına hayranım. Seneler evvel Türkiye’ye gelip röportaj vermiştir. The Fifth Element filmindeki şehir tasarımları sebebiyle Luc Besson’a dava açtığını öğrenmiş ve akabinde, daha fazla avukatı olduğu için Besson’un kazandığına değinmesi, yüzümde tebessüm oluşturmuştu.

    Jodorowsky’s Dune belgeselinde saygım ve merakım canlandı. Çılgın-dahiliğini yakından incelemek istiyorken, Incal, benim durumumdaki kesim için en ideal tercih; bundan hiç şüphe yok.


  2. mit dedi ki:

    Eh, çılgın dehâsına ucundan köşesinden bir göz atmak için iyi bir tercih olduğu belli ama duyduğuma göre filmleri çok daha uç noktalardaymış. Sizin verdiğiniz örneklerden de belli zaten :slight_smile:


Incal: Dipsiz Bir İlham Kuyusu

Dune filminin küllerinden doğan ve Beşinci Element, Blade Runner ve Alien gibi pek çok ünlü esere ilham kaynağı olan Incal’i inceledik.

  • 61
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Çizgi Roman / Manga, İnceleme
Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana: Büyüleyici Korku Karnavalı

Gezici karnavalın ürpertici rüzgârına karşı karanlık ve sorgulamalarla bezeli harika bir yolculuğa çıktığımız, Ray Bradbury'nin...

Kapat