Kapattık Kardeşim: Sözünü Duymadan Okunması Gereken Öyküler

Özgür Akkaya'nın ilk öykü kitabı "Kapattık Kardeşim" hüzünlü ve absürt metinlerle karşımıza çıkıyor. Meraklısı için kitap hakkında konuştuk.

“Buraya edebiyat yapmaya gelmedim. Anlatacaklarım var,” diyen bir öykücünün anlatacaklarına kulak vermek gerekir. Ne de olsa anlatılan her hikâye dinlenmeye değerdir. Tıpkı Kapattık Kardeşim gibi.

1991 doğumlu genç öykücü Özgür Akkaya, Bodrum Kat, Ayı ve Aksi Dergi’nin kurucu kadrolarında yer alıyor. 2018 yılında Küsurat Yayınları’ndan çıkan ilk öykü kitabı Kapattık Kardeşim ile okuyucunun karşısına çıkıyor. Burada ilk öykü kitaplarına değer verme üzerine kurulmuş yayın politikasına sahip Küsurat Yayınları’nı da tebrik etmek gerekiyor.

22 öyküden oluşan kitabın karakterleri neredeyse birbirinin aynısı karakterler. İsimleri farklı olsa da birbirine benzeyen karakterler okuru öyküler arasında bir bütünlük aramaya düşürüyor. Belki de yazar yazdığı öykülerde kendi hikâyesini farklı karakterler üzerinden okura anlatmaya çalışıyor. Öykülerde ise aile kavramı, kurulan ve yıkılan hayaller, kabul edilmek zorunda kalınan gerçekler ve özlemi bir türlü dinmeyen çocukluk günleri kendine yer buluyor. 90’larda start alıp 2000’li yıllara kadar uzanan öyküler. Anlatılması gereken öyküler.

Baba Öyküler

“En büyük baba Müslüm Baba’ydı. O da öldü. Senin baban mı sağ kalacaktı.”

Kapattik Kardeşim, Özgür Akkaya

Evin yıkılmaz direği babalar, bu öykülerde de taşıyıcı kolon görevi üstleniyor. Babalar var bu öykülerde. İyi babalar, kötü babalar, iyi ile kötü arasında sıkışmış babalar, iyi ile kötüyü ayırt edemeyen babalar. Ve elbette babalarının gözlerinin içine bakan çocuklar. Öykülerin arka planında bir baba – oğul hikâyesi dönüp duruyor. Baba neyse oğlu o oluyor. Ve kaderleri birbirine bağlanıyor. Yaşamlar görünmeyen ve içinden çıkılamayan bir döngüye dönüşüyor. Ne babalardan ne de oğullardan vazgeçilebiliyor. Bir gün çekip gitseler bile geride kalan zaten çoktan gidene benzemiş oluyor. En başarılı baba öyküsü ise “Dünya Yuvarlak Hikmet” isimli öykü. Çünkü dünyanın yuvarlak olduğu ancak bu kadar trajik bir öyküyle yeniden ispatlanabilir.

Kavuşamazsan Aşk

Anlatılan her hikâyenin olmazsa olmazıdır aşk. Fakat öyle mutlu sonla biten aşk hikâyeleri yok bu öykülerde. Zaten mutlu sonla biten her hikâye unutulur bir gün, dimağımızda yer eden hep mutsuz sonlardır. Tam da bu yüzden beğendim kitaptaki aşk öykülerini.Hepsi başarılı öyküler olmasa da okuru bir şekilde yakalamayı başaran öyküler. Abartılı romantizmden uzak, bazen fazla acımasız, bazen fazla yüz kızartıcı ama yine de sahiciliği elden bırakmayan öyküler. Mahalleye geri dönen eski sevdalar, beden mutluluğu için katlanılan ilişkiler, geç kalınmış seni seviyorumlar, zamansız ve yersiz ayrılıklar, Yeşilçamvari bir sevgi karın doyurmaz gösterisi ve aşk öyküleri arasındaki en yıkıcı öykü, aklı şehirde kalmış köy öğretmeni Dila Hanım ile Elektrik Rıfat’ın öyküsü. Kavuşamazsan aşk oluyor deyiminin en somut örneği.

Evlerin üzerine çatılar kuruyorlar Dila Hanım. Yıldızların hiç mi zoruna gitmiyor? Sana şehir ışıkları diliyorum Dila Hanım. Nihayetinde yıldızların en büyük katili. Sana betondan evler, çiçek olmayı beceremeyen büyük insan gürültüsü diliyorum.”

Çaresizlik ve Kabulleniş

“Küçüktüm, ne istersem o olurdu aslında ama bir şey istememeyi öğrenmiştim hemen. İstediğim şeyler olmayınca istemeyi bırakmıştım daha doğrusu.”

Öykülerde ve karakterlerde bir baş eğme söz konusu. Doğumdan ölüme gerçekleşecek iyi kötü her şey daha en başından kabul edilmiş. Hayata, dünyaya, evrene kafa tutulmuyor. Çünkü herkes farkında, kafa tutmak, karşı gelmek pek de sonuçları değiştiren bir davranış olmayacak. Hayaller gerçekleşerek değil gerçekleşmeyerek yok olacak. Karakterlerin hepsi sanki hep başları önde yürüyormuş gibi. İçten içe bir isyan var sadece. Yalnızca kendileri duyabilecek kadar sessiz bir isyan. Zamansız ölüme isyan,ayrılığa isyan, hayal kırıklığına isyan… Bu isyanın en başarılı sergilendiği öykü ise “Ben, Ruhum Ve Fotosentez Yapan Her Şey” öyküsü.

Harbi Çocukluk

Yazarın 90’lı yıllarda doğmuş olması öykülerde, bugünlerde geçmişin en çok hasret duyulan günlerine ve çocukların çocukluklarını layığıyla yaşadıkları günlere götürüyor okuru. Renkli televizyonların hayata yeni yeni tesir etmeye başladığı, mahalle kavramının hâlâ yerli yerinde durduğu, hayat boyu zihnimizde yer edecek çizgi filmlerin gösterildiği, zamanın takip edilemeyecek kadar hızlı akmadığı ve oyun yerinin sadece sokak olduğu günler. Kabaca tabirle 2010’dan önceki hayatta geçen öyküler okuyoruz. Zaten 2010’dan sonrası kimse için hatırlanacak kadar yavaş geçmedi. Klişe bir tabirle geçmişe özlem duymak değil de geçmişin iyisiyle kötüsüyle harbiden güzel günler olduğuna küçük bir hatırlatma Akkaya’nın yaptığı.

Aduket ve Nakavt

Özgür Akkaya’nın öykülerini okumaya başladıktan sonra yazarın öykülerinin sonlarına vermiş olduğu önem dikkatlerden kaçmıyor. Öyküler dili itibariyle sakin bir düzlemde ilerliyor fakat bu sakinlik öykü sonlarındaki ters köşelerin heyecanını kaçırmayacak düzeyde. İlk birkaç öyküden sonra yazarın öykü sonları için bir şeyler planladığını anlamaya başlıyorsunuz. Bu durum sonraki öyküler tahmin edilebilir sonlar yaratmaya başlasa da yazar, öykülerinin sonunda okuyucusuna aduket çekmeyi ve nakavt etmeyi epey seviyor.

Özgür Akkaya, Kapattık Kardeşim

Enler

22 öykülük bu kitapta en beğendiğim öykü “Üzgünüm Eskisi Gibi Değil Lunapark” isimli metin oldu. Bunun en büyük etmeni ise öykü isminin yaşadığım çağın en başarılı bulduğum müzik gruplarından Büyük Ev Ablukada’nın “En Güzel Yerinde Evin” isimli şarkısında geçiyor olması ve öykünün temelinin bu şarkıya göre şekillenmiş olması. Ayrıca kitapta anlatılan öykülerdeki bütün hüznün, hiçbir şeyi geri getirmemenin içinde saklı olması fikri bu öykünün ismiyle birlikte vücut bulmuş oluyor. Kitapta en beğenmediğim öykü ise “Yarım Yamalak” isimli öykü oldu. Son dönemde yazılmış olan öykülerin çoğunda görünen, yaşadığı şeylerin ardından deliren, akli dengesini kaybeden ve şizofrene bağlayan karakterler artık fazla klişeleşmiş karakterler oldular ve bu şekilde oluşturulan karakterler gitgide sahiciliklerini yitiriyorlar. Bu öykünün hikâyesini ve sonunu beğenmiş olsam da başkarakter öyküye konsantre olmaya pek izin vermiyor.

İşte Gidiyorum…

Bir ilk kitaba göre gayet iyi öykülere ve iyi öykü isimlerine sahip olan Kapattık Kardeşim, genellikle hüznü ele alsa da okurun yüzünde küçük tebessümler de oluşturabilecek bir kitap. Hayatı, gerçekleri, hayalleri, değiştiremeyeceğimiz ve geri döndüremeyeceğimiz şeyleri kendi üslubuyla anlatıyor yazar. Anlatacaklarım var diyor ve sahiden de oturup bir şeyler anlatıyor. Bize de anlatanı dinlemek düşüyor. Dinleyicisine güzel de bir tavsiye veriyor Özgür Akkaya: “Mutlu olduğunuz kaldırımdan yürüyün.”


* Doppler: Yirmi Birinci Yüz Yıldan Kaçış Bileti

Son Savaş




1998 yılında Mardin’de doğdum. Mardin’de yaşıyor ve Artuklu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde eğitim alıyorum. Okumaya Jules Verne eserleriyle başladım. Yaklaşık beş yıl önce Sait Faik ile tanıştım. O günden beri öykü yazmaya çalışıyorum. İnsanlığı bütün sorunlarından sadece kitap okumanın kurtarabileceğine ve Spider-Man’a inanıyorum.

Kapattık Kardeşim: Sözünü Duymadan Okunması Gereken Öyküler

Özgür Akkaya’nın ilk öykü kitabı “Kapattık Kardeşim” hüzünlü ve absürt metinlerle karşımıza çıkıyor. Meraklısı için kitap hakkında konuştuk.

Başa dönün